Tüm dinlerde uygulanan bir ibadet şekli olan kurbanın geçmişi, insanlık tarihi kadar eskidir. Amacından farklı uygulanan kurban, Kur’ân’da, “…Allah’tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı…” (Bakara Sûresi, 2/173) âyetindeki buyrukla aslına dönmüştür; kurban yalnızca Allah adına kesilecektir. Kurban, Allah’a yakınlaşmak adına çok sevdiği oğlunu feda etmeyi göze alabilen Hz. İbrahim’in(a) kutlu anısıdır. Allah’a itaatin, teslimiyetin, güçlü ve derin bir imana sahip olmak gerektiğinin bir hatırlatmasıdır. Müminler her kurban kesiminde, Hz. İbrahim(a) ile oğlu Hz. İsmail’in(a) Yüce Allah’ın buyruğuna kayıtsız şartsız itaat konusunda verdikleri başarılı imtihanın anısını tazeler ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduklarını sembolik olarak gösterirler.

İbadetlerde Samimiyet

Yüce Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanabilmek, müminler için dünyevî her şeyden önemlidir. Bu nedenle yaşamları boyunca, “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın…” (Mâide Sûresi, 5/35) âyetindeki emir gereğince, Rabb’imize daha da yakınlaşabilmenin yollarını ararlar.

Müminler, Kur’ân’da bildirilen ibadetleri yerine getirmeyi kendilerini Allah’a yakınlaştıracak önemli bir yol olarak görür, sonsuz âhiret yaşamında karşılığını fazlasıyla alacaklarını bilmenin heyecanını yaşarlar. Ancak ibadetlerin yalnızca fiili olarak yerine getirilmesi yeterli değildir; Rabb’imiz katında asıl geçerli olan, tüm bunları samimiyetle yapmaktır.

Rabb’imiz, “…Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır…” (Bakara Sûresi, 2/184) âyetiyle, yapılan tüm ibadetlerin gönülden olması gerektiğini haber verir. Örneğin namaz kılan, oruç tutan, infak eden, itaat eden bir insanın, ibadetleri sırasında niyeti ve kalbinden geçirdikleri önemlidir. İnsanlar ibadetlerini, Allah’ı ve O’nun karşısında ne denli acz içinde olduklarını düşünmeden, yalnızca alışkanlıkla yapıyor olabilirler. İnsan, sorumluluklarını Allah’ın kendisinden hoşnut olmasını dileyerek, O’na muhtaç olduğunun bilincinde olarak yerine getirmiyorsa, ibadeti Allah katında geçerli olmayabilir. Rabb’imiz Kur’ân’da, insanların kestikleri kurbanların kanlarının değil, yalnızca kalplerindeki takvalarının kendisine ulaşacağını bildirerek tam da bunu hatırlatır: “Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak O’na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O’nun size hidayet vermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz için… Güzellikte bulunanlara müjde ver” (Hac Sûresi, 22/37).

Hz. İbrahim’in Örnek İtaati ve Teslimiyeti

Kur’ân’dan, tüm elçilerin ve onlarla birlikte olan müminlerin son derece zorlu olaylarla karşılaştıklarını, zahiren oldukça ‘kötü’ durumlarda kaldıklarını öğreniyoruz. Ancak, müminler tüm bu zor zamanlarda son derece güvenli ve rahat davranmışlardır. Çünkü Kur’ân’da bizlere örnek gösterilen müminler, her olayın Allah tarafından kendileri için bir hikmet ve hayırla yaratıldığını bilirler. Allah müminin karşısına bir olay çıkarıyorsa, onda kesinlikle bir hayır vardır; o kötü gibi görünen olay hayra dönüşecektir. Rabb’imiz ayrıca, müminleri yardımsız bırakmayacak, onlara kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyecek ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da âhirette ödül olarak mutlaka verecektir. Kur’ân’da birçok âyette Allah’a güven ve teslimiyet üzerinde durulur. Bu konudaki âyetlerden birinde, “De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlâmızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler” buyrulur (Tevbe Sûresi, 9/51).

Kur’ân’da önemli bir itaat ve teslimiyet örneği olan Hz. İbrahim(a) ve oğlu Hz. İsmail’in başından geçen imtihan, âyetlerde şu şekilde bildirilir:

“Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): ‘Oğlum’ dedi, ‘gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun?’ (Oğlu İsmail) Dedi ki: ‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.’ Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz ona: ‘Ey İbrahim’ diye seslendik, ‘gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.’ Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik” (Sâffât Sûresi, 37/101-107).

Yüce Allah yukarıdaki âyetlerde Hz. İbrahim’in(a) nasıl bir imtihan yaşadığını bizlere aktarır. İslâm âlimleri de bu âyetleri genelde benzer şekilde tefsir ederler. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ân-ı Kerim tefsirinde, Hz. İbrahim’in rüyasında gördüklerinin bir vahiy olduğunu yazar. Alınan emrin yerine getirilmesi aşamasında Hz. İbrahim’in(a) oğluyla istişaresini de şu şekilde açıklar:

“… Bunun üzerine onu zorla yapmaya kalkışmayıp, önce yerine getirilme şeklini istişare etmek üzere böyle görüşünü sorarak tebliğ etti ki, bununla ilk önce onun itaat ve boyun eğmekle ecir ve sevaba ermesini temin etmek istedi. Düşünmeli, bunu söylerken ‘Ey yavrucuğum!’ diye hitap eden bir babanın kalbinde ne yüksek bir şefkat duygusu çarpıyor ve ona ne kadar büyük bir vazife aşkı, Allah sevgisi hâkim bulunuyordu… İşte bunun böyle ilâhî bir emir olduğunu anlayan ve Allah’ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen o yumuşak huylu oğul, ‘Ey babacığım!’ dedi, ‘ne emrolunuyorsan yap. Beni inşaAllah sabredenlerden bulacaksın”

Âyet ve tefsirlerden Hz. İbrahim(a) ve oğlu Hz. İsmail’in(a) Allah’a olan kayıtsız şartsız itaatleri, teslimiyetleri ve gönülden bağlılıkları açık bir şekilde anlaşılır. Yüce Allah’ın ‘dost’ edindiği kutlu peygamber Hz. İbrahim’in(a), oğlu İsmail’i(a) Rabb’i için feda edebileceğini kanıtlaması, güçlü ve derin imanının göstergesidir. Bu üstün ahlâk tüm iman edenlere çok güzel bir örnektir. Bu nedenle müminler, “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır…” (Mümtehane Sûresi, 60/4) âyetinde haber verildiği üzere, onların yolunu izlemeli ve Allah’ın âyetlerini uygulamadaki titizlikleri, zorluk zamanlarındaki tavizsiz davranışları, sabırlı ve tevekküllü kişilikleriyle onları örnek almalıdırlar. Yüce Allah sonraki âyetlerde şöyle buyurur: “Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim’e selâm olsun. Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o, Bizim mümin olan kullarımızdandır” (Sâffât Sûresi, 37/108-111).

Hz. İbrahim’in(a) Allah’a olan derin sevgisi ve imanı, Rabb’imizin bütün emirlerine gönülden boyun eğişi, itaati ve üstün ahlâkı diğer Kur’ân âyetlerinde şu şekilde vurgulanır: “Rabb’imiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin” (Bakara Sûresi, 2/128).

“Rabb’i ona, ‘Teslim ol’ dediğinde (o,) “Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum” demişti.” (Bakara Sûresi, 2/131).

Hz. İbrahim’in(a) güzel ahlâkı, Allah’a imanındaki samimiyeti, tevekkülü gibi, itaatindeki derinlik, gösterdiği sadakat ve kararlılık da kuşkusuz her müminin sahip olması gereken önemli ahlâk özelliklerindendir: “Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi” (Nahl Sûresi, 16/120).

Rabb’imiz Kur’ân âyetlerinde Hz. İbrahim’in kendi sınırlarını korumadaki titizliğini, zorluklar karşısındaki sabırlı ve teslimiyetli kişiliğini, koşulsuz itaatini över ve onu dost edindiğini haber verir: “İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidî) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir” (Nisâ Sûresi, 4/125).

Bu Kur’ân âyetiyle en güzel dinin, ‘Rabb’imize teslim olup, Allah’a bir olarak iman eden kimselerin dini olduğu’ belirtilerek, koşulsuz bir bağlılığın ve iman derinliğinin önemi hatırlatılır.

Yüce Allah’a teslim olmak, “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun âyetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rabb’lerine tevekkül ederler” (Enfal Sûresi, 8/2) âyetiyle de bildirildiği gibi imanî olgunluğa erişmiş müminlerin önemli bir özelliğidir. Bu olgunluğu kazanmış mümin, Yüce Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığının, kendisinin O’na muhtaç olduğunun, her işin bir kader dâhilinde ve özel bir hikmetle yaratıldığının bilincinde olarak, bedenini ve ruhunu Allah’a emanet eder.

Kurban; Adanış Göstergesi

Çok açıktır ki; Kur’ân âyetlerinde söz edilen kurban kesme, et gereksinimi nedeniyle hayvan kesme değil, bir tür manevî adanış göstergesi, bir dinî ibadetin yerine getirilmesidir.

“Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah’ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun” (Hac Sûresi, 22/28).

“İri cüsseli develeri size Allah’ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşçasına ayakta durup) boğazlanırken Allah’ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz. Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak O’na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O’nun size hidayet vermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver” (Hac Sûresi, 22/36-37).

Sonuç olarak

Kurban, müminlerin, kendilerine yalnızca Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazandırmasını umut ettikleri bir vesiledir. Müminler, sahip oldukları tüm nimetleri Rabb’imizin rızasını gözeterek büyük bir şevkle kullanırlar. Kestikleri kurbanı Yüce Allah’a yakınlaşmaya bir vesile olarak görmeleri, müminlerin Rabb’imize olan sadakatlerini, O’nun rızasını hiçbir dünyevî nimete değişmeyeceklerini, bu uğurda -en sevdikleri de dâhil- her şeyi feda edebileceklerini ortaya koyar. Aksi, Dr. Ali Şeriati’nin sözlerindeki gibi olacaktır: “Yalnızca kesmiş olmak için koyun kesmek kasaplıktır!..”

Kurban, Allah adına, O’na yakınlaşmak amacıyla, O’nun dışındaki her şeyi kurban etmektir. Hz. İbrahim(a) ve Hz. İsmail(a) Rabb’lerine gönülden boyun eğmiş, teslimiyet ve itaatin en önemli örneğini göstermişlerdir. Bizler de onlar gibi, tam bir teslimiyetle teslim olanlardan ve henüz işitiyorken itaat edenlerden olmayı, ‘arınmış/selim bir kalp’ ile Rabb’imize gitmeyi dileyelim…

“Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, artık gerçekten o, kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a varır” (Lokman Sûresi, 31/22).

ELİF ALACA