Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı adlı Meâl-Tefsiri yayımlandığı günden itibaren büyük bir coşkuyla karşılanmış, geniş okuyucu kitlelerine ulaşmıştır. Derin Arapça bilgisi, İslamî kaynaklara nüfuz etmedeki yetkinliği, entelektüel birikimi ile günümüz insanının ihtiyaç duyduğu Kur’an’ın anlaşılmasında büyük bir başarı göstermiştir. Mealine Kur’an Mesajı adını, günümüz insanının her zamankinden daha çok bu kutlu mesaja ihtiyacının olduğunu bilerek koymuştur. Kur’an Mesajı’na yazdığı önsözde; ‘Kur’an’ın başka bir dilde gerçekten anlaşılır kılınması isteniyorsa, Kur’an mesajı, daha sonraki İslamî gelişmelerin kavramsal imajlarıyla zihinleri henüz bulanmamış insanlar için taşıdığı anlama mümkün olduğu kadar yakın bir anlam verecek şekilde çevrilmelidir. İşte, çalışmam boyunca beni yönlendiren temel ilke bu olmuştur.’ diyerek, bu konudaki sorumluluğunu ve titizliğini gözler önüne sermiştir.

Günümüz insanının istifadesine sunulmuş böyle büyük bir eser hakkında olumlu pek çok yazı yazıldı. Ancak, böyle bir eser hakkında Türkiye’deki ilim adamlarının daha çok makale yazmaları beklenirdi. Kur’an mealleri hakkında yapılan eleştiriler ve yorumlar, hiç şüphesiz samimi Kur’an okuyucularının Allah Kelamını daha iyi anlamaları için büyük bir önem arz ediyor. Maksadı Allah Kelamının daha iyi anlaşılması olan tüm kalem erbabının ortaya koydukları fikirler –katılsak da katılmasak da- takdire şayandır. Ancak, maksat eleştiri yerine karalama olunca, orada durmak ve düşünmek kaçınılmazdır. Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, benim tuhaf bulduğum, bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istediğim Ahmet Tekin’in kaleme aldığı ‘Kur’an’ı Hedef Alan Tahrifatçılar’ kitabının Muhammed Esed’in Meal-Tefsir’iyle ilgili kısmı olacaktır.

‘Çarpık ve lakayt bir anlayış M. ESED’İN KUR’AN MESAJI’ başlığıyla Ahmet Tekin, M. Esed’in Kur’an Mesajı’nı eleştiriyor. Bu eleştirileri yaparken kitabın yayınlandığı günden (1996) itibaren ‘ilim adamlarının -bir iki istisna dışındavurdumduymazlıklarına’ vurgu yaptıktan sonra, böyle bir eleştiriyi yapmadaki temel maksadı olarak ‘İslam’ın, Kur’an’ın geleceği ile ilgili endişeleri de artırması’ olduğunu ifade ediyor. Bu endişesinde ne kadar haklı olduğu bir yana, böyle samimi bir ifade ile eleştiri hakkını kullanmaya başlayan yazarın, makalesi boyunca eleştiri sınırlarını aşarak tuhaf bir eleştiri yaptığını hayretler içerisinde okudum. İslam hakkında ortalama bir bilgisi olan birinin bile kaçınacağını düşündüğüm ithamlar ve hakaretler ile Muhammed Esed’in inancını sorguluyor, Meali hakkında çok ağır ifadeler kullanıyor. 27 maddede bazı Kur’an ayetlerini örnek göstererek yaptığı eleştirilerde kullandığı üslubun, yıllarını İslamî araştırmalara ve eserlere vermiş bir zata yakışmadığını söylemek istiyorum. Şimdi eleştirilerinden bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum:

– Bakara 73. ayetin metnini verirken, M. Esed’in verdiği meali -teknik bir hata değilse- eksik vermiştir. M. Esed bu ayette “Bu [prensib]i bu gibi [çözümlenmemiş cinayet olay]larının bazılarına da uygulayın…’ manasını vermişken, A. Tekin, Bu ayeti M. Esed’in mealinden şu şekilde veriyor: “bu prensibi bu gibi çözümlenmemiş cinayet olaylarına da uygulayın”. “Cinayet olaylarına da uygulayın” ile “cinayet olaylarının bazılılarına da uygulayın” arasındaki farkı yok sayıyor. Bu ayetle ilgili olarak “fasih Arapça bilen akıllı-deli 500 insan toplasanız M. Esed’in verdiği mânâyı vermez” demektedir. sh. 110.

– Sayfa 112’de “üç-beş sene bedevîler arasında kalmakla Araplar’ın arasında okuduğunu anlayacak hale gelmekle kat edilecek mesafe olmadığı gibi…” ifadesini kullanan yazar, sayfa 121’de şu ifadeleri kullanmaktadır: “Fasih ve doğru Arapça öğrenmek için uzun süre bedevîlerin arasında yaşamış bir adamın yapmaması gereken hatadır.” Türkçe’de basite almak veya yetersiz göstermek için kullanılan ‘üç-beş’ sene ifadesini, aynı şahıs için ‘uzun süre’ olarak kullanması da bir çelişki olarak görülmektedir.

– Bakara 248. ayet ile ilgili olarak M. Esed’in ‘Tabut’a ‘kalp’ manasını verdiğini ilgili ayetin 239-240 nolu dipnotlarının okunduğunda çelişkilerin olduğunun görüleceğini ifade etmekte ve ‘kutsal kitapta tahrifat yapmak hastalığına yakalanmış ruh hastaları gibi davranmaktadır.’ demektedir. Esed ayetin dipnotunda, ‘…üst derecedeki birçok otorite, “tabut”a, “kalp” veya “gönül” anlamı da yüklemektedirler: Beydâvî’nin bu ayet ile ilgili yorumunda teklif ettiği alternatiflerden birinde, Zemahşerî’nin (Keşşâf’ında değil de) Esâs’ında, İbnu’l -Esîr’in Nihâye’sinde, Râğıb’da ve Tâcu’l- ‘Arûs’da (bu son dördünde tabeta maddesinde) böyle yorumlanmıştır…’ açıklamalarını yapmaktadır. Ayete verdiği manayı böyle büyük otoritelere dayandıran bir müellifi ‘kutsal kitapta tahrifat yapmak hastalığına yakalanmış ruh hastası gibi davranmakla’ suçlamak büyük bir hakarettir diye düşünüyorum.

– Ahmet Tekin’e ait olan şu ifade gerçekten çok düşündürücüdür: “M. Esed’in İslam ile sıkıntısı olduğundan her seferinde İslam’ı örtecek ifadeler kullanıyor.” Sh. 115. Âl-i İman 85. ayette İslam’dan başka bir din” yerine, “Allah’a teslimiyetten başka bir din” şeklinde mana veren Esed için yukarıdaki ifadeleri kullanmak üzüntü verici bir durumdur. Ömrünü İslam’ın anlaşılmasına veren, Pakistan Devleti’nin kuruluş çalışmalarına katılan, ilk Pakistan İslam Anayasasının yazımında büyük gayretler gösteren, Mekke’ye Giden Yol isimli bir şaheser, Yolların Ayrılış Noktasında İslam, İslam’da Yönetim Biçimi, İslam’in İlk Yıllarında Hadis ve Kur’an Mesajı adlı Meal-Tefsir kitaplarını yazan bir insanın İslamla ne sıkıntısı olabilir, anlamak mümkün değildir. Sayfa 117’de “İslam’ı kabullenmemesini hâlâ hazmedemediğinin delilidir” ifadesini de eklersek, çelişki daha da büyümektedir. Kendi özgür iradesiyle İslam’ı tercih eden birisi için ‘İslam’ı kabullenmesini hazmetmemesi’ şeklinde bir ifade kullanmak anlaşılır gibi değildir.

– “Allah 72. (Bakara) ayetin son cümlesinde İsrailoğullarının gizlediklerinin açığa çıkarılmasından bahsederken, M. Esed meseleyi Hz. Musa şeriatındaki kolektif sorumluluğa havale ederek, konuyu kapamakta, Allah’ı yalancı çıkarmaktadır. Bu da bir planlı tahriftir.” Sh. 121. Bir Müslüman için ‘Allah’ı yalancı çıkarmaktadır, bu planlı bir tahriftir’ demek çok büyük bir iddiadır. Eğer M. Esed, Kur’an’ı tahrif etmek için ‘gizli bir din’ taşımışsa, bunu ispatlamak Ahmet Tekin’e düşer. Bizler, M. Esed’in, hür iradesiyle kabul ettiği ve ölümüne kadar bu kabulü şerefle taşıyan Müslüman öncü bir düşünür olduğuna inanarak kendisini rahmet ve özlemle anıyoruz.

Esed’in büyük bir düşünür olduğuna kuşku yok. Arabia’da 1986’da yayınlanan bir yazıyı Kelime Dergisi’nin 13. sayısında (Temmuz 1987) Ahmet Ertürk’ün çevirisinden okuyalım: “ Muhammed Esed’in kişiliği, Doğu ile Batı arasında bir köprü kurmanın simgesidir. Her iki dünyaya da, kendi dilleriyle hem lafzi (literally) hem de mecazi (figuratively) olarak seslenebilmektedir. Almanca, Fransızca, Farsça, İspanyolca, Urduca ve Portekizce’yi akıcı bir şekilde konuşabilen Esed kitaplarını daha çok İngilizce olarak yazmaktadır. Bu dilleri konuşabilmesi, farklı uygarlıklara mensup insanların ‘tını’larını anlayabilmesini sağlamaktadır. Bu vasfı da Esed’i, itikadının fevkalade derin bir yorumcusu yapmıştır.”

Ahmet Tekin, makalesinin ilerleyen bölümlerinde kızgınlığını artırmaktadır. Şimdi bunlardan birkaçını aktarıyorum: “Bir taraftan önsözünde bağlı kalacağını zikrettiği kuralları çiğnerken, diğer taraftan, kendi içinde, düzeltilmesi güç çelişkilere düşmesi, ya Kur’an mesajını bizzat kendisinin hazırlamadığı, ya da kafasının ilmî disipline ve insicama sahip olmadığını düşündürüyor.” Sh. 124. (…) Önsözünde Kur’an’daki bütünlüğü gördüğünü söyleyen bir zâtın, bir ayete dayalı hükümler ihdası, ya Müslümanları ahmak saymasından, ya kendi ahmaklığından kaynaklanmaktadır.” Sh. 124(…) “Bu Esed denilen adam İslam’ı da, Kur’an’ı da tahrif ediyor…” Sh. 126. (…) “Atarak, yakıştırarak meâl mi, tefsir mi yazılır?” Sh. 133. Koyu renkle aktarılan ifadelerde Ahmet Tekin’in üslubunun hiç de ilim adamı üslubuna uymadığını belirtmek lazım.

Çıktığı günden itibaren büyük bir coşkuyla okunan Kur’an Mesajı’nın ihtiva ettiği hataları, varsa çelişkileri ortaya koymak ilim erbabının işidir. Günümüz mesajının en çok denge olması gerektiğini bizlere hatırlatan öncü düşünürlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. İslam’ın modern dünya karşısında güçlü cevabını kişisel benliklerini aşmış, derin bilgi, büyük bir mücadele azmi, Doğu ve Batı tefekkürüne sahip ilim ehli kimseler verecektir. Aksi takdirde, eleştiri yerine sataşmayı, ufuk açma yerine kör dövüşünü tercih etmek kimseye fayda sağlamaz.

Vedat Aydın