ANA KONULARIYLA KURAN / FAZLUR RAHMAN

Medine BALLI

 

Fazlur Rahman Pakistan’ın Hezâre şehrinde 21 Eylül 1919’da dünyaya geldi. Babası geleneksel İslâmî ilimlerde öğrenim görmüş olmakla birlikte, çağdaş gelişmelerle hesaplaşma fikrini savunan bir âlimdir. Fazlur Rahman babasının desteğiyle önce geleneksel medrese, sonrasında ise çağdaş eğitim kurumlarında öğrenimini tamamladı. 1940’da Pencap Üniversitesi’nin Arapça bölümünden mezun oldu. İslam felsefesi alanındaki doktora çalışmasını 1946’da Oxford Üniversitesinde bitirdi. 1950’de İngiltere’nin Durham Üniversitesine öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1958’de de Kanada McGill Üniversitesi’nde İslâmî ilimler doçenti olarak görev yapmaya başladı.[1]

Fazlur Rahman Pakistan’ın iç ve dış siyasetinde yoğun problemlerin olduğu, Birinci Dünya Savaşı sonuçlarının yaşandığı zor bir dönemde sorumluluk sahibi bir düşünür olarak “yenilikçi” fikirleriyle hem teorik hem pratik düzlemde çözüm üretmeye gayret etmiştir. “Yenilikçi” fikirleri bir grup tarafından desteklenirken başka bir grup tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Tartışmalı fikirleri olmakla birlikte algıda seçicilik ve önyargılı okumalar, onun ayetleri tefsir ederken hayata dokunan ve ufuk açan yorumlarının gözden kaçmasına sebebiyet vermiştir.

Fazlur Rahman geleneksel düşünceyi önemsemekle birlikte söz konusu dini geleneğin sonraki nesillerin sağlıklı düşünmesine katkıda bulunabilmesi adına “ıslah edilmesi” düşüncesini taşımaktadır. Bu düşüncesi onu İslâm’ın temel kaynaklarını yeniden yorumlayabilmek için metodoloji üzerine çalışmalar yapmaya sevk etmiştir. Metodolojik çalışma alanlarından olan tefsir usulünün kuramını “İslam ve Çağdaşlık”[2] adlı eserinde ortaya koymuştur.[3]

Fazlur Rahman’ın tefsir usulünün en önemli ilkesi Kur’an’ı parçacı değil bütünsel ele almaktır. Bütünden kastı insanlara rehber olarak inen Kur’an’ın hayatın her alanında sunmuş olduğu görüşlerden temel ilkeler çıkararak bir “dünya görüşü” belirlemektir. “Ana Konularıyla Kur’an”[4] adlı eserinde de Allah, insan, tabiat, peygamberlik-vahiy, ahiret, şeytan-kötülük ve İslam toplumunun doğuşu başlıklarıyla Kur’an’ın temel doktrinlerini açıklayarak bu yöntemi uygulamıştır.

Eserin sunuşunda kitabı çeviren Doç. Dr. Alparslan Açıkgenç Fazlur Rahman’ın ana fikirlerini açıklayarak kitabın daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Kitap sekiz bölüm ve iki ek yazıdan oluşmaktadır.

Birinci bölümde Allah’ın varlığı, ulûhiyeti, yüceliği, kudreti ve merhameti; tabiatın varlığı, yaratılış gayesi ve düzenli/ölçülü işleyişi çerçevesinde mülahaza edilmektedir. Fazlur Rahman Allah’a iman noktasında esas sorunun uzun ve karmaşık kelam delilleri ile Allah’ın varlığını ispatlamak değil zaten açık olan hakikatleri Allah’ın “hatırlatıcıları” yaparak insanın nasıl imana davet edilebileceği meselesi olduğunu söylemektedir. Bu “hatırlatmanın” temel esaslarını şu üç başlıkta sunmaktadır:

  1. “Allah’tan başka her şey Allah’a bağımlıdır. Buna, tabiat da bütünüyle dâhildir.
  2. Allah, bütün kudreti ve yüceliği ile birlikte temelde sonsuz rahmet sahibidir.
  3. Bu iki esas, temelde Allah ile insan arasında özel bir ilişkiyi gerektirir. O ilişki, kul ile kulluk edilen (abd-ma’bud) arasındaki ilişkidir. Nihayetinde bu da insan ile insan arasında esaslı bir ilişkiyi gerektirir.” (s.33)

İkinci bölümde insanın tabiatı, yaratıcı ile olan ilişkisi, onu üstün kılan ve küçük düşüren nitelikler işlenmektedir. Bu bağlamda Ruh-beden, şeytan-iblis, kader/ölçü, takva/denge, insan iradesi, kalplerin mühürlenmesi, cehennemin cismaniyeti-ruhaniyeti ve kurtarıcılık-şefaat doktrinlerinin keyfiyeti açıklanmaktadır. İnsan davranışlarının sonuçları ahlak-emanet ve ahlâkî cihat kavramları çerçevesine dayandırılmaktadır.

Üçüncü bölümde insan toplum ilişkisinin zorunluluğu, Kur’an’ın adil ve ahlâkî temellere dayanan toplumsal bir düzen kurma hedefi, söz konusu hedefin gerçekleşebilmesi hususunda insana yüklenen sorumluluklar ve toplumların helak sebepleri açıklanmaktadır. Kur’an ahlâk ve eşitlik esasları üzerine kurulu bir toplum hedeflediği için muhatap aldığı toplumun temel problemi olan şirki (toplumsal bölünmüşlüğün belirtisi) ve sosyo-ekonomik eşitsizliği (faiz, servet-emanet ilişkisi) yasaklamıştır. Fazlur Rahman bu bağlamda tefsir yönteminde savunduğu “Kur’an’ın hukuk kitabı değil hukukun dini kaynağı oluşu” (s.92) düşüncesini faiz, çok evlilik, kadının şahitliği ve kadın erkek eşitliği meseleleri ile örneklendirmektedir.

Dördüncü bölümde kâinatın yaratılışı/tekvin, tabiat/tabii olaylar hakkındaki ayetler ile Allah’ın varlığı-birliği arasında ilişki kurulmuştur. Ayrıca insanların tabiatüstü/mucize beklentileri ile Kur’an’da tabiatüstü/mucizeler için kullanılan “beyyinat”, “burhan”, “sultan” kavramlarının bağlamları ve anlamları açıklanmaktadır.

Beşinci bölümde peygamberlerin mahiyeti, görevleri, vehbî/kesbî meselesi, nebi/resûl arasındaki fark, Hz. Muhammed’in son peygamber oluşuna Müslümanlar ile Müslüman olmayanların yaklaşımları işlenmektedir. Devamında ise vahyin inişinde vahiy elçisinin/ruhun rolü ile Şûra suresi 51. ve 52. ayetler bağlamında vahyin peygamber efendimize iniş keyfiyeti farklı bir yorumla açıklanmaktadır.

Altıncı bölümde Kur’an’ın ahiret tasviri; cennet, cehennem, amellerin tartılması, azabın ruhani/maddi yönleri, cennet ve cehennem ehlinin geçmişleri hakkındaki diyalogları ve azaların şahitliği başlıkları altında yorumlanmıştır. Fazlur Rahman ahirette verilecek son hükmü; adalet ve eşitliğin sağlanması, hayatın gerçek gayelerinin açıklanması ve insanlar arasındaki tartışmaların/ayrılıklarının sonuçlanması bakımından önemli görmektedir.

Yedinci bölümde Kur’an’ın iblis ve şeytan ismini vererek kişileştirdiği kötülük ilkesinin mahiyeti, iblis, şeytan, cin üçlüsünün birbirleri ile olan ilişkisi, şeytanın insan üzerindeki etkisi ve insanın bununla mücadele yöntemi açıklanmaktadır. Bu bağlamda Fazlur Rahman Ahirette Allah’ın rızasını kazanmak ve şeytanın hile/aldatmalarına maruz kalmamak için “takva” (ahlâkî tehlikeye düşmekten devamlı korkup sakınmak için tetikte olma hali) kavramına dikkatleri çekmektedir.

Sekizinci bölümde “İslam toplumunun doğuşu” başlığı altında bazı oryantalistlerin Ehl-i kitabın Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmemesi sonucunda peygamberin Hz. İbrahim’in şahsiyetine sığınarak onun Musevilik ve Hıristiyanlıkla ilgisini kestiği ve İslam’a mal etmeye çalıştığı iddialarına karşı reddiyeler sunulmaktadır. Bu reddiyeler, “ahzâb” kelimesinin Kur’an’daki kullanımı, “hanifliğin” mahiyeti, haccın farz kılınması ve kıblenin değişmesi bağlamında açıklanmaktadır.

Kitap “Müslüman toplumun Mekke’deki dini durumu” ile “Ehl-i Kitap ve “dinlerin” farklılığı” başlıklı iki ek yazıyla sonlandırılmaktadır.

Sonuç

Anlamın derinliğine vakıf olmak cehd ve gayreti gerektirir. Anlaşılmaya çalışılan ferdin hayatına yön veren, rehberlik eden, ahlâkî olgunluğa erişmesini sağlayacak olan “Kur’an” ise daha titiz ve samimiyetle yaklaşılmalıdır. Bu yaklaşım sonucunda Kur’an kişinin hayatına dokunarak ve bakış açısı kazandırarak yeniden nazil olur. Anlama çabaları vahyin inişiyle başlamış ve farklı yöntemler uygulanarak günümüze gelmiştir. Kişi de kendi ufku, basireti, anlama kabiliyeti çerçevesinde anlama ve yaşama yolculuğuna girmekle sorumludur. Bu yolculuk sürekli ve dinamiktir. Kişinin devamlı kendisini hesaba çekmesini, düşüncesinin donuklaşmasına fırsat vermemesini gerektirir.

Kerim olan “Kur’an’ı” anlama yolculuğumuzun istikamet üzere ilerlemesi duasıyla…

 

 

[1] Açıkgenç, Alparslan; “Fazlur Rahman”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 12, İstanbul, 1995

[2] Fazlur Rahman, “İslâm ve Çağdaşlık”, çev. Alparslan Açıkgenç, M. Hayri Kırbaşoğlu, Ankara Okulu Yayınları

[3] Açıkgenç, Alparslan; “Fazlur Rahman”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 12, İstanbul, 1995

[4] Fazlur Rahman, “Ana Konularıyla Kur’an”, çev. Alparslan Açıkgenç, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2014