DENEME               

KİM TUTAR SENİ? – Işıl CINGILLIOĞLU                                                                                                                                  

 

Dürüst olmamı istedi benden. Kim olduğu önemli değil. Ama aynen böyle haykırdı yüzüme:

“Bu kitap kimseyi tutmuyor, görmüyor musun?’’

Hayır, hayır, gerçekten yaşadım bu anı.

-Nasıl tutsun istersin? Kim tutsun?

-Kimse tutmasın beni!

-Oldu, peki sen kimsenin ve hiçbir şeyin tutmadığı insanlarla muhatap olmak ister misin? Yemedi değil mi?

-Tutmasın beni Tanrı! Din, kitap, peygamber istemem, tutamaz, karışamazlar bana. Beni hukuk tutar, biz kurallar koyarız, yasalar koyarız.

-Acaba sen mi yanlış anladın? Kitap, yani Kur’an da tam bundan bahsediyor. Yaratılışa ve tüm varlıklara saygılı, bir arada emniyet ve barış içinde yaşanabilen bir birlik ve bütünlük oluşturmaktan. Bu düzen içinde herkesin hakkını hukukunu korumaktan, bunun için sınırlar çizmek ve kurallar koymaktan bahsediyor. Bir medeniyet oluşturacak ilkeli bir hayat tasavvuru var onda.

-Hayır, yine de karışamaz bana. Ödev ahlakı var, sorumluluğumuzu, yerimizi, üstümüze düşeni biliriz biz. Önemli olan da bunu bilmek ve yapmaktır zaten.

-Haklısın, ama yine yanlış anlamış olabilir misin? Bilmek, anlamak, öğrenmek kitabın ilk konusudur. Zaten ne yaparsan bilinçli yapman, anlayarak ve bilerek yapman, sürekli sorgulayarak ilerlemen isteniyor dinde de.

-Hayır, ben beni tutarım.

-Zaten sen tut. Başkasının tuttuğu senin tercihin mi olur?

-Şimdi ben de senden dürüst olmanı istiyorum: Ne tutsun, nasıl tutsun seni? Elektronik kelepçe gibi mi tutsun? George Orwell’ın 1984 romanındaki gibi mi? Hatta dur, daha modern bir önerim var sana: Çin’in uygulamaya geçtiği sosyal vatandaşlık puanı gibi tutsun mu?

Çin bir buçuk milyar insanının davranışlarını izleyerek, sosyal güven başlığı altında sıralayacak büyük bir sistem kurdu. 2020 itibari ile tüm ülkeyi kapsayacak olan projede kamusal alandaki kamera sayısı 176 milyondan iki katına çıkarılıyor.[1] Kamuya açık alanda kör nokta bırakmayacak şekilde yerleştirilen kameralar, yüz tanıma sistemleri, yapay zekâ ve internet teknolojileri ile işte Dataizmin diktatörlüğü karşınızda!

Çin çok çalıştı yapay zekâ ve yüz tanıma sistemleri konusunda çok ilerledi. Bu puanlamanın çıkış amacı ’’toplumda güvenin mükemmel, güven kaybının utanç verici olduğu’’ fikri. Bu projenin başlıca hedefi, bireyleri ve toplumu daha ahlaklı yapmak. Programda tüm vatandaşlar, kurumlar, firmalar puanlanıyor ve derecelendiriliyor. İnsanların “kaç puanlık birey’’ olduklarını ölçen sistemde puanı yüksek olanlar ödüllendiriliyor, puanı düşükler kara listeye alınıyor. Bu puanı belirleyen ölçütlerde harcama alışkanlıkları, sosyal medya kullanımı, arkadaş çevresi, hatta yüzündeki mimikler gibi son derece kapsamlı, karmaşık, detaylı bir algoritma sarmalı kullanılıyor. Kırmızı ışıkta geçmek, sigara içilmeyen yerlerde yasak ihlalleri, borcunu zamanında ödememek, yalan haberi internette yaymak gibi davranışlar eksi; sosyal sorumluluk projesinde görev almak, trafik kurallarına uymak, ödevini zamanında teslim etmek, aile ve akraba ziyareti artı puan. Örneğin; çocuk bezi alan, ailesine karşı sorumlu puanlanırken, yurt dışından ithal ürün sipariş eden savurgan olarak puanlanıyor. İstenmeyen davranış çoksa ve puan düşükse çeşitli kısıtlamalara maruz kalınıyor; seyahat kısıtlaması gibi.

Üç milyon kişinin uçak ve trenlerde lüks sınıf biletten men edildiği, internet yavaşlatılması, yönetici pozisyonu için güven puanının yetmemesi, iyi otellerde kalmayı, iyi restoranda yemek yemeyi hak etmemek gibi listede oldukça ilginç şeyler var…

‘Bu kitap kimseyi tutmuyor.’ diye bağıranlar, ‘Bu din kimseyi ahlaklı yapmıyor.’ diyenler acaba menümüzdeki diğer bir ahlak sistemi tercihine göz atmak isterler mi?

Mesela çip takmak. Takılı çip sayesinde arzu ve isteklerin, hormonların, düşlerin ve düşüncelerin kontrolü kulağa hoş geliyor mu? İnanın bu da konuşuluyor, kimilerinin ütopyası, kimilerinin distopyası olarak. Sizin çip % kaç ahlaklı olsun? Ne kadar tutsun sizi? Keşiş modumuz var, ortalama modumuz var, bir de serseri var…

Dürüstlük talebi ve sözüyle başladık yazıya değil mi?

Dünyanın hangi çağında, nerede yaşarsanız yaşayın, birileri sizin için ahlakı tanımlamıştır. O tanımlayan otorite, o güç, illaki ahlak adına kurallar belirlemiş, yasalar koymuş, ödül ve cezalar çıkarmıştır.

Belki kilise belirlemiştir ahlaklı ve ahlaksız olanı ve o insanı tutmuştur. “Yakarım seni, giyotine yollarım seni!’’ diye korkutarak.

Belki modern toplum belirlemiştir ahlaklı ahlaksız normunuzu. O gereğini yapar. Tecrit, tehdit, tekfir, tahkir, hatta tahrip ederek bireyi istediği kıvama getirmeye kalkar. Algı manipülasyonları post truth dönemin en bariz özelliğidir.

Devlet için de var elbet, resmi ahlaklı ahlaksız sınırları. Devlet, gücün ve iktidarın tahakkümü ile toplumun ve bireyin faydasına gördüğü ahlak normlarını belirler. Tabi bazı devletler bunu insanı devlete yedirerek yaparlar. Bazen devlet azizlenir, bazen din azizlenir ama insan hep rezillenir maalesef.

Bazı ideolojiler de gücü/otoriteyi ele geçirince kendi ahlak şemsiyelerini açarlar. Hitler ve Naziler buna iyi bir örnektir.

Dikkat ettiniz mi?

Büyük küçük her aidiyetin belirlediği ilkeler ve değerler var. Ortak noktaları şu ki; ‘İnsan’ hep tutulan, hep korunan, hep engellenen, hep durdurulan konumunda.  Neredeyse her yerde ‘’insan kendini tutamaz’’ ön yargısı ile çizilen sınırlar var.  Yeri gelmiş bu fikirler, insana seçme şansı bırakmayalım’a evrilmiş.

Şimdilerde insanı içerden tutmayı dahi konuşuyoruz işte. ‘’İnsana kendi içinden müdahele imkanı bulup onu kontrol edebiliriz.’’ “Beynin ve hormonların kalibrasyonunu biz yapabilirsek, kişiyi istediğimiz kıvamda tutabiliriz.’’(?)

Teklif edilen çözüm bu: “İnsanın kendisini tutmasını bekleme, sen onu tut, sen onu durdur, ona güvenme, bu işi onun inisiyatifine bırakma!’’

Keyfince yaşa, keyfin bilir’’den, “Onun keyfine bırakma sakın”a geldik.

Soruyorum size:

Şu yukarıdaki görüşlerin sahipleri, size sizin ahlaklı bir varlık olduğunuzu, sizin ahlaklı olmayı kendi donanımızla seçebileceğinizi söyleyen, size insan olarak güvenen tanrının teklifinden daha mı iyi? Dürüstlük talebim ve sözüm geçerli halen.

Hangi ahlak tarifi Kur’an’ınkinden daha cazip? Hangisinin ahlakı tesis etme teşebbüsü, Rahman ve rahim olan Allah’ınkinden daha özgürlükçü?

Hangisi ıssız adamı tutmakta tanrı gibi başarılı?

Hepsi zorba, hepsi ben merkezci, hepsi korkuya dayalı… bağırıp duruyorlar işte:

“Tutun insanı! Aman sıkı bağlayın!’

Töreler, yasaklar, yasalar, yaptırımlar, ödüller, cezalar, kınamalar, alkışlar!… Beyne takılı çipler, biometrik ölçümler, yüz tanıma sistemleri, puanlamalar, vücudun sinyallerine anında tepki verecek nano teknolojik hayaller…

-“Tutun, tutun insanı, kendine bırakmayın!

