Eşlerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumun en küçük birimine, aile denir. Aile bir toplumun adeta hücrelerini ve özünü oluşturur. Toplumun geleceği ancak aile yapısına bakılarak anlaşılabilir. Ailede sorunlar başlamış ise o toplumda çok yakında ciddi sorunlar kendini gösterecek demektir. Bizim toplumumuzdaki aile yapısında da maalesef ciddi sancılar kendisini göstermeye başlamıştır. Bunun birçok sebebi vardır. Ancak tüm sebepler bir sebebin içeresinde toplanmaktadır oda; Bireylerin nefsileşmesidir.

İnsanlar yaşadığı çağdan etkilenir, gördüklerini elde etmek ve onlara sahip olmak ister. Bu zamanla kişileri bencil haris ve mutsuz yapar. Bencil olan insanlar, nefsilik temeli üzere yaşayan insanlardır. Böyle insanların kuracağı yuvalarda haliyle sağlıksız olacaktır. O zaman ideal bir yuva kurabilmek için kişilerin evlenmeden önceki hayatlarında, kalbi bir eğitimden geçmesi gerekir.

Kalbi eğitim, nefsilikten uzaklaşmak, hayata kalbi pencereden bakmak ve kalbi davranış modeli içersine girmek demektir. Bir insan nefsilik çukurundan kurtulup kalbilik zirvesine ulaştıkça insan-ı kâmil olacaktır.

İyi insanların ilk eğitimi yine ailede başlar. Yani eğitimli bir ailede dünyaya gelmiş bir birey daha sağlıklı ve daha doğru olacaktır. Böyle insanların ilerideki yıllarda kuracakları yuva da doğal olarak sağlıklı olacaktır. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, eğer bir insan iyi bir ailede dünyaya gelmemişse bile kendi özgün iradesiyle isterse zamanla kendisini iyileştirebilir ve yetiştirebilir. Yeter ki buna inansın, istesin ve çalışsın.

İnsan gözünü açtığında içinde yaşadığı aileyi, olabilecek en iyi aile zanneder. Herkesin kendisine benzer bir hayat sürdüğünü düşünür. Ne var ki yaşı ilerleyip, insanlarla tanışıp sorgulamaya başladığında durumun hiç de zannettiği gibi olmadığını anlar. İnsan bu arada doğru bilgi ve doğru düşünceyle karşılaşınca kendisini tanıma ve düzeltme evresi içine girer. İşte bu dönemlerde alacağı ideal kararlar ileriki yıllarında gerçekleştireceği ideal ailenin temellerini oluşturur.

İdeal aileyi kurmak kolay olmaz. Eğitim ve sabır ister. Şunu bilmeliyiz ki, çevremizdeki az sayıdaki “ideal aile” temelleri yıllar öncesinden atılmış, kararlı ve kendisini yetiştirmiş, iki iyi insanın oluşturduğu ailelerdir.

Kötü erkekler kötü kadınlara, iyi ve temiz erkekler iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Nur/26

Bu âyet, iyi ve temiz bir eş isteyenlerin (arayanların) önce kendisinin iyi ve temiz olması gerektiğini çok iyi anlatmaktadır. Rahman her zaman bize uygun olanı nasip edecektir.

KUR’ANİ AİLE NASIL KURULUR?

Kur’ani bir ailenin kurulabilmesi için kişilerin evlenmeden önce kendisine biraz bakmalı, eğitmeli ve ciddi bir ön hazırlık yapmalıdır. Bu çalışmaların başında da hiç şüphesiz kişinin kendisini temiz tutma çabası gelir. Kişinin Kendisini Temiz Tutması; Temiz kalmak, bir insanın bu dünyada yaşarken en çok ihtiyaç duyacağı ve en önem vermesi gereken konuların üst sıralarında yer alır. Çünkü temiz kalmanın zıddı olan kirlenmek, Allah’ın insanlarda görmek istemediği olumsuz durumlardan biridir. İnsan maddi ve özellikle manevi kirlenmeye başladığı vakit, Allah’tan uzaklaşıp şeytana yaklaşacaktır. İşte bu kirlenmenin önüne geçmek, ideal hale gelmek isteyen insanın örtüsüdür. Kur’an’da bu örtünün adı takvadır. Takva bu yüzden çok önemlidir ve adeta insanın koruma kalkanıdır.

Hakiki takvaya ulaşabilmek için yedi yerin temiz olması gerekir.

1- Gözlerin Temiz Olması: İdeal bir hale gelmek için bir insanın en önce temiz tutması gereken yeri gözleridir. Çünkü kirlenme ilk önce gözlerden başlar. Bir insan gözlerini, görmemesi gereken yerlerden çektikçe, imanın lezzetini alacaktır. Hz. Peygamber (s) bunu bu şekilde izah ediyor. İnsan gözlerine hâkim olmadığında ise önce zihni kirlenecektir ve sonra da kalbi kirlenecektir. Daha sonra ise artık amelleri ve hayatı kirlenecektir.

2- Kulağın Temiz Olması: İnsanı kirleten ve ideal halden uzaklaştıran diğer nokta ise dinlemektir. İnsan kendisini Allah’a yaklaştırmayan, hatta uzaklaştıran şeyleri dinlemeye devam ettikçe kirlenir. Burada da önce zihin, daha sonra kalp kirlenir. Ve sonuçta yine insanın hayatı kirlenir.

3-Ellerin (Kazancın) Temiz Olması: Bir insanın kazancı, rızkı temiz olmaz ise kendisi de temiz kalmayacaktır, sonunda iyi ve temiz bir aile kuramayacaktır. O yüzden insan kazancına çok dikkat etmeli, rızkını helal ve temiz yollardan temin etmelidir. Şeytanın telkinlerine kulak vermeden, helal rızık aramalı ve bir iş haram ya da şüpheli ise ondan mutlaka uzak durmalıdır.

4-Dilin Temiz Olması: Kişinin özü doğruysa sözü de doğru olacaktır. İçi, özü doğru ve temiz olmayanın sözleri de kirli ve yanlış olacaktır. İyi bir kıvama gelmek isteyen bir insan mutlaka “dürüst” olmalıdır. Dürüst bir insanın sözü de özü de ameli de doğrudur. Allah, mutlaka doğru olanları ve doğru kalanları sever.

5-Zihnin Temiz Olması: Okuduğumuz, düşündüğümüz ve dinlediğimiz her şey zihnimizde toplanır. Zihnimize ulaşan bu bilgiler eğer belli bir elemeden geçirilmezse toplandığı yeri kirletirler. O yüzden kişi ne okuduğuna ne düşündüğüne ve ne dinlediğine mutlaka dikkat etmelidir. İnsanın davranışlarını ve hayatını etkileyen en önemli yerin, zihin olduğunu unutmamalıyız. Temiz bir zihin, temiz bir anlayış demektir, temiz bir anlayış da temiz bir hayat demektir.

6-Kalbin Temiz Olması: Kalp; İçinde tüm duyguların, sevgilerin, nefretlerin, en çokta imanın barındığı derin bir mekândır. Oraya birçok şey yerleşir ve onlar imanla birlikte aynı mekânı paylaşırlar. Eğer imanın yanına gönderdiğimiz veriler ve kanaatler imanımıza olumsuz etki edecek türde şeyler ise, kalbimizi ve sonuçta imanımızı kirletirler. İmanın kirlenmesi ise, hem bu dünyanın ve hem de ahiretimizin kirlenmesi anlamına gelir. O yüzden kalbin mutlaka temiz tutulması gerekir. Bunun kısa formülü ise; Allah için sevmek ve Allah için yaşamaktır. Her şey Allah için olur ve kul Allah’a (c) bağlı olursa kalp de Allah’ın (c) olur.

7-Amellerin Temiz Olması: Amellerin kaynağı kalbtir, yani imandır. İman azalırsa ameller azalır, iman güçlenirse ameller de güçlenir. Amellerin temiz ve güçlü olması, kalbin temiz ve güçlü olması ile doğru orantılıdır. Unutmayalım ki Allah kalplerimize bakar, ama amellerinizin karşılığı olarak cennetime girin der! Demek ki kalp ile amel temiz olmalıdır. Amelleri temiz olanın dünya hayatı, evliliği ve ahiret hayatı da temiz olacaktır.

