M.Emin Özafşar ile “Kur’an Yılı” üzerine…

Diyanet İşleri Başkanlığı il Diyanet Vakfı, 2010 yılını Kur’an Yılı ilan etti. Kur’an Yılı’nda Kur’an-ı Kerim’in daha çok okunması, dinlenmesi, anlaşılması ve bir hayat kitabı olarak yaşanması için bir dizi etkinlik planladı. Kur’an Yılı etkinlikleri hakkında www.tumzamanlarakuran.org sitesinden detaylı bilgi alabilirsiniz. Yrd.Doç.Dr. Fethi Güngör, projeden sorumlu Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Mehmet Emin ÖZAFŞAR ile makamında bir söyleşi gerçekleştirdi. İlgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz. 

 “Kur’an’ın Nüzulünün 1400. Yılı: Okumak-Anlamak-Yaşamak” başlıklı etkinliğiniz gerçekten takdire şayan, çok memnun kaldık. Bu tebrik ve takdir duygularımızın bir ifadesi olarak Kur’ani Hayat Dergimizin Eylül sayısında söyleşinizin yer almasını arzu ettik. Öncelikle bu fikir nasıl doğdu? Neden büyük bir proje olarak gündeme geldi bu fikir?

Konuya ilgi duyduğunuz için ben de çok teşekkür ederim. Kur’an, tüm insanlığa hitap eden son ilahî kelam… Her an taze, her an yeni; her an tazeleyen ve her an yenileyen bir hayat kaynağı… Dolayısıyla aslına bakarsanız Kur’an’a bir yılı tahsis etmek, bir ayı tahsis etmek, bir süreyi tahsis etmek bir anlamda Kur’an’a haksızlık sayılabilir. Ancak modernitenin önümüze koyduğu problemler karşısında hayatın yoğun akışı içerisinde insanımızın zaman zaman Kur’an’dan uzaklaştığını, uzaklaşabildiğini varsayarak bir yeniden hatırlama, bir yeniden fark etme vesilesi olsun diye Diyanet İşleri Başkanlığımız 2010 yılını Kur’an Yılı olarak ilan etmeyi planlamıştır ve projelerini de peyderpey hayata geçirmektedir.

Bu fikir nasıl ortaya çıkmıştır?

Bunun çok farklı süreçlerde olgunlaştığını söyleyebilirim. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması fikri aynı zamanda bu yıla mahsus farklı etkinlikleri de çağrıştırdığını ve ülkemizin yetiştirdiği seçkin bir takım düşünürlerin, bilim insanlarının müzakereleri esnasında ortaya çıkan tabii bir fikir olarak gelişmiştir ve bu fikir başkanlığımız tarafından Diyanet ile uzun yıllardır işbirliği yapan, Diyanetle çalışan Diyanet Vakfı tarafından organize edilmiştir. Diyanet Vakfı’nda Bilim, Sanat ve Yayın Kurulu vardır. Bu kurul 1400. yıl Kur’an Yılı etkinliklerini projelendirmiştir. Proje Mütevelli Heyeti tarafından uygun görülmüştür, başkanlık da bu projeyi hayata geçirmek için gerekli hazırlıkları yapmaya başlamıştır.

3 Mart 2010 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş yıl dönümünde görkemli bir açılışla bu yılın faaliyetleri başlatılmıştır ve 14 Nisan kutlu doğum haftasında da yine Haliç Kongre Merkezi’nde çok katılımlı görkemli bir başlangıç yapıldı.

Bu yılın Kur’an Yılı olarak kutlanmasında TRT başta olmak üzere diğer kurumlarla proje ortaklığı yapıldı mı/yapılıyor mu?  

