Kadın Algımızı Sorgulama İhtiyacı

Kadın istismarı ya erkek karşıtlığına ya da din İLE (!) Bağlantı kurularak din karşıtı bir söyleme dönüştürülmektedir.

Tarih : Mart 06, 2016
Sayı : Mart-Nisan 2013
Konu : Özeleştiri
Yazar :Savaş ÖREN

KADIN İSTİSMARI YA ERKEK KARŞITLIĞINA YA DA DİN iLE (!) BAĞLANTI KURULARAK DİN KARŞITI BİR SÖYLEME DÖNÜŞTÜRÜLMEKTEDİR.

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER AÇISINDAN KADININ ERKEKTEN HİÇBİR FARKI YOKTUR.

KADIN, TOPLUMSAL ALANIN HER KADEMESİNDE GÖREV ALIP ALMAMA, İNANIP İNANMAMA, İNANCININ GEREKLERİNİ YERİNE GETİRİP GETİRMEME TERCİHİNE ERKEK KADAR SAHİPTİR.

“ÂDEM’İN AYAĞINI KAYDIRAN”, “TEMSİL KABİLİYETİ NOKSAN” GİBİ YAKLAŞIMLAR, OLUMSUZ KADIN ALGISININ UZANTISI OLARAK GÜNÜMÜZDE DE VARLIĞINI SÜRDÜRMEKTEDİR.

KADINA, KADIN OLMASINDAN DOLAYI YÜKLENEN OLUMSUZLUKLAR, İNSANLIK TARİHİNİN FITRAT DIŞINDA OLUŞTURDUĞU ŞEYTANİ KÜLTÜRÜN GÜNÜMÜZE YANSIMASIDIR.

KADIN (HAVVA), ÂDEM (AS) GİBİ ÂDEM’DEN SONRA AYNI ÖZDEN (TOPRAKTAN) YARATILMIŞ VE AYNI İMTİHANA TABİ TUTULMUŞTUR.

KADIN, YAHUDİ VE HIRİSTİYAN İNANIŞININ GEREĞİ OLAN “ÂDEM’İ AYARTTI” GİBİ TÜM OLUMSUZLUKLARDAN YARATILIŞ İTİBARIYLA UZAKTIR.

NİCE KAHRAMAN KADINLAR İSLÂM TARİHİNDE AĞIR SORUMLULUKLARI HER ALANDA ÜSTLENMİŞLER VE ÜSTLENMEYE DEVAM ETMEKTEDİRLER.

KADININ ONURUNUN ZEDELENDİĞİ YERDE İNSAN ONURU KALMAZ. KADIN İTİLİP KAKILMAKTAN VE İSTİSMARDAN KURTARILAMAMIŞSA ORTADA BİR İNSANLIK SORUNU VAR DEMEKTİR.

 

Zaman zaman kadın konusu gündeme değişik şekillerde gelir ve konuyla ilgili değişik görüşler kamuoyunda yer alır. Kadının “ezilmişliği”, “haksızlığa uğraması”, “kadın istismarları”, “kadın cinayetleri”… gibi.

Bazen de kadının maruz kaldığı durumlar, olayın sıcaklığı gündemdeyken haklı olarak infiale yol açabilmekte, yazılı, sesli ve görsel basında günlerce yer alabilmektedir. Konuyla ilgili kitaplar, dergiler çıkmakta, söyleşiler, programlar, açıkoturumlar yapılmaktadır. Hatta konuyla ilgili sivil ve resmi kurumlarca değişik görüşler (feminizm gibi) kamuoyunda yer almaktadır.

Kadın istismarı veya haklarının gasp edilmesine, insanlar bulundukları zaviyeden bakarak ya işi erkek karşıtlığına dönüştürmekte, ya da din diyanetle (!) bağlantı kurarak işi din karşıtı söyleme dönüştürmekte, ya da din adına olmadık yorumlar yapılarak iş çığırından çıkarılmaktadır.

Mağduriyeti yaşayanlar kendileri veya yakınları olmadığında konuya ilgisiz kalan kimi insanlar, kendileri olumsuz bir tablo ile karşılaştıklarında ise sağduyularını kaybetmektedirler.

Konuya farklı bir bakış

  1. Temel hak ve özgürlükler açısından kadının erkekten hiçbir farkı yoktur. Dolayısıyla temel hak ve özgürlükler açısından erkeklerin lütfunu beklemeleri gibi bir durum söz konusu olamaz. Böyle bir durum varsa, kadınlar hak gaspına uğramışlardır. Hak gaspına uğramaları sonucu, bu haksızlığın ve mağduriyetin ortadan kaldırılması için duyarlı erkek ve kadınların vereceği her türlü meşru (yasal) mücadele kutsaldır, saygıdeğerdir, desteklenmelidir. Yasal sorumluluğu bulunanların (meclisin), hak ihlalleri ve hak gaspları konusunda varsa kanunlarda eksikliklerin giderilmesi, hak gasplarına yol açabilecek tutum ve eylemlere karşı açık kapı bırakılmaması, yasaların uygulayıcılarının şahsi tercihlerine zemin oluşturmayacak şekilde yasal düzenlemeleri yapmaları görev ve sorumluluklarının bir gereğidir.
  2. Kadının, siyasi ve toplumsal alanın her kademesinde görev alıp almama tercihine sahip olduğu gibi, dini anlamda da inanıp inanmama, inancının gereklerini yerine getirip getirmeme temel inanç özgürlükleri arasındadır. Bu konuda babanın, ağabeyin, kocanın, amcanın, dayının, resmi ve gayri resmi aktörlerin (türban(!) takıp takmama gibi) kadın adına karar verme veya kadına dayatma hakkı ve yetkisi yoktur.
  3. Kadınlar her türlü olumsuz yaftalardan da uzaktır. “Erkeği ayartan”, “âdemin ayağını kaydıran”, “asla reşit olamayan (kendi hakkında karar verebilme anlamında), “aklı ermeyen”, “temsil kabiliyeti noksan” gibi yakıştırmalar, kadına yüklenilen olumsuz kadın algısının patolojik uzantısı olarak varlığını sürdürmektedir.

Ancak şurası unutulmamalıdır ki, kadına yöneltilen olumsuzluklar, sadece karşı cinsle ilgili olmayıp hemcinslerinden de kaynaklanabilmektedir. Bu hayat algısı; hayat felsefesi, hayat anlayışıyla ilgili bir durumdur.

Kadına, kadın olmasından dolayı yüklenen olumsuz her şey, insanlık tarihinin fıtrat dışında oluşturduğu (şeytani) kültürün yansımasının günümüze uzantısıdır. Kadın ve çocuk mağduriyet ve istismarları kadın ve çocuk olmanın sonucu değil hastalıklı bir aklın (şeytani aklın) onlara yüklediği mana, anlam ve bakış açısıyla ilgili bir husustur. Neden mi? Çünkü çocuk ve kadın olmayan bir insanlıktan söz edilemez.

Pekâlâ, kadın kimdir, görev ve sorumlulukları nelerdir?

1. Kadın bir insandır, insan ise (kadın-erkek olarak) en mükemmel bir şekilde, şan ve şeref sahibi olarak yaratılmıştır. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (95 Tîn:4). “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık…” (17 İsrâ:70). Ayetlerde insan tabiri sadece erkeği veya kadını değil, hem kadını hem de erkeği kapsamaktadır.

2. Allah’ın vahyi, Adem Aleyhisselam’dan itibaren, şan ve şeref sahibi olarak yaratılan insanın yaratılış amacına götürecek  -Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.  51 Zâriyât: 56)– “ilahi program” olmasına rağmen insanoğlu, ya peygamberleri yalanlamaya yönelmiş ya da “ilahi programı” (peygamberlerin tebliğini) şeytanca değiştirerek emellerine alet etmiştir. Buna kadın açısından en güzel örnek “kölelik ve cariyelik” olsa gerek. Kimmiş hür olarak dünyaya gelen insanları kölelik ve cariyelik sütotusuna sokan? Bunlara bu hakkı ve yetkiyi kimler vermiş ve bu yetkiyi nereden almışlar?

Şeytanca insanlara iftira etmekten de geri durmamışlar (merak edenler Tevrat’ın yaratılış bölümünü okuyabilirler). Sanatın birçok alanında ve bazı yapıtlarda (roman, hikaye, sinema gibi) maalesef kadın olumsuz bir algı olarak sunulmuştur. 

Köle ve cariye insan değil mi? Bunların tebliğe ihtiyacı yok mu? Ama ne olmuş, din kötü emellerine alet edilerek, bir çok kadın hiçbir hakka sahip edilmeden, oluşturulan cariye pazarlarında, alınıp satılmış ve cariye adı altında odalık olarak kullanılmıştır. Şimdi bu yapı, resmiyet içinde varlığını sürdürüyor, burada ismini anmak istemediğim bazı yerler bu ahlaksızlığı devam ettiriyor. Hatta geçen yıllarda böyle bir yer sahibesi, vergi şampiyonu ödülü bile almıştı.  

İşte peygamberimiz insanları diğer konularda olduğu gibi bu konuda da uyarmıştır. Veda hutbesinde Peygamberimiz; “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim…” diye bu konuya ayrıca dikkat çekmiştir.

3. Kadın yaratılış özellikleri gereği zariftir, anne adayıdır. Anne adaylığının gereği şefkatlidir, merhametlidir, duyguludur, sabırlıdır. Bu kadının güçsüzlüğünü ifadesi olmayıp anne adayı olmanın fıtri gereğidir. Annelerimiz gibi.

