Hamd, övgü ve sena, salih amel işleterek fesada ve kokuşmuşluğa düşmekten bizi ıslah ile koruyan Allah’a, salat ve selam, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırarak ve Kur’an’ı ahlak edinerek bireysel ve toplumsal sapmaların önünü tıkayıp “vasat bir ümmet” modeli oluşturan Hz. Muhammed (sav)’e, ehline ve ashabına olsun.

Kur’an’ın bireysel ve toplumsal ıslah adlı makalemizi analitik olarak ele almak istersek kısaca Kur’an, Birey, Toplum, Islah, Metod kelime ve kavramları hakkında açıklama yaptıktan sonra konunun ana başlıklar altında içeriğini fazla yoruma girmeden Kur’an’ın kendisine bırakmaktır tercihim, bu hususta O, kendini hep anlatır ve anlatmıştır da. Bize düşen ise O’nun teşhislerine ve çözümlerine kulak vermektir. Ancak böyle olursa birey ve toplum ıslah olmuş ve kokuşmuşluktan kendini korumuş olur.

  • KUR’AN:

Allah’ın vahyine, bütün ve parça olarak farklı isimler verilmiştir. Bunlar arasında yazılarak bir araya getirildiği için “Kitab” ve ezberlenerek göğüslerde muhafaza edildiği için “Kur’an” isimleri şöhret bulmuştur. Bu iki kelime, Kitabet(yazmak), Kıraat(okumak) mastarında olup Aramî kökenli kelimelerdir. Ancak bunlar arasında Kur’an lafzı daha çok kullanılmış ve Yüce Kitab’a özel isim olmuştur.[1] Kur’an’a “Mushaf” isminin verilmesi ise Hz. Ebu Bekir’in hilafeti döneminde gerçekleşmiştir.[2]

Kur’an, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla, Hz. Muhammed’e hem mana hem de lafız olarak vahyedilen, tevatür yoluyla bize kadar gelen, kendisiyle ibadet edilen mu’ciz bir kelamdır.[3] Kayda geçirilmiş bir söz ve mukaddes bir kitap olan Kur’an, anlatılmış, anlaşılmış, kendisine tabi olunmuş ve bu tabi oluş neticesinde bir ümmetin ortaya çıktığı bir kitaptır.

  • BİREY:

Kelime anlamı olarak kişi veya insanla eşanlamlı olan birey terimi, esasen toplumun bölünmeyen en küçük temel birimi demektir. Toplum bilimcilere göre birey; “Toplumu oluşturan insanlardan her biri”dir.[4]

  • TOPLUM:

Topluluk, cemiyet anlamlarında da kullanılan toplum; bir araya gelen şeylerin bütünü; ortak vasıfları ve gayeleri olan insan grubu; Ekip, takım gibi anlamlara gelmektedir.[5]

  • ISLAH:

Kelime, İbn Faris’e göre, S-L-H kökünden türemiş olup FESAD’ın zıddıdır.[6]

İbn Manzur’a göre, SALAH kelimesi FESAD’ın zıddıdır. ISLAH ise İFSAD’ın, ISTISLAH, İSTİFSAD’ın zıddıdır. Bozulduktan sonra bir şeyi ıslah etmek, onu düzeltmektir.[7]

ISLAH, terim olarak; üzerindeki bozulmakokuşma emaresi karşısında onu normal haline döndürmedir.[8] Bir başkalarına göre ISLAH; iyiliği isteme ve yamukluğu düzeltmedir (iradetü’l-hayr ve takvîmu’l-ivec).[9]

Bireysel ve toplumsal ıslah, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vs. hayatın bütün yönlerini kapsamaktadır.

  • METOD:

Almancası methode, İngilizcesi method, Yunancası methodos, Arapçası usul olan yöntem, “bir ereğe erişmek için izlenen, tutulan yol, bilimlerde belli bir sonuca erişmek üzere bir plana göre gidilen yol,[10] bir amacın gerçekleştirilmesi, bir hedefe ulaşılabilmesi için izlenen yol, stratejiler bütünü, araştırma, çalışma ve bir sonuç elde etmek için kullanılan akıl yürütme biçimi” [11] demektir.

Ancak Arapçada Usul, asıl’ın çoğulu olup asıl cevher iken usul arazdır.

Latince metatus mastarından türetilmiş olan metod ise Latincede “sınır koymak, sınırlarını belirlemek, ölçüm yapmak, plana göre tanzim etmek” anlamına gelir.

İslam aklında usul, asl’a nasıl ulaşılacağını gösteren yöntemdir. Meşruluğunu asıldan alır. Aslı ne kadar doğru gösterirse, usul de o kadar doğru kabul edilir.

Metod ise bir asla ulaşmanın değil bir objeyi tanımlanabilir kılmanın yöntemi olduğu için illet ve amacının her ikisiyle birden görecedir. Bir tek hakikate atıf yapma amacı taşımadığı için de profan ve sekülerdir.

Asıl olana atıf yapmak şartıyla çok sayıda usul olabilir. Farklı usullerin varlığı, farklı asılların varlığını gerektirmez. Zaten o zaman usul değil metod olur.[12]

Kur’an, Birey, Toplum, Islah, Metod kelime ve kavramları hakkında kısaca açıklama yaptıktan sonra konunun içeriğine değinen ayetleri aktaralım:

“Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yolu gösterir. Salih ameller de bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.”(İsra: 9)

“Sonra Kitab’ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır, öne geçer. İşte bu büyük fazlın kendisidir.”(Fatır: 32)

“Böylece biz sizi, insanlara şahit (ve örnek) olmanız ve Peygamberin de size şahit olması için sizi orta (vasat) bir ümmet kıldık.”(Bakara: 143)

“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim.” (Maide: 3)

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; Maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, Münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Al-i İmran: 110)

“Ve elçi dedi ki: Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar. İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkârlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan: 30-31)

“Şüphesiz, Onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize ait (bir iş)tir. Şu halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen de okunuşunu izle. Sana muhakkak onu açıklamak Bize ait(bir iş)tir.” (Kıyamet: 17-19)

“Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız.” (Bakara: 63)

“Andolsun size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya: 10)

“Sana da (ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona -bir şahit- gözetleyici olarak Kitabı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku) larına uyma.” (Maide: 48)

“Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr: 9)

“Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz biz Salih olanların ecrini kaybetmeyiz.” (A’raf: 170)

“Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıpdüşünen var mı?” (Kamer: 17)

“Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an,) hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.” (Fussilet: 42)

“İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.” (Bakara: 171)

“ De ki: “Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin, artık size benden bir yol gösterici gelecektir; Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Taha: 123-124)

“Rahman (olan Allah) Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.” (Rahman: 1-4)

“Elif, Lam, Ra. Bu bir kitaptır ki, Rabbinizin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.” (İbrahim: 1) “Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.” (Hadid: 9)

“Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip- iletir.” (Maide: 15-16)

“Andolsun Kuran’ı zikir (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer: 32)

“(Bu,) bir kitaptır. Bununla uyarman için ve mü’minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (A’raf: 2)

KUR’AN’DA BİREYSEL VE TOPLUMSAL ISLAH’IN ÖNEMİ:

Kur’an, tamamen insan hayatını ıslaha çağırır. Bunu yaparken;

a. İman ile ıslahı birlikte sunar:

“Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve ıslah olursa (davranışlarını düzeltirse), artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaktır.” (En’am: 48)

b. Takva ile ıslahı birlikte sunar:

“Ey Âdem oğulları, içinizden size âyetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim muttaki olursa(sakınırsa) ve ıslah olursa(davranışlarını düzeltirse) işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır.” (A’raf: 35)

Ayrıca bütün Peygamberler, kavimlerini ıslah etmeye, yamukluklarını düzeltmeye çalışmışlardır. Örneğin Şuayb Peygamber kavmini şöyle ıslaha çağırmıştır:

“De ki: “Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve O da beni kendisinden güzel bir rızk ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeyleri (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O’na tevekkül ettim ve O’na içten yönelip-dönerim.” (Hud: 88)

Kur’an, Birey ve toplum hayatında fonksiyonel olan ıslahın önemini ana başlıklarla şöyle vurgular:

ISLAH, TOPLUMLARI HELAK OLMAKTAN KORUR:

“Halkı, ıslah eden kimseler iken, Rabbin o ülkeleri zülüm ile helak edecek değildir.” (Hud: 117)

1.ISLAH, TOPLUMLARDAKİ EMNİYETİ SAĞLAR:

“Kim muttaki olursa (sakınırsa) ve ıslah olursa (davranışlarını düzeltirse) işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır.” (A’raf: 35)

“Şu halde kim iman ederse ve ıslah olursa (davranışlarını düzeltirse), artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaktır.” (En’am: 48)

“Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki gerçekten Allah, (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (Enfal: 25)

2. ISLAH, ALLAH’IN MAĞFİRETİNİ VE RAHMETİNİ CELBEDER:

“Eğer ıslah olur (arayı düzeltir) ve sakınırsanız, şüphesiz ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nisa: 129)

“Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (En’am: 54)

İlahi mağfiret ve rahmetin aksi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmadır. Bu durum Kur’anî ifadeyle şöyle anlatılmaktadır:

“Ki onlar şehirlerde azgınlaşmışlardı. Böylece oralarda fesadı yaygınlaştırmış-arttırmışlardı. Bundan dolayı, Rabbin, onların üzerine bir azap kamçısı çarpıverdi. Çünkü Rabbin gerçekten gözetlemektedir.” (Fecr: 11-14)

3. ISLAH, ALLAH’IN KULUNA TEVFİKİNİN DEVAM ETME SEBEBİDİR:

“(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.” (Nisa: 35)

4. ISLAH, İYİLİK VASFINI KAZANMA SEBEBİDİR:

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf(iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Al-i İmran: 110)

“Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerin ki başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa artık ona büyük bir ecir vereceğiz.” (Nisa: 114)

5. ISLAH, FELAH (KURTULUŞ) SEBEBİDİR:

“Sizden; hayıra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran: 104)

SONUÇ:

Kur’an-ı Kerim, Bireysel ve Toplumsal Is lah konusunda çok büyük bir fonksiyonu haizdir. Çünkü bu konuyu bütün yönleriyle ele alır. Bu hususta bireyi ve toplumu sorumlu tutar. Toplumu dönüştüren aileyi önemli konularda yeniden tanzim eder, düzene sokar. Böylece ıslah, bireyi ve toplumu kokuşma ve bozulmadan korur, onların güvenliğini temin eder. Böylece Allah’ın bağışlamasını, rahmetini, yardımını kazandırma sebebi kılar. İyilik ve kurtuluşuna vesile olur.

Bireyin ve toplumun ıslahı konusu, Mekkî ve Medenî âyetleriyle Kur’an’ın tamamında yer alır. Öyle ki Kur’an birçok âyetinde birey ve toplumun sosyal, politik, ekonomik bozulma ve kokuşmuşluğuna değinir ve ıslah projesi geliştirir.

Dr. EKREM DEMİR

[1] Subhi Salih, Kur’an İlimleri, çev., Şimşek, M. Said, Esra Yay., Konya 1994, s. 15-16.

[2] Subhi Salih, a.g.e., s. 80

[3] Soysaldı, Nüzulünden Günümüze Kur’an ve Tefsir, s. 33-34; Yıldırım, Kur’an-ı Kerim ve Kur’an İlimlerine Giriş, s. 38

[4] Sosyal Bilimler Anksiklopedisi, Risale Yay., İstanbul, 1990, c. 1, s. 209

[5] Büyük Türkçe Sözlük, Dr. Mehmet Doğan, Beyan Yay., İstanbul, 1986, s. 1100

[6] Ebu’l-Hüseyn Ahmet b. Faris b. Zekeriya, Mucem Mekâyîsu’l-Luga, Tahkik: Abdusselam Muhammed Harun, Beyrut, Daru’l-Cîl, c.3 / 303.

[7] İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, SLH maddesi, Beyrut, Daru’s-Sâdır, 1997, 4 / 60-61

[8] Şeyh Abdulhamid b. Badis, İsra suresi 25. ayetin tefsirine bakınız.

[9] Eş-Şeyh Haşim Muhammed, Silsiletü’l-Minhâc, 2. baskı, Mektebetü Daru’l-Beyan, Kuveyt, 1989, 2 / 66.

[10] Akarsu, Felsefe Terimleri Sözlüğü, s. 201.

[11] Demir,– Acar, Sosyal Bilimler Sözlüğü, s. 387

[12] İslamoğlu, Mustafa, Hayatın Yeniden İnşası İçin Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı? Kiminle Yapmalı?, Denge Yay., İstanbul 2002, s. 77-79.