İDEAL AİLE İÇİN EVLİLİK SONRASI DURUM

Temelleri ve hedefleri çok erken yaşlarda alınan kararlarla şekillenen evlilikler, her zaman olumlu ve istenen sonuçlar vermeye namzettir. Ancak gelişi güzel sadece nefsine ve etrafındaki insanlara bakarak ve önemli bir beklentisi olmadan gerçekleştirilen evlilikler, her zaman sorunlara ve çözümsüzlüklere namzettir. İdeal bir evlilik gerçekleştirmek için önce gerçekten istemek ve niyet etmek gerekir.

Hz. Peygamberin (s), “Ameller niyetlere göredir ve amellerinizi niyetleriniz belirler” (Buhari ve Müslim), hadisi hiç unutulmamalıdır.

Niyeti düzgün olanın amelleri de (sonuçları da) düzgün olur.

Temiz Kalmaya Devam Etmek;

Evlilik sonrası durumda en öncelikli konu, temiz kalmaya devam etmektir. Özü, sözü ve zihni ve kalbi temiz olanın hayatı da evliliği de temiz olacaktır. Temiz olarak evlenenlerin yuvaları da ve yavruları da (biiznillah) temiz olacaktır.

Temiz kalmanın sırrı ya da hikmeti, Rahman’ın ezelde bizi yaratırken kendi ruhundan üflediği ruhumuzu, bu kirli hayatta yaşarken kirletmeden tertemiz Allah’a (c) sunabilme çabasıdır. Bu çaba insanın en şerefli ve en erdemli amacıdır. Bunu başarabilen insanlar ideal insanlardır.

İyi bir ailede her şeyin iyi gitmesi için, göz ardı edilen bir konu vardır, oda helal ve temiz rızık. Eğer bir baba kazancının helal olmasına dikkat etmiyorsa, hem kendisini kirletecek, hem ailesini kirletecektir ve hem de takvaya ulaşamayacaktır. Bu yüzden ideal aileyi kurmak isteyen kişiler mutlaka helal rızka ve yediklerine içtiklerine dikkat etmelidirler. Şüpheli şeylerden ısrarla kaçınmalıdır. Kişinin rızkı temiz olursa zihni temiz olur (anlaması derinleşir), kalbi temiz olur (imanı güçlenir), hayatı temiz olur (ameller güzelleşir).

“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara/168)

“Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizden temiz olanları yiyin ve yalnızca Allah’a şükredin ve O’na kulluk ediyorsanız.” (Bakara/172)

Yukarıdaki âyetler, insana sunulan her rızkın temiz olmadığını ifade ediyor. Yani insanın rızık konusunda seçici olması gerektiğini her önüne geleni yememesi gerektiğini ve ayrıca her kazancın da helal olmadığını belirtiyor. Bu âyetler, hem aklı hem kalbi hem de amelleri doğrudan etkileyen bir uyarıdır.

KUR’ANİ TERBİYEDE DERİNLEŞME

Evlilik öncesi başlaması gereken Kur’ani terbiye yani doğruluk, temiz ahlak ve kalbileşme çabasına kişiler evlendikten sonra da hız vererek ve elele tutuşarak yoluna devam etmelidir. Çünkü kişiler bekârken birçok sosyal aktiviteye katılır. Ancak evlendikten sonra bunların birçoğu ortadan kalkmaktadır. Kişiler artık yeni bir hayata başladıklarını, onunda kendi içinde bazı kuralları olduğunu ve artık ona göre davranmak gerektiğini düşünürler. İşte şeytan tam burada devreye girer. Kişilerin ideal bir aileyi kurmalarını engellemek için, daha önce evlenmiş, hayattan hiçbir beklentisi olmayan ideal bir yuva kuramamış insanları ön plana çıkararak onları örnek gösterir. Kişiler bu durumda olumsuz örneklere değil de asr-ı saadete ve onun güncel uzantısı olan hedefli ailelere yüzünü çevirirse doğruya bakmış olur.

