Tevhid, hak dinlerin özünü ve temelini ifade eden bir kavramdır. Manası, Allah’ın bir ve tek olması, ortak ve şerikinin olmaması demektir. O halde Yüce Allah’ı tek ilah olarak kabul etmek ve O’ndan başka canlı cansız hiçbir varlığa kulluk ve itaat etmemek gerekir. Çünkü her şeyi yoktan var eden ve rızık veren sadece O’dur. Nitekim Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur; O, Rahmandır, Rahimdir (çok bağışlayan ve esirgeyendir).”[1]

Kur’an’ın insanlara ilk çağrısı tevhid’dir. Özellikle Mekke döneminde ilk inen âyetlere baktığımız zaman bunu açık bir şekilde görmekteyiz. Allah’tan başka ilah olmadığı Kur’an’da “lâ ilahe illallah” lafzıyla ifade edilir ki, buna kelime-i tevhid denilmektedir. Kur’an’da pek çok kere tekrarlanıp, imanın birinci şartı olarak bildirilir. Örneğin İhlâs Sûresi’nde Yüce Allah’ın bir olduğu, hiçbir şeye muhtaç olmadığı, doğurmadığı ve doğurulmadığı, O’nun hiçbir denginin bulunmadığı çok açık bir biçimde haber verilir.[2]

Kâfirun Sûresi’nde ise ibadetin ancak Allah’a yapılacağı, Allah’tan başka yaratıkların ibadete layık olmadığı ve müminlerin, kâfirlerin taptığı ilahlara asla tapınmalarının söz konusu olmadığı açıkça ifade edilmektedir.[3]

Kur’an’da Allah’ın bir olduğu, eşi ve benzerinin bulunmadığı birçok âyette haber verilmektedir. Bu âyetlerden biri de şöyledir: “Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O’nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; aksi takdirde her ilah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, müşriklerin yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.”[4]

Yine birçok âyette Yüce Allah’ın isim ve sıfatları bizlere haber verilmekte ve onun asla eşi ve benzerinin olmadığı, yarattığı varlıklardan hiçbirine benzemediği şöyle ifade edilmektedir: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitendir ve görendir.[5] Bu âyette de görüldüğü gibi Allah’ın her şeyi gören ve işiten olduğu ifade edilmekte ve O’nun sahip olduğu sıfatlara hiçbir yaratığın benzemediği açıkça bildirilmektedir. Bu konuda Hz. İbrahim’in Kur’an’da bildirilen şu duası önemli bir örnektir: “İbrahim dedi ki: Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü? İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur). Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur. Beni yediren, içiren O’dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur. Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O’dur.  Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.[6]

Tevhid İnancını Yıkan En Büyük Günah: Şirk

İnsanın, Allah’ın hakkı olan itaati, kulluk ve ibadeti bir başka varlığa atfetmesi, tevhid inancından saparak şirke girmesine sebep olur. Şirk (Allah’a ortak koşmak) ise İslam dinine göre en büyük günahtır. Nitekim Yüce Allah: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları), dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur[7] buyurarak şirki asla bağışlamayacağını belirtmektedir.

Peygamber Efendimiz ise, bir hadis-i şeriflerinde “insanı helak eden yedi büyük günahtan sakınınız” buyurmuş ve o günahların birincisinin ise şirk olduğunu ifade etmiştir.[8]

Tarih boyunca kimi insanlar, elleriyle yaptığı putlara, kimi yıldız, ay ve güneşe, kimi de melek ve cin gibi birtakım ruhsal varlıklara tapmıştır. Hâlbuki Kur’an’da belirtildiği gibi Allah’tan başka tapılmaya layık hiçbir ilah yoktur. “Onlara ancak, dini yalnız Allah’a has kılarak ve hanifler olarak O’na kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu.”[9] Bu âyette Yüce Allah, ibadeti sırf kendisine has kılarak, rızasını kazanmak için ye­rine getirmeyi; her türlü gösterişten, insanlarca takdir edilme düşün­ce ve niyetinden uzak tutmayı emretmektedir. Dinde buna ihlâs denir. İhlâs dinin esasıdır, temelidir. İhlâsla yapılmayan hiçbir ameli Allah kabul etmez.

Şirk Koşmanın Muhtelif Türleri Vardır:

Birincisi; cahiliye döneminde Arap müşriklerin yaptığı gibi putlara ilah diye tapınmak, onları Allah’a giden vasıtalar, aracılar diye kabul etmek gibi. Nitekim onlarla ilgili Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar, ne de bir fayda verebilecek şeylere taparlar. Bir de ‘Bunlar (putlar) Allah katında şefaatçilerimizdir’ der­ler. De ki: Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsu­nuz?[10] Yine müşrikler; “Biz, bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz[11] derdi.

İkincisi; Hıristiyanların yaptığı şirktir ki, Hıristiyanlar, Mesih’e (İsâ aleyhisselam’a) taparlar. Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Yahudiler, Allah’ı bırakıp bilginleri­ni (hahamlarını); (Hıristiyanlar da) rahiplerini ve Meryem’in oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki hepsine de bir olan Allah’a ibadet etmekten başka bir şey emrolunmadı. O’n­dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.[12]

Nitekim Peygamber Efendimiz de: “Büyük günahların en büyüğü, Allah’a ortak koşmak, ana babaya karşı gelmek ve yalan yere yemin etmektir”[13] buyurarak bu konuya açıklık getirmiştir.

İnsanların çoğu, Allah’tan başka ilah edinmenin, yalnızca üç boyutlu ve cansız bir suret olan tahtadan, taştan yapılmış putların ya da totemlerin önünde secde etmek olduğunu sanır. Oysa bu, bir varlığa kulluk etmenin yalnızca sembolik bir ifadesidir ve bir varlığın önünde secde etmeden de onu ilahlaştırma günahı (şirk) işlenebilir.

İnsanın, Yüce Allah’a ait olan sıfatları, kendisi de dâhil olmak üzere bir başka varlığa atfetmesi, tevhid inancından sapmaya ve dolayısıyla şirke sebep olur. Bu nedenle her zaman Yüce Allah’ın varlığını bilip, tüm işleri yaptıranın, her olayı düzene koyanın O olduğunu unutmaması gerekir. Örneğin; hastalanan bir kişi ilacın ya da doktorun kendisini iyileştireceğini düşünürse gizli şirke düşmüş olur. Oysa burada Yüce Allah’ın Şâfî (şifa veren) sıfatı hatırlanmalı, ilaç ve doktorun ise kişinin iyileşmesinde vesile olacağı, şifanın ancak Allah’ın dilemesiyle gerçekleşeceği asla unutulmamalıdır. Bunun gibi, kişi eğer bir işi “ben yapıyorum” diye düşünür ya da davranışlarını Allah’ı değil de insanları memnun edecek şekilde düzenlerse, yine gaflete düşerek Allah’a gizli şirk koşmuş olur. Oysa Rabbimiz kullarına katıksız bir imanı şart koşmuş ve onlara müşriklerden olmamayı emretmiştir. Aynı zamanda yalnızca kendisine yöneleni dosdoğru yola yönelteceğini bildirmiştir.[14] Dolayısıyla doğru yolu bulabilmek için Allah’a şirk koşulmaması çok önemli ve şarttır. Yüce Allah, gizli şirk yanılgısında olan ve Kur’an’da “müşrik” olarak adlandırılan insanların büyük hüsrana uğrayacaklarını şöyle haber verir: “Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: ‘Nerede bir şey sanıp da Allah’a ortak koştuklarınız?’ Sonra onların mazeretleri, ‘Rabbimiz olan Allah’a and olsun ki, biz ortak koşanlar değildik!’ demekten başka bir şey olmadı. Ahirette tecelli eden hakikat karşısında dünyadaki hallerinden tamamen vazgeçen kimseler tek Allah’ın ilahlığını ikrar edecekler, ne çare ki bu ikrar orada bir fayda vermeyecektir. O gün ancak ceza ve mükâfat günüdür. Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve ilah diye uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti![15]

 Tevhid İnancının İnsana Kazandırdıkları

Tevhid inancı insana çok şeyler kazandırmaktadır. İnsan, bunların bir kısmına dünyada, diğer bir kısmına da ahirette nail olur.

Tevhid inancının insana kazandırdıklarını şöyle ifade edebiliriz:

  • Tevhid inancına sahip olan bir insan, kendisini yoktan var eden Rabbini bilip, tanır ve O’na itaat eder, kulluk ve ibadetini sadece O’na yöneltir.
  • Kendisine verilen her nimetin Yüce Allah’tan olduğunu bilir ve Allah’a çokça şükreder.
  • Herhangi bir sıkıntı ve zorlukla karşılaştığında ise, bunun Allah’tan bir imtihan olduğunu bilip, sabreder.
  • Başına gelenlere, Allah için güzel sabır gösterir, O’na tevekkül eder ve ahiret yurdu için salih amellerde bulunur.
  • Tevhid inancına sahip olmak, insanı Allah’a yakınlaştırır ve Allah’ı dost edinmesini sağlar.
  • Tevhid inancına sahip olmak, insanı sıkıntı ve stresten uzak tutar.
  • Tevhid inancı insanın dünya hayatına huzur katar.
  • Tevhid inancı insanı şüphelerden kurtarır.
  • Tevhid inancı insanın ebedi ahiret saadetine erişmesini sağlar.

Netice itibariyle tevhid; Allah’ın bir ve tek olması, O’nun ortak ve şerikinin olmaması demektir. Yüce Allah’ı tek ilah olarak kabul etmek ve O’ndan başka canlı cansız hiçbir varlığa kulluk ve itaat etmemek gerekir. Yine bu bağlamda tevhid, Allah’ı yegâne ilâh, rab ve hâkim olarak tanımak, O’nun birliğini ikrar etmek, her çeşit ortağı O’ndan uzak tutmakla gerçekleşir.

Tevhidin zıddı ise şirktir. Şirk, Allah’ın asla bağışlamayacağı en büyük günahtır. Çünkü insanın bir ve tek olan Allah’ı bırakıp başka şeylere tapması, kulluk etmesi Rabbimizin asla razı olmayacağı bir durumdur. Nitekim Rabbimiz bir âyette: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur” (Nisâ, 4/48) buyurarak şirki asla bağışlamayacağını bildirmektedir.

Mehmet SOYSALDI

[1]    Bakara, 2/163.

[2]    İhlâs, 112/1-4.

[3]    Kâfirun, 109/1-6.

[4]    Müminun, 23/91.

[5]    Şûrâ, 42/11.

[6]    Şuarâ, 26/75-83.

[7]    Nisâ, 4/48.

[8]    Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıb, 38, Hudûd, 44; Müslim, İmân, 145; Ebû Dâvûd, Vasâyâ, 10; Nesâî, Vasâyâ, 12.

[9]    Beyyine, 98/5.

[10] Yunus, 10/18.

[11] Zümer, 39/3.

[12] Tevbe, 9/31.

[13] Buharî, Edeb, 6, İman, 16, Diyat, 2, İstitabe, 1; Tirmizî, Tefsîr, 4, 6, 7; Nesâî, Tahrîm, 3, Kasamet, 48; Daremî, Diyât, 9; Ahmed b.Hanbel, el-Müsned, II, 201, 214, III, 495.

[14] Ra’d, 13/27.

[15] Enam, 6/22-24.