Kehf: “Yalıtlanma-Korunma” Simgesi

Mevdudi, mağarada uyuyanlar olayının geçtiği yerin efes olduğunu ve bu şehrin yaklaşık m.ö. 2. Yüzyılda kurulmuş ve halkının putperest olduğunu söyler.

Tarih : Mart 08, 2016
Sayı : Temmuz-Ağustos 2015
Konu : İrfan
Yazar :Kadir CANATAN

Kehf Sûresi, Mekke döneminin son zamanlarında gelmiştir. Rivayetlere göre Mekkelilerin sorduğu üç soruya cevap vermektedir. Bu üç soru;

1)     “Mağarada uyuyanlar”ın kimliği;

2)     Hızır’ın gerçek hikâyesi ve

3)     Zülkarneyn’in kimliği hakkındadır.

Bu sure, üç farklı kişinin hikâyesini anlatsa da isim olarak “Mağarada Uyuyanlar”ın kimliğiyle anılmıştır. Kehf, “mağara” anlamına gelir ve bu adı, 13-27 âyetlerde anlatılan Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları) ile ilgili kıssadan almıştır. Bu ifadenin simgesel anlamı üzerinde durmadan, iki konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda görüyoruz. İlk olarak Ashab-ı Kehf’in hikâyesi nedir? Sureye konu olan üç kıssadan biri olan ve adını bu sureye veren olayın mahiyeti nedir? İkinci olarak Kur’an genelde neden kıssalar anlatır, özelde ise neden bu kıssayı tam da Mekke döneminin son zamanında anlatmaktadır?

Amacımız, Kur’an kıssalarını anlatmak olmadığı için Ashab-ı Kehf hikâyesini kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Bu hikâye, 13. âyette açıkça ifade edildiği üzere, hidayete ermiş “genç yiğitler”in hikâyesidir. Her ne kadar Kur’an yer ve tarih bildirmese de (ki kıssanın özelliği budur) Mevdudi, bu olay ile İmparator Decius zamanında Hz. İsa’ya uyanların acımasızca işkenceye uğratıldığı sırada, yedi Hıristiyan gencin bir mağaraya sığınması ve uykuya daldıklarını anlatan Süryani kaynaklarıyla paralellikler sezinlemektedir. Gençler, bozulmuş bir toplumda kendilerini ve inançlarını korumak için bir mağaraya sığınırlar. Kur’an, onların ilginç uyku hallerinden bahseder. Anlaşılan o ki, gençler mağarada uykuya dalar ve dışardan bakanların pek fark edemeyecekleri şekilde uyurlar. Gençler, mağarada yalnız değildir. Kapı girişinde iki kolunu uzatıp yatmış bir de köpekleri vardır. Onların bu hali dışardan bakanlara korku ve dehşet saçmaktadır.

Gençlerin uykusu nasıl mucizevi olmuşsa, uykudan kalkmaları/dirilmeleri de mucizevi olmuştur. Ne kadar uyudukları konusunda bir fikirleri yoktur. Çok kısa bir zaman uyuduklarını sanmaktadırlar. Herhalde acıkmış olacaklar ki, içlerinden birini azık almak üzere şehre gönderirler. Fakat gencin şehirde karşılaştığı manzara ve insanların tepkilerinden çok uzun bir süre mağarada kaldıkları ve zamanın değiştiği anlaşılmaktadır.

Mevdudi, Mağarada Uyuyanlar olayının geçtiği yerin Efes şehri olduğunu ve bu şehrin yaklaşık M.Ö. 2. yüzyılda kurulmuş ve halkının putperest olduğunu söyler. Hz. İsa gelip onun mesajı yayılmaya başladığı zaman, Efesli birkaç genç putperestlikten vazgeçerler ve tek olan Allah’a inanmaya başlarlar. İmparator Decius, onlarla birlikte pek çok kişinin putperestlikten uzaklaşacağını ve toplumda bir kutuplaşma yaşanacağını düşündüğü için onlara dinlerinden dönmeleri için baskı yapmaya başlar. Bunun üzerine gençler şehirden kaçarlar ve yolda önlerine çıkan bir mağaraya sığınırlar. Bu olay, M.S. 250 yıllarında meydana gelmiştir. Fakat gençler uykularından uyanıp şehre bir arkadaşlarını yolladıklarında, tüm Roma Hıristiyan olmuş ve devir değişmiştir. Gencin erzak almak üzere verdiği para, bu olayın üzerinde epeyce bir zaman geçtiğini ortaya çıkarmıştır.

Bu hikâye, Kur’an kıssaları içinde apayrı bir yere sahiptir. Kur’an kıssaları genellikle yer ve zaman bildirmeden bir olayı anlatır. Amaç, bir olayı tarihi yönleriyle tam olarak anlatmaktan ziyade ders verici bir öykü şeklinde sunmaktır. Bu bakımdan kıssa, sadece yer ve zaman bildiren bir bilim olarak tarihten ayrılmaz, aynı zamanda tarih bilimi gibi bir olayı etraflıca ve tüm yönleriyle anlatmak gayesi de gütmez. Kıssa, fragmenter bir karaktere sahiptir. Olayı, bir yönüyle kısmi olarak anlatır. Bu anlatım tarzı, Hindistan, İran ve Arap toplumlarında etkin bir ifade biçimidir.

Ashab-ı Kehf hikâyesi, inançlarından dolayı baskı gören ve bu baskıdan dolayı kendi toplumlarından ayrılan bir grubun öyküsüdür. Öykü, inançları için direniş sergileyen bir grubun tutumuna dikkat çeker. Eğer içinde bulundukları toplumda insanca bir hayat sürdürmek mümkün değilse ve toplumu da zalim yönetimi yüzünden değiştirmek imkânsızsa, o zaman hicret etmek bir çözüm olabilir. Hicret, alternatif bir toplum kurmak için kullanışlı bir yöntemdir. Tam da bu noktada Ashab-ı Kehf hikâyesinin neden Mekke’nin son zamanında anlatıldığı açıktır. Bu hikâye, Mekkeli Müslümanlara ve Hz. Peygambere hem direniş için bir örnek sunmakta, hem de hicret için yol göstermektedir. Mekkeli müşrikler için de ayrı bir mesaj vermektedir. Ahiret hayatına inanmayan Mekkeliler bu kıssada hayat, zaman-mekân ve ahiret gibi konular üzerinde düşünme fırsatı vermektedir.

Olayın bizzat kendisi de tarihsel olarak bir işlev görmüştür. Ashab-ı Kehf’in uykudan kalkıp şehre gittikleri sırada, Roma’da diriliş ve mahşer günü gibi gaybî konularda bir tartışma yaşanıyordu. Gençlerin tam da böyle bir tartışma sırasında çıkıp gelmeleri, onların şüphelerini silip süpürmüştür. Gençler, tekrar mağaraya döndüklerinde orada son nefeslerini vermişlerdir. Bu apaçık mucizeyi gören Romalılar, mağaranın etrafına büyük bir anıt dikmişler ve böylece gençlerin anısını ebedileştirmişlerdir.

Mağara, insanlık kültüründe bazı işlevler görmüş, metaforik değeri yüksek bir kavramdır. İlk toplumlar, kendileri bir yapı inşa etmeden önce mağaralara ve ağaç kovuklarına sığınmışlar ve buraları doğal bir ev olarak kullanmışlardır. Yerleşik hayata geçiş ve yeni yapılar inşa edildikten sonra da, insanlar bu “ilk ev”lerini unutmamışlar zaman zaman ziyaret etmişlerdir. Mağaralar, çobanlara maddi bir sığınak olurken, arayış içinde olan ve arınmak isteyen insanlara da manevi bir sığınak olmuşlardır.

Düşünce tarihinde mağara metaforu denilince, akla hemen Platon gelir. O, “Devlet” adlı kitabında şöyle bir benzetmeden bahseder: Yer altında bir mağaranın kapısı bol ışıklı bir yola açılır, ama mağarada oturan insanların kolları, boyunları ve bacakları zincirlerle bağlanmış, sırtları da ışığa çevrilmiştir; öyle ki sadece karşılarındaki mağara duvarını görüyorlar, başlarını arkaya çeviremiyorlar, kendilerini bildikleri andan beri öylece oturmaktalar. Sırtlarının arkasındaki ışıklı yoldan bir sürü nesne geçiyor, ışık bu nesneleri mağaranın duvarına yansıtıyor. Adamlar duvarda bir nevi temsil izliyorlar. Arkalarından geçen gerçek nesneleri görmedikleri için bu hayalleri gerçek sanmaktadırlar. Bu adamların gözünde gerçeklik, gölgelerinden başka bir şey değildir.

Şimdi bu adamlardan birinin zincirlerini çözüp ayağa kalktığını ve başını asıl gerçekliğe çevirdiğini düşünelim. Bu kişinin gözleri bol ışıktan kamaşıp asıl gerçeklikleri göremediği gibi dahası, kamaşan gözlerini yeniden duvara çevirip duvardaki hayallere rahatlıkla bakacaktır. Ama gözlerini yavaş yavaş alıştırınca asıl ışığın kaynağına bakabilecektir. O zaman arkadaşlarıyla gördüğü şeylerin birer hayalden ibaret olduğunu, asıl gerçeklerin şimdi gördükleri olduğunu anlayacaktır. İşte, gözümüzle gördüğümüz bu dünya, o mağaranın duvarıdır, arkasındaki ışığa bakabilen insan da duyu gözünü akıl gözüne çeviren bilgedir.

Platon bununla ne anlatmak istemektedir? Mağara benzetmesi, onun ilginç idealar öğretisinin bir başka anlatımıdır. Platon’a göre “duyular dünyası”nın arkasında bir gerçeklik vardır. Bu gerçeklik, idealar dünyasıdır. İnsan, duyumsal bir varlık olarak duyularla kavradığı bu dünyayı nihai gerçeklik ya da gerçekliğin ta kendisi zanneder. Oysa dünyayı bu şekilde algılayan bir insanın durumu, mağaranın duvarındaki gölgeleri seyreden ve onu gerçek zanneden kişinin durumuna benzemektedir. İnsan, bu mağaradan çıktıktan sonra, gördüklerinin hepsinin hayal olduğunu keşfeder. İşte, Platon’a göre biz insanlar bu dünyadaki hayatı gerçek zannediyoruz, oysa bu dünya bir başka dünyanın gölgesinden başka bir şey değildir. İnsan gerçek bir dünyada yaşadığı yanılgısından, ancak duyuların ötesinde bir âlem olduğunu fark ederse kurtulabilir.

Platon, profetik değil, filozofik bir gelenek içinde yetiştiğinden ışığa bakan ve gerçek dünyayı tanıyan insanı, duyu gözünü akıl gözüne çeviren “bilge” (filozof) olarak tanımlar. Profetik gelenekte bilgenin karşılığı, eğer böyle bir karşılaştırma yapmak gerekirse, “nebi”dir. Nebevi/profetik geleneğin temsilcileri olan nebiler de insanlara yaşadıkları bu dünyanın gelip-geçici, fani ve bir oyun yeri olduğunu haber vermişlerdir. “Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran, 3/185). “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am, 6/32).

Daha sosyolojik olarak Platon’un mağara benzetmesini yorumlarsak, bu benzetmede;

1)     Mağara, toplumu;

2)     Mağaradaki insanlar koşullanmış kişileri;

3)     Zincirler, insanları kısıtlayan kalıpları ve klişeleri;

4)     Gölgeler, gerçeği değil, gerçeğin yansımalarını;

5)     Zincirlerini kıran kişiler ise, ışığa yönelmiş ve gerçek nesneleri görmeye başlamış olan kimseleri temsil etmektedirler.

Bu çerçevede Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları) olayını yorumlarsak, onlar yaşadıkları toplum mağarasında zincirleri kırıp gerçeğe yüzlerini dönmüş ve ışığa yönelmiş olan insanlardır. Toplum, onlara rahat vermediği için alternatif bir mağara arayışına girişmişlerdir. Bu alternatif mağara, onları yaşadıkları bozuk toplumdan yalıtlamış ve korumuştur. Bu bakımdan Ashab-ı Kehf’in sığındığı mağara, “yalıtlanma” ve “korunma”yı simgelemektedir. Tarih boyunca, mağaralar kendi toplumlarının içine gömülü olduğu bataklıktan kurtulmak isteyen insanlar için bir arınma, korunma ve yalıtlanma mekânı olmuşlardır. Bu deneyimi yaşayan tek grup herhalde Ashab-ı Kehf olmamıştır.

