NOT DEFTERİ

 

Maruz Kaldığımız Dünya

Alim Kınık

 

Maruz kaldığımız dünyanın farkında mıyız? Varolmanın gerilimine bir de nesnelerin, simgelerin, kavramların, olguların çekim/cazibe ve itim/dafia kuvvesi eklenince insanlığın kaderindeki yörünge yeni refleksler (iradeler) gösteriyor.

İnsanın behemahal, zıtların/ezdadın geriliminde, eşlerin/ezvacın baskısında değişen hikayesi üzerinde yine / yeniden düşünmesi gerekiyor.

***

İnsanız. Soyut-somut, maddi-manevi, pozitif-negatif unsurlar; bu unsurların gelişen versiyonları ve bu unsurlara pozlandığımız doz, etiketlendiğimiz imaj nedir?

Nelere maruz kaldığımızı / bırakıldığımızı kategorik bir tasnife tabi tutarsak evvel emirde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

Zaman öğeleri olarak: Gelenek, modern, bedevilik, medenilik, an, trafik, sınav, manşet, seçim, savaş, mesai, tatil, tarih, resmi tarih, çevrimiçi, kutsal zamanlar…

Mekan öğeleri olarak: Konut, sokak, meydan, kent, fabrika, mevki, makam, toplu taşıma, market, AVM, okul, pazar, tribün, kampüs, site, resmi sınır, web/www, kutsal mekanlar…

Aşırı üretim öğeleri olarak: Isı, emoji, ışık, teknoloji, kimyasal, para, toksin, internet, futbol, simulark, yorum/zihniyet, iltimas, mezhep, trojen, kültürel şizofreni, haber, televizyon, bürokrasi, sosyal medya, instagram, torpil, reklam, subliminal mesajlar, multizeka, marka, psikoloji/depresyon, beton/laşma, sosyoloji/göç, bitcoin, semantik, klişe, gıybet, genetik, entropi, kozmetik, iktidar…

Aşırı tüketim öğeleri olarak: GDO, ilaç, radyasyon, statü, diziler, muhafazakarlık, oburluk/ obezite, diyet, vergi, fosil yakıtlar, imitasyon, selfie, hased, detoks, işsizlik, plastik, israf, rüşvet, taciz, like‘lamak, katkı maddeleri, şeker, koruyucu maddeler, troll, gluten, sigara, blog, alkol, margarin, malumat, atık, erozyon, sera gazı, (politik) kıtlık, etnisite, pop, Hollywood, slogan…

#Kitle, seçkinlik/elitizm, asgari ücret, panoptikon, mistisizm, kürtaj, caps, zorunlu eğitim, şiddet, ledun, gürültü, hastalık, bencillik, terör, wiki, teşhir, cinsiyetçilik, sosyal ağ, ötenazi, bulantı, toplum mühendisliği, cinsellik, bağımlılık, taklit, piyango, haksız kazanç, Big Brother, melankoli, yaşlılık/alzheimer, multimedya, hız, kriz, stres, yabancı el, uyuşturucu, huzursuz bacak, keramet, eşitsizlik, mehdi, anksiyete/öfke, propaganda, zorbalık, arabesk, mahremiyet kaybı, soykırım, mesih, argo, itibar zedelenmesi, değer yoksunluğu, protokol, ağır metaller, tecessüs, tekel, yozlaşma, karamsarlık, anestezi, asimilasyon, DNA/kök hücre, işkence, hikikomori/elini-ayağını çekmek, demogoji, kölelik, kötümserlik, tüketim tapınakları, omurgasızlık, bireycilik, işkoliklik, mankurt, entegrasyon, kuraklık, cahil liderler, takiyye, yabancılaşma…

Trend topic olarak Homo faber, Kapitalizm, Hedonizm, Gnostisizm, Oportünizm, Biopolitik, Deizm, Yapay Zeka 2.0, Web 3.0, Endüstri 4.0, Toplum 5.0, Alfa kuşağı, Küresel Kimlik…

Liste uzayıp gider. Nehri yutan bir çöl veya yüzleşmekten kaçındığımız cinnet.

Nihayetinde maddi bir iktidar ve ruhani çok otorite ile karşı karşıyayız.… Niceliğin / kalabalıkların egemenliğine, niteliğin / kalitenin düşüşüne şahidiz. Bir kukla, bir oyun, bir gösteri, bir kurgu, bir istatistik, bir hınç var süre giden hayatlarda… Kötülüğün bulaşıcı ve yayılmacı olduğu, kokuşmuş ve gürültülü akışkan bir hayat. Ses sözü bastırıyor; söz teknolojik bir forma mahkum… Teknik doğaya tabi iken, teknoloji doğaya tahakküm etmek için kıvranıyor. Bu insana da sirayet ediyor. İlkel, pagan, bedevi bir düşüş/hubut. Sığ söylem, güdük fikirler, ezber tarih, vulgarize sanat, kalbi buz bir çağ.

Kadim gerçekliği katletmenin sarhoşluğuyla nefis çağın putlarını / ikonlarını tavaf ediyor. En iyi kamuflaj olan ‘gösteri’ye bürünmüş, hiçbir kaynağa ihtiyaç duymayan popülerlik.

***

Oysa insan, maddi veya manevi hiçbir aracı amaç haline getirmemeli/ydi; hiçbir beşere, beşerî düşünceye, kul olmamalı/ydı. Tüketmek için değil, anlam için var olma çabasını sürdürmeli/ydi.

Peki insana bu imkan, bu tercih, bu seçenek veriliyor mu? Hayır. Kurgu ve kuram şu; insan başını sürü olmaktan kaldıramamalı, hep köle olarak, cariye olarak, hizmetçi olarak, işçi olarak, mürid olarak, itaat eden olarak, tüketen olarak, makbul vatandaş olarak kalmalı. Asla Prometheus, Habil, İbrahim, Musa, Spartaküs, Ebu Zer olmaya yeltenmemeli. Titan, Kabil, Nemrut, Firavun, Pavlus, Haccac itibar olarak dayatılıyor; Haman/güç, Belam/bilgi, Karun/sermaye, Samiri/holigan, Sihirbaz/taraftar, Ebu Leheb/atalar da bunu istiyor! Bazısını hatırlattığımız bu isimler tarihsel değil, tarihüstü prototipler.

Modern çağ “görme” kültürünü de aşarak “gösterme” hegemonyasına soyundu. Heɾ şey göɾüntüden/ imajdan ibaɾet. Cansız ve anlamsız. Her ‘tıkıştırıldığı’ ortamda gözetlenen insan ürettiği bu kültürün kölesi / nesnesi. Meydan hapishanelerinde yabancılar göçmenleri ehlileştiriyor. Herkes maskeli, karakterler aşınmış, kimlikler plastik.

Farklı renkler, sesler, düşünceler törpüleniyor. İnsan içini dinlemiyor, dışını duymuyor. Duyarsız. Herkes bilmenin peşinde, kimse anlam üzerinde durmuyor. Otorite üreten ‘epistemik cemaat’ler çoğalıyor, umera ahkam kesiyor, ulema köreltiliyor. Konfor hayrın önüne, kariyer hikmetin berisine geçmiş. Haz kışkırtılmış, niyet aşırı fenomenlerin iğfaline uğramış.

Yüzeysel ilişkiler, amele dönüşmeyen ilim, bilinçten yoksun eylemler… İhtiyaç olmayan istekler, tüketim listesine giremeyen ihtiyaçlar… Steril yardım eylemleri, rencide edici iyilik dokunuşları, iğdiş edilmek istenen entelektüel, determine edilmiş inanç.

Kendi içine dönemeyen, içini kurutan, içindeki çocuğu öldüren insan, öteki ile diyalog yerine monologlarını dayatan bir narsizme bürünmüş… Kişilikler parçalanmış. Öteki düşman. ‘Suç şeytanın, günah iblis’in!’ Mürted, tekfir, kafir terapisi. Hermetik ve teosufik meditasyon.

***

Bu hengamede değerini yitiren sadece iktisat araçları değil, emek, doğal, vicdan, organik, ahlak, düşünce, adalet, tevhid, barış, yerel, hikmet, selam, kıst, mümeyyiz, sevgi, namus, dostluk, paylaşmak, infak, anlam, merhamet, fakr, vefa, kardeşlik, ünsiyet, tevazu, tebessüm, şükür, aile, bilgi / ilim, işbirliği, istişare, yaratıcılık, özeleştiri, hoşgörü, itibar, empati, sanat, muhabbet de zedeleniyor. İnsan mizanı yitirince, zihni kirleniyor, ruhu daralıyor.

Bütün bu barikatlar nasıl aşılabilir? Nasıl bir mücadele verilebilir?

Bu hengame içinde ben’i bulmak, biz’i yakalamak, öteki’ni saptamak, ifade etmek, olmak, anlam ve adalet üretmek, büyük bir emek gerektirir. Kendimize, aklımıza, niyetimize mukayyet olmak gerek. Bu ölü toprağı yerini bir diriliş rüzgarına bırakmalı, düşünce tarlasına, öze dönüş yürüyüşüne…

Bunların farkında olmak için açık bir bilinç, işleyen bir vicdan, seçebilen bir akıl, karar verebilen bir irade ile kuşanmış olmak gerek. Cepheyi / söylemi barikatların önüne kurmak gerek. Bu saiklerle kitabın, tabiatın, tarihin, toplumun ayetlerini birleştirmeye / okumaya / tefekkür etmeye yönelmeli insan. Varlığın dikotomik vechesini kaçırmadan, düşüncenin paragonesini yaparak…

Çağımızda karşı karşıya kaldığımız olguları / kavramları / soruları-sorunları bilmek, tartışmak, kritik etmek gerek. Dinlemek/ okumak, anlamak/ anlamlandırmak, anlatmak/ yorumlamak ameliyeleri birlikte yürütülmeli; birbirinden koparılmamalı.

***

Yaşadığımız anın, toplumun, çağın, zihnin, tarihin, düşüncenin, zamanın, dilin, deveranın, anlamın öznesi olmalıyız. Bilgi edinmeden daha önemli olarak bilgi edinme yollarını öğrenmek gerek. Farkındalık ve soyutlayabilme kapasitesi kazanmak öncelik olarak görülmeli… Yıkıcı değil, inşa edici bir dil geliştirilmeli…

İradesi ile hayrı, (aklıyla) marufu, (kalbiyle) güzeli, (vicdanıyla) doğruyu, (izanıyla) iyiyi tercih eden; şerri, münkeri, çirkini, yanlışı, kötüyü red eden olmalıyız. İnsanın nadasa bıraktığı fıtratında ‘takva’ boy vermeli. Ne gerekiyorsa: İştiyak, harita, kavram, pusula, metafor, lugat, hayal, mecaz, pergel, mantık, merak, usul. Değer-emek skalasını yeniden şekillendirmek gerek. Ki ednadaki emek kadar ukbadan anlam devşirilebilir.

Her bir insanın, öncelikle karşısındaki geniş müktesebat denizini, müptezel zihniyet kalelerini, egemen söylemler duvarlarını aşarak, akıl ve vahiy koordinatlarına ulaşmayı denemesi, çabalaması elzem. Her insan, Âdem oğlu olmaklığını geçekleştirebilir. Sancısı ve umudu olan bir şahsiyet kesbedebilir.

Maruz kaldığımız masal veya ‘parfüm’ün kokusu değil.  Global bir ahtapotun, yapışkan bir örümceğin karşısında bal yapan bir arı, emek üreten bir karınca olmak gerek! Yapay zeka kullanan nesneler karşısında ‘akleden kalbini’ ortaya koyan bir mürid mesela. Meseli cedele kurban etmeyen bir talib…

Hakikatin perdesini aralama cehdinde olan insanın, sorumluluğunun bilincinde olması ve “neyi kaybettiğini hatırlaması…” üzerine bir vecibe. Neyi kaybettiğini bilmek, bulmanın ilk adımı olacak.

 

 

Spot:

Bilgi edinmeden daha önemli olarak bilgi edinme yollarını öğrenmek gerek. Farkındalık ve soyutlayabilme kapasitesi kazanmak öncelik olarak görülmeli…

 

Kendi içine dönemeyen, içini kurutan, içindeki çocuğu öldüren insan, öteki ile diyalog yerine monologlarını dayatan bir narsizme bürünmüş… Kişilikler parçalanmış.

 

Bir kukla, bir oyun, bir gösteri, bir kurgu, bir istatistik, bir hınç var süre giden hayatlarda… Kötülüğün bulaşıcı ve yayılmacı olduğu, kokuşmuş ve gürültülü akışkan bir hayat.