Diyanet İşleri Başkalığımız bu fikri kamu ile bir konsept içerisinde paylaştığında –bu bir konsepttir, yani burada projenin ana fikri, çerçevesi, projenin simgeleri, sembolleri, – Kur’an Yılı etkinliklerinin farklı proje ayakları vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkezde yürüttüğü çalışmalar yanında başka taşra teşkilatının yürüttüğü faaliyetler vardır. Aynı zamanda diğer resmi kurumların ilgisi söz konusudur. Sadece TRT ile değil bütün basın yayın kuruluşlarıyla bu projemizi paylaştık. Hazırladığımız cd’lerimizi, materyallerimizi kendilerine gönderdik ve bu kurumlar da bunları zaman zaman yayınlıyorlar. Siz de denk gelmişsinizdir. Ayrıca Ramazan içerisindeki programlarda Kur’an eksenli temaların işlenmesi hususunda mutabakata varılmıştır. Sivil toplum kuruluşları ilgi göstermektedir. Kur’an Yılı etkinliklerinin çok geniş bir yelpazesi olduğu için herkesi kapsayacak şekilde Kur’an’a ilgi duyan, Kur’an’dan beslenen, Kur’an’ı hayat kaynağı olarak kabul eden, Kur’an’ı hayat biçimine şekil veren ilkeler bütünü, hayat manzumesi olarak gören, Kur’an’ı insanlığın ilahi sözü olarak kabul eden herkes projenin bir tarafından tutuyor. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı burada bir rehberlik vazifesi yapmıştır. “Kur’an’ı okumak, anlamak, yaşamak” üst sloganını belirlemiştir. Ve yine topluma rehberlik yapmak üzere bir logo belirlemiştir.

Biliyorsunuz bu yılın logosu Vav harfi olarak belirlenmiştir. İnsanlar bunun farklı enstrümanlarını üretiyorlar. Vav’ın da simgesel bir anlamı var. Birliği, beraberliği, toplumsal bütünleşmeyi, sevgiyi, kaynaşmayı, tevazuu ifade eden, yeniden doğuşu, yeniden başlangıcı ifade eden bir sembol, bir simge olarak topluma sunulmuştur. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı sivil toplum kuruluşları ve kamu kuruluşlarıyla bu faaliyeti yürütmektedir.

Sevgili hocam; ben logonun nasıl ortaya çıktığını soracaktım, siz öne geçtiniz. Son derece estetik bir vav harfi ve ucunda da bir lale. Bu neyi remzediyor diye soracaktım. Logo ve amblem çalışması, bir de afişler. Camiler başta birçok mekânda gördüğümüz âyet-i kerime mealleri son derece estetik afişler halinde basıldı. Bu teknik kısımla ilgili neler söylersiniz?

 Oluşturduğumuz çerçeve programda 30’a yakın kalem var. Bunların içerisinde bilimsel toplantılar, konferanslar, Kur’an ziyafetleri, televizyon programları, tartışmalı toplantılar, sergiler var. Kur’an müzesi açılması için çalışmalar var. Hatta bu yönde çalışmaları şimdiden başkanlığımızca başlattık. Tüm İslam ülkelerinden basılı Kur’an-ı Kerim’ler, Kur’an numuneleri talep edildi. Bunların sergilenmesi söz konusu. Yine aynı zamanda fuarlarda Kur’an reyonlarının açılması söz konusu. Kısa ve uzun metrajlı filmlerin hazırlatılması söz konusu. Tabii bu çerçevede afişlerimiz de var, bilbordlara asılabilecek bir takım materyallerimiz mevcut. Burada basılan ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler özenle seçilmiştir. Din İşleri Yüksek Kurulumuz özenle üzerinde çalışmıştır. Ve bunların da tabii estetik bir görüntüyle topluma sunulması da önemsenmiştir.