Hz. Muhammed de, nebi olarak seçilmeden önce Mekke’nin dışında ve yüksek bir tepede olan Hira Mağarası’na çekilip ruhunu ve zihnini arındırma egzersizleri yapmıştır. Sosyolog Şeriati’nin söylediği gibi “gizli” bir el küçük Muhammed’i korumuştur. O, önce Arap adetlerine uygun olarak badiyede bir sütanneye verilmiş ve Mekke dışında bir zaman geçirmiştir. Evine döndüğünde anne ve babasını kaybettiği için ailevi bir sosyalleşmeye maruz kalmamıştır. Yetim bir çocuk ve genç olarak yaşadığı toplum ve arkadaş çevresinde hep kendini yalnız ve garip hissetmiştir. Gençlik yıllarında onu bazen bir çoban bazen de Hira Mağarası’na çekilen bir münzevi olarak görmekteyiz. Her peygamber gibi o da çobanlık yapmış, topluma uzak ve mesafeli bir tutum geliştirmiştir. O, adeta kutlu bir misyon için hazırlanmıştır. Gençliğinin ileri yaşlarında ve toplum tarafından el-emin olarak tanındığı bir dönemde, Hz. Hatice’nin ticari faaliyetlerini yürütmüş ve onunla ortaklık yapmıştır. Bu ticari ortaklık daha sonra bir evlilik ve hayat ortaklığına evrilmiştir. Bu aşamada o, toplumsal yaşamda derin değişim ve dönüşümlere önderlik edecek yeni görevine hazır hale gelmiştir.

Konu buraya kadar gelmişken, Fransis Bacon’ın “Mağara Putları”ndan bahsetmeden olmayacaktır. O, toplumda yeni bir çığır açacak kişinin zihinsel bir temizlik yapmak zorunda olduğunu söyler ve temizlenmesi gereken önyargılara putlar (idoller) adını verir. Bu putlardan biri de Mağara Putları’dır. Bacon’a göre her insan kendi mizaç özelliklerinin, aldığı eğitimin ve toplumsal etkilerin sonucu olarak belli bir zihinsel tutum ve alışkanlık oluşturur ve dünyaya, olgulara bu zihinsel tutum ve alışkanlıkları bağlamında bakar. Bir başka deyişle Platon’un benzetmesinden yola çıkarsak, her insan kendi mağarasını oluşturur. Oysa bu mağaranın dışına çıkmadıkça, nesnel dünyayı kendi yapısı içinde kavrayamayacak, sınırlı bir bakış açısı içinde kalarak gerçekçi bir dünya ya da doğa algısına ulaşamayacaktır. Bu nedenle, bilim insanının kişiye özel zihinsel putlardan da sıyrılabilmiş olması beklenir. Doğal olarak sadece bilim insanı değil, insanlığa yol gösterecek olan tüm önder ve liderlerin de mağara putlarından kurtulması gerekir.

1.    MEVDUDİ, MAĞARADA UYUYANLAR OLAYININ GEÇTİĞİ YERİN EFES OLDUĞUNU VE BU ŞEHRİN YAKLAŞIK M.Ö. 2. YÜZYILDA KURULMUŞ VE HALKININ PUTPEREST OLDUĞUNU SÖYLER.

2.    ASHAB-I KEHF HİKÂYESİ MEKKELİ MÜSLÜMANLARA VE HZ. PEYGAMBERE HEM DİRENİŞ İÇİN BİR ÖRNEK SUNMAKTA HEM DE HİCRET İÇİN YOL GÖSTERMEKTEDİR.

3.    NEBEVİ/PROFETİK GELENEĞİN TEMSİLCİLERİ OLAN NEBİLER DE İNSANLARA YAŞADIKLARI BU DÜNYANIN GELİP-GEÇİCİ, FANİ VE BİR OYUN YERİ OLDUĞUNU HABER VERMİŞLERDİR.

4.    HZ. MUHAMMED DE, NEBİ OLARAK SEÇİLMEDEN ÖNCE MEKKE’NİN DIŞINDA YÜKSEK BİR TEPEDE HİRA MAĞARASI’NA ÇEKİLİP RUHUNU VE ZİHNİNİ ARINDIRMA EGZERSİZLERİ YAPMIŞTIR.

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
timberland canada nike huarache cinturones gucci timberland boots timberland canada timberland boots women timberland sko polos ralph lauren outlet ray ban aviator baratas new balance blancas mujer bolsos louis vuitton gafas de sol oakley baratas oakley frogskins baratas timberland boots timberland femme timberland montreal timberlands canada gafas oakley baratas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible