Kur`an Bütünlüğünde Şefaat Kavramı

Şefaatin ilk kullanıldığı yer. Kur’an’daki şefaatle ilgili 25 âyetin tümüolumsuz formda gelir. Bu konudaki âyetlerin bütününden çıkarılan sonuçşudur: Mutlak anlamda şefaat yalnızca Allah’a aittir (39/44).

Tarih : Mart 07, 2017
Sayı : Kasım-Aralık 2016
Konu : Başyazı
Yazar :Mustafa iSLAMOĞLU

Kur’an da “Şefaat” ibâresinin geçtiği âyet sayısı 25’tir. Bunlardan 23 tanesi “olumsuzlama” (nefy) üzerine kuruludur. Geriye kalan 2 tanesinden biri müşriklerin ağzından nakil (Yunus 10/18), diğeri de şefaati tamamıyla Allah’a hasreden şu âyettir:

 “De ki: Şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allaha aittir: Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) Ona aittir: Sonunda sadece Ona döndürüleceksiniz.” (Zümer 39/44)

Tüm şefaat âyetleri bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet açık ve net olarak şefaati yalnızca Allah’a tahsis etmektedir. Bu durumda illâistisna edatıyla gelen ve “ancak onun izin verdikleri müstesna”gibi bir karşılığıolan ibâreler bu âyetle çelişmeyecek bir biçimde anlaşılmak zorundadır.

“Şimdi bunlara hiçbir şefaatçinin şefaati fayda vermeyecektir.” (Müddessir 74/48)

Şefaatin ilk kullanıldığı yer. Kur’an’daki şefaatle ilgili 25 âyetin tümüolumsuz formda gelir. Bu konudaki âyetlerin bütününden çıkarılan sonuçşudur: Mutlak anlamda şefaat yalnızca Allah’a aittir (39/44). Allah, zatına ait olan bu yetkiyi, razıolduğu kimseler aracılığıyla, affetmeyi istediği kimseler için kullanır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir ödülü takdir ettiği birine veren yüce makamın sahibi, ödülü hak edene takdim etme işini dilediği birine verebilir. Ödülü hak eden kimsenin ödülünü aracı bir kimseden alması ödülün sahibinin o olduğu anlamına gelmez. Ödülü takdim eden kişi, sadece bir aracıdır. Şefaat “çifte”(şef) katlanmışbir ödül tevdiidir. Ödülün sahibi Allah’tır, ödülüvermesi istenen kişi de ödül verilen kimse gibi Allah tarafından onurlandırılmıştır. İnsan tercihine açık atıf yapan 37, 38 ve 43-47. âyetler ışığında anlaşılmalıdır.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: İstisna cümleciğiyle gelen âyetleri bu âyet ışığında anlamak yerine, bu âyeti onlar ışığında anlayamaz mıyız? Mesela burada, âyette olmayan bir parantez içi takdir kullanarak, âyeti “Şefaate (izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir”şeklinde anlayamaz mıyız? Bunun biri “asla, hayır”olan, diğeri de “evet”olan iki cevabıvardır:

1) Kur’an’da içinde “şefaat”geçen âyet sayısı 25’tir (2:48; 2:123; 2:254; 2:255; 4:85; 6:51; 6:70; 6:94; 7:53; 10:3; 10:18; 19:87; 20:109; 21:28; 26:100; 30:13; 32:4; 34:23; 36:23; 39:43; 39:44; 40:18; 43:86; 53:26; 74:48). Bunlardan 23 tanesinin belâgat çatısı“olumsuzlama”(nefy) üzerine kuruludur. Bu olumsuzlama lâ, mâ, men, leyse, lem, em ile yapılır. Geriye kalan ikisinden biri müşriklerin ağzından nakil (10/18), diğeri de şefaati tamamıyla Allah’a hasreden bu âyettir. Bu durumda 25’ten geriye kalan 2 âyet de delâleten menfi çatıya dahil olurlar. Bu olumsuz çatı garip değildir. Zira Kur’an şefaatten, şefaati ispat için söz etmez. Muhataplarıinkâr ediyormuşda, Kur’an onlarışefaate imana çağırıyor değildir. Durum tam aksinedir:

İlk muhatapların, Allah’ın astlarıolarak (min dûnillah) daha başkalarına kulluk etme gerekçeleri, onların kendilerine şefaat edeceğine olan inançlarıdır. Bu hakikat, tam da bu sûrenin 3. âyetinde dile gelen hakikattir: “O’ndan başkalarınısığınacak otorite edinenler, “Biz bunlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz”(derler)”.

