ANALİZ

KUR’AN’DAN KOPUŞ DENGEDEN İNHİRAF ETMEKTİR

Bilgin ERDOĞAN

“Sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şahidler olasınız.ˮ

(Bakara suresi 2/143)

İnsanlığa şahitler olabilmenin yolu, dengeli yani orta yolu tutabilmekle mümkündür. Kâinat kitabında her şey denge içindedir. Denge bu anlamda ‘sünnetullah’tır. Bu yasaya uyanlar hayatiyetlerini devam ettirirler, uymayanlar yokluğa mahkûm olurlar.

Kur’an’ın talebesi olmak ile Kur’aniyun olmak, peygambere ümmet olmak ile ona kul olmak kadar farklılık arzeder. Birisi Hristiyanlaşma diğeri Yahudileşme eğilimidir. İkisinde de peygamberi hayattan dışlamak vardır. Bu dinin en temel karakteri dengedir. Peygamber ise Allah’ın kulu ve elçisidir. Ne Nur-u Muhammedî doktrini ile Allah resulünü yücelterek hayattan dışlamak ne de Yahudilerin Musa’yı yalnız bıraktığı gibi ondan gelen tüm müktesebatı vahiy onay verdiği halde çöpe atmak doğru olmaz.

Birilerinin, ‘peygambere kul olunmadan Allah’a kul olunmaz’ ifadelerini İslam akaidi açısından nasıl ki bir sapıklık olarak addediyor ve onların tıpkı Hristiyanlar gibi dalalete sapma tehlikesi içinde olduklarını ifade ediyorsak diğerlerinin bir modern hurafe olan 19’culuk ile Kur’an’daki Tevbe suresinin son iki ayetini inkar ederek Kur’an’ın bütünselliğini bozmalarını bir inhiraf olarak değerlendirmek durumundayız.

Kur’an’ın onay verdikleri başımızın tacı vermedikleri ise hangi kaynakta geçerse geçsin asla kabul edemeyeceğimiz öğretilerdir. Lakin bunların herhangi birine yeşil ışık yakmak doğru olmaz. Siyasi bağlamda nasıl ki Türkçülük yapmak Kürtçülüğü körüklüyorsa sufizm veya Vahhabilik Kur’aniyun damarını körükleyecektir. Birincisinin reçetesi nasıl ki ırkçılık yapmak değil insan olabilme şemsiyesi altında bir olmak ise ikincisinin reçetesi de denge ruhuyla ifrat ve tefritten uzak durmaktır.

Kur’an’dan kopuş dengeden inhiraf etmektir. Evrendeki her şey denge ve ölçü içinde olduğu için hayattadır. Üzerinde yaşadığımız Dünya’nın Güneş’e olan mesafesi gibi. Güneş’e ne çok yakın ne de çok uzak olduğu için bu gezegende hayat var. Güneş’e daha yakın veya daha uzak olsaydı yeryüzünde hayat olmayacaktı. Üzerinde yaşadığımız dünya yani tekvini ayetler hal diliyle adeta “dengede hayat var” demektedir.

İstikamet, aklın, vicdanın ve fıtratın vahiy ışığında bütünleşmesidir. Dolayısıyla vahyi fıtratın ve aklın ve dahi vicdanın sesine mugayyir okumaya kalkmak bu muhteşem dengeyi bozmak olur. Denge bozulunca yanlış yorumlar ortaya çıkar. İnsan fıtratına, vicdanına ve aklına rağmen yapılan hükümler insanlığı tehdit eder. Gıda hükmünde olan din zehre inkılap ederek huzursuzluğun kaynağı olur. Oysa ki ayat-ı tekviniye ile ayat-ı Kur’aniye birlikte okunmalıdır.

Aksi takdirde gelenekçi tasavvurda gördüğümüz rivayet kültürünün içinden çıkan bağnaz damar Kur’an’ın içinden de çıkar. Nitekim bugün, Kur’an’daki ayetlere bakarak insan fıtratına gözünü yuman mealci damar vahyin anlaşılmasının ve çağımız idrakine sunulmasının önünde engeldir.

Yazımı yüreğimden dökülen bir şiirimle tamamlayayım:

 

Kur’an’a gel dediysem etmedim sünneti inkâr

O nebevi sünnet bize hak nebi’den yadigâr

 

Bana gelen bilgileri kitaba arz ederim

Kitap onay veriyorsa ben itibar ederim

 

Biri çıkar der ki ‘salat’ yardımlaşma demektir

Kıyam, rükû veya secde gereksiz ritüeldir

 

Bana kalırsa bunlar hep bu çağın hurafesi

Hurafenin olmaz gerçi yenisi ve eskisi

 

Dengedir tevhid dininin yek biricik temeli

Seni dengesiz görmek zalimlerin emeli

 

Peygamber bu dinde iki ayaklı kitaptır

Ona ittiba etmek ki İlahi bir hitaptır

 

Sözün tamamını dinle ve en güzeline uy!

Usve-i hasenedir o, bu hitabı iyi duy!