Allah Teâlâ, şerefli Kitabında, bazı peygamberlerin ve Habil ve Kabil, Firavun, Nemrut, Ashâb-ı Kehf gibi kimi şahsiyetlerin kıssalarını anlatmıştır. Nüzul süreci devam ederken meydana gelen İsrâ, Mi’rac, Hicret, Bedir gibi birtakım olaylar ve bunların yanı sıra Hz. Âdem’in yaratılışı, kıyamet sahne­leri, âhiret, cen­net ve cehennem hayatı, buralara girecek olanla­rın durumuna ilişkin gayba dair bazı haberler de Kur’an’da kıssa formatında anlatılmıştır.

Her ân yeni bir işte olan[i] Rabbimiz, abes ve boş iş yapmaktan, özellikle iman edecek kimseler için baştan sona hidayet ve rahmet olarak indirdiği[ii] kitabında faydasız sözler etmekten elbette münezzehtir. Bu sebeple, Kur’an’ın önemli bir bölümünü oluşturan kıssalar da boşuna anlatılmış değildir. Her bir kıssanın, birçok konuda Müslümanlara ışık tuttuğu, mesajlar verip, yol gösterdiği bilinmektedir.

Kur’an Kıssalarında Gözetilen Amaçlar

Kur’an’da yer alan kıssaları dikkatlice okuyan ve üzerinde derinlikli düşünen her insan, Kur’an kıssalarının birçok önemli maksadı gerçekleştirmek için anlatılmış olduğunu görür. Şimdi bu maksatlardan bazılarını maddeler halinde ve kıssalardan özet örnekleri de sunarak, Allah’ın izniyle açıklayacağız.

1) İnsana “Allah’ın birliği (tevhid)” ve “sadece Allah’a kulluk” şuurunun kazandırılması: Allah’tan başka kulluk edilmeye ve iradesine teslim olunmaya layık hiçbir varlığın olmadığı inanç ve şuuru, bütün Kur’an kıssalarında kendini gösteren en temel mesajlardan biridir. Peygamber kıssala­rında bu mesaj açıktan verilir.[iii] Peygamber kıssalarına ait şu âyetler bunun örnek ve kanıtıdır: “Andolsun ki Nûh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilâhınız yoktur.”[iv] “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?”[v] “Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”[vi]

Hz. İbrahim’in, putları kırdıktan sonra, toplumun ileri gelenlerine söylediği şu sözlere dikkat edin: “İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere hâlâ tapacak mısınız? Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz hiç akıllanmayacak mısınız?”[vii] Yine Hz. Yusuf’un zindanda arkadaşlarıyla bir konuşma ânını canlandıran âyetlerde Yusuf, bu mesajı veriyor: “…Allah’a her hangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz… Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı? Allah’ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir… Kendisinden başkasına değil, O’na tapmanızı emretmiştir…”[viii]

Ashâb-ı Kehf kıssasında da Allah’ın birliği ve sadece O’na kulluk şuurunun kazandırılmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir. Allah onların kıssalarını anlatmaya başladıktan hemen sonra, onların putperest topluma şöyle dediklerini haber veriyor: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O’nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa andolsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah’ı bırakıp O’ndan başka ilâhlar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah’a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir?”[ix]

2) İnsana âhiret, cennet ve cehennem hayatına dair doğru bilgi ve şuurun kazandırılması: Neredeyse tüm kıssalarda bu bilgi ve şuurun insana verildiği görülür. Ashâb-ı Kehf kıssası bunun örneklerinden birini oluşturur. Kıssada, birkaç gencin önce 309 yıl öldürülüp sonra tekrar diriltilmesiyle, ölümden sonraki diriliş, inkârı mümkün olmayacak şekilde ispat edilir. Allah bunu kıssanın sonuna doğru şöyle haber verir: “Böylece, Allah’ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık.[x] Aynı şekilde Yusuf kıssasının sonunda, ölüm sonrası hayat, Hz. Yusuf’un ağzından dua biçiminde şöyle ortaya konur: “…Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette işlerimi yoluna koyan sensin…”[xi]

Aynı şekilde yüz sene ölü kaldıktan sonra tekrar diriltilen kişinin anlatıldığı kıssada da, adamın gözleri önünde, çürümüş ve kemikleri dağılmış eşeğinin yeniden diriltilmesi, kemik ve ete bürünmesi, ölüm sonrası diriliş ve âhiret hayatına dair insana kesin bilgi ve şuur kazandırmaktadır: “Altı üstüne gelmiş bir şehre uğrayan kimse gibisini görmedin mi? O: “Bunu bu ölümünden sonra Allah nereden diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü. Sonra onu diriltti ve “Ne ka­dar kaldın?” diye sordu. O da: “Bir gün yahut bir günden az kaldım!” dedi. Allah buyurdu ki: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak (etleri bozulmuş ve çürümüştür). Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen (eşeğinin) kemikler(in)e bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz”, dedi. Böy­lece gerçek ona açıkça belli olunca: “Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir.” dedi.”[xii]

Hz. İbrahim’in, ölülerin nasıl diriltileceğini görmek istemesi üzerine Allah’ın emriyle dört adet kuşu kesmesinin anlatıldığı kıssayı da burada bir başka örnek olarak aktaralım. Söz konusu kıssanın devamında, Hz. İbrahim’in kuşlardan her birinin parçalarını ayrı dağlara koyduktan sonra onları çağırdığı ve kuşların bu çağrıya icabet edip, uçarak ona geri geldikleri anlatılır:Hani İbrahim: “Ey Rabbim, ölüleri nasıl di­ril­tirsin bana da göster!” Demişti de Allah: “İnanmı­yor musun?” Demişti. (Bunun üzerine) İbrahim: “Evet inanı­yorum, ancak kalbimin mutmain olması için bunu istiyo­rum” Demişti. Allah da: “Dört kuş al! Onları ken­dine alıştır. Sonra da onlardan her dağa bir parça koy, sonra da onları kendine çağır. Onlar sana koşarak ge­lirler. Bile­sin ki şüphesiz Allah güçlüdür hakîmdir.”[xiii]

3) Bütün peygamberlerin, kendi halklarına aynı dini tebliğ edip, inananların da tek ümmet olduklarını göstermek: Allah’ın katında din tek olup, istisnasız bütün peygamberler bu dinle gönderilmişlerdir. Bu sebeple Allah’ın birliği ve sadece O’na kulluk ve âhiret inancı, bütün peygamberlerin ortak çağrısı olmuştur. Örneğin, Enbiyâ sûresinde peygamberlerin kıssaları birbiri ardıca anlatılmaya başlanmadan önce, Allah’ın birliği gerçeğinin, istisnasız bütün peygamberlere vahyedildiği bildirilir.[xiv] Ardından bu hakikati pekiştirmek ve somutlaştırmak mahiyetinde peygamberlerin kıssaları anlatılır. Bu kıssalarda, Allah’tan başka ilâhın olmadığı ve âhiret gerçeğinin, bütün peygamberler tarafından kendi toplumlarına ortak bir çağrı olarak iletildiği görülür.[xv] Bu konuyla ilgili bazı âyetler yukarıda ilk maddede yer alan bazı âyetlerde geçtiği için burada ayrıca tekrarlamaya gerek görmüyoruz. Bununla beraber, son peygamber Hz. Muhammed (sa) Efendimizin de aynı dinle gönderilip, insanlığa, geçmiş peygamberlerle aynı çağrıyı yaptığını gösteren âyetlerden ikisini kaydedelim: De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka ilâh yoktur.”[xvi]; (De ki: Bu Kitap) “Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi).”[xvii]

Peygamber kıssalarında, bütün peygamberlerin aynı ilâhî dinin (tevhid dini olan İslam’ın) peygamberi ve inananların da Müslüman olup, tek bir ümmet oldukları görülmekte ve anlaşılmaktadır. Bununla beraber, bu gerçeği pekiştirmek mahiyetinde, Enbiyâ sûresinde peygamberlerin kıssaları anlatıldıktan sonra, bütün peygamberlerin ve onlara iman eden tüm insanların tek bir ümmet olduğu ayrıca dile getirilir: “Sonra hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise, sadece bana kulluk edin.”[xviii]

4) Hz. Muhammed’in pey­gamber, Kur’an’ın da Allah’ın Kitabı olduğu­nu ispat etmek: Peygamber Efendimiz okuryazar olmadığı halde getirdiği kitapta (Kur’an’ın ilk muhatapları olan) Mekkelilerin hatta hiç kimsenin bilmediği, yalnızca Allah’ın bildirdiği peygamberin bilebileceği, geçmiş milletlere dair birtakım haber ve kıssa­lar anlatılmaktadır. Kur’an kıssaları Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ve Kur’an’ın da Allah’ın kitabı olduğu gerçeğinin ispatında oldukça önemli bir yere sahiptirler.

Mekkeli müşrikler, Peygamber Efendimizi sıkıştırmak için Yahudilere giderek onlardan yardım alıyorlardı. Onlar da onlara peygamber kıssalarını, örneğin, ona Hz. Yusuf’u sorun diyerek akıl veriyorlardı. İsrail oğulları, ataları İbrahim (as)’in bereketli yurdu Filistin’i niçin terk etmişlerdi? Mısıra nasıl yerleşmişlerdi? Onların Mısır’da ne işleri vardı? Bu iş nasıl gerçekleşmişti? Hz. Muhammed, peygamber değilse, bunları asla bilemez, böylece onun peygamberlik davası da biter, diyorlardı. Yahudiler, bu kıssaları, Allah’ın kendisine vahiyle bildirdiği bir peygamberden başkasının bilemeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Allah da anlattığı Kur’an kıssalarıyla, onların zafer arzularını en başından söndürüp, Hz. Muhammed’in Allah’ın Peygamberi, Kur’an’ın da Allah’ın Kitabı olduğunu kıssalarla ispat ediyordu.

Bununla beraber, kıssalar anlatılmakla kalınmaz, ayrıca çeşitli âyetlerde, kıssaları ne Hz. Muhammed’in ne de kavminin daha önceden bilmediği, onların gayba ait haberler olduğu bildirilir. Örneğin; Hz. Yusuf kıssasının girişinde şöyle denir: “(Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, senin daha önce bunlardan hiç haberin yoktu.”[xix] Kıssanın sonunda da aynı husus önemine binaen tekrar ifade edilir: “İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).”[xx]

Yine Hûd Sûresi’nde Hz. Nûh’un kıssasından bir bölüm anlatıldıktan sonra şöyle denir: “(Rasûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin…”[xxi]

Hz. Musa’nın anlatıldığı kıssalardan birinde Hz. Musa’nın vefatının üzerinden çok nesillerin gelip geçtiği belirtilerek, bu kıssanın ancak vahye dayalı bilgiyle öğrenildiği kesin bir dille ifade edilir: “(Rasûlüm!) Musa’ya emrimizi vahyettiğimiz sırada, sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de değildin. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak öğrenmek üzere Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin; aksine (onları sana) gönderen biziz. (Musa’ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr’un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); olur ki düşünüp öğüt alırlar.[xxii]

5) Kıssalar yoluyla iyi ve kötünün mo­delleri ortaya konarak, iyiliğe teşvik edip, kötülüklerden sakın­dırmak: Kur’an, bir hidayet ve rahmet kitabı olarak, insanın Allah’a hiçbir ortak koşmadan sadece O’na kul olduğu bir yaşam sürmesini istemiş, böylece onun daima huzur ve mutluluğunu hedeflemiştir. Bu huzur ve mutluluğu sadece dünyada değil, ahirette kalıcı şekilde devam ettirmenin yollarını da insanlara göstermiştir. Kur’an geçmiş peygamber ve kavimlerin kıssalarını anlatarak, onların başına gelenleri haber verir ve kıssanın sonunda, aynı davranışları sergileyenlerin aynı akıbetle karşılaşacağı ikazını yapar.

Örneğin; Nûh kavminin, Âd ve Semûd halklarının, Lût kavminin, Medyen halkının, Firavun’un, Cumartesi gününe saygı göstermediği için domuz ve maymun şekline sokulan bir grup Yahudi’nin ve son olarak da iyi bir mü’min iken şeytanın ardınca giden Bel’am bin Bâûra’nın cezalandırılmalarının anlatıldığı kıssaların sonunda şöyle denir: “İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. Âyetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!”[xxiii]

Hz. Yusuf’un, uzun süredir görüşmediği kardeşleriyle Mısır’da buluşma ânını anlatan kıssada da iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma mesajı açıktır: “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. “Ben Yusuf’um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez” dedi.”[xxiv]

Hz. Lût’un kıssasında, erkeklerin, hemcinsleriyle cinsel ilişki kurduğu, yoldan çıkmış bir toplum; Hz. Nûh’un kıssasında da kavminin de Allah’ın âyetlerini yalandıkları için fena bir millet olduğu, bu sebeple her iki toplumun da cezalandırıldığı; fakat Hz. Lût ve Hz. Nûh’un iyi kimseler oldukları için kurtarıldığı anlatılır.[xxv] Onların cezalandırılmalarının anlatılması, kötülükten sakındırma amaçlı olduğu açıktır.

Aynı şekilde çeşitli Sûre’lerde Hz. Eyyûb’un kıssası anlatılarak, onun hastalığa karşı oldukça sabırlı olduğu belirtilir ve onun bu davranışı “… O, ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi.”[xxvi] sözleriyle övülür. Bu kıssanın, onu okuyan insanları, aynı şekilde sabırlı olmaya teşvik etmek amacıyla da anlatılmış olduğu, akla hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Yine Sâd Sûresi’nde peygamber kıssalarından bölümler anlatılıp, onların özellikle âhiret yurdunu düşünen ihlâslı ve Allah katında seçkin iyi kimseler oldukları ifade edilir.[xxvii] Birbiri ardınca anlatılan kıssaların sonunda, âdeta sonuç cümlesi olarak, geçen kıssaların bir hatırlatma olup, buna göre; Allah’a karşı gelmekten sakınanları güzel bir gelecek bekleyip onların Adn cennetlerine girecekleri; azgınları ise kötü bir gelecek bekleyip, onların da cehenneme girecekleri bildirilir.[xxviii]

Bazı peygamberlerin ve Hz. Meryem’in anlatıldığı kimi âyetlerde, hepsinin de gerçekten iyi kimseler olup, hayır işlerinde koşuştukları, korku ve ümit içinde Allah’a yalvardıkları, Allah’a karşı derin saygı içinde oldukları söylenir.[xxix] En sonunda da “Bu durumda her kim mümin olarak iyi davranışlar yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız. [xxx] denilerek, iyi davranışlar yapanların mükâfatlarının mutlaka verileceği, çabalarının asla karşılıksız bırakılmayacağı müjdelenir. Böylece onların kıssalarını okuyanlar da aynı davranışlarda bulunmaya teşvik edilirler.

6) Hz. Peygamber’in ve her devirde tüm mü’minle­rin sıkıntılara karşı dayanma gücünü arttırmak, onları te­selli etmek: Kur’an kıssalarının, Hz. Peygamber ve kıyamete kadar tüm mü’minler için teselli kaynağı olup, Allah’ın bu yolla onlara güç verdiği, inançlarının gereğini yaşama azim ve kararlılıklarını pekiştirdiği görülmektedir. Kıssalar anlatılarak, inançları uğrunda sıkıntı çekenlerin sadece kendileri olmayıp, onlardan önce de pek çok peygamber ve mü’minin aynı şekilde sıkıntılara göğüs gerdiği hatırlatılır. Samimiyetle iman edip inancının gereğini yaşayanları Allah’ın mut­laka başarıya ulaştırdığı mesajı açık olarak verilir.

Ashâb-ı Kehf kıssasında görünürde hiçbir güçleri olmayan birkaç samimi Müslüman gencin, her türlü güç ve silaha sahip küfür iktidarına karşı, Allah tarafından nasıl korunduğu anlatılır.[xxxi] Böylece o gençler gibi olunduğu sürece her devirde Allah’ın yardım ve korumasının mutlaka geleceği mesajı verilir: “Onlara: “Siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından ayrıldınız, bunun için mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin” denildi.”[xxxii]

Hz. Yusuf kıssasında da, küçük bir çocuk iken kardeşleri tarafından ihanete uğrayıp kuyuya atılan, kervandakiler tarafından değersiz bir eşya gibi satılan, sarayda kadınların tuzaklarıyla karşı karşıya kalan, uzun yıllar suçsuz olarak zindanda mahpus edilen Hz. Yusuf’un, tüm bu olumsuz şartlara rağmen Allah tarafından nasıl desteklendiği ve ona kötülük edenlerin gün gelip onun önünde nasıl diz çöktükleri anlatılır.[xxxiii]

Aynı şekilde Hz. Musa ile Firavun’un mücadelesinin anlatıldığı kıssada, yeryüzünün en süper gücünün, Allah’ın desteğindeki bir tek mü’min karşısındaki şaşkınlık ve hezimeti anlatılır.[xxxiv] Böylelikle kâfirler Allah’ın azabıyla tehdit edilirken, onların baskı ve işkencelerine maruz kalan mü’minler de Allah’ın yardımı ve zaferle müjdelenir.

7) İnsanı şeytandan sakındırmak, onun tuzaklarına karşı uyanık tutmak: Şeytanın Hz. Âdem’e ve onun şahsında insanoğluna olan kıskançlık, kin ve nefretinin anlatıldığı Hz. Âdem-İblis kıssasında, şeytanın insandan intikam almak için her fırsat ve imkânı kullandığı görülür. Şeytanın insana olan düşmanlığının hangi sebeple başladığı, nasıl bir süreç işlediği ve sonuçlarının neler olacağı konusunda açıklamalar yapılır.[xxxv] Kıssanın sonunda da insandan, şeytanın tuzak ve kandırmalarına karşı uyanık olması istenerek, ona uyması durumunda onunla aynı akıbete uğrayacağı bildirilir: Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.”[xxxvi] “Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!”[xxxvii]

Yine aynı kıssada, şeytanın tuzaklarına düşüldüğü, ona aldanıldığı zamanlarda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususunda da Hz. Âdem ile Havva’nın şeytana aldanmaları ve farkına varır varmaz derhal Allah’a tövbe etmeleri anlatılarak insana yol gösterilir.[xxxviii]

Kur’an kıssalarının burada sayılanlardan başka maksatları da gözettiği aşikârdır. Bu maksatların tümünü birkaç sayfada anlatmanın mümkün olmayacağını belirterek yazımızı noktalıyoruz.

Osman ARPAÇUKURU

[i] Rahman (55), 29
[ii] A’râf (7), 203
[iii] A’râf (7), 73, 85; Hûd (11), 25-26, 50, 84-85; Enbiyâ (21), 66-67.
[iv] A’râf (7), 59.
[v] A’râf (7), 65.
[vii] Enbiyâ (21), 66, 67
[viii] Yusuf (12), 38-40
[ix] Kehf (18), 13-15
[x] Kehf (18), 21
[xi] Yusuf (12), 101
[xii] Bakara (2), 259
[xiii] Bakara (2), 260
[xiv] “Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ (21), 25)
[xv] A’râf (7), 59, 65, 73, 85; Hûd (11), 25-26, 50, 61, 84-85; Enbiyâ (21), 66-67.
[xvi] A’râf (7), 158
[xvii] Hûd (11), 2
[xviii] Enbiyâ (21), 92
[xix] Yusuf (12), 3
[xx] Yusuf (12), 102
[xxi] Sâd (38), 49
[xxii] Kasas (28), 44-46
[xxiii] A’râf (7), 176-178
[xxiv] Yusuf (12), 90
[xxv] Enbiyâ (21), 74-77
[xxvi] Sâd (38), 44
[xxvii] Sâd (38), 44-48
[xxviii] Sâd (38), 51-59
[xxix] Enbiyâ (21), 48-94
[xxx] Enbiyâ (21), 94
[xxxi] Kehf (18), 9-26
[xxxii] Kehf (18), 16
[xxxiii] Yusuf (12), 7-102
[xxxiv] Örneğin bkz. Tâhâ (20), 77-78; Şuarâ (26), 65-67
[xxxv] Örneğin bkz. Bakara (2), 35-37; A’râf (7), 11-24; Hicr (15), 28-41
[xxxvi] A’râf (7), 27
[xxxvii] A’râf (7), 18
[xxxviii] A’râf (7), 11-24