Kur’an denilince toplumda herkes kendi kültür düzeyine göre bir şey anlıyor, ama Kur’an bizim için ölçünün, ahengin, dengenin, estetiğin, hakikatin ve hikmetin kaynağı. Dolayısıyla Kur’an aynı zamanda bize estetik bir duygu, estetik bir bakış açısı veriyor. Varlıkla bizi bütünleştiriyor. Kur’an’ın bu estetik mesajını topluma yalın ve görünür bir şekilde ulaştırabilecek unsurların ön plana çıkması gerekiyor bu Kur’an yılında. Ve bu estetik perspektif olmadan Kur’an hakikatiyle, Kur’an’ın hikmetiyle, Kur’an’ın insanı kendi özüne çağıran temel mesajıyla buluşmak mümkün olmuyor. Evrende, tabiatta var olan doğal estetiği, ahengi, musikiyi öne çıkarmamız gerekiyor. Kur’an’ın seslenişi insana toplamda bir sesleniştir. Yani sadece sesle, sadece görsel olarak seslenmiyor. Aynı zamanda estetik unsurlar olarak sesleniyor. Ve bu estetik unsurlarla insanda keşke diyeceği, inkişaf edeceği içe ve dışa açılan yeteneği geliştiriyor. Onun için yaratıcı muhayyileyi harekete geçiriyor. O bakımdan Kur’an nazil olduktan sonraki tarihsel kesitle ondan önceki tarihsel kesite baktığınızda insanlık tarihinde dünya kadar fark olduğunu görürsünüz. Kur’an büyük bir inkişaf, büyük bir açılım getirmiştir insanlık ufkunda, insanlık aklında, bilim anlayışında, insanlığın varlığı keşfinde ve estetik anlayışında. Biz de bu seneki bütün ayet-i kerimelerin sunumunda olsun, hadis-i şeriflerin, programların sunumunda olsun yahut programın tanıtımında olsun estetik unsurları, bedii unsurları, güzellikleri öne çıkarmaya çalıştık. Tabii daha güzelin sınırı yoktur. O bakımdan ucunda bir laleyle vav harfinin seçilmiş olması tesadüfi bir şey değildir. Burada tamamen Kur’an’ın bu estetik unsurunu ortaya çıkaran ama Kur’an mesajını taşıyan bir obje olarak o öne çıkmıştır.

Hocam, nedir vav’ı bu kadar önemli kılan?

Hakikaten İslam sanatında, İslam kültüründe, hat sanatında vav’ın müstesna bir yeri vardır. Vav üzerine pek çok güzellemeler yapılmıştır. Hat sanatıyla ilgilenenler bunu bilirler. Özellikle tasavvufla iştigal edenlerin, tasavvuf alanında derinleşenlerin yakinen bildikleri hususlar vardır. Tekke edebiyatında müstesna bir yeri vardır. Hatta vav’ın farklı levhaları, farklı figürleri, kombinasyonları yapılmış ve tekkelerimizin duvarlarını süslemiştir. Orada adeta batı medeniyetindeki yani Grek medeniyetinin temsil ettiği alfanın varlık felsefesindeki yeri neyse bir anlamda vav’a İslam medeniyetinde, İslam düşüncesinde, İslam geleneğinde ve İslam tasavvufunda bir varlık felsefesini temsil eder. İslam’ın taşıdığı varlık anlamını ortaya koyar. Varoluşu ifade eder, Aynı zamanda İslam’la kristalleşen insaniyet anlayışını, İslam hümanizmasını temsil eder. Aynı zamanda İslam’ın insanlığa getirdiği ve sunduğu düşünceleri kristalleştiren ahlaki ilkeleri bünyesinde taşır. Burada hurufiliğe girmenin anlamı yok ama ‘vav’ denildiği zaman toplamda İslam medeniyetinin kültüründe bütün bu söylediğim hususlar mündemiçtir. O bakımdan bu sembolün seçilmesi tabii ki yerinde olmuştur.

Lale’nin de İslam sanatında ve edebiyatında Lafza-ı Celâl’e tekabül ettiğini herkes bilir. Böylece görüntüsüyle anne karnında duran bir bebeği, bir anlamda Arap gramerindeki hâl, vâv-ı hâl dediğimiz insanların gönül dünyalarını birbirlerine açtıkları, hemhal oldukları, birlikte olabilme ve musahabeyi, dostluğu, kardeşliği ifade eden, aynı zamanda burada bir ahdi ifade eden vâv-ı kasem dediğimiz manaları da içerisinde taşıyan çok derin, bir vav kitabı yazacak kadar derin manası olan bir sembolü burada topluma sunmuş oluyoruz.

Tabii biz bir kamu kuruluşuyuz. Yapabileceklerimiz de bir kamu kuruluşunun yapabilecekleriyle sınırlıdır. Kur’an-ı Kerim bir kamu kurumunun inhisarında olan bir kitap değildir. Kur’an-ı Kerim insanlığın kitabıdır. Toplumun ortak paydasıdır. Birliğimizin, dirliğimizin kaynağıdır. O bakımdan şimdi Kur’an yılını toplumumuza layık bir şekilde idrak etmek, onu hayata geçirmek toplumun becerisiyle doğru orantılıdır. Yani Kur’an’a insanlar ne kadar sahip çıkarlarsa bu program o kadar başarılı olacaktır.

Tabii ki Kur’an’ın farklı dillerdeki çevirilerinin topluma sunulması da bir faaliyettir. Bu sene içerisinde bir milyonu aşkın Kur’an-ı Kerim’i toplumla buluşturma çalışmamız var. Yine çok farklı düşünceler var tabii. Ben detaylarına giremiyorum. Dolayısıyla Kur’an’la buluşma, Kur’an’la hayatı tazelemek, yenilemek anlamını taşıyor. Biz bu mesajı taşımayı arzu ettik. Bu yıl, önümüzdeki kalan süre içerisinde de bu etkinlikler devam edecek. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hem ulusal düzeyde, hem bölgesel düzeyde etkinlikleri devam edecek. Çok daha güzel objeleri de topluma tanıtma imkânımız olacak. Ama doğrusu şunu da istemiyoruz: Hayat bir bütün. Bir etkinlik yapalım. Oraya yoğunlaşalım, bütün gece bütün gün ondan bahsedelim. Arkasından bırakalım orada kalsın düşüncesinde değiliz. Bu bir süreçtir. Sürekliliği söz konusudur. 2010 yılı Kur’an’ın nüzulünün 1400’üncü yılıdır. 1401. yılda da bu devam eder. Ama hayatın ekseninde Kur’an yer alsın. İnsanlar Kur’an’ın merceğinden hayata, tabiata, kendilerine bakabilsin. Yeniden kendileriyle buluşabilsin. Bu fikri taşımak önemlidir. Kur’an’ı bu anlamda okumak, anlamak ve yaşamak önemlidir. O bakımdan önümüzdeki günlerde Kur’an ziyafetleri çoğalacak. Zaten şu anda yapılıyor muhtelif şehirlerde. Ama daha yoğun yapılacak.

Yine yayın kategorisinde hatırlatmam lazım; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İlmi Dergi’si var. İlmi Dergi bu seneye mahsus olarak Kur’an özel sayısı çıkartıyor. 4 fasikülden oluşacak bu dergilerin iki fasikülü çıkmış durumda. Geri kalanı da çıkacak ve yılsonunda bu bir bütün olarak neşredilmiş olacak. Kur’an Yılı çerçevesinde halka yönelik etkinliklerimiz var. Cep Tefsiri mesela. Ayetlerle Hikmetler başlıklı bir seri hazırlıyor Dini Yayınlar Daire Başkanlığımız. Çok ilgi çekeceğini umuyorum. Bu yıl yetişmese bile önümüzdeki yıl devam edecek Ayetlerle Hikmetler cep tefsirleri. Bir solukta okuyabileceğimiz ayetlerin bizi tefsir ettiği tefsirler olacak bunlar. Bizlerin ayetleri tefsir ettiği tefsirler var zaten. İnsanlar, müfessirler ayetleri tefsir ediyor. Ama bir hakikat var ki; Kur’an bizi tefsir eder, yani bizi açar. Bu vesileyle Kur’an’ın bizi açmasına izin verecek insanlar.

Kur’an’ın sesli kayıtlarını çok önemsiyorum. Türkiye’nin yetiştirdiği büyük hafızların zaman içerisinde okudukları sadaları, hâlâ gökkubbede çınlayan namelerini duyduğumuzda gözlerimizin yaşardığı hocaefendilerin Kur’an tilavetlerini bir araya getirecek cd’ler olacak. Belgeseller hazırlanacak. Alan araştırmaları yapılacak. Bu yıl bunlar başlayacak ama devam edecek. Sinevizyonlar mesela. Kerim Kitap isimli açılış sinevizyonumuz bir klasik haline gelmiştir bu günlerde. Hem metniyle, hem görselliğiyle, hem sinevizyon tekniğiyle son derece başarılı bir çalışma olmuştur. Örnek oluşturmuştur. Bazı televizyonlarda görüyorum. Zaman zaman bu sinevizyonu koyuyorlar.

Yine Kur’an ve sanatla ilgili farklı çalışmalar var. Hayatını Kur’an’a adayan Kur’an hadimlerine ödüller söz konusu. Şimdi tabii bütün dünyada Kur’an yılı etkinliklerine ilgi var. Çeşitli İslam ülkelerinden gelen kültür müsteşarları var. Onlar Türkiye’ye bu sene özel bir yer veriyorlar Ramazan etkinliklerinde. Diyanet bunların bir kısmana iştirak ediyor, bir kısmına iştirak edemiyor. Ama Kur’an yılı düşüncesinden dolayı Türkiye’ye karşı zaten var olan saygıları biraz daha büyümüş gözüküyor. Dünyanın farklı yerlerinden ‘bu etkinliği biz de kutlayalım’ diyen sivil toplum kuruluşlarından talepler geliyor. Bu Ramazan içerisinde İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşumuz büyük bir etkinliği gerçekleştirmiş olacak. Dolayısıyla ulusal ve uluslararası arenada Kur’an’ı tekrar hatırlatan bir etkinliğe Diyanet İşleri Başkanlığı vesile olmuş oluyor. Siz de mülakatınızda okuyucularınıza bu faaliyeti duyurmaya vesile oluyorsunuz. Bundan dolayı da ayrıca ben size teşekkür ediyorum.

Hocam, o bahsettiğiniz programı IRCICA Kadir Gecesi’nde gerçekleştirecek sanırım. İRSİKA (İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) Kadir Gecesi’nde 40 ülkeden 80 kadar bakan, kurum başkanı, topluluk temsilcisi ve uzmanlar ile İslam ülkelerinin ülkemizdeki diplomatlarının katılacağı büyük bir konferans planladı. Keza Ahmet Şişman’ın başkanlığında İstanbul’da Kur’an Yılı Gönüllüleri Platformu kuruldu, büyük bir program hazırlığı içindeler.

Evet, inşallah büyük faaliyetler olacak.

Sayın hocam, Kur’ani Hayat Dergimiz ve Akabe Vakfı da Kur’an Yılı münasebetiyle ortak bir çalışma yaptı. 4 Haziran’da 3 oturumda 12 ilim adamının sunumlarını yaptığı Meal Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Malumunuz İzmir’de başkanlığınızın 2003 yılında yaptığı sempozyum dışında hiç meal sempozyumu yapılmamıştı ülkemizde. Bunun gibi, sivil toplum kuruluşlarıyla da bazı çalışmalar düşünmüş, planlamış olmalısınız? Bunlara kısaca değinebilir misiniz?

 Evet. Bu yönde bize gelen istekler var. Ayrıca sayın başkanımızın geçtiğimiz süre içerisinde bizzat katıldığı Kur’an konulu sempozyum çalışmaları var. Kur’an ziyafeti programları var. Sivil toplum kuruluşlarıyla bu çerçevede etkinliklerimiz devam ediyor. Bu önü açık bir süreç. Bundan sonra da devam edecektir. Biz başkanlık olarak sadece ya iştirak ediyoruz, temsilci gönderiyoruz yahut ilgili müftülüklerimiz kanalıyla sivil toplum kuruluşlarına destek sağlıyoruz. Yani bu konuda yapabileceğimiz şey budur. Kur’an-ı Kerim dağıtmak isteyenler, talep edenler olunca onlara da imkân sağlıyoruz. Bu şekilde bireysel girişimlerle Kur’an dağıtımı olmuştur. Mahalli sivil toplum kuruluşlarının hazırladıkları Kur’an paneli, Kur’an ziyafeti programlarına müftülüklerimizin katkısı olmuştur. Başkanlığımızın riyaset makamının bizzat katıldığı programlar olmuştur. Bundan sonra da bu devam edecektir. Maamafih bu Kadir gecesinde icra edilecek programı yürüten heyet de başkanlığımıza gelmiştir. Birlikte çalışma, birlikte faaliyet yapma teklifini getirmiştir. Başkanlığımız da kendi şartları içerisinde ona destek sağlayabileceğini, katkıda bulunabileceğini, temsilci bulundurabileceğini ifade etmiştir. Ve onlarla da istişare halinde bu çalışma yürütülmektedir.

Bizim Meal Sempozyumu’muza da İstanbul Müftüsü Prof.Dr. Mustafa Çağrıcı hocamız gelerek ilk oturuma başkanlık etmişti.

Son olarak hocam, “okumak, anlamak ve yaşamak” olarak koydunuz sloganı. Sizin Diyanet Dergisi’nin Nisan sayısındaki yazınız da bu “yaşamak” kısmına vurgu yapıyor. Yukarıda değindiniz ama son cümleler olarak bu üç önemli vurguyu açar mısınız? “Okumak, anlamak ve yaşamak” ne anlama geliyor? Zira, Kur’an dünyada en çok okunan bir kitap. Bunu herkes biliyor, fakat en çok anlaşılan ve yetirince yaşanan bir kitap olduğunu aynı rahatlıkla söyleyemiyoruz. Bu konudaki görüşlerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Bütün kitaplar, semavi kitaplar okunmak içindir, ama bütün kitaplar bir kitabı anlamak içindir. Yani Müslümanlar bütün okuduklarından bir kitabı anlama yönünde kendi zihinsel kapasitelerini geliştirirler. Onun için okurlar. Tüm kitaplar Kur’an-ı Kerim’i iyi anlamaya matuftur. Kur’an-ı Kerim’i anlamak çok önemlidir. Anlamak Kur’an’la kurulan zihinsel bir iletişimdir. Ama Kur’an-ı Kerim salt felsefe kitabı değildir. Sadece bir teori kitabı, sadece bir bilimsel kitap, tarih kitabı değildir. Kur’an-ı Kerim bir hayat kitabıdır. Kur’an-ı Kerim hayatın kendisini resmeder. Onun için Malik bin Nebi’nin ifadesi çok hoşuma gider benim. Garaudy de ona sık sık atıfta bulunur. Kur’an-ı Kerim hayat gibidir okuduğunuzda. Hayatı denetim altına almalısınız Kur’an’ın içine girdiğinizde. Bir bakarsınız insanın psikolojisinin en derinliklerine vurgu yapar. Bir bakarsınız ki toplumsalın en şeffaf yönlerine değinir. Bir bakarsınız ki felsefi bakımdan büyük açmazlar önünüze koyan soruları gündeminize getirir entelektüel olarak. Ama bir bakarsınız ki diğer taraftan ahlaki etik kuralları sizin önünüze getirir. Öbür tarafta bir normatif kuralla karşınıza çıkar. Hemen arkasından bir bakarsınız ki diğer taraftan bir kıssayla sizi tarihe götürür. Böylece hayat kadar dinamik, hayat kadar akışkan, hayat kadar çeşitliliği olan, hayatın kendisi gibi dinamik olan bir kitapla, gürül gürül bir kitapla karşı karşıyasınız. O bakımdan Kur’an-ı Kerim’i sadece anlamaya indirgemek, zihinsel anlamayla kayıtlı tutmak kanaatimce eksik olur. Kur’an’ı anlamak sadece zihinsel anlamayla sınırlı değildir.

Kur’an’ı psikolojik olarak anlamak, duygusal olarak anlamak da söz konusudur. Yani Kur’an-ı Kerim’i estetik olarak da anlamak söz konusudur. Biz Kur’an-ı Kerim’i okurken tabii ki onu dinlerken bir estetik duygu içerisinde oluyoruz. Ama çağımız bilgi çağı. Kur’an-ı Kerim’i zihinsel olarak da entelektüel olarak da ne kadar iyi anlayabilirsek, kavrayabilirsek, fark edebilirsek o kadar duygusal olarak derinleşebilir o kadar gündelik hayatımıza aksettirebiliriz. Yani kendisi hayat kadar dinamik olan Kur’an-ı Kerim bizim dinamik olan hayatımıza müdahale eder, hayata dokunur ve Kur’an’la şekillenen, Kur’an’la bezenen, Kur’an’la kıymet kazanan bir hayat haline gelir. Onun için Ramazan-ı şerif Kur’an ayı diyoruz.

Kur’an rutini bozan bir kitaptır. Rutini bozar. İnsan hayatına müdahale eder. Ramazan ayının özelliği de insan hayatının rutinini bozmasıdır. Dolayısıyla Kur’an Ramazan ayında inmiştir ve Kadir gecesi bunun için müstesna bir gecedir. Çünkü bu gecede inen ilahi hitap tarihin rutin akışına müdahale etmiş ve insanlığın düşüncelerinde, gönlünde, hayatında oluşan tortulara dokunmuştur. O tortuları temizlemiştir. Yeni bir ufuk açmıştır. Bu ufku yenilemek ve tazelemek için Kur’an’ın hayata dokunması gerekir. Teoride kalan bir kitap, ideler manzumesi değildir. Onun için seyr ü sülukte, yani insanların ikili ilişkilerinde, çalışmalarında, aile hayatlarında, sosyal hayatlarında, insani ilişkilerinde belirgin olan kitap ancak hayat kitabı olabilir. Öyle olmazsa o zaman bir teori kitabı olur. Kenarda, kıyıda, köşede kalır. Kur’an buna müsaade etmez. Kur’an ayetleri hayata dokunur bunu bir defa söyleyeyim.

Kur’an’ı okuyan herkes belli bir düzeyde anlar. Arapçayı bilme sorumluluğu yoktur. Kur’an’ı anlayan kişi zamanla onda derinleşebilir. Ama Kur’an’ın manasını anlamak esastır. Çünkü hedefi odur. Farkındalık oluşturmaktır. Manayı gerçekten anlayan kişi de Kur’an’ı yaşar. Eğer yaşamıyorsak anlamada sorun var demektir. Eğer anlamada derinleşmiyorsak vazifemizi yapmıyoruz demektir. Anlamak düzeyde, satıhta kalıyorsa Kur’an’ı okumuyoruz demektir. Okur gibi gözüküyoruz demektir. O bakımdan Kur’an’ı okumak, anlamak, yaşamak bizim bu yıl münasebetiyle tekrar fark edilmesini istediğimiz, arzu ettiğimiz bir üst ilke olarak sunulmuş oluyor. İnşaalah bu yıl etkinlikleri vesilesiyle Kur’an’la olan birlikteliğimiz daha da nitelik kazanır, derinleşir diyor, tekrar teşekkür ediyorum.

Hocam çok teşekkür ediyoruz. Allah kabul eylesin bu güzel amelinizi. Bu yoğun zaman diliminde bize de zaman ayırdığınız için asıl biz teşekkür ediyoruz. 

Estağfirullah…

 FETHİ GÜNGÖR