Uhuvvet kelimesi Arapça’da kardeşlik anlamına gelir. Aynı karında gıdalanarak büyüyen ve aynı babanın sulbünden gelen çocuklara kardeş denildiği gibi, aynı tevhid akidesine bağlı olarak “iman birliği” yapan kimselere de “din kardeşi” denir. Din kardeşinden maksat ise “İslam kardeşliği”dir.

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, müminlerin kardeş olduğunu (Âl-i İmrân 3/103; Tevbe 9/11; Hucurât 49/10; Haşr 59/10), müminlerin birbirinin velisi/dostu olduğunu (Mâide 5/55; Tevbe 9/71), müminler için en büyük dostun/yardımcının Allah ve Rasûlü (s) olduğunu (Mâide 5/55; Tevbe 9/16) bildirmektedir.

Hiç şüphesiz ki, mümin gönülleri en sağlam ve köklü bir biçimde bağlayan bağ, iman ve takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıdır. Bu, Cenab-ı Allah’ın müminlere bahşettiği en güzel nimetlerden biridir. Âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade edilmektedir: “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşman kişilerdiniz de Allah, kalplerinizi/gönüllerinizi birleştirmişti. O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz, tam bir ateş çukurunun kenarındayken, Allah oradan da sizi kurtarmıştı. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklar” (Âl-i İmrân 3/103). Bu âyette Yüce Rabbimiz bizlere, cahiliyye döneminde birbirlerine düşmanlıklarıyla ve savaşlarıyla -ki bu savaşlar 120 yıl sürmüştür-  ün salmış Medineli Evs ve Hazrec kabilesine mensup fertleri iman bağıyla nasıl kardeşler haline getirdiğini hatırlatmaktadır. Bugün de her zamankinden daha fazla bu kardeşliğe ihtiyacımız vardır.

İslam’da kardeşlik inanç temeline oturtulduğu içindir ki, müminlerin arasını bozacak her türlü sun’î ayrımlar, tavır ve davranışlar haram kabul edilmiştir. Irk, soy-sop, renk vb. türden cahilî değerler yerine “takva üstünlüğü”  getirilmek suretiyle,  İslam kardeşliğinin ve ahenginin/düzeninin bozulmaması sağlanmıştır.  Bu konudaki âyet-i kerime bize çok iyi ışık tutmaktadır: “Hiç şüphesiz ki, Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileri olanınızdır” (Hucurât 49/13). Peygamberimiz (s) de bu hususla ilgili olarak, “Arab’ın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 411) buyurarak bu hususta bizlere en güzel ve en doğru ölçüyü koymuştur.

Hadislerde de buyrulduğu üzere müminler kardeşlikte ve dostlukta birbirine çok sağlam bir şekilde kenetlenmiş bina gibidirler (Buhârî, Mezâlim, 5; Salât; 88; Tirmizî, Birr, 18) veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücut gibidirler (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66; Nesâî, Zekât, 67). Nasıl ki bir vücudun herhangi bir azası rahatsız olduğunda bütün bir vücut aynı rahatsızlığı ve acıyı hissederse, bir tek müminin -dünyanın ta öbür ucunda bile olsa- çektiği derdi, sıkıntıyı, acıyı diğer mümin kardeşleri de ta derinden hisseder. Zira bu, İslam kardeşliğinin gereğidir.

Yine hadislerde Peygamber Efendimiz (s), “Birbirinizi sevmedikçe gerçek iman etmiş olmazsınız” (Müslim, İman, 93; Ebû Davud, Edeb, 142; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56, İsti’zan, 1), “Kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe kâmil/olgun mümin olamaz” (Buhârî, İman, 7; Müslim, İman, 71; Nesâî, İman, 19), “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede yalnız bırakmaz, düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir ayıbını örter” (Buhârî, Mezâlim 3; İkrâh, 7; Müslim, Birr, 58; Ebû Davud, Edeb, 46; Tirmizî, Hudud, 3) buyurarak müminler arasındaki kardeşliğin nasıl olması gerektiği hususunu bizlere çok güzel bir şekilde açıklamıştır.

“Müminler birbirleriyle ancak kardeştirler” (Hucurât 49/10) âyeti çerçevesinde biz müminlere düşen görev, İslam kardeşliğini bozacak her türlü tavır ve davranışlardan kaçınmak, İslam kardeşliğini samimi ve en iyi bir şekilde yaşayarak bu kardeşliği zirveye taşımaktır. Asr-ı Saadet’te yaşanan ensar- muhacir kardeşliği, bizlere bu hususta en iyi misaldir. Bizler, Asr-ı Saadet’te yaşanmış olan bu kardeşlikten gerekli hisseyi alarak, bugün de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu kardeşliği en iyi şekilde yaşamalı ve yaşatmalıyız.

Ahmet COŞKUN