 

Allah kundaklamaz böyle sizi.

Kur’an’da Tanrının ahlak teklifi, insana değer veren, saygı duyan, insanı yücelten ve yüceltilmesini isteyen bir ahlakilik.  Kimsenin hakkını zayii etmeyecek kadar da bütüncül bir sistem.

Ve dediğim gibi, sadece ‘‘teklif’’:

Buyur sen karar ver, Sen özgürsün, sen seç.

 “Sen sorumlusun, senin seçimin, senin sebebin ve senin sonucun!’’

O’nun tercihi kendini tutmandır, bunu anlatır, bunu ister. Bunu okursun kitapta. Sunulan teklif, seçenekleri akıllıca değerlendirmen ve sonuçlarını hesaplayarak eylemlerinin sorumluluğunu almandır. Yazan budur.

Ama ya diğer teklifler? Seni, senin adına tutma telaşında bu işi şiddete vardırabilirler.

O ise, anlamanı ve seçmeni bekler.  Belirleyici senin iradendir ve kaptan sensindir. Tanrı adam yerine koyar ve kundaklamaz seni…

Buyur sen karar ver!

Senin seçimin, senin sebebin ve senin sonucun!’’

 

Ahlak iradenin zaferidir! Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bu yazı da sizi ahlaklı yapmayacak. Herhangi bir beşerî otorite, bir devlet, bir grup aidiyeti, bir kimlik, bir unvan da sizi ahlaklı yapamaz. Hiçbir kitap veya hitap da sizi ahlaklı yapamaz. Bunu Kur’an da yapmaz.

Tanrı sadece teklif eder. Ve ikna olmanız için önünüze deliller koyar. Gerekçeleri açıklar. Kimi içinizde, kimi dışınızda ayetler vahyeder, hatırlatmalarda bulunur. Sebep sonuç ilişkileri kurar. Ama zorlamaz. Ama mecbur bırakmaz. İnsanın iradesine asla ipotek koymaz. Tanrı bunu yapmadıysa, başka kimsenin yapmaya hakkı yok. Haddine de değil. Mümkün değil zaten.

İrade yoksa, tercih yoksa, seçenek yoksa eğer; ‘insan’, ‘imtihan’, ‘sorumluluk’, ‘ahlak’ kelimeleri boşa çıkar.

Ahlak, insanlık tarihinin en eski tartışma konusu.  Binlerce yıldır herkesin istediği, herkesin ihtiyacı olan, herkesin peşinden koştuğu eşsiz bir hazine sanki. Yeryüzünün her yerinden, her ırktan, her cinsten, her inançtan, her meslekten, her sosyal sınıftan, herkes için ortak hedef ahlak.

Peki bunca yıllık bilgi birikimi ve tecrübe ile, artık ne olduğunun tam anlamıyla tanımlanmış, nerede olduğunun tespit edilmiş, nasıl elde edileceği veya geliştirileceğinin çoktan bulunmuş olması gerekmez miydi? Hala ahlak ne, kökeni ne, ideal ahlak eğitimi nasıl olmalı bunun tartışılıyor olması ilk etapta bana garip geliyor. Ve tariften öte, sonucu arıyorum. Hala kendim, toplumum, çağım, geleceğim ve top yekûn insanlık için her konuda ahlak talep ediyorum.

Nerede bulunur? Kimden alınır? Bedeli ne? Neyle ölçülür bu ahlak? Herkesin ahlaklı olduğu bir dünya mümkün mü?  Bu insanlık için muhal mi? Hedef bu mu?

‘Tavşan kaç, tazı tut.’ oyunu mu bu?

Tavşan mı hızlı?

Tazı mı uyuz?

Biri bizimle dalga mı geçiyor?

Herkesin beynine çip takalım mı?

‘Ne güzel olur ya!’ diyenlerden misiniz? Çiplilere ‘ahlaklı’ der misiniz?

Otomatik pilota geçsek, hile mi sayılmalı?

Geçsek mi?  Bitsin mi bu kovalamaca? Ne dersiniz?

İnsanın alamet-i farikası iradesidir

Ahlak da iradenin zaferi.

 

Gazanız mübarek olsun![2]

 

Son dakika!

Hong Kong’da yüz tanıma sistemlerinden kaçınmak için ‘giyilebilir yüz projektörü’’ kullanılmaya başlandı. Yoksa bunlar ahlaklı olmak istemiyor mu?

 

 

[1] http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/cin-vatandaslarini-puanliyor-40973114

[2] Ahlak, Kur’an Kavramları Serisi, Işıl Cıngıllıoğlu , Düşün Yayıncılık 2019

[email protected]