Vahyin kaynağı, hedefi ve muhatabı bütün zaman ve mekânlarda aynı (insanlar ve cinler) olunca, bazen vahyin lafzının da aynı olduğu; birden çok peygambere aynı âyetlerin indirildiği görülmektedir. Allah, Yüce Kitabı Kur’an-ı Kerim’de Şüphesiz bu, ilk sayfalarda, İbrahim ve Musa’nın sayfalarında da vardır.” (A’lâ 87/18-19) buyurmaktadır. Bu âyet-i kerimeler, Hz. Muhammed’e (s) indirilen bazı âyetlerin, geçmiş bazı peygamberlere de indirilmiş olduğunu göstermektedir.

Müslim’de yer alan bir hadiste, sahabenin tefsir otoritesi İbn Abbas şöyle demektedir: “Cebrail Hz. Peygamber ile beraberken Hz. Peygamber üzerinden kapı sesine benzer bir ses işitip başını kaldırdı. Cebrail: “Bu şimdiye dek asla açılmamış olup, ancak şimdi açılan bir kapıdır.” dedi. Ardından o kapıdan bir melek inip geldi. Cebrail: “Bu, yeryüzüne ilk defa şu an inmiş olan bir melektir.” dedi.  Melek selam verdi ve şöyle dedi: “Senden önce hiçbir peygambere verilmemiş (ilk defa sana verilen) iki nurla sevin! Onlar: Fatiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin son âyetleridir.” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 24 (806).

Geçen hadisten konumuzla alakalı üç husus ortaya çıkmaktadır:

1) Bazı peygamberlere verilen kimi vahyin diğerlerine verilmediği. Bu sözün mefhumundan, bazı âyetlerin kimi peygamberler arasında aynı muhtevada olduğu da anlaşılmaktadır.

2) Fatiha Sûresi ile Bakara Sûresi’nin son âyetlerinin daha önce hiçbir peygambere vahyedilmemiş olduğu ve

3) Peygamber Efendimize (ve diğer peygamberlere muhtemel olarak) Cebrail’den başka meleklerin de vahyi getirdiği.

Ukbe b. Âmir’in Bakara Sûresi’nin son âyetleri hakkında şöyle dediği gelen haber arasındadır: “Bakara Sûresi’nin sonundaki:اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَاۤ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰۤئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ ﴿285﴾ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَس۪ينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَاۤ اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ﴿286﴾ (Bakara, 285-286) âyetlerini çokça okuyun; zira Allah onları yalnızca Muhammed’e (s) indirmiştir.” (Taberânî, “el-Mu’cemü’l-Kebîr”, 12/249, hadis no: 14200).

Yine Büreyde’den nakledilen bir rivayette Peygamber Efendimiz ona şöyle demektedir: “Hz. Süleyman’dan sonra benden başka hiç kimseye verilmemiş olan bir âyeti sana öğreteceğim; o “بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ = Bismillâhirrahmânirrahîm.” âyetidir.” (Dârekutnî, “Sünen”, 3/306, hadis no: 1195).

Bu rivayetler, geçen sûre ve âyetlerin sadece Peygamber Efendimize vahyedildiğini açıkça anlatıyorsa da mefhumundan, Peygamber Efendimize indirilmiş olan bazı âyet ve sûrelerin geçmişte Hz. İbrahim ve Hz. Musa gibi diğer bir kısım peygamberlere de vahyedildiğini göstermektedir.

Örneğin; Kur’an’ın 87. Sûresi olan A’lâ Sûresi’nin tamamının Hz. Muhammed’e (s) indirilmeden çok önce Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya indirildiğini söyleyen rivayetler vardır. Sahabenin tefsir otoritesi İbn Abbas şöyle demektedir: “سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰى  ” sûresi (A’lâ Sûresi) indirilince Hz. Peygamber (s): “Bunların hepsi, İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında da vardı.” buyurdu (Hâkim, “Müstedrek”, 7/56, hadis no: 2882; 8/255, 436, hadis no: 3550, 3713. Ayrıca bkz. İbn Kesir, “Tefsir”, 8/383; Suyûtî, “ed-Dürru’l-Mensûr”, 10/246).

