AİLE/ANALİZ

Kalbini Bilene Teslim Etmek

Tuba ARABALI TURGUTLU[1]

Anne ve kızı kaygılı görünüyorlardı. Anne gözlerini açmış beni dinliyor gibiydi ama daha lafıma başlamadan, kendi zihnindeki en kötü olabilecek durumları, endişelerini bir bir sıralıyordu. Her hafta başka bir şikâyetle hastaneye gelmeye başlamışlardı. Bir şeylerin ters gittiği belliydi. Aylardır artık yaşamlarını etkiliyordu bu durum. Hem anne hem de kız hastaydı.

Aslında kaygı hayatımızın normal bir parçasıdır. Aileyle ilgili, iş veya okul ile ilgili durumlarla başa çıkabilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir. Bu kaygı bozukluğuna sebep olan kronik patolojik hastalıklar da olabilir. Öncelikle bu kaygının patolojik olup olmadığı tıp hekimi tarafından belirlenmelidir. İnsan vücudu, psikolojisiyle bir bütün olarak ele alınmalı, iyileşme sürecinde pek çok faktör hesaplanmalıdır. Muayene ve tetkikler sonucunda anne ve kızında hem psikolojiyi, hem de fizyolojiyi olumsuz etkileyen metilasyon bozukluğu ile karşılaştık. Metil grubu 1 karbon atomuyla 3 adet hidrojen atomunun oluşturduğu bir moleküldür (CH3 formülü ile yazılır). Bu metil grubu aktarıldığı molekülü aktif hale getirir, bu olaya Metilasyon denir. Metilasyon hayat için gereklidir. Her hücrenin içinde milyonlarca kere gerçekleşmektedir. Sinir sistemimiz için, bağışıklık sistemimiz için, hormonlarımızın dengeli çalışması için, vücudun enerji dengesi için, vitaminlerin aktifleştirilmesi için gereklidir. Aynı zamanda karaciğerde ve böbrekte zararlı maddelerin temizlenmesine etki eder. Eğer vücudun metil ihtiyacı artarsa o zaman kişinin yaşamında bazı olumsuzluklar ortaya çıkmaya başlar. Enflamasyona neden olan sağlıksız koşullar metil ihtiyacını artırır. Anksiyete (kaygı) ve gerginlik bunun sonucunda olabildiği gibi buna neden de olabilir. Tedavi çok yönlü planlanmalıdır. Beslenmeden psikoterapiye ve gerekli takviyelere kadar pek çok yönden hastalar desteklenmelidir.

Modern hayatın içerisinde işten eve, evden işe, ev içinde eşe, çocuklara ve eve yetişmek için hep daha hızlı olma çabası içine giriliyor. Saatle aramızda kurduğumuz ilişki en yakınımızla kurduğumuz ilişkiden belki de daha yakın oluyor. Bu koşuşturmanın içinde hayatın çok bilinmeyenli bir denklem olduğu ve her aşamasına etki edilemeyebileceği gerçeği beraberinde duyulan endişelerle birlikte, kendini güçsüz hissedebiliyor insan. Kaygı endişe düzeyi arttıkça kısır döngüye giren beynin işlevselliği azalabiliyor.

Endişeler sanki bir başkasının veya bir olayın etkisiyle oluşur gibi gelir kişiye çoğunlukla. Bu endişeyi oluşturan olay ortadan kalkınca geçecek bir duygu gibi hissedilir. Kaçınma, savunma mekanizması burada devreye girmiş olur. Tehlike olarak algılanan durum karşısında kişi kendi gücünü çok küçük, tehlikeyi ise çok büyük görür. Kendi kendini tetikleyerek, saniyeler içerisinde felaket senaryoları üreterek bunun yoğun stresini yaşar. İstenmeyen bu endişeli duygular, sürekli aklına gelebilir ve başka bir şeyler düşünmeye engel olabilir. Bu sebeple kaçınma stratejileriyle ömrünü sürdürebilir. Kaçınma davranışı yaptıkça kaygının bir sonraki seferde daha da artması kişinin kısır döngüsüdür.

Kasas suresi 28:7: ”Musa’nın annesine, “çocuğu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan, onu Nil nehrine bırakıver. Korkma, Üzülme! Çünkü biz, onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız” diye vahyettik.” Anne doğum sonrasında hormonlarındaki değişim ile birlikte doğal koruma hissiyle hassaslaşır. Bebeğine zarar verecek şeyleri tespit edebilir. Ve ona koruma içgüdüsüyle yaklaşır. Bunun aşırısı ise kaygı bozukluğudur. Bu durumda somut hiçbir işaret olmamasına rağmen, kötü bir şey olacağına dair bir his bulunur. Bebeğin sağlığı ile ilgili en kötüsünü düşünerek veya bebeği düşürmekten korkarak aşırı endişeli olunabilir.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, annede veya babada aşırı kaygı olması çocukta da kaygı düzeyini arttırıyor. Endişe yetişkinlikte de olduğu gibi normal gelişiminin parçası olan bir duygudur. Çocuk büyüdükçe değişik endişelere kapılabilir. İlk kaygı anne karnından dünyaya gelmekle başlar… Sonra kardeş gelirse anneyi, evi ve hayatı paylaşmak durumunda olmanın verdiği endişeler… Okul zamanı geldiğinde; arkadaş edinme kaygısı, derslerde başarılı olma kaygısı gibi kaygılar eklenebilir. Farklı olaylara bağlı olarak yaşanan bu endişeler normal sayılır. Bunun dışında da sık sık kaygı yaşayan çocukta patolojik bir durum olabilir. Yetişkinlik dönemindeki patolojik kaygı durumunun kökeninde çocukluk yıllarında maruz kalınan aşırı ve tekrarlayan reddedici, küçük düşürücü tutumlar, ergenlik döneminde yaşanılan alaycı tutumlar yatabilmektedir. Çocuk eğitiminde özellikle anne-babalar ve öğretmenler dikkatli olmalıdırlar. Çocuk doğduğundan itibaren sevgi ve güven duygusu ile yetiştirilmelidir. Tutarlı tavır sergilenmelidir. Çocuk fıtratı eğiten kişiler tarafından tanınmalı başkalarıyla kıyas etmekten kaçınılmalıdır. Çocukların bilinçaltı biz yetişkinlerinkinden çok daha aktiftir. Benlik algılarıyla ilgili yargılayıcı konuşmamak gerekir. Yeni bir eve taşınma, kardeş doğumu ve okula başlama gibi durumlara önceden hazırlanması çocuktaki oluşabilecek endişeyi azaltacaktır.

Kaygı ve endişe duyguları öncelikle kabullenilmesi ve farkına varılması gereken duygulardır. Çocukta bu duygular “endişelenmenin bir anlamı yok” gibi cümlelerle küçümsenmemelidir. Kucaklaşmak oksitosin hormonunu arttırarak kaygının azaltılmasına yardımcı olur. Kaygılandıran durumlar çocukla birlikte tespit edilerek, kaygı düzeyinin düşürülmesine çalışılabilir. Hayatın değişken olduğu, biz insanların hiçbir şekilde mükemmel olmadığı gerçeğini kabullenerek, mutlak güç sahibine teslimiyet endişe ve kaygı düzeyini düşürmekte yardımcı olur.

Âl-i İmrân suresi 3:154: “Sonra Allah, bu kederin ardından size bir emniyet duygusu ve bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükûneti, uyuklama hali vermişti. Kendi canlarının kaygısına düşmüş, münafık bir gurup da, Allah’a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar. “Bu işten bize ne” diyorlardı. Ey peygamber! De ki: “Bütün işler Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Bizim elimizden bir şey gelseydi burada öldürülmezdik” diyorlar. Onlara şöyle söyle: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi kararlaştırılmış olanlar, devrilecekleri yere mutlaka çıkıp giderlerdi.” Ve bu başınıza gelenlerin tümü Allah’ın göğüslerinizde barındırdığınız her şeyi denemesi ve kalplerinizin içini her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması içindir. Zira Allah, inananların kalplerindeki her şeyi bilendir.”

 

 

Kaynakça

– Eğilim ve Bilim dergisi 2003, CİİI28, Sayı 128 (65-71) http://www.goksinbalim.com.tr/makaleler/makaleler/metilasyon-bozuklugu-kronik-hastaliklarin-biyokimyasal-nedeni-1-bolum

– Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2016; 8(2):102-113 doi: 10.18863/pgy.17749.

 

 

 

[1] Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı