Kurban Bayramı’nda yeterli mâlî güce sahip olan her mümin, kurban keser. Ancak, her işte ve her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de niyetin önemli bir yeri vardır. Nitekim Hac Sûresi’nin 37. âyetinde Yüce Allah şöyle buyurur: “Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız (yani Allah’a olan samimi saygınız) O’na ulaşır. Allah, onları bu şekilde size boyun eğdirdi ki, size (onları emriniz altına alma) yol(unu) gösterdiği için Allah’ın büyüklüğünü haykırasınız. Yaptıkları işleri, güzel yapanları ve iyilikte bulunanları müjdele.” (Hacc 22/37)

Demek ki, keseceğimiz kurbanlarımızın Yaratıcı’mızın katında makbul birer kurban olabilmeleri için niyetimize çok dikkat etmeli, bu ibadetimizde sadece, et elde etme veya âdet yerini bulsun gibi, başka hiçbir niyet ve maksada gönlümüzde yer vermemeli, kurbanımızı sadece Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve O’nun bize olan sonsuz nimetlerine bir şükür nişânesi olarak kesmeliyiz.

Böylece, O’nun her emrini yerine getirmeye hazır olduğumuzu, çünkü neyimiz varsa her şeyimizi O’na borçlu bulunduğumuzu fiilen ortaya koymalıyız.

Nitekim kurban keserken -Hz. Peygamber’in bize öğrettiği gibi- dile getirdiğimiz şu ifadede ve okuduğumuz şu âyette bu samimi niyetimizi şöyle dile getiririz:

“Bismillahi Allahu ekber! = Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür!”

Yani, bu kurbanımı, Yüce Allah’ın adı ile O’nun adına ve sadece O’nun rızası için kesiyorum. Çünkü en yüce olan, her şeyin yaratıcısı, yaşatıcısı ve koruyucusu olan sadece O’dur. Bundan sonra da şöyle deriz:

“Allahümme minke ve leke! = Ey Allah’ım! Bu Sendendir ve Senin içindir.”

Bu ifademizle daha geniş olarak şöyle demek istiyoruz: “Ey Rabb’imiz! Bu hayvanı Sen yarattın, onu satın alma gücünü ve imkânını bana Sen verdin. Çeşitli ihtiyaçlarımızı gidermek için bu hayvanları bize itaatkâr kılan da Sensin… O halde, Senin bize olan sonsuz nimetlerine bir şükür ifadesi olarak bu kurbanımı sadece Senin için, Senin rızan için kesiyor ve onu sadece Sana sunuyorum. Kabul buyur!”

Bundan sonra okuduğumuz şu âyet-i kerime de ne kadar anlamlıdır:

“Kul inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi’l- âlemîn. Lâ şerike leh ve bi-zâlike ümirtü… = De ki, şüphesiz benim namazım, kurbanım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben böyle davranmakla emrolundum.” (En’âm 6/162)

Hiç şüphesiz, kurban keserken söylediğimiz bu sözlerin şuurunda olmalı ve yaşantımızla da bu ifadelerimizde samimi olduğumuzu ortaya koymalıyız. İbadetlerimiz olsun, günlük diğer işlerimiz olsun, her işimizi Yüce Allah’ın istediği şekilde ve sadece O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yapmalıyız. Gösterişe kapılma veya başa kakma gibi davranışlarla yaptığımız iyi işlerimizi ve amellerimizi boşa çıkarmamalıyız.

Kurban deyince Kurban Bayramı’na da burada -kısaca- değinmek yerinde olacaktır. Kurban Bayramları, hem bayramın, sevincin, kardeşlik ve yakınlaşmanın, hem de kurban ve hac gibi iki önemli ibadetimizin bütünleştiği, iç içe olduğu mübarek günlerdir. Bayramın bir gün öncesindeki arefe gününde, hacı kardeşlerimizin Arafat ovasındaki içten yalvarış ve yakarışlarını duyar gibi oluruz, onların bu dualarına biz de katılırız.

Bayramın birinci gününün sabahı onlar Mina’da kurbanlarını keserken, bizler de burada bu görevimizi ifa etmeye, böylece Yüce Rabb’imize yaklaşmaya çalışırız.

Hacı kardeşlerimiz, Kurban Bayramı günlerinde orada, sembolik olarak şeytan taşlarlarken, bizler de burada bütün şeytan ve düşmanlarımızı çatlatırcasına, birbirimizi ziyaret ederek, bayramlaşıp ikramlarda bulunarak aramızdaki sevgi, saygı ve kardeşlik bağlarımızı daha da kuvvetlendiririz.

Onlar orada siyahıyla, beyazıyla, dünyanın her tarafından oraya gelmiş ve hepsi de sadece bembeyaz elbiselere bürünmüş olarak hep bir ağızdan sık sık tekbirler getirerek Allah’ı yüceltirken, bizler de buradan onlara katılıp bayram süresince namazlarımızdan sonra tekbirler getiririz. Yine onlar, orada dalga dalga büyük bir coşku ile mukaddes Kâbe’yi tavaf ederlerken bizler de buradan aynı heyecanı tadar ve onların dualarından Yüce Allah’ın lütfu ile istifade ederiz.

Mevlüt GÜNGÖR