Çünkü tercüme kelimesi Arapça’ya sonradan girmiş bir kelimedir. Bu nedenle “tercüme” ve ondan türetilen bir kelimenin, Kur’anî kullanım ve delaletlerinin diğer dillere aktarımı ile her hangi bir ilgi ve alakası bulunmamaktadır. Örneğin bana göre “Racim” kelimesinin Taşlanmış Şeytanın bir sıfatı olarak kullanılması yeterlidir.

Son zamanlarda Kur’an-ı Kerim tefsirinin yabancı dillere “tercümesi” üzerine bir hayli çalışmalar yapılmıştır. Oysa yine kanaatimce, nakil veya “tercüme” yani tefsir, Kur’an-ı Kerim lafızlarının delaletlerini nakil anlamına gelmez. Arapça yazılmış olan her hangi bir tefsiri, bir başka dile aktarmak istesek, hele de aktaracağımız bu lafızlar eş anlamlı (müradif) lafızlar ise, bazı Kur’an lafızlarının delaletlerinden uzaklaştırdıklarını görürüz. Diyelim ki Bakara suresinin 2. Ayeti olan “Zalike’l-Kitabu la Raybe fih” ayetini Arapça her hangi bir tefsirde bulduğumuz gibi İngilizce’ye aktarmaya çalışalım. Ayette geçen “rayb” kelimesini İngilizceye çevirmede hayli zorlanırız.  Bu kelimeyi, Arapçada “şek” anlamı vererek ancak İngilizce’ye aktarabiliriz. Bir başka ifadeyle nakletmeden veya tercüme yapmadan “rayb” kelimesini ancak en yakın anlamıyla “doubt” lafzıyla ifade edebiliriz. Bu durumda ise ilk kelime olan “rayb” kelimesinin bağlamından koparmış oluruz. İşte bu lafzın anlam kayması bizim için yeterli bir sebeptir.

Hele de iş, Rabbanî mertebenin beşer mertebesine indirgendiği Kur’an lafızlarının Arapça tefsirine dair Rabbani ve Kur’ani olan Arapça tenzilin asla karşılaştırılamayacağı beşer dillerinden her hangi bir yabancı dile aktarımı söz konusu ise “tercüme”, orijinalinden uzak olduğu bilinmektedir. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’in Arapça tefsiri, İngilizce Is once removed dedikleri gibi Kur’ani metinden bir adım uzaklaşmaktadır. Arapça tefsiri diğer dillere aktarıldığında veya tercüme ettiğimizde İngilizce Is twice removed dedikleri gibi Kur’ani metinden adeta iki adım uzaklaşmaktayız.

Şu; “İnnehum Kânû fi Şekkin Murîb (Çünkü onlar endişeye düşüren bir kuşku içinde idiler)(Nebe: 54) Kur’ani metnini “tercüme” aktarımında bulunmak istesek başka bir sorunla karşılaşacağız. Şüphesiz “rayb” ve “murib” kelimelerinin karşılığını yabancı bir dilde her hangi bir kelimede aramamız gerekir. Sanırım “rayb” kelimesinin İngilizce karşılığı: Suspicion, “murib” kelimesinin İngilizce karşılığı ise: Causing suspoon‘dur. Buradan hareketle Kur’ani mertebedeki eş anlamlılar arasındaki ayrılığın önemi açıkça ortadadır. Kur’an-ı Kerim’in delaletlerinin bulunduğu yakın dillerde de böyledir.

Kaldı ki “murib” kelimesi, en yakın anlamı olan şekten uzaktır. “murib” kelimesi Taberi Tefsiri, XXII/ 113’de dalgalanma olarak geçerken, İbni Kesir tefsirinde, “ve İnnehum lefi Şekkin minhu Murib (Hud: 110) Kur’ani metnin yorumunda susulmuş, bir şey söylenmemiştir.

Eş anlamlılar arasında ihtilaf olunca İngilizce’de örneğin in doubt causing suspicion dediğimizde bu çok daha kolay olacaktır.  Sanırım bu eş anlamlılar arasında ayrılık çabası, Mısır Üniversiteler yayınında gerçekleşen tercümede yenidir. Bunun için Allah’a şükrediyor, sevab ve karşılığı O’ndan biliyorum. Burada eş anlamlıdan maksat, anlamda yakın olmadır. Bu yüzden eş anlamlılar, söylem itibariyle ayrılsa da anlamca yakın olan kelimelerdir. Eş anlamlılar, bazı Arapça sözlüklerde (el-Mu’cemu’l-Vasît, I/339) geçtiği üzere aynı anlamda olmazlar. Ancak Webster sözlüğünde geçtiği üzere (nefs (aynı) kelimesi bütün kullanımlarda ilk anlama yakın olan diğer bir anlamı öz olunca) eş anlamlı kelimeler olur. İngilizce’de eş anlamlılar kelimesinin karşılığı synonyms kelimesidir. Bu kelime (Arapça’da) ma’a (beraber): syn ile isim (ad): onyms kelimelerinin birleşiminden yani delaletleri birbirine benzeyen kelimelerden oluşmuştur. Kur’an-ı Kerim’de eş anlamlıların illetine şu kelimeler örnek verilebilir:

  • Sırat, İngilizce’de karşılığı:
  • Sebil, İngilizce’de karşılığı:
  • Tarik, İngilizce’de karşılığı:

Kur’an-ı Kerim’i İngilizce’ye aktaran bilim adamları, path kelimesinin sırat kelimesi karşılığında kullanılması üzerinde birleşmişlerdir. Ancak diğer iki kelime üzerinde birleşememiş ayrılığa düşmüşlerdir. Kimileri, “Abdullah Yusuf Ali’nin Tefsiri” tercümesinde olduğu üzere, Bakara: 213 ayetinde sırat kelimesinin İngilizce karşılığını path kelimesiyle verdikleri gibi İbrahim: 1. âyetinde sırat kelimesi karşılığında way kelimesini kullanmışlardır.

Şüphesiz burada tercüme ve tefsirin, metodolojik metnin anlamını eksilttiğini belirtmek gerekir. Bu, zamana, mekâna ve beşere olmak üzere birçok etkenden kaynaklanmaktadır. Çünkü her vakit veya zaman, tam tefsir birikimlerinin açıklanmasına çalışanlar bulunsa da insan ilmini ve gücünü sınırlar. Aynı şekilde mekân etkeni de tıpkı aktaran (mütercim) bireyin kültürü ve özgün dilini güzel kullanması etkeninde olduğu gibi temelde dolu olan bütün birikimlerin kapasitesine etki eder. Nakil, özgün metnin kapasite alanını ve orijinalin delaletlerinin yabancı dile aktarımını sınırlar. Bu yüzden aktaran (mütercim), yontmaya yeltenir. The translater is a traiter. Bunda aktaranın aşırılığı / atması vardır. Her ne kadar aktaranın özgün metnin delaletlerini aktardığına dair kesin emareleri olsa da bu böyledir. Bu bizi ilahi vahyi beşer diline taşıma bağlamı dışında Kur’an delaletlerini diğer dillere nakil ve tercüme’nin caiz olmadığına (haram) götürebilir. Ancak Kur’ani muhtevanın başka bir formla aktarım zorunluluğu, beşerin sonunda kendisinden çok söz edilen evrensel merhaleye girmesiyle birlikte maksimum düzeye çıkmıştır. Bu yüzden nakledenin veya müfessir (mütercim)’in önünde tek sorun, diğer dillere tercüme‘nin zorluklarını artıran eş anlamlılar sorunu değildir. Bu zorluklardan başka çeşitli dillerin hele de Kur’an-ı Kerim dili olan Arapça’nın çekimlerinin arasını ayırmayı yerine getirmenin zorunluluğu vardır. Bunun için bu fiil çekimleri zorlukları, bazen on dört sıfatın, bazen de İngilizce’de köklü çekimlerin karşılığının bulunmayışında aramak gerekir. Örneğin Arapça’daki şu; S-d-k, A-d-l, Z-l-m kelimelerinin İngilizce’de tek bir karşılığını bulamamaktayız. Bu yüzden bu anlamlara delalet eden örneğin do injustice, do justice, tell the truth ibareleriyle aktarmamız veya açıklamamız gerekir. Sıfatlar da böyledir. Şu; ğafurun, afuvvun, ğaffarun sıfatlarını ele alalım. Tefsir ve tercümede tek bir lafızla karşılığını bulmamız gerekir. Oysa şöyle; Sublime forgiver, forgiver, forgiving şeklinde çeşitli çekimleri olmalıdır. Bunlara özellikle Esmaullahu’l-Husna (Allah’ın güzel isimleri) tercüme ve tefsirinde riayet edilmesi gerekir. Diğer isim kaynaklarında ise biz, Kur’an-ı Kerim dilinde var olan isim çekimlerinin çeşitliliğinin arasını ayırmanın gerekliliğini yerine getiren başka çekimlere muhtacız.

Ayrıca tercümede tam hakkına riayet edilmeyen isimlerden biri de fuad (kalb, yürek) kelimesidir. Fuad kelimesi Kur’an-ı Kerim’de az yerde zikredilmiştir. Örneğin; İsra: 36’da İnne’s-Sem’a ve’l-Basara ve’l-Fuade kullü Ulaike kane anhu Mes’ulen, Nahl: 78’de Ve Ce’ale lekumu’s-Sem’a ve’l-Ebsara ve’l-Ef’ide (fuad’ın çoğulu) le’alleküm Teşkurun, Furkan: 32’de Ve Kale’l-Lezine Keferu  lev la Nüzzile aleyhi’l-Kur’anu Cümleten Vahideten Kezalike Linüsebbite bihi Fuadeke ve Rattelnahu Tertilen.

Müfessir (mütercim)ler, fuad kelimesinin İngilizce’ye aktarımında ihtilaf etmişlerdir. Kimileri fuad yerine heart kelimesini kullanmışlardır. Heart kelimesi kalb kelimesinin karşılığıdır. Bir tabirle iki kelimenin karşılığını vermek uygun değildir. Kimi müfessir(mütercim)ler de fuad kelimesi yerine mind kelimesini kullanmışlardır. Günümüzde mind kelimesi çağdaş bir kullanımla akıl kelimesinin karşılığıdır. Akıl kelimesinin fuad kelimesinin karşılığında kullanılması doğru olmaz. Çünkü mind kelimesi İngilizce’ye Latince’den geçmiştir. Belleğe (memory) delalet eden bu kelime daha sonra kullanımı değişerek bu halde kullanılmaya başlamıştır. Tıpkı es-Sem’u kelimesi kulak melekesi, el-Basaru kelimesi göz melekesi anlamına geldiği gibi fuad kelimesinin de meleke yahut kalbin fikir ve anlayış üzerindeki kudreti anlamına geldiği açıktır. Mütercim‘in fuad kelimesini soul kelimesiyle tefsir etmesi de doğru olmaz. Çünkü bu soul kelimesi, I went in to the room but no soul was there cümlesinde geçtiği üzere birçok anlamlar içermektedir ve bu cümlede fert anlamında kullanılmıştır. Bunun için fuad kelimesinin İngilizce’de başka bir karşılığı olması gerekir. Belki bu kelime heart – sigth kelimelerine dayandırılmış olabilir. Böylece öncekinden daha iyi alternatif bulmuş oluruz. Vision kelimesi de fuad kelimesinin karşılığı değildir. Çünkü vision kelimesi er-Rü’ya (düş) kelimesinin karşılığıdır. Spirit kelimesi, ruh kelimesinin, conscience kelimesi ise, çağdaş bir kullanımla damir (vicdan) kelimesinin karşılığıdır.

Biz burada bu İngilizce Kur’an lafızlarının “tercümelerine” tefsirlerine bigane kalamayız. Melik Abdulaziz Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü profesörleri, bunlardan yirmisini değiştirmek durumunda kalmışlardır. Bu profesörlerin genel kanaati şu üç tefsirin / tercümenin daha iyi olduğu yönündedir:

  • Muhammad Marmaduke Pickthall Tercümesi. Bu zat, dilci – native speaker, Hind’de yaşayan bir Müslüman’dır. Tefsirinde / tercümesinde, anadili İngilizce olduğundan lafızların delaletlerini iyi tercümelerle ifade etmiş ve dilini tam oturtmuştur.
  • Abdullah Yusuf Ali Tercümesi. Bu, uzun süre Suudi Arabistan’da itimat edilen, daha sonra bazı yönlerde isabetli düşüncelerden ötürü yüz çevrilen, genel olarak lafzın delaletlerinin tam hassas aktarımı yönünden popülaritesini devam ettiren ve eş anlamlılar arasındaki ayırıma riayet eden bir tercümedir. Bu durum, bu tercümenin bazen affedilmez bir şekilde konudan konuya geçişini sağlamaktadır.
  • Arberry Tercümesi. Arberry, asıl dili İngilizce olmasına rağmen Arapça’yı çok iyi bilen bir bilim adamıdır. Kendisi bazı Arap ülkelerindeki Şeriat Fakültelerinde yüksek mevkilerde çalışan bir hayli profesörler mezun etmiştir. Onun yapmış olduğu bu Kur’an tercümesi, İngilizce üslubu çok iyi olması yönüyle harika bir “tercüme”

Sözlerimi Melik b. Abdulaziz Üniversitesinde 15 yıl çalışmasını sürdüren, bir süre Üniversitede müdürlük yapan, Mekke Rabıtatü’l-Alemi’l-İslami kuruluşu başkanlığını yürüten, kendi denetiminde olan bu komisyonda İngilizce yirmi tefsir (tercüme) çalışması ortaya koyan, Suudi Arabistan Danışma Meclisi başkan yardımcısı Dr. Abdullah Nasif’in birlikte çalıştığı tefsir(tercüme) komisyonunun Silku’l-Beyan fi Menakibi’l-Kur’an adıyla sunduğu kitap kaynaklarından Penrice oluşan Kur’an ayetlerinin konularına dönmeye dayalı olan, Fuad Abdulbaki’nin ömrünü harcadığı, çok değerli kitabı Kur’an-ı Kerim müfredatlarında araştırma yapanların “el-Mu’cemü’l-Müfehres li Elfazi’il-Kur’anil-Kerim”siz edemeyeceği güzel bir çabaya değinerek bitirmek istiyorum.

Dr. Muhammed Mahmud GALİ