Kurban ibadetinin hikmeti, Kurban’ın amacını açıklayan Kur’an’daki tek yer olan Hac Sûresi’nin 36 ve 37. âyetlerinde mündemiç bulunmaktadır.

“Hayvanların kurban edilmesine gelince; Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: … Bu böyledir; zira, Biz onları sizin emrinize amade kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz.

“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece, onları size musahhar kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ın yüceliğini layıkıyla takdir edesiniz; ve (sen ey Peygamber,) iyileri (O’nun rızasıyla) müjdele” (Hac, 36-37)

Bu âyetler kurbanın hikmetini onun eti ve kanı gibi maddi unsurlarında, sosyal ve ekonomik katkısında değil, manevi boyutta aramamız gerektiğini gösterir. Kurban, sadece insanın Allah karşısındaki haddini değil, eşya karşısındaki değerini de öğrenmesidir(1). Allah’a yaklaşmanın sembolü olan kurban ibadetinin son yıllarda birçok ibadet gibi anlam kaybına uğradığını; et ve et ürünleri festivaline dönüştüğünü üzülerek izlemekteyiz.

Bu yazıda kırmızı etin faydaları, et kullanımında dikkat edilmesi gereken temel esaslardan bahsedilecektir. Son yıllarda kırmızı et tüketimi üzerinde birçok polemik yapılmaktadır. Bazı yazarlar, kırmızı etin lanetli olduğunu ve kesinlikle yenmemesi gerektiğini ilan etmekte ve vejetaryenliği önermekte; bazı yazarlar ise bu söylemin yanlış olduğunu, etin dengeli bir şekilde tüketilmesinin hiçbir zararının bulunmadığını, bilakis çok önemli faydalarının olduğunu bildirmektedirler.

Kırmızı et protein bakımından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Protein ise vücuttaki dokuların gelişmesi, yeni dokuların oluşması ve hasar gören dokuların tamiri için gereklidir. Ayrıca protein vücuda enerji veren temel besinlerden birisidir. Kırmızı ette ayrıca yüksek miktarda;

Gelişme ve büyüme, sağlıklı gözler, deri ve kemikler için gerekli olan vitamin A

Sağlıklı kemikler için vitamin D

Kırmızı kan hücreleri için çok gerekli olan vitamin B12

Deri sağlığı ve yeni hücrelerin yapılanması için çinko da bulunmaktadır.

Kana kırmızı rengini veren maddenin oluşumu açısından mutlaka gerekli olan demir‘i almak için, en doğru seçimlerden birisi kırmızı et yemektir. İngiltere’nin başkenti Londra’daki Kraliyet Koleji uzmanlarının fareler üzerinde yaptığı deneyler kırmızı ette bulunan demirin bitkisel ürünlerden alınan inorganik demirden beş kat daha hızlı emildiğini ortaya koymuştur. Araştırmayı yürüten Dr. Andrew McKie özellikle kansızlık sorunu yaşayan hamile kadınların kırmızı et yemelerini önermiştir.

Son 30-40 yıl içerisinde gıda ile ilişkili yayınlarda kırmızı etin çok zararlı olduğu ve çok az miktar dışında kesinlikle tüketilmemesi gerektiği bildirilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan bildirilerde ‘Acaba kırmızı eti boşu boşuna mı azalttık?‘ sorusu gündeme gelmiştir. Bu konuda Türkiye’de yayınları ve makaleleri ile tanınan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın kırmızı etin kalp sağlığı için son derece yararlı olduğunu iddia etmektedir. Kendisi, tarihin ilk çağlarındaki ete dayalı beslenme anlayışının günümüzdeki gıda anlayışına göre üstün olduğunu savunmaktadır.

Prof. Dr. Ahmet Aydın insanın büyük ölçüde etobur olduğunu; yaklaşık beş milyon yıldır kırmızı et tükettiğimizi savunmaktadır. İnsanoğlu eğer yaratılış olarak otobur olsaydı, kesici ve köpek dişlerimiz olmazdı, daha çok inekler gibi öğütücü dişlerimiz olurdu. Tabii ki sadece et yenilen bir gıda anlayışı da diğer aşırı uç (otobur olmak) gibi yanlıştır. Mutlaka ot (taze sebze-meyve) da yememiz gereklidir. İnsanların vücut yapıları yüzde 80 protein tiplidir. Bu tipteki kişilerin, sebzemeyve yemekle birlikte et ağırlıklı beslenmesi şarttır. Protein tipli olmayanlar ise et yemenin yanında sebze-meyve ağırlıklı olarak da beslenmelidirler.

Kırmızı et tabusu dünyada özellikle de Batılı tıp çevrelerinde yakın zamanlarda oluşmuştur. Doymuş yağ ve kolesterolden zengin olması nedeni ile et yiyenlerde daha çok kalp hastalığı olduğu teorisi kesinlikle doğru değildir. Örneğin doymuş yağ ve kolesterolden zengin gıdalarla beslenildiği 1900 yıllarının Amerika’sında koroner kalp hastalıkları ölümlerin ancak %2-3’ünden sorumlu idi. O tarihlerden sonra doymuş yağ ve/ veya kolesterol içermeyen margarin ile sıcak preslenmiş ayçiçeği, soya, mısır yağlarının tüketimi artmıştır. Fakat günümüzde koroner kalp hastalıkları ABD’de ölümlerin ancak %25-30’undan sorumlu hale gelmiştir. İnsanoğlu yaklaşık beş milyon yıldır kırmızı et tüketiyor. Kırmızı eti kalp hastalıklarının sorumlusu gibi göstermek insanlığın gıda tüketim tarihini tam olarak okuyamamaktır. Aksine kırmızı et kalp için çok yararlıdır. Çünkü içinde çok fazla B12 vitamini bulunmaktadır. Türkiye’de insanlarda çok ciddi bir vitamin B12 eksikliği saptanmaktadır. Bu oran, son dönemde yüzde 10 ilâ 40’lara kadar çıkmıştır. Vitamin B12 eksikliği kalbimizi olduğu gibi beynimizi de etkilemektedir. Erken bunama, alzheimer ve konsantrasyon zaafı gibi sorunlara neden olabilmektedir. Kadınlar çocuk doğurdukları zaman bebeklere de bu eksiklik geçmekte ve bazen geri dönülmez hasarlar oluşmaktadır. Kırmızı ette ‘koenzim Q10’ dediğimiz, vücudun enerji santralinin ana unsuru da bulunmaktadır. Kalp ve iskelet kası olmak üzere bütün hücrelerin enerji metabolizmasında büyük rolü olan karnitin de en fazla kırmızı etlerin içinde bulunmaktadır. İnsan vücudunda üretilmeyen birçok amino asit en çok etlerde ve diğer hayvani gıdalarda bulunmaktadır. Sadece bu açıdan baktığınızda bile, et yememekle kalbimize zarar verdiğimiz sonucunu çıkarabiliriz.

İnsanların sağlıklı bir hayat sürerek, gerekli koruyucu tedbirleri almadan, kan kolesterol oranlarına kafalarını takmaları ve tüm rahatsızlıklarından kolesterolü sorumlu tutmalarını anlamak zor; ancak burada en önemli pay onları bu şekilde yönlendiren hekimlere ait olsa gerek.

Bazı çalışmalarda kırmızı etle kolon kanseri arasında bağlantı kurulmaktadır. Bu çalışmaların toplamına bakıldığında suçun işlenmiş et tüketimi ile ilişkili olduğu söylenebilir. İnsanlar beş milyon yıldır et yiyor. İki – üç milyon yıl önceki insan iskeletlerinde nerdeyse hiç kanser belirtisi görmüyoruz. İnsanlar tarım dönemine geçtikten sonra çeşitli kanserler ortaya çıkmıştır. Özellikle son yüzyıla geldiğimizde kanser oranlarında adeta bir patlama yaşanmaktadır.

Et geleneksel usulde (klasik sucuk, pastırma gibi) işlenmişse, kansere yol açması söz konusu değildir. Tam tersine kansere karşı koruyucudur. Ancak sucuk, pastırma, salam ve sosis gibi kimyasal katkılarla işlenmiş ürünlerin içine kanserojen olduğu bilinen nitrat konulmaktadır. Bu ürünlere son yıllarda ucuz olması nedeni ile soya da eklenmektedir. Faydalı olduğu ileri sürülen soyanın aslında birçok zararlı özellikleri de bulunmaktadır. Mesela bu ürünlerden çok yiyen çocuklarımızdan kızlar ergenliğe erken giriyorlar, erkeklerinin de memeleri büyüyor. Bu ürünlerin içindeki kadınlık hormonu çocukları da etkilemektedir.

Kırmızı ve beyaz et kıyaslandığında; kırmızı et, beyaz etten biraz daha nitelikli özelliklere sahiptir. Sağlıklı olduğu savunulan beyaz et aslında köy tavukçuluğu ile üretilen kanatlı hayvanlardır. Günümüzde kanatlı hayvanlar tamamen kapalı ortamlarda ve birçok zararlı madde ile beslenerek üretilmektedir. Ayağı toprağa değmemiş, gün ışığı görmemiş ve börtü-böcek yememiş, hatta ruh sağlıkları bile bozuk tavuklar tüketim için çok sağlıklı değildir. Gıdaların da doğalı ve yaratılışa uygun olanı tercih edilmelidir. Doğal tavuk bulma ihtimalimiz az olduğu için tavuk tüketimini belli sınırlarda tutmak gereklidir. Teorik olarak daha sağlıklı olduğunu söylediğimiz tavuk etinin yukarda anılan nedenlerden dolayı kullanımı konusunda da dikkatli olunmalıdır. Maalesef benzer sorunlar balık tüketimi için de geçerlidir. Balıkların büyük bir kısmında ağır metaller saptanmaktadır. İnsan sağlığı için son derece zararlı olan cıva ve arsenik son yıllarda balıklarda yoğun miktarlarda saptanmaktadır. Balık tüketimi sırasında da büyük balıkların değil, küçük balıkların tercih edilmesi gereklidir. En azından küçük balıklarda metal birikimi çok daha az olmaktadır. Yukarda sayılan nedenlerden dolayı, Prof. Dr. Ahmet Aydın hamilelere kesinlikle balık önermediğini; ilk bir yaş içinde bebeklere balık verilmemesi gerektiğini bildirmektedir. Son yıllarda maalesef dünyanın en güzel, en faydalı yiyeceklerinden olan balıklar da, yeryüzünün kirlenme sürecinden nasibini almıştır.

Etin yanında bol taze sebze ve meyve yemek ihmal edilmemelidir. Unlu ve şekerli gıdalar mümkün olduğu kadar azaltılıp, mönüden çıkartılmalıdır. Et konusunda çok katı kısıtlamalara gerek yoktur. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu; etin işlenmiş et olmamasıdır. Etin bildiğimiz, güvendiğimiz bir kasaptan alınması önemlidir. Etin kalitesine de önem verilmesi gereklidir. Yeşillik yiyen, doğal ortamda büyüyen, en azından yarı açık besi ile üretilen hayvanların etini almaya özen gösterilmelidir. Et marketlerinde bu talebimiz sürekli dillendirilerek üretici daha kaliteli et üretmeye yönlendirilmelidir.

Eti ızgara yaptıysanız zararlı etkilerinden korunmak için yanında mutlaka yeşillik yenmelidir. Güveçte pişirilen kırmızı ette, vitamin kaybı az olmakta ve etin kanserojen olma özelliği azalmaktadır. Mikrodalga gibi hızlı pişirme yöntemleri sadece ette değil hiçbir yemekte önerilmemektedir. Bu işlemler sırasında oluşan heterosiklik aminler kansere neden olabilmektedir.

Vejetaryen yani hiç et yemeyen insanlarda, B12 vitamini, taurin, karnitin ve koenzim Q gibi birçok maddenin eksiklikleri oluşmaktadır. Bunların mutlaka takviye edilmesi gerekmektedir. Saf vejetaryenlik yaşamın kısalmasına yol açabilmektedir.

Et ürünleri seçerken bazı faktörlere dikkat edilmesi gereklidir. Kırmızı et seçerken tercihen yemlenen değil, otlayan hayvan eti tercih edilmelidir. Geleneksel usuller ile yapılmış sucuk, kavurma ve pastırma yenmesinde sakınca yoktur. Ancak katkı maddelerinden dolayı salam ve sosis tüketimi tercih edilmemelidir. Karaciğer, böbrek, yürek, kokoreç, işkembe gibi sakatatlar, kırmızı etten daha yararlıdır. Fakat hastalıklı olmamasına dikkat edilmelidir. Beyaz ette tercih, köy tavuğu ve diğer kümes hayvanlarından yana olmalıdır. Balık yerken ise, ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük ve yüzeyde yaşayan balıklar seçilmeli, balık çiftliği balıkları ise tercih edilmemelidir. Kırmızı et, tavuk ve balık etinin genel özelliklerinin karşılaştırıldığı tablo aşağıdadır. (Tablo-1)

Kırmızı et ürünleri alırken dikkat etmemiz gereken önemli noktalardan birisi de etin gramajını artırmak için kullanılan maddelerdir. Kırmızı etin gramajında yüzde 30’a varan artış sağlayabilmek için Bradmix adlı kimyasal, unlu mamuller ve fonksiyonel ürünlerde Suprex adlı pastörize edilmiş buğday unu kullanılmaktadır. Suprex, tutucu özelliği sayesinde etin mayalı hamur gibi hacminin genişlemesine ve ağırlığının da eklenen su kadar artmasına yol açmaktadır. Ancak etin tadında yavanlaşmaya neden olmaktadır. Buğday içerikli olması nedeniyle doğal bir ürün olan Suprex’in et ve et ürünlerinde kullanımı, sağlık açısından herhangi bir sakınca oluşturmuyor. Ancak, 700 gram etin gramajını 1 kilograma çıkardığı için tüketicilerin aldığı ürüne değerinden fazla bedel ödemesine neden olmaktadır. İstanbul Veterinerlik Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bülent Nazlı, Avrupa Birliği standartlarına göre, kırmızı etlerin suyu bağlama oranının yüzde 8’i geçmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “buna da dondurulma aşamasında kaybedilen suyun ete geri kazandırılması için izin verildiğini; ancak, Türkiye’de etlerin kapasitesinin zorlanarak, bu oranın yüzde 30’lara kadar çıkarıldığını” bildirmiştir.

Etler veteriner kontrollerinden geçmemişse paraziter hastalıkların bulaşmasında rol alabilmektedir. Et ile bulaşan hastalıklardan olan toksoplasmoz, kist hidatik (bulaşıcı kist) ve teniyoz (abdest bozan hastalığı) gibi hastalıklar sağlık açısından önemli risk oluşturabilmektedir. Kurban bayramlarında kırmızı et tüketiminin çok arttığını ve buna bağlı olarak çeşitli sağlık sorunlarının yaşandığına hatırlatan ADÜ Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hadi Yaşa, “Sağlıklı bir yaşam için önemli olan kırmızı et, az tüketilmesi durumunda demir ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklara yol açar. Kırmızı et yenmesi, bebekler, gelişme çağındaki gençler ve doğurganlık çağındaki kadınlar için son derece önemlidir. Yeteri kadar et yiyemeyen kişilerde demir, B6 ve B12 vitamin eksiklikleri gelişebilir. Ancak kırmızı et, doymuş yağ asitleri ve kolesterol açısından oldukça zengindir. Kalorisi de oldukça yüksektir. Bu nedenle aşırı kırmızı et tüketilmesi de bazı durumlarda yararlı olacağına zararlı olabilmektedir. Kırmızı etin az tüketilmesi kadar aşırı tüketilmesi de zararlıdır. Kırmızı etin fazla tüketilmesi; aşırı kilo almaya, kolesterol yüksekliğine, kalp ve damar hastalıklarına, tansiyon yükselmesine ve bazı karaciğer ve bağırsak hastalıklarına yol açabilir. Ayrıca kırmızı et, sindirimi zor bir besin olduğu için, gereğinden daha fazla et tüketilmesi midede şişkinlik ve hazımsızlık gibi sıkıntılara da neden olabilir. Bu nedenle tüm gıdalarda olduğu gibi kırmızı eti de aşırıya kaçmadan ihtiyacımız oranında yemeliyiz” diyor.

Fazla et tüketiminin zararları ile ilgili olarak ABD’de yapılan bir araştırmada, düzenli olarak kırmızı et tüketen genç kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin arttığı belirlendi. Sonuçları Archives of Internal Medicine adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma, Harvard Tıp Okulu tarafından 90 bin kadın üzerinde yapıldı. Buna göre kadınlar yirmili, otuzlu ve kırklı yaşlarda ne kadar kırmızı et tüketirlerse, izleyen 12 yıl içinde göğüs kanseri riskine yakalanma riskleri o oranda artıyor. Kırmızı etin göğüs kanseri riskini neden artırdığı henüz belirlenemiyor. Etin pişirme sırasında ortaya çıkardığı maddelerin kanserojen olma ihtimali, etin içindeki bazı maddelerin hormonları taklit edebilmesi ya da hayvan yeminde kullanılan hormonlar, önceki araştırmalarda olası nedenler arasında gösterildi. Demir bakımından en önemli besin maddelerinden biri olan kırmızı et ileri yaşlarda fazla tüketildiğinde görme kayıplarına neden olabilmektedir. Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre haftada 10 porsiyon kırmızı et tüketenlerin kör olma riskleri yüzde 50 oranında artıyor. Et tüketiminde yaş önemli bir faktör olabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kırmızı et tüketiminin de azaltılması gerektiğini belirten uzmanlar, yaşları 58 ila 69 arasında değişen 6 bin 700 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre haftada 10 porsiyon et tüketen yetişkinlerin yüzde 47’sinde yaşlılığa bağlı kataraktların arttığını bildirmişlerdir. Kırmızı etin yüksek oranlarda kolesterol, yağ ve kalori içermesi nedeniyle tansiyon ve kalp hastalarının et tüketiminde dikkatli olmaları gerekmektedir.

Kurban bayramında Müslümanlar olarak dikkat etmemiz gereken en önemli şeylerden birisi tabiî ki bayramın ruhunu ve mantığını kaybetmemek; bayramımızı et ve et ürünleri festivaline çevirmemektir. Kırmızı etteki proteinin faydası kadar birçok hastalığa davetiye çıkardığını belirten uzmanlar, aşırı et tüketiminin; kalp-damar hastalıkları, kolesterol, mide-bağırsak hastalıkları, hipertansiyon ve şeker hastalığı riskini artırdığı görüşündedirler. Kurban bayramında aşırı et tüketilmemesi önemlidir. Protein kaynağı kırmızı etin faydasının yanında birçok hastalığı da tetiklediği unutulmamalıdır. Özellikle kronik hastalıkları olan hastaların et tüketiminde daha dikkatli olmaları gereklidir. Ancak tamamen bir et kısıtlamasına da gitmenin gereği yoktur.

Kurban etinin saklanması için aşağıdaki noktalara dikkat edilmeli:

Hayvanın kanı ne kadar çok akıtılırsa etteki lezzet ve kalite de o oranda artar.

Kurbanlık hayvanın kesimi sırasında kanının iyice akıtılmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Atasever, “Hayvanın kanı ne kadar çok akıtılırsa etteki lezzet ve kalite de o oranda artar. Yani hayvan kesilir kesilmez hemen yüzme işlemine geçilmemeli” demektedir.

Et yerine kas yememek için, et dinlendirilmeli

Kurban etinin kesilir kesilmez hemen buzdolabına atılması lastik gibi sert olmasına neden olmaktadır. Kurban etleri parçalar halinde temiz kaplara konulmalı ve önce güneş görmeyen serin bir yerde (14 santigrat derecenin altında) hava alması sağlanarak kesim sıcaklığının oda ısısına düşmesi beklenmelidir. Bu süre 5-6 saati geçmemeli. Daha sonra et buzdolabına kaldırılmalı. Pişirilecek miktarlarda et çözdürülmeli, çözdürülen etler hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır. Kurban etleri, 0-2 santigrat derecede 3-5 gün, buzlukta birkaç hafta, -18 derecede ise 3 ay saklanabilmektedir.

Büyük parçalar bozulmaya sebep olur

Kurbanlık etler henüz kesim sıcaklığında iken buzdolabına poşet içinde veya hava alamayacak bir durumda büyük parçalar halinde üst üste konulursa buzdolabı ısısı etin iç kısımlarını soğutmaya yetmez. Bu nedenle etin hava almayan kısımlarında çok kısa sürede (ikinci günde) bozulma ve kokuşma hatta yeşillenme görülür. Etler büyük parçalar şeklinde değil, kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak, buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Derin dondurucuya konulan etler, derin dondurucudaki don çözülmediği takdirde birkaç yıl bozulmadan saklanabilir. Kavurma yapılan ya da tuzlanarak kurutulan etler de sağlıklı şekilde uzun süre muhafaza edilebilir.

Yeşillenmiş etler yenilmemeli

Yeşillenme görülen kısımlar kesinlikle tüketilmeyip atılmalıdır. Kurbanlık etin dayanma süresi kesim kalitesine ve et parçasının büyüklüğüne göre değişmekle beraber normal buzdolabı şartlarında 5 veya 6 gündür. Bu süre kıymada genellikle 3 gündür.

Soğuk kasılması, eti sertleştirir

Etler henüz kesim sıcaklığında iken buzdolabına veya 10 santigrat derecenin altında bir ortamda tutulursa soğuk kasılması denilen durum ortaya çıkar. Düzensiz kasılmalar nedeni ile et tam bir olgunlaşma evresi geçiremediğinden sert yapı ve lezzet kaybı görülür.

Kırmızı eti uygun pişirme yöntemleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Etin, haşlama, buğulama veya ızgara şeklinde pişirildikten sonra tüketilmesi yararlı olacaktır. Bu pişirimlerde besinler doğal besleyici değerlerini fazla kaybetmezler.

Etlerin kızartılması ve kavurulması besin öğelerinde kayıplara sebep olabileceği gibi fazla miktarda yağ tüketilmesine ve sağlık sorunlarının oluşmasına yol açabilir.

Etlerin sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından sağlıklı bir yöntemdir.

Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir.

Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Izgarada direkt ateşe maruz ve çok pişirilerek yanma noktasına gelen etlerde kanserojen maddeler oluşmaktadır.

Etler ızgarada pişirilirken yaklaşık 2 santimetre kalınlıkta hazırlanmalıdır.

Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak ve ‘kömürleşme’ yapmayacak şekilde yaklaşık 15 santimetre mesafede olmalıdır.

Özetle, her konuda olduğu gibi kırmızı et konusunda da aşırı uygulamalardan kaçınmalıyız. Vücut fonksiyonlarımız için son derece elzem olan kırmızı etin, fazla tüketildiği zaman çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği de unutulmamalıdır.

İDRİS ŞAHİN

Kaynakça

Mustafa İslâmoğlu, Şafak Yazıları, Düşün Yayıncılık, İstanbul 1998.

Prof.Dr. Ahmet Aydın, www.beslenmebulteni. com

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, www.tkgm.gov.tr

A. Topçu, G. Söyletir, M. Doğanay, İnfeksiyon Hastalıkları Mikrobiyolojisi, İstanbul 2002