Bu konuda İbn Abbas’tan birden çok rivayet nakledilmiş olup, hepsi de A’lâ Sûresi’nin, Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sayfalarında aynen bulunduğunu haber vermektedir. Bu rivayetlerin biri şöyledir: “Bu sûre, İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarından bir nüshadır.” (Suyûtî, “el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân”, 1/43). Süddî’den gelen haber ise, bu konuda daha açık ve nettir. İbn Abbas söz konusu rivayette şöyle demektedir: “İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında bulunan bu sûre, Hz. Peygambere indirilenin aynıdır.” (Suyûtî, “ed-Dürru’l-Mensûr”, 10/246, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, 1/43).

İkrime de “A’lâ Sûresi’nin âyetleri, İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında da vardı” demiştir (Taberî, “Câmiu’l-Beyân”, A’lâ Sûresi, c.24/s.376).

Taberî ise, İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında bulunduğu söylenen âyetlerin, A’lâ Sûresi’nin قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى ﴿14﴾ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰى ﴿15﴾ بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿16﴾ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ﴿17﴾  (14-17.) âyetleri olduğu görüşündedir (Taberî, “Câmiu’l-Beyân”, A’lâ Sûresi, c.24/s.377).

Tevrat, İncil ve Kur’an’daki aynı muhtevadaki vahyin bir başka örneği, Tevrat’ın ilk ve son ilk âyetleridir. Tevrat’tan ilk indirilen âyetin, En’âm Sûresi’nin şu ilk âyeti olduğu bildirilmiştir: “ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ”. Aynı habere göre; Tevrat’ın son indirilen âyeti de İsrâ Sûresi’nin şu son âyetidir: “وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ  لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْب۪يرًا”. Tevrat’ın en son indirilen âyetinin Hûd Sûresi’nin son âyetinde yer alan şu âyet cümlesi olduğu da söylenmiştir: “فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ” (Suyûtî, el-Itkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, 1/43).

Aynı muhtevadaki vahyin bir başka örneği; Kur’an’da ve Hz. İbrahim’in sayfalarında bulunduğu söylenen aşağıdaki âyetlerdir. Ebû Ümâme’den nakledilen bir haberde o şöyle demektedir: “Allah İbrahim’e indirdiğini Muhammed’e de (s) indirdi. Bu âyetler şunlardır:

1) اَلتَّاۤئِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّاۤئِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ (Tevbe 9/112)

2) قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ ﴿1﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ ﴿2﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ ﴿3﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ ﴿4﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ ﴿5﴾ اِلَّا عَلٰىۤ اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَ ﴿6﴾ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاۤءَ ذٰلِكَ فَاُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْعَادُونَ ﴿7﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ ﴿8﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ﴿9﴾ اُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ ﴿10﴾ اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿11﴾ (Mü’minûn, 1-11)

3) اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّاۤئِم۪ينَ وَالصَّاۤئِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ اللّٰهَ كَث۪يرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿35﴾ (Ahzab 33/35)

4) اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَاۤئِمُونَ ﴿23﴾ وَالَّذ۪ينَ ف۪يۤ اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌ ﴿24﴾ لِلسَّاۤئِلِ وَالْمَحْرُومِ ﴿25﴾ وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿26﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ ﴿27﴾ اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَاْمُونٍ ﴿28﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ ﴿29﴾ اِلَّا عَلٰىۤ اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَ ﴿30﴾ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاۤءَ ذٰلِكَ فَاُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْعَادُونَ ﴿31﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ ﴿32﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَاۤئِمُونَ ﴿33﴾ (Meâric 70/23-33)

Bu âyetler İbrahim ve Muhammed’den (as) başka kimseye verilmemiştir.” (Hâkim, “Müstedrek”, 9/269, hadis no: 3980; Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 1/223;  el-Itkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, 1/43).

Hâkim’in İbn Meysere’den naklettiği şu haberde yer alan âyet; ilâhî kitaplardaki aynı muhtevadaki vahyin bir başka örneğini oluşturmaktadır. İbn Meysere şöyle demiştir: “Cuma Sûresi’nin ilk âyeti olan şu âyet, يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ﴿1﴾ Tevrat’ta yedi yüz âyetle birlikte yazılıydı.” (Hâkim, “Müstedrek”, 8/499, hadis no: 3767; Beyhakî, “Şu’abu’l-Îmân”, 6/30, hadis no: 2402; Suyûtî, “ed-Dürru’l-Mensûr”, 9/499).

İlâhî kitaplarda aynı muhtevada vahiy bulunduğu gibi peygamberlere ilk vahyin indiği ayın da aynı ve onun da ramazan olduğu gelen haberler arasındadır. Katâde’nin bildirdiğine göre; Ebu’l-Huld şöyle demiştir: “İbrahim’e sayfalar, ramazan ayının başında indirildi. Tevrat, ramazanın 6. gecesinde; Zebur, 12. gecesinde; İncil, 18. gecesinde; Kur’an’da ramazanın 24. gecesinde indirildi.” (Taberî, “Câmiu’l-Beyan”, A’lâ Sûresi, 24/377; İbn Ebû Hatim, “Tefsir”, 1/470, hadis no: 1674; Suyûtî, “ed-Dürrü’l-Mensûr”, 1/379; “el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân”, 1/45. Ayrıca bkz. Ebû Ya’lâ, “Müsned”, 5/244, hadis no: 2136).

“İlâhî kitaplardaki aynı vahiy” kavramı, geçmiş -muharref olmayan saf- ilâhî kitapların, metinleri neredeyse birbirlerinin aynı olacak derecede, aynı muhteva ve içeriğe sahip olduğunu; dolayısıyla aynı kaynaktan beslenip, aynı amaç ve hedefi güttüklerine de işaret etmektedir. Bu çerçevede bu kitaplardan birine hakkıyla iman eden kimsenin, gerçekte ilâhî kitapların tümünü kabul etmiş olacağını, herhangi birini kabul etmemesi durumunda onun, iman ettiğini söylediği ilâhî kitaba karşı inancının da gerçek olmadığını yahut yüzeysel ve Allah’ın muradına uygun olmadığını göstermektedir. Kur’an’a iman eden mü’minlerin, geçmiş peygamberlere indirilen bütün ilâhî sayfalara ve kitaplara iman etmelerinin ardındaki bir gerçek de budur. Tevrat ve İncil’e iman ettiklerini söyleyen ehl-i kitabın, Kur’an’a iman etmemeleri, gerçekte onların kendi kitaplarına da iman etmediklerini yahut imanlarında samimi ve dürüst olmadıklarını göstermektedir.

Aynı vahiy yorumu çerçevesinde şu âyetler daha iyi anlaşılmaktadır: “De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve Yakup oğullarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” (Âl-i İmrân 3/84). “Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakup oğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” (Bakara 2/136). “De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilâhî kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz.” (Mâide 5/59).

Sonuç olarak, burada ortaya koymaya çalıştığımız, “ilâhî kitaplarda bazı aynı sûre ve âyetlerin var olduğu” görüşünün, Buhârî ve Müslim başta olmak üzere ana hadis kaynaklarında bulamayıp, diğer kaynaklarda ulaştığımız birtakım haber ve rivayetlere dayandığını, dolayısıyla bu yorum ve görüşün doğruluğu kadar yanlışlığının da ihtimal dâhilinde bulunduğunu belirtelim. Bununla beraber, rivayet ve haberlerin ulaştırdığı sonucu -aksine kuvvetli deliller gösterilmedikçe- doğru kabul ediyoruz.

Yanılmaktan ve unutmaktan münezzeh olan sadece Allah’tır. O’na hamd olsun.

OSMAN ARPAÇUKURU