Peygamberlik sürecinin genellikle şu özellikleri barındırdığını görüyoruz:

  • Peygamber olmak, peygamberlerin kendi talepleri ile değil, Allah’ın seçimi iledir.
  • Allah(cc) onların peygamberlik öncesi hayatlarını da kontrol altına almıştır.
  • Peygamberlikle beraber zirveye vurmuş olan şahsiyetleri, onları kendi dönemlerinde yaşayan insanların en mükemmeli yapmıştır.
  • Kavimleriyle veya diğer insanlarla olan iletişimlerindeki kararlı tavırları sebebiyle Allah da(cc) onları aleni bir şekilde, mûcizeleriyle desteklemiştir.
  • Esfel-i safilin haline düşmüş insanların peygamberlere yönelik tavırları ve bu tavırlara karşı peygamberlerin gösterdiği direnç azami düzeydedir.
  • Peygamberler görevleri sonucu ya sürgün edilmiş, ya öldürülmüş ya da Allah’ın emri ile tehlike bölgesini terk etiklerinde kavimleri de helak edilmiştir.

Peygamber olmak, Allah’ın gazabından emin olmak değildi, çünkü Allah(cc),“De ki: “Ben peygamberlerin ilki değilim, kendime de size de ne yapılacağını bilmiyorum…”(46/9) diyordu. Yine Peygamber’e “Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.”(26/3) diyordu.

Sizi, şahsi yorum katmadan âyet meallerinden derlediğimiz ve anlam bütünlüğünü sağlamak için bazı âyetlerden kısmi alıntılar yapmakla yetindiğimiz ibret dolu diyaloglarla baş başa bırakıyoruz:

İBRAHİM(a.s)  KAVMİ

İbrahim: Siz işitmeyen, görmeyen ve sizden hiçbir zararı defedemeyen (19/42) putları ilah mı ediniyorsunuz? O putlar ki sizi ne duyuyor ne de size bir yararları var (26/72-73). Taptığınız şeylerin ne olduğuna bir kez bakmadınız mı (26/75)? Putlarınıza birtakım (nitelikler) yakıştırıyorsunuz. Gerçek şu ki Allah’tan başka kulluk ettikleriniz size rızık verecek güce sahip değiller. Siz Allah’a kulluk edin. O’na şükredin, O’na döndürüleceksiniz (29/16-17). Siz ve lideriniz (Nemrut) açık bir sapkınlık üzerindesiniz (6/74). Bana uyun ki sizi dosdoğru yola yönlendireyim (19/43). Yoldan sapanlar dışında Rabb’imin rahmetinden umut kesen olmaz (15/36). Ey halkım ben görevimi yapıyorum, siz de kendinize yakışanı yapın. Nasıl olsa zamanla anlayacaksınız. Kesin şu ki zalimler asla mutluluğa ulaşamayacaklar (6/35).

Babası ve kavmi: Sen gerçekten ciddi misin, yoksa (şakacıktan) oyun mu oynuyorsun (21/55)? Sen bizim ilahlarımızdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer buna son vermezsen öldüresiye taşa tutulacaksın (19/46). Biz atalarımızdan böyle gördük (26/74).

İbrahim: Asla şaka etmiyorum. Sizin Rabb’iniz göklerin ve yerin Rabbi’dir, ki onları O yaratmıştır ve ben gönderilen elçiyim (21/56). İlan ediyorum ki, putçuluk benim için düşmandır. Bir tek Allah vardır. O her yönüyle Allah’tır (26/77→82).  Ve İbrahim kendi içinden şu kararı aldı: “Allah’a yemin olsun ki, siz dönüp gittikten sonra, putlarınız için düşündüğüm şeyi yapacağım” (21/57). Çünkü onları peydahlamanızın nedeni şu dünya hayatında onlarla aranızdaki sevgi bağıdır. Daha sonra ise kıyamet gününde birbirinizi lanetleyeceksiniz. Sonra da durağınız ateştir (29/25).

İbrahim putları paramparça etti. Dönüp de ona başvursunlar diye iri yarı olanına dokunmadı (21/58).

Kavmi: Kim yaptı bunu? Sen mi İbrahim?

İbrahim: Sizin büyük put yapmıştır.

Onlar iç dünyalarına dönerek bunu büyük putun bile yapamayacağını düşündüler. Ancak yine de İbrahim’e dönerek,

Kavmi: Sen onun cevap veremeyeceğini biliyorsun.