4.Kadın (Hava), Âdem (as) gibi Âdem’den sonra aynı özden (topraktan) yaratılmış ve aynı imtihana tabi tutulmuştur. Âdem gibi şeytanın iğvasına (yanıltmasına) kanmış Âdem’le beraber mahcup olmuş cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmıştır. Âdem gibi tövbe etmiş, tövbeleri kabul edilmiş dünya imtihan yolculuğu Âdem gibi başlamıştır. “Ve ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek/melik olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.” Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.” (7 A’raf: 19-21).

Kadın(Hava); Yahudi ve Hıristiyan inanışının gereği olan “Adem’i ayarttı” gibi tüm olumsuzluklardan uzaktır. Geleneksel anlayışımızda kadına yüklenilen yaratılışla ilgili olumsuz yüklemeler, Yahudi ve Hıristiyan (anlayışının) kültürün bizim içimizde de (Müslümanların içinde) yer alması sonucudur. Ortodoks Yahudilikte kadınlar, Sinagoglardaki ibadetlere aktif olarak katılamazlar. Tevrat’a göre Havva, Adem’in sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır ve çıplaktır. (Tevrat yaratılış bölümü). Bu bilgiler değişik formatlarda Müslüman kültürü içinde yer almış, sanki İslâm’ın bir gereği gibi sunulmuştur. Tevrat’a göre cennette yasaklı meyveyi yediren Havva, onu kandıran yılandır. (Tevrat yaratılış bölümü, ilk günah kısmı). Yukarıda görüldüğü gibi Kur’an, tahrif edilen şu andaki eldeki Tevrat’ın bu yanlış bilgilerini düzeltiyor ve doğrusunu bize bildiriyor. Ne yazık ki Kur’an’la dini hayatını yapılandırması gereken birçok Müslüman, kitabından habersiz, din diye birçok yanlış bilgiyi dindarlığına ölçü yapmış ve konuyla ilgili bu yanlış bilgiler birçok dini kitapta yer almıştır.  Doğal olarak bu yanlış bilgiler mikrop gibi yayılıp gitmiştir.

Bazı örnekler

Kur’an-ı Kerim, konuyla ilgili olumlu ve olumsuz kadın örneğinden bahseder. Kadınların yaratılışıyla değil eylemleriyle. Olumlu örnek kadınlar, Firavun’un karısı ve Meryem validemiz. İffet, hayâ, teslimiyet, vakar sahibidirler. Olumsuz örnek kadınlar ise Lut ve Nuh (as) peygamberlerin hanımları. (66 Tahrim Sûresi:10-12). İnsanı değerli veya değersiz kılan cinsiyeti olmayıp tavır, eylem olarak duruşlarıdır:

“Ebu Leheb’in iki eli kurusun; kurudu ya. Ona ne malı kurtardı, ne de kazancı. O, alevli bir ateşte kızaracaktır. Odun hamallığı yapacak karısı da. Üstelik gerdanında liften bükülmüş bir ip bulunacaktır.” (100 Tebbet Sûresi: 1-5)

“Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek içindir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”  (Ahzap: 73)

“Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır. Ve (Allah) ikiyüzlü erkek ve kadınları ve Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıran erkek ve kadınları (öteki dünyada) azaba uğrat(mayı dile)miştir. Bunların tümü Allah hakkında kötü, uygunsuz düşünceler taşırlar. Kötülük onları her taraftan kuşatır ve Allah’ın gazabına uğrarlar. O, (rahmetinden) onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir varış yeridir orası!” (48 Fetih: 5,6).

“Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”  (33 Ahzab: 35)

“Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele.” (9Tevbe: 112)

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” (24 Nur: 30)

“Mü’min kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar….”(24 Nur: 31)

“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.” (17İsra: 31). (Dini bir mazeret olmadan kürtaj yaptıran kadınlar ve onları buna teşvik eden erkeklerde bu kapsama dahildir).

“Nitekim onlardan birine; “Müjde! Bir kız çocuğun oldu.” Diye haber verilince, öfkesinden deliye dönmüş bir halde suratı kapkara kesilir ve kendisine çok kötü olan bu haberden dolayı halkın içine çıkamaz. Bu arada bu çocuğa bakıp büyütmeli mi yoksa diri diri toprağa mı gömmeli?! Diye de kara kara düşünüyor. Yazık, ne kadarda iğrenç düşünüyorlar! (16 Nahl: 58-59)

“Vaktiyle diri diri gömülen kız çocuğunun, “hangi günahından dolayı öldürüldü?” diye hesabı sorulacak; amel defterleri açılacak; gökyüzü bir perde gibi açılıp ortadan kalkacak; cehennem körüklenip alevlendirilecek; cennet (mü’minlere)arz edilecek; işte o gün insan,  dünyada iken (doğru ve yanlış adına)ne yaptığını gayet iyi anlayacak. (81 Tekvir: 9-14)

Zaman zaman kadın ve çocuklarla ilgili, öldürülen, canlı canlı mezara gömülen…vs. haberlerin