Vahiy insan tasavvuruyla Allah arasında bir ağ yoludur. Allah insanla bu ağ yolu üzerinden iletişim kurar. İletişim çift yönlü bir ifadedir. Allah’tan insana gelen ileti insanda vukû bulur ve ibadet/dua olarak geri döner.* Böylece insan yol emniyetini temin ederek hedefine ulaşır. Buradaki ilişki bir şekilde monologlaşırsa beklenen sonuç elde edilemeyeceği gibi muhatabına da zarar verecektir. Çünkü bu durum vahyi pasifleştirme teşebbüsü/ilahi yasaya müdahale olacaktır. Nihai sonuç ise ‘boşluk’ olacaktır. Oysaki kâinat hiçbir zaman başıboşluğu kabul etmez:

“Yoksa siz, Bizim sizi abes/boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn Sûresi, 23/115).

Kâinatın odağında şüphesiz ki insan vardır ve diğer varlıklar insan eksenli yaratılmıştır. Bu manada yeryüzüne halife kılınan insan hayatını asla anlamsız bir süreç olarak tanımlamamalıdır. Bu sebeple insan, güzergâhının bilincinde olmalı ve hattından sapmamalıdır.

“Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm?”[1]

Rahmetli şair Erdem Bayazıt insanın yol haritasından bu dizeleriyle bahsediyor. Erdem Bayazıt şiiriyle, insanın kendi iç dünyası olarak simgelediği ‘yeni dünya’yı filozofların, ideolojilerin, sahte düzenlerin sözlerinde değil de Peygamber sözlerinde aramamız gerektiğine işaret ediyor:

“…Peygamber, size ne verirse onu alın, neden de neyhederse ondan sakının. Ve Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah, azâbı şiddetli olandır” (Haşr Sûresi, 59/7).

Ünlü filozof Dekart felsefeyi ağaca benzetiyor:

“Felsefe ağaç gibidir, kökleri metafizik, gövdesi fizik, dalları bütün ilimdir.”[2] Böylece felsefenin bünyesine metafiziği katmak zorunda kalan Dekart aynı zamanda aklın mutlak hâkimiyetini de reddetmiş olmaktadır. Dekart’ın bu ifadeleri tarihin belli dönemlerinde kendine cevap aramış “İnsanın huzura ulaşmasında akıl araç mıdır, amaç mıdır?” sorusunun araçtan yana tercihidir aynı zamanda.

Mustafa İslamoğlu hocamız vahyin insana telkin ettiği güvene dikkat çekiyor:

“Aklın kendini güvende hissetmesi için, önce doğru bir tasavvur üzerine inşa edilmesi gerekir. Doğru bir tasavvur üzerine inşa edilmesi yetmez, kendine doğru bir yöntem seçmesi gerekir. Mantık ilminin iddiası, aklın doğru kullanılmasının yöntemini tesbittir. Tasavvur yol azığı, mantık yol haritasıdır. Fakat akıl bunlarla yol alırken, doğru ya da yanlış yolda olup olmadığından emin olmak ister. Bunun için de, kendi dışında, bir üst “ölçüye” ihtiyaç duyar. Sonuçların sağlamasını o ölçüyle yapınca kendini güvende hisseder.”[3] Böylece akıl ile vahiy arasındaki ‘edepli’ denge bu şekilde dile getirilmiş olunuyor.

Kant’a göre ise: “Aklın diğer bir akıl tarafından mağlup edilebilmesi onun tek değer hükmü olmayacağına ve acziyetine delil gösterir. Bunun için insan kendi aklını aşan külli bir akla ihtiyaç duyar.”[4]

Vahiy Monologlaşırsa…

Dawkins, Unweaving The Rainbow (Gökkuşağını Sökmek) isimli kitabının önsözünde şu ifadelere yer verir:

“İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı “hiçlik karamsarlığı”ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmişti.”[5]

Kitabın önsözünü oluşturan bu satırların sahibi Darwinist yazar, vahyi monologlaştırmış harap insanların güzergâhlarını ideolojilerin karanlık satırlarında aramalarının; kavgasızlığının, amaçsızlığının, sevgisizliğinin, evsizliğinin, intikamsızlığının panaromasını sunuyor.

Kâinat hiçbir zaman başıboşluğu kabul etmeyecektir. İnsanın, hayatında muktedir olamadığı her an ve her alan alternatif bir iktidar ile doldurulacak ve insan da bu iktidarın alanında bir köle olacaktır.

Sonuçta Allah’tan insana kurtuluş reçetesi olarak gönderilen ‘ilahî ileti’ ihanete uğrayacak; insan beyaz bir sayfa olarak bahşedilen hayatını zayi edecek, kendisine ihanet etmiş olacaktır. Sonuçta, melankoli, angoisse, depresyon; cinnet, cinayet, hırsızlık, haksızlık… Sonuçta, “… için yaşıyorum” diye başlayan cümlenin noktalı yeri hep boş kalacak. Sonuçta, Alman sanatçı(!) Empyrium’un, ‘Ode to melancholy’ şarkısını beş kişilik intiharlarla dinleyeceğiz.

Eğer insanları yarattıktan sonra Rahman vahyi göndermemiş olsaydı, büyük bir ihtimalle insanlar birbirlerini yiyip tüketeceklerdi. Neden? Çünkü insanın içinde potansiyel halinde bulunan nefis canavarını dizginleyebilecek yeryüzündeki yegâne güç vahiydir. Başka bir ifadeyle insanı ancak Rabb’i dizginleyebilir. Vahiyden uzaklaşan insanlık muasır medeniyetler seviyesine değil ancak helâk olmanın eşiğine ulaşır.”[6]

İşte tam bu noktada son söz yine O’nun:

“(De ki): Benim tüm desteğim ve isteğim, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabb’i olan Allah’a armağan olsun.” (En’am Sûresi, 6/162).

O halde;

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer (gerçekten) inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/139).

MURAT AYDIN

[1] Erdem Bayazıt, Şiirler, İz Yayıncılık, İstanbul 2008.

[2]  Dekart, Felsefenin İlkeleri, Say Yayınları, s.43, İstanbul 2008.

* “Vahyi taşıma sorumluluğu insana verilmiştir. Allah insanla konuşmuş, insanoğlunun tarihi

Allah-insan diyaloguyla oluşmuştur… Ve mü’minin imanına konu olan vahiy, Allah insanla konuşmaya tenezzül buyurduğu için başladı.” (Mustafa İslamoğlu, Hayatın Yeniden İnşası İçin, s.17, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2008).

“Vahiy, Allah’ın insanla kurduğu ilişkinin aracı. İbadet, insanın Allah’la kurduğu ilişkinin aracı.

Vahiy, Allah’ın insana gönderdiği davet mektubu. İbadet, insanın Allah’ın davetine verdiği kabul cevabı.” (Mustafa İslamoğlu, Yürek Fethi, Düşün Yayıncılık, s.30, İstanbul 2007).

[3] Mustafa İslamoğlu, Hayatın Yeniden İnşası İçin, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2008.

[4]  Safâ Mürsel, Devlet Felsefesi, Yeni Asya Yayınları, s.70, İstanbul 1995.

[5] İlmi Araştırma Dergisi, sayı: 17 (Kasım 2005), s.32, (Richard Dawkins, Unweaving The Rainbow,       Houghton Mifflin Company Newyork, 1998, p.ix’dan nakleden: Harun Yahya).

[6]  Aydın Başar, “Vahiy ve Sevgi”, Milli Gazete, 22 Nisan 2009.