İbrahim: O halde siz, Allah’ı bırakıp neden kendine bile faydası olmayan putların peşine takılıyorsunuz? Size de, Allah’ı bırakıp taptığınız bütün nesnelere yuh olsun! Siz hiç akıllanmayacaksınız (21/59→67)!

Ve İbrahim Allah’tan yardım için duaya başladı.

Kavmi: ‘O’nu öldürün ya da yakın!’(29/24) diye bağrıştılar. ‘Bunu böyle yapın ki ilahlarımızı desteklemiş olasınız’(21/68).

Ama Allah(cc) İbrahim için kurdukları düzeni boşa çıkardı ve “EY ATEŞ İBRAHİM’E KARŞI SERİN VE ESENLİKLİ OL!” dedi (21/69-70).

İbrahim: Bana Rabb’ime doğru yürüyen bir muhacir olmak düşer, (29/27) dedi.

SONUÇ: İbrahim’e ödülü daha dünyada iken verilmeye başladı (29/27). Bütün milletler için kutsal olan yurda (Filistin topraklarına) iletildi ve armağan olarak da Yakup ve (onun oğlu) İshak bahşedildi. Hepsi de kişilik ve erdem sahibi kılındı (21/71-72).

HÛD(a.s) KAVMİ

Hûd: Ben size gönderilmiş bir elçiyim. Allah’a karşı sorumlu davranın (26/125-126). Ondan başka ilahınız yoktur, uyduruk ilahlar yapmayın (11/50). O’na ortak koşmaktan sakınmayacak mısınız?(7/65) Görkemli yapılarda sürekli yaşayacağınızı mı sanıyorsunuz? Hukuksuzsunuz (26/128→132).

Kavmi: Biz seni akıl zafiyetine uğramış görüyoruz (7/66).  Öğütlerini dikkate almıyoruz (26/136). Bize bir şey olmaz (26/138).

Hûd: Ben aklı kıt biri değilim, ben Âlemlerin Rabb’inden bir elçiyim (7/67). Sizden bu çabam için maddi bir karşılık talep etmiyorum (11/51). Günaha gömülmeyin, O’ndan af dileyin ki size rahmetiyle güç katsın (11/52).

Kavmi: Ey Hûd, sen bize bir delil ile gelmedin. Senin sözlerine kanıp da ilahlarımızı terk edecek değiliz (11/53). Bizim ilahlarımız belli ki seni çarpmış (11/54).

Hûd: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Haydi bakalım topunuz bana tuzak kurun. Ben hepinizin Rabb’i olan Allah’a güveniyorum. Rabb’im her şeyin denetimini elinde bulundurandır (11/53→57). Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekleyeceğim (7/71).

SONUÇ: Ve (cezalandırma) talimatı gelince Hûd ve onun yanında yer alanlar Allah’ın rahmetiyle kurtarıldı. Dahası onlar (âhiretin) ağır ve berbat azabından halas edildi. Unutmayın ki, Rab’lerini ısrarla inkâr eden o kavim tarih sahnesinden silindi (11/58-60).

ŞUAYB(a.s) KAVMİ

 Şuayb: (Soydaşlarım!) Rabb’inizden hakikatin apaçık belgeleri gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam gözetin. İnsanları hakları olan şeylerden mahrum bırakmayın. Yeryüzünde fesat çıkarmayın. Hakk’a varan yolun kenarına durup insanları tehdit edip, doğru yolu eğri büğrü göstermeye çalışmayın. Getirdiğim mesaja inanan bir topluluk yanında inanmayan bir topluluk da var. Sabredin (7/85→87).  Ahlâki çürümeye meydan vermeyin (11/85). Ben Rabb’imin lütfuyla, vahiyle rızıklandırılmışımdır. Sizi sakındırdığım konulara girmem sadece size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor (11/88). Bugün refah içinde olsanız da, sizi çepeçevre saracak azaptan korkuyorum (11/84).

Kavmi: Senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz (11/91). Sen büyülenmişsin… Ve sen yalancının tekisin. Eğer sözünün arkasındaysan haydi göğü paramparça başımıza indir (26/185→187). (Bak Şuayb!) Biz atalarımızın taptıklarını bırakmayız, malı ise keyfimize göre harcarız (11/87). (Sen de) ya bizim inanç sistemimize uyarsın ya da seni yurdumuzdan çıkarırız (7/88).

Şuayb: Rabb’im sizin yaptığınız her şeyi biliyor (26/188). Biz Allah’a güvenmişizdir ( 7/89). Siz kendinize yakışanı yapın, ben de bana yakışanı yapmaktayım. Yalancının kim olduğunu gözetleyin. Ben de sizinle birlikte gözetlemekteyim (11/93).

SONUÇ: Onlar sanki orada hiç yaşamamış gibi helak edildi (11/94-95). Kavmi helak edilirken Şuayb mırıldanıyordu: “Ben sizin gibi nankör bir kavim için nasıl gam çekeyim…”(7/93)

MUSA(a.s)  KAVMİ

Musa: Ey Firavun, ben Âlemlerin Rabbi’nden bir elçiyim… Size apaçık delillerle geldim (7/104-105). Ben ve kardeşim Âlemlerin Rabbi’nin mesajlarını taşıyoruz. İsrailoğulları’nı bırak bizimle gelsinler (26/16-17).

Firavun: Âlemlerin Rabbi de neyin nesiymiş?

Musa: Eğer gerçeğe boyun eğeceksen, (bil ki) O göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabb’idir.

Firavun: (Çevresindekilere dönerek) Ne diyor duydunuz mu?

Musa: O sizin de, sizin önden giden atalarınızın da Rabb’idir.

Firavun: Eğer benden başka ilahta ısrar edersen, seni kesinlikle hapse atarım. Haydi, sözünde doğru isen (mûcizelerini) göster. (Musa’nın asasının yılana dönmesini ve elinin beyazlığını görünce) anlaşıldı. Bunun hayli bilgili bir sihirbaz olduğu kesin. Büyüsüyle sizi kendi ülkenizden çıkarıp atmak istiyor (26/10→34). (Sihirbaz yarışı ile iman edenler yanında, şirk ve kâfirlikte ısrarcı olanlar derken…)

Musa: Siz ayağınıza gelen âyetleri sihir mi düşünüyorsunuz?(10/77) Bilin ki kendinize kötülük ettiniz. Sizi yoktan var eden Yaratıcı’nıza yönelerek af dileyin (2/54). Size gelen mesajı hayatınıza uygulayın (2/93)… Eğer gerçek müminlerseniz, yalnızca Allah’a dayanmak zorundasınız (5/23).

Kavim: Sen ve Rabb’in gidin savaşın, biz şurada oturuyoruz (5/24). Sen bizi atalarımızın dininden uzaklaştırıp kendine bir iktidar yolu mu açmaya çalışıyorsun (10/78)?

Musa: Rabb’im! Sözüm kardeşimden başkasına geçmiyor. Bizimle bu sapkınların arasını ayır (2/25).

SONUÇ: İMAN ETMEMEKTE DİRENLERİ HELAK ETTİK (8/54-55).

Not: Musa kıssasındaki olayların çeşitliliği ve sebep sonuç bölümleri hayli fazla olduğundan, yukarıdaki kısa anlatımla kesinlikle O’nun mücadelesini anlamak mümkün değildir. Yazımın başında da söylediğim gibi amacım, İslami tebliğ çalışmaları esnasında karşımıza çıkan söz benzerliklerini göstermektir.

SALİH(a.s)  KAVMİ

Salih: (Soydaşlarım!) Yalnızca Allah’a kulluk edin, (zira) sizin ondan başka kulluk edeceğiniz bir ilah yoktur. Sizi topraktan inşa eden ve orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur. O halde günahlarınız için af dileyin ve artık bilincinizi yenileyerek O’na yönelin; çünkü benim Rabb’im (Kendisi’ne dönene) çok yakındır, duaları kabul eden tek mercidir (11/61).

Kavmi: Sen içimizde hep gelecek vaat eden biriydin. Şimdi kalkıp bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Senin getirdiğinden şüphedeyiz (11/62).

Salih: Ey kavmim, ben açık bir delile dayanıyorum (11/63). İçinde bulunduğunuz bu zenginliğin bir güvencesi yoktur (26/146→149). Rabb’inizden size net bir delil (deve ‘sembolü’) gelmiştir (7/73). Allah’ın nimetlerini görün, kötülüğü yaygınlaştırarak ahlâki çürümeye meydan vermeyin (7/75).

Kavmin büyüklük taslayanları: Siz Salih’in Rabbi tarafından gönderildiğine inanıyor musunuz? Biz ise sizin iman ettiğiniz şeyin inkârcısıyız (7/75-76). (Ey Salih!) Biz senin ve senin yanında bulunanların uğursuzluk getirdiğine inanıyoruz (27/47).

Önce Salih’e tuzak kurdular (27/48→50). Sonra deveyi işkence yaparak (26/157) kestiler ve “Getir bize tehdit ettiğin azabı” dediler (7/77).

SONUÇ: Malum azap onları kıskıvrak yakaladı (26/158). Şiddetli sarsıntı ile obalarında cansız donakaldılar (7/78).

Ve Salih: Ey kavmim, doğrusu ben size Rabb’imin mesajını tebliğ etmiştim ve size öğüt vermiştim; ne ki siz öğüt verenleri sevmediniz (7/79).

NUH(a.s)  KAVMİ

Nuh: Ey kavmim, yalnızca Allah’a kulluk edin. Sorumluluğunuzun bilincinde olun. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O’na karşı kibirlenmeyin. Sizi hangi süreçlerden geçirerek yarattığını görmüyor musunuz? Korkunç bir azaba uğramanızdan korkuyorum (23/23+7/14-15-59). Ben size gönderilmiş bir elçiyim, beni izleyin (26/107→110).

Kavmi: Biz bu konuda atalarımızdan bir şey işitmedik, sen kendine bir üstünlük vermeye çalışıyorsun (23/24). Biz seni sapmış görüyoruz (7/60). Sana tâbi olanlar toplumun en düşük insanları, biz ise seçkinleriz (26/83→87). (Sonra şöyle karar verdiler:) Onu bir süre gözetim altında tutun. O aklını kaçırmış (23/25). O bir delidir (54/9).

Nuh: Ben sapmış değilim (7/61). Size Rabb’imin mesajlarını tebliğ ediyorum. Çünkü ben vahiy sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum (7/62).

En sonunda onu yalanladılar (7/64). Biz de onu ve yanındakileri kurtardık (10/73).

Nuh: Ey kavmim! İlahlık yakıştırdıklarınızla birlikte beni infaz edin. Ben davetime karşı bir ücret istemiyorum. Ben Allah’a şartsız teslim olanlardanım (10/71-72). (Rabbim!) Ben artık bittim (54/10). Onların yalanlamalarına karşı bana yardım et.

SONUÇ: Nuh’un duasını kabul ettik (21/26). Gemi yapmasına ve azgınların boğulmasına karar verildi (23/27). Nuh’a “Zalimlerden bizi kurtaran Allah’a hamd olsun diye dua etmesi” ve bereketli bir yere ulaştırılması için Allah’a yalvarması istendi (23/28-29).

 Âyetlerle genel durum

 Helak edilen kavimlerin gerçek durumunu Allah bilir. Elçiler apaçık delillerle gelmiş, onlar ise nimeti teperek (sözlerini) ağızlarına tıkmışlar: “Şunu bilin ki sizinle gönderilenleri reddediyoruz, zira biz, davet ettiğiniz şeye dair şüphe içindeyiz (14/9). Bu eskilerin masallarıdır” demişlerdir (23/83). Elçiler “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin (41/14), (tövbe ederseniz) Allah sizi affeder” derken, onlar, “Siz bizi atalarımızın öteden beri tapageldiği şeylerden vazgeçirmek istiyorsunuz. Siz de bizim gibi ölümlü bir insandan başkası değilsiniz (14/10) (bizden farkınız yok). Yediğimiz, içtiğimiz aynı (23/33). Ne yani, şimdi Allah fani bir insanı mı elçi olarak gönderdi?”(17/94)  (Ve sonunda ise), “Ya siz de bizim inanç sistemimize uyarsınız ya da buraları terk edersiniz” (14/13) denilince, peygamberlerin, “Rabb’im onların yalanlamalarına karşı bana yardım et!”(23/39) demeleri üzerine Allah(cc) “Eğer yeryüzünde melekler olsaydı, biz de melekleri elçi olarak gönderirdik (17/95). Zalimleri kesinlikle helak edeceğiz ve onlardan boşalan yere sizi yerleştireceğiz (14/13-14). Yok edilen kavimlerden geriye ibret belgeleri bırakılmıştır” (29/15-35+43/55).

MEHMET ÇAKIL