İyi bir ailenin temelinde, güzel bir niyet ve güzel ahlak vardır. Ahlakı güzel olanlar, ahlakı güzel insanların ortaya çıkmasına vesile olurlar. Ahlakın güzel olması içinse kişilerin Kur’ani terbiye üzere olması gerekir.

HEDEFLERE UYMADA ISRAR

Kişi evlenmeden önce hayatı nasıl ise, evlendikten sonrada çoğunlukla aynı devam eder. Yani bekârken okumaya ve eğitim çalışmalarına gayretli olan, hedefleri olan insan, evlendikten sonra da bu güzel duruma devam edecektir. Ancak evlenmeden önce okumayan eğitim sohbetlerine katılmayan insanlar ve gelişi güzel yaşayan insanlar evlendikten sonrada çoğunlukla aynı kalacaklardır. Hatta belki daha da aşağıya gidecektir. Çünkü hayatın zorlukları kişileri olumsuz etkileyecektir. İnsanoğlu mazeret bulmaya çok meyyal olduğu için bu durumu meşrulaştıracaktır.

Bu sorunun ortadan kalkması için yüzden üç temel hedefimiz evlendikten sonra devam etmelidir.

a)Kişisel Hedefler

Evlilik öncesi başlayan, kendini tanıma ve ıslah etme evresi, daha da ciddileşerek hiçbir gevşekliğe kendini bırakmadan devam etmelidir. Kişisel okuma programları ve eğitim sohbetlerine mutlaka aralıksız devam etmelidir. Kişi artık tek başına değildir. Artık yanında önemli bir hayat arkadaşı vardır. Davranışlarını, anlayışlarını, düşüncelerini ve hayatını eşiyle mümkün olduğunca uyumlu bir hale getirmelidir. Eşiyle elele tutuşup Allah’a gitmek asıl gaye olmalıdır. Artık hayatında, ben yok, biz vardır!

b) Ailevi Hedefler:

Nasıl bir aile kuracağını kişiler daha önce iyice tanımlamalıdır. Ancak bunda bir aşırılığa gitmemelidir. Hele ideolojik, hayattan kopuk, ya da siyasi bir bakış açısıyla değil, hayatın gerçeklerini göz önünde bulundurarak, nasıl sahabi bir evlilik yapacağını iyice belirlemeliler. Her şeyde olduğu gibi evlilikte de denge asıldır. Ailevi hedeflerde en büyük ideal, olgun ve düzgün ve imanlı insanlar yetiştirmeye niyet etmiş ve bu konuda gayret gösteriyor olmalıdırlar. Ailede, eşlerin birisi bir tarafa, diğeri başka bir tarafa bakan bir evlilik oluşturmamalıdır. Aile içinde çıkabilecek sorunlara çözüm getirirken önceden konulmuş ilkeler göz ardı edilmemelidir. Ne çok kuralcı nede tamamen boşverci olunmalıdır.

c) Toplumsal Hedefler:

İyi niyetle kurulmuş bir aile, ileride iyi olacak, yüzü Rahman’a dönük olarak yaşayacak bir toplumun temelini/çekirdeğini oluşturur. Bu yüzden idealist bir ailenin toplumla ilgili ıslah projeleri olmalıdır. Evlilik öncesi kendinden kendine yaşayan insanlar, evlilik sonrası da ne yazık ki pek istifini bozmamaktadır. Bu anlayış, şeytanın “artık evlendin, yapacağını yaptın, yükün ağır, bundan sonra sen de herkes gibi yaşa” sözüne aldanmış insanlardır. Hâlbuki idealist bir çift, toplumu yakından takip eder ve kendisine düşen sorumlulukla, görevini layıkıyla yerine getirir.

Toplumun ıslahıyla ilgili neler yapabilirim diye düşünür, yuvasını bir mektep haline getirir.

İdeal aile, her zaman toplumun içinde ve toplumun elinden tutarak yaşar. İdeal aile, toplumu Rahman’a taşımanın derdi içeresindedir.

Gayretli ve hedefli ailelere selam olsun…

ABDÜLHAMİT KAHRAMAN