Kur’an şefaat konusundaki âyetleri menfîçatıüzerine kurarken, işte muhatapların bu sapık şefaat inançlarınıhedef alıyordu. Bütün bunlardan dolayı, istisna cümleleriyle gelen âyetler bu âyet ışığında anlaşılmak zorundadır.

 2) Tam bu noktada zorunlu olarak şu soru sorulacaktır: Peki, şu halde şefaati reddeden âyetlerin tümü de buradaki gibi mutlak red ve Allah’a tahsis ile gelmek yerine, bir kısmıneden istisna cümlesiyle geldi?

Evet, 25’ten 8 tanesi istisna cümlesiyle gelmiştir. Üstelik bunlar standart kalıpta da değildirler. Özellikle Necm 26, Meryem 87 ve Zuhruf 86’da kullanılan üslûp, istisnayıdikkate almamızıgerektirir.

Son bir soru: Hem tüm şefaatle ilgili âyetleri şefaati yalnız Allah’a has kılan bu âyet ışığında anlayacağız, hem de istisnayı dikkate alacağız: Bu çelişki olmaz mı?

Çelişki insanın zihnindedir, Kur’an’da çelişki olmaz. Bunun açıklamasışudur: İstisna cümlelerinde izin verilecek şey “şefaat”değil, “Allah’ın şefaatini takdim etme, bildirme”iznidir. Tıpkı peygamberlerin Allah’ın insanlığa gerçek şefaati olan vahyi iletmeleri gibi. Âhirette Allah’ın şefaati en büyük ödüldür. O ödülütakdim ve tevdi etme izni verilenler de ödüllendirilmişolurlar. Ödülün elinden alındığıkimse ödülün sahibi değildir, ödülün sahibi Allahtır. Allah birine ödül vererek, diğerine ödül verdirerek, ikisini de ödüllendirmektedir.

Bir de şu ayete yoğunlaşalım:

“Onun nezdinde, kendisi lehine izin verdikleri dışında hiçkimse için şefaat fayda vermez: Nihayet (kıyametin) dehşeti (ödül tevdi edeceklerin) kalplerinden giderilince (ödüllendirilenler) soracaklar: Rabbiniz (sizin hakkınızda) ne buyurdu?

Berikiler: -Hak neyse onu: Zaten mükemmel olan da, büyük olan da sadece Odurdiyeceklerdir. (Sebe 34/23)

“limen” lafzının hem şefaat edilen hem de şefaat edeni kastetme ihtimaline binaen kendisine izin verdikleri dışında hiçkimsenin şefaati fayda vermezanlamıda verilebilir. Fakat buradaki lâmın da gösterdiği gibi tenfa’u filîtümlece geçmeyip özne üzerinde kaldığıiçin, şefaatin tür olarak tamamı olumsuzlanmıştır. Bu ve tüm şefaat âyetleri; “onlar, O’nun hoşnut ve razıolmadığıhiçkimseye şefaat edemezler”(21:28) ve “De ki: şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir”(39:44) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır. Bu da şefaatin Allah’a ait bir yetkinin kula devri değil, Allah’ın takdir ettiği ödülün sahibine tevdii olduğunu gösterir. Ödülüveren Allah’tır. Ödülütakdim izni verdiği kimseyi de böyle onurlandırır. Dolayısıyla ödülün asıl sahibinin onu sunan olmadığınıifade eder. Âyetin öncesi de ödülü gerçek sahibi dışında kimseden istememeyi ifade etmektedir (Şefaatle ilgili ayrıntılı bir sayım-döküm için bkz: 39:44, not 47).

3132 - Buradaki diyalog ödül verilenlerle o ödülü sahiplerine tevdi etmekle onurlandırılanlar arasında gerçekleşecektir. Anlaşılan o ki bu ikinciler de büyük korku ve endişe yaşayacaklardır. Fakat onların endişesi ödül takdim izni çıkınca giderilmiş olacaktır.

3133 - Hem “şefaat konusundaki hakikat neyse onu”, hem de “herkes neyi hak ettiyse onu”anlamına gelir. Ama özellikle ödül sahibinin sadece Allah olduğu ve bu nedenle de ödülün kime verileceğini belirleme hakkının da zâtına ait olduğu gerçeğini ifade eder.

[Bu yazı Mustafa İslamoğlu’ nun “Hayat Kitabı Kur’an” adlı gerekçeli meal-tefsir kitabından alıntıdır.]