Arabistan yarımadasında Mekke’de beşeri bir formda yansıyan ilâhî irade Kur’an, aşkın varlık Allah’ın insanlarla bir kez daha iletişim kurmasını ifade etmektedir. Bu iletişimde kaynak Allah’tır. Kanal, Hz.Muhammed’dir. Muhataplar bütün insanlardır. Mesaj ise Kur’an’dır. Yani Allah-insan iletişimde normal bir iletişimde bulunması gereken bütün iletişim unsurları mevcuttur. Söz konusu iletişimde kullanılan dil, nüzul ortamında bulunan Arapların kullandıkları dildir. Yani iletişim dili Arapçadır. İletişimde kullanılan harfler ve kelimeler o gün Arabistan yarımadasında kullanılan harf ve kelimelerdir. Kelimeler ve harfler aynıdır. Ancak Kur’an bu harf ve kelimelerle farklı şeyler bildirir. Çünkü Allah-insan iletişim dilinde kullanılan kelimelerin içeriği, insanları olgunlaştıran, özgürleştiren, kemale erdiren ve mutlu eden değer ve duygularla doldurulmuştur. Kelimelerin iç rengi ve desenleri değişmiştir. Mesela nüzul ortamındaki Araplar “salât” kelimesini günlük dilde kullanıyorlardı ve dua anlamını ifade ediyordu. Fakat vahiy dilinde aynı kelime “salât” belli bir disiplin içerisinde günlük olarak Allah’la iletişim kurmayı ifade etmektedir. Kelime ve harflerin aldıkları yeni renk ve taşıdıkları yeni duygular bütün Kur’ani kavramlar için düşünmek mümkündür.

Peygamberî vahiy formunda son Allah-insan iletişiminin gerçekleştiği yerde bulunan muhatapların bütün durumları dikkate alındı; Onların aşına oldukları üslup ve kavramlar kullanıldı. İçerdiği tasavvur ve değerler ise, herkesin kendini değerli his ettiği ve bir birey olarak gördüğü bir atmosfer meydan getirdi. Bütün insani değerler inkişaf etti. İşte söz konusu iletişim, fıtrat realitesi üzerinden gerçekleşti ve içinde etkisi çok hızlı ve etkili oldu. Bu etki çok kısa bir süre içinde dalgalar halinde etrafa yayıldı. İnsanlık kendini yeniden keşfetti.

Allah tarafından insanlara rehber olarak gönderilen bu son ilâhî rehber, (Kur’an) insanların kendisiyle nasıl iletişim kuracaklarını da beyan etmişti.  Çünkü Kur’an’la iletişim yolları beyan edilmeden insanları onunla iletişim kurmaya davet etmek ilâhî hikmetle bağdaşmamaktadır. Biz bu makalemizde Kur’an’la iletişim yollarını ve iletişim engellerini açıklamaya çalışacağız.

Kur’an’la Doğru İletişim Kurma İlkeleri

Kur’ani değerler, insanların yeryüzünde mutlu olmaları için yeryüzüne inzal edilmiştir. Kur’an’ın beyanına göre insanlar, ancak bu değerlerle mutlu olabileceklerdir. Bunun gerçekleşmesi için de bu değerlerin kaynağı olan Kur’an’la doğru bir iletişim kurmak gerekmektedir. Kur’ani değerlerle iletişim, ehil kişiler tarafından gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde söz konusu değerler, insanları mutlu etme yerine onları mutsuz da yapabilirler. Biz şimdi Kur’an’la doğru iletişim yollarını kısaca beyan etmeye çalışacağız.

1.Kur’an’ın İlâhî Kelam Olduğunu Bütün Benliğiyle Kabul Etmek

 Kur’an, son ilâhî mesajdır. Daha önceki ilâhî mesajları tasdik edici ve hepsine hâkimdir. Bu açıdan Kur’an’la iletişim kurulduğunda bu birçok şeyi ifade eder. Çünkü bu bakış açısına göre Kur’an, bütün doğruların temel kaynağı ve tek ölçüsüdür. Mesela Kur’an, geçmiş kitapların Hz.Muhammed’ten bahis ettiğini beyan etmektedir. Şu andaki kitaplarda ise böyle bir şey olmasa dahi, Kur’an’ın söylediği doğrudur. Nahiv, Belagat ve diğer konularda Kur’an üslubu ve beyan ettiği kaideler bağlayıcıdır. Kur’an’daki bazı âyetlerin nahiv ve belagat kaidelerine uymadığı iddiası yanlış ve temelsizdir. Çünkü Arap dilinin mi’yarı ve mikyası Kur’an’dır. Kur’an, Rabbu’l-Âlemîn tarafından indirilmiştir (Şuara, 26/192). Onun hem lafızları hem de içerdiği mesajlar îlâhi kaynaklıdır.

2.Kur’an’ı Dinlemek ve Dinleme Esnasında Sükut Etmek

 Kur’an ile iletişim kurma kanallarından biri de sükût ederek dinlemektir (Araf, 7/204). Âyette söz konusu edilen dinleme sıradan bir dinleme değildir.  İçten ve anlamaya yönelik bir dinleme tarzıdır. Maddi dünyadan kopup, bütün benliğiyle Kur’an’a yönelip, idrak ve kalp gözeneklerini ona samimi bir şekilde açmaktır. Allah’ın söylediklerini anlamak için ona kulak vermektir. Çünkü Kur’an’la iletişim sıradan bir durum değildir. Kişinin Dünya ve ahrette mutlu olup olmama meselesidir. Bu nedenle Allah, insanlara Kur’an’la iletişim kurmayı tavsiye niteliğinde bir üslupla hitap etmemektedir. Emri ifade eden bir üslupla hitap etmektedir. İnsanlara merhamet edilmeyi de Kur’an’ı doğru dinlemeye bağlamıştır. Kur’an’ı dinlemeyi emrederken dinleme esnasında sukut etmeyi de emretmektedir. Yani, Kur’an’ı doğru dinlemek, dünya ile ilgili her şeyi terk ederek zihin, bilinçaltı (kalp) ve diğer bütün eşyayı idrak etme mekanizmalarını Kur’an’ı anlamaya yoğunlaştırmaktır. Aksi takdirde Kur’an’ı gerçek manada dinlemenin gerçekleşmesinden söz etmek mümkün değildir. Çünkü bilimsel anlamda da doğru ve etkili bir dinlemenin gerçekleşmesi için insan benliğinin bütün kanalları açık olması gerekmektedir. Dinlemenin öneminden olmalıdır ki,   Kur’an, birçok âyette insanlardan kendisini dinlemeyi emretmiş ve Hz.Peygamber (s) de birçok hadis-i şeriflerinde Müslümanların Kur’an dinlemelerini tavsiye etmiş, kendisi de bizzat başkalarından Kur’an dinleyerek bu konuda da örnek teşkil etmiştir.

3.Kıraat, Tilavet, Tertil ve Tedebbur Etmek

 Bu dört kavram Kur’an’la iletişim kurma kanallarındandır. Bir birlerinin eş anlamları değildirler. Her birisi Kur’an’la iletişim kurmanın bir şeklini ifade eder.  Kıraat, Kur’an’ın kendilerinden meydana geldiği harfleri ve kelimeleri bir araya getirmektir. Tilavet, söz konusu harf ve kelimeleri peş peşe okuyarak devem etmektir. Tertil, Kur’an’ın kelimeleri ve harfleri arasında mevcut olan üslup ve mana güzelliklerini ortaya koymaktır. Tedebbur ise Kur’an’ın bir bütün olarak ifade ettiği mesajları saf ve berrak haliyle ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bu kavramların sözlük anlamları ile kavram anlamlarının birbiriyle ilişkileri söz konusudur. Kıraatin sözlük anlamı, cem etmek ve bir araya getirmektir. Yani Kur’an’ı bir bütün olarak düşünmektir. Tilavet, bir şeyi takip edip izini sürdürmektir. Tertil, Kur’an âyetleri arasında belli bir düzen içerisinde koordine sağlamaktır. Tedebbur ise Kur’an’la kurulan iletişim sonucunda elde edilen hulasa ve mesajlardır.  Bu kavramların ifade ettikleri iletişim kurma tarzları ancak Kur’an bir bütün olarak ele alındığında bir anlam ifade ederler. Şayet her birisi kendi başına müstakil bir yöntem olarak düşünülürse Kur’an’la doğru bir iletişim kurmayı gerçekleştiremez ve ilâhî murat da doğru anlaşılmayacaktır. İslam dünyasındaki mevcut olan bu dağınık ve birbirlerin farklı zihin yapısının sebeplerin bir tanesi hatta en önemlisi Kur’an’ın beyan ettiği yollarla bir bütün içerisinde kendisiyle iletişim kurulmamasından kaynaklanmaktadır.

4.Kur’an, Hidayet, Furkan, Zikir ve Tebsire Kitabıdır

Kur’an, insanlar için rehberlik misyonu vardır (Bakara, 2/1). Bu nedenle insanlar için nelerin doğru ve nelerin yanlış olduğunu birbirlerinden ayırmıştır (Furkan). Aynı şekilde insanlara gerçekleri hatırlatan ve dünyada nelerin kendilerini ebedileştireceğini beyan etmektedir (Zikir), (Muddesir, 74/54). Kur’ani değerler bütün bu özellikleriyle insanlığın mutlu bir hayat yaşamaları için gerçeklere doğru zihin ve kalp gözeneklerini açarak kendilerine manevi görme istidadını (tabsire) bahşeder. İnsanlık her zaman doğru kaynaktan beslenen rehbere ihtiyaç duymuştur. İşte Kur’an hem doğru kaynaktan gelmekte hem de bütün insanların elini tutmaktadır. İnsanlar çıkarcı bir yapıya sahip oldukları için rehberlik konusunda her zaman taraflı davranabilirler. Aynı şekilde insan aklı da sınırlı olduğu için insanlar için faydalı olan düşünce ve bilgilileri üretebileceği gibi zararlı bilgi ve düşünceleri de üretebilir. Çünkü aklın sınırları bellidir. Çoğu zaman da zihinsel bazı hastalıklardan dolayı gerçeklere nüfuz da etmeyebilir.  İşte bütün bunlardan dolayı insanlığın Kur’an’ın rehberliğine ihtiyacı vardır. Kur’an’la iletişim kurulurken onun rehberlik yönü her zaman hafızalarda canlı tutulmalıdır.

5.Akıl ve Nakil Aynı Kökün Dallarıdır. Birbirlerinden Ayrılamazlar

Akıl ve nakil veya diğer bir ifadeyle Kur’an ve akıl kardeştirler. Hiçbir şekilde birbirlerinden ayrılmayan dostlar gibidirler. Bunun aksini düşünmek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Çünkü akıl olmadan Kur’an hiçbir surette anlaşılmaz. Akıl da Kur’an olmadan tek başına doğru bilgi ve değer üretemez. Öyle ise her ikisinin bir birlerine ihtiyaçları ruh ve cesedin bir birlerine olan ihtiyaçları gibidir. Birisi olmadan diğeri yaşayamaz. İkisinin de yüzde seksen veya yetmiş değil yüzde yüz birbirlerine ihtiyaçları vardır.

Kur’an, akla hitap etmiş ve onu esas almıştır. Akıl onunla iletişime geçmiş ve ondan bilgi öretmiştir. Şayet aklın nakilden (Kur’an) elde ettiği bilgiler olmasaydı naklin nüzulüne hiçbir şekilde ihtiyaç olmazdı. Öyle ise nakildeki hazineleri ortaya çıkaran akıldır. Akıl Kur’an’daki madenleri işleten adeta bir rafine gibidir. Rafine veya fabrika olmadan en değerli madenin hiçbir anlamı ve değeri olmaz. Bu nedenle akıl, naklin düşmanı değildir. Aksini düşünmek Kur’an ve akıl ilişkisini iyi kavranmadığının delidir.

İslam dünyasında aklı dışlayan insanlar yanında akıldan bahis edildiği zaman tiksinirler ve hemen Allah’a sığınırlar. Aklı gündeme getirenleri de hemen mutezile, bidatçi ve batı etkisinde kalanlar damgasını vururlar. Fakat şu çok iyi bilinmelidir ki akıl dinimizin özüdür. Akıl işlevsel bir hale getirilmezse dinin özü kayıp olmuş demektir. Bu nedenle akıl kavramı, Kur’an’da en çok tekrarlanan kavramların başında geldiğini görürüz. Bir âyette:“Allah, akli potansiyellerini işlevsel bir hale getirmeyenlerin üzerine pislik koyar.” İfade edilmektedir. Yani akıl nakille birleşişince bütün kemâlatın kaynağıdır. Akıl atıl hale getirilince de bütün alanlarda kalitesizlik kendini gösterir.

6.Kur’an ve İnsanlığın Ürettiği Bilgiler Birbiriyle İrtibatlıdır

İnsanlık bilgide ne kadar ilerlerse Kur’an’ı anlama çerçevesi de o oranda genişlemektedir. İnsanların ürettiği bilgi birikiminden istifade etmeden sadece sözlüklerdeki kelimelerin anlamlarından hareket ederek Kur’an’ı doğru anlamak mümkün değildir. Kur’an, bilgi üretimine bütün kapı ve pencerelerini açmıştır. Fakat üretilen doğru bilgiler içinde belli ölçüler koymuştur. Bu nedenle batının ürettiği bütün bilgiler doğrudur demek yanlış olduğu gibi hepsi yanlıştır demek de o derecede yanlıştır.

7.Kur’an Hikmet Kitabıdır

Kur’an, hikmet sahibi bir zat tarafından hikmet sahibi bir peygambere hikmet bilgisine sahip bir ümmeti inşa etmek için Allah tarafından yeryüzüne indirilmiştir. Kur’an, Hz.Muhammed’in görevlerinden bahis ederken onlardan birisinin insanlara hikmeti öğretmekti. Yani Kur’an’ı en güzel bir şekilde kavramayı Müslümanlara öğretmekti. Fakat daha sonra Kur’an’daki hikmet kavramı bazı âlimler tarafından sünnet olarak tefsir edildi. Söz konusu bu yorum daha sonra kesin ve kati bir yorum olarak kabul edildi. Ondan sonra gelenler hep böyle baktı ve söz konusu yorumu sorgulamadı. Kur’an’a bir bütünlük içinde bakıldığında hikmet kavramının manası ilahî hitabı en güzel şekilde anlama türü olduğunu anlarız. Mesela bir âyette: “Biz Davud’a hikmeti verdik” buyrulmaktadır. Acaba Davud’a sünnet mi verilmişti? Hikmet, ilahi hitabı doğru bir şekilde kavrama tarzıdır.

 8. Hz.Muhammed’in Misyonunu İyi Anlamak

Kur’an, Hz.Muhammed’in misyonunu açık bir üslupla ifade etmektedir: “Onlara güzel olan şeyleri helal kılar. Çirkin olan şeyleri de haram kılar. Üzerlerinde olan ağır yükleri indirir ve beyinlerine vurulmuş prangaları da söker.” Bu âyet genel anlamda Hz.Muhmmed’in görevini beyan etmektedir. Buna göre Hz.Muhammed bütün güzel şeylerin (düşünceler-yiyecekler) insanlara uygun görür.  Bütün çirkin olan şeylerin de (düşünceler-yiyecekler)  yasak olduğunu beyan etmektedir.  İnsanların beyinlerine vurulmuş geleneksel ve doğru olmayan düşüncelerin prangalarını söküp atmaktadır. Yani insanların akli potansiyellerini kullanma önündeki bütün düşünce ve geleneklerin doğru olmadığını beyan etmekte ve insanların akli özgürlüklerini sağlamaya çalışmaktadır. Hz.Muhammed’in geldiği zaman diliminde insanların akıllarına adeta zincirler vurulmuştu. Mekke’de putlar etrafında oluşturulan tasavvurla diğer bölgeler de ise Hıristiyanlık ve Yahudilik etrafında oluşturulan yorumlarla insanların aklı âdete esir alınmıştı. Akılları birçok yorum ve inançla uyuşturulmuştu. Dolayısıyla insanlık kendi ruşdunu kayıp etmişti.  Bu nedenle Hz.Muhammed’i iyi anlamadan Kur’an’la doğru bir iletişim kurmanın mümkün olmayacağını düşünmekteyiz.

Kur’an’la Doğru İletişimi Engelleyen Unsurlar

1.Kur’an’a Bütüncül Bir Yaklaşımla İletişim Kurmamak

Kur’an’ı anlamaya çalışırken, başka bir ifadeyle onunla iletişim kurmaya niyet ederken, Kur’an’ın bütün âyetlerin değerlendirilebileceği bütüncül bir bakış açısı çerçevesinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Yani Kur’an’ı bir bütün olarak anlamaya yardımcı olabilecek bir metodoloji ile Kur’an’la iletişim Kurmaya çalışmak lazımdır. Genel hatlarıyla Kur’an’ı anlamaya yönelik bir anlayış/metodoloji olmazsa âyetlerin içerdiği muradı ilahiyi ortaya koyma yerine tam tersine sonuçlara da varmak mümkündür. Mesele Zeyneb’in evliliği ile ilgili âyetler (Ahzab, 33/37) tefsir kitaplarında peygamberlik makamına hatta sıradan erdemli insanlara dahi yakışmayan tarzda yorumlar yer almaktadır. Hz.Muhammed (s) sıradan şehvetperest bir insan gibi tasvir edilmektedir. Bu tarz yorumlamanın birçok nedeni olabilir. Kanaatimizce en önemli nedeni Kur’an’a bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmamaktır. Çünkü tefsirlere bakıldığında Kur’an’la parçacı bir yaklaşımla iletişim kurulmaktadır. Çünkü hali hazırda bütüncül bir bakış açısına sahip bir Kur’an’ı yorumlama metodolojisi mevcut değildir. Bu yönde her hangi ciddi bir gayretin de sarf edildiği görünmemektedir. Tefsir usulü adında yazılan kitaplarda Kur’an’la ilgili bilgilerden (ulumu’l-Kur’an) ibarettir.  Kur’an’la kurulan bu parçacı anlayıştan olmalıdır ki Müslümanlar da kendi aralarında basit bazı farklı yorumlardan dolayı parçalanmışlardır.

 2. Ön Yargılarla Kur’an’la İletişim Kurmaya Çalışmak

 Bizler, farkında olmadan Kur’an’la iletişim kurmaya çalışırken daha önce sahip olduğumuz mezhebi, kelami, sufi vb. anlayışlarla âyetleri değerlendirmeye çalışıyoruz. Daha önceki bilgi ve tasavvurlarımızı Kur’an’ı anlamada hâkim duruma getirmekteyiz. Kur’an’ı daha önce sahip olduğumuz bilgi ve anlayışlara göre anlama ve yorumlamaya çalışıyoruz. Yani Kur’an’ı nesnelleştiriyoruz. Daha önceki bilgilerimizi ise özne haline getiriliyoruz. Dolayısıyla farkında olmadan Kur’an, insanların düşüncelerini şekillendirmede pasif bir konuma getirilmektedir. Kimi sufiler, Kur’an’ı kendi zihin yapılarına göre tefsir etmeye çalışmakta. Kimi mezhep mutassıpları âyetleri kendi mezhebi ilkelerine göre tevil etmeye çalışmakta, Kelamcılar da Kur’an’ı kendi kelamî anlayışlarına göre yorumlamaya uğraşmaktadırlar. Kur’an, tek yorumla yorumlansın şeklinde bir talebimiz yoktur. Tam tersine farklı yorumlar mutlaka olmalıdır ve farklı yorumları doğal kabul etmekteyiz. Bizim doğru bulmadığımız Kur’an’a yaklaşım tarzı, yorumları, değişmeyen nasslar gibi kabul edilip Kur’an’ı o yönde tevil etmekte aşırı gitmek ve söz konusu yorumları değişmeyen naslar gibi kabul etmektir.

Mesela “Kur’an’dan kolayınıza gelecek miktarı okuyunuz” âyeti bir Müslüman’ın günlük olarak Kur’an’la iletişim kurmasını emrederken âyet, namazda kıraatin farziyeti ispatı yönünde tevil edilmiştir. Diğer bazıları da bazı âyetlerden yola çıkarak insanların özgür iradelerinin olmadığını savunmaktadır. Bu nedenle doğru bir Kur’ani anlayışa sahip olmak için Kur’an’la iletişim kurarken zihin dünyamızı ona teslim edip onun istediği şekilde zihin dünyamızı şekillendirmesine müsaade etmeliyiz.

3. Kur’an’la İletişim Kurmada Başkalarını Taklit Etmek

 Taklit, bir çaba sarf etmeden başkaların ürettikleri düşünceleri tüketmektir. Kur’an’ı kendisinin de anlayabileceğine inanmamaktır. Taklit, hazır bilgiyi tüketme üzerine bina edilmiştir. Bilinçaltlarına taklit anlayışı yerleşen insanlar, bilgi üretme ve bilgiye hâkim olma konularında kendilerini bir birey olarak görmemektedirler. Kendilerinin de diğerleri gibi âlim olup düşünce üretebileceklerine kendilerini layık görmemektedirler. Bütün ilmi kemalatı sadece ün yapmış bazı âlimlerde görürler.

Kur’an, taklidi birçok âyette zemm ederken Müslümanları taklit hastalığıyla malul olmamaları konusunda uyarmaktadır. Çünkü taklit hastalığına yakalanan bireyler, milletler ve toplumların yok olup gittiklerini Kur’an beyan etmektedir.

Bizler Kur’an’la iletişimde taklidi ret ederken eski âlimlerimizi kendimize rehber olarak görmekteyiz. Selef âlimlerimiz bu konuda bizim köşe taşlarımızdır. Fakat kendimizi bir birey kabul edip sahip olduğumuz akli potansiyelimizi kullanmak, insanlığımızın bir gereği olduğunu düşünmekteyiz.  Kur’an da, bu yönümüzü inkişaf etmeye çalıştığını düşünmekteyiz.

4.Dünya Tarihini, İnsanlığın Ürettikleri Bilgiler ve İnsanlıkla İlgili Sosyolojik Bilgilerden Yoksun Olmak

 Kur’an, insanlık tarihi ile ilgili birçok konuda çok önemli bilgiler vermektedir. Tarihte birçok toplumun yok olma nedenlerini çok açık bir üslupla beyan etmektedir. Toplumların sosyolojik ve psikolojik yönlerine birçok açıdan ışık tutmaktadır. Kur’an’la iletişim kurup onun sunduğu mesajları anlamaya çalışan bir Müslüman/âlim söz konusu konularla ilgili bilgi sahibi olmazsa murad-ı ilâhiyi nasıl anlayabilir. Kur’an’la iletişim kuran bir âlim sadece alet ilimleri kavramakla ve belli bir oranda Arapça bilmekle Kur’an’ın işlediği tarih, sosyoloji, psikoloji ve antropoloji konularını nasıl anlayacaktır.

Kur’an’ın insanlık için neler ifade ettiğini iyi anlamak için hem söz konusu ilimlerin farkında olmak gerekmekte hem de insanlığın bu konularda ürettiği bilgilerden istifade edilmesi gerekmektedir. Yani Müslüman âlim, alet ve Arapça edebi ilimleri bilmekle beraber insanlığın ürettikleri bilgilerin farkında olması gerekmektedir.  Kur’an’ı anlamada da onlardan istifade etmesi lazımdır. Artık günümüz insanlarını, Kur’an’ın kelime tahlilleri ve terkip çözümlemeleri tatmin etmemektedir. Eski toplumlarda belki bunlar yeterli olabilirdi;  İnsanlar için bir şeyler ifade ediyordu. Fakat günümüz insanları için onlar pek bir şey ifade etmemektedir. Günümüz insanları, artık Kur’an’ın, evren, toplum, insan ve insanların bir birleri ile ilgili ilişki kurma şekilleri ve insanlara sundukları düşünceler ve değerler ile ilgilenmektedirler. Mesela milletler nasıl idare edilir. Bütün halkların hakları nelerdir. Dünyadaki ekonomik şartlar nelerden meydana gelmektedir. Dünya ekonomisi nasıl işliyor. Evrensel ve tabii hukuk nedir? Gibi konularda bir âlim Kur’an’ı nasıl anlayabilmektedir.. Bütün bu ilimlerde bir insanın uzman olma imkânı da olmadığı için Kur’an yorumu günümüzde artık kolektif bir akıl tarafından yapılması gerektiğine inanmaktayız. Günümüzde artık salt akıl ve kelime tahlilleriyle doğru bir Kur’an yorumu yapılmayacağını düşünmekteyiz.

Kur’an’la doğru bir şekilde iletişim kurmayı engelleyen diğer bazı unsurlar da şunlardır: Kur’an’ı anlamak için ciddi bir zihinsel çaba harcamamak, Kur’an’ın en güzel yorumu peşinde olmamak ve her hangi bir yorumla iktifa etmek, Âyetlerin içerdiği mesajları bazı örneklerle sınırlandırmak, Kur’an’ı dünya eksenli bir kitaptan çıkartıp ahiret eksenli bir kitap haline dönüştürmek, Kur’an’ı Kur’an ruhundan uzak bir şekilde yorumlamaya çalışmak.

Selef âlimlerin yorumlarını ve kendilerini takdis derecesinde yüceltmek de Kur’an’la doğru iletişimi engellediğini düşünmekteyim. Âlimleri takdis değil onları takdir etmeliyiz.

Sonuç 

Bütün bu anlatılanlardan anlıyoruz ki Kur’an, dünyayı da eksenine alan bir kitaptır. Dünyada Kur’an’ın varlık nedeni, insanların mutlu ve izzetli yaşamaları için onlara rehberlik yapmaktır, dünyada Kur’ani değerleri doğru bir şekilde yaşayan insanların, ahirette güzel yerlerde güzel insanlarla beraber, elem ve kedersiz bir hayatı sürdüreceklerini onlara bildirmektir. Söz konusu mutlu hayatın gerçekleşmesi için insanların Kur’an’la doğru yöntemlerle samimi bir kalple iletişim kurmaya bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an ve sünneti, düşüncenin merkezine koymak gerekmektedir. Tarihsel süreçte Kur’an ve sünnet etrafında meydana gelen yorum medeniyetinden de istifa etmek gerekmektedir. Fakat bütün o yorumlar, Kur’an’ı görmemize dürbün mesabesinde olmalıdırlar. Aksi takdirde yorumlar aslın yerini alabilirler, Kur’ani değerlerin asıl desen ve renkleri de kayıp olabilir.

Kur’an’la iletişimi olumsuz yönde etkileyen faktörlerden de kaçınmak gerekmektedir. Kur’an’ı bir bütün olarak ele almamak, Kur’ani kavramların içeriğini hiçbir araştırma yapmadan toplumdan gelen irsi bilgilerle doldurmaya çalışmak Kur’an’ı doğru anlamayı engelleyebilir. Kur’an’ı anlamada tebaruz etmiş âlimler tarafından meydana gelen yorumları sorgulamamak ve onları Kur’an’ın nihai yorumunu kabul etmek de Kur’an’la doğru iletişim kurmayı engeller. Kur’an’la doğru bir iletişim kurmak için hem zihin dünyası hem de kalp Kur’an’a teslim edilmelidir. Onun şekillendirmesine müsaade edilmelidir. Kur’an, bütün insanlara rehberlik yapmak için gelmiştir. Kur’an, haksızlık edenler dışında bütün insanları kucaklayan bir kitap olduğunu düşünmekteyiz.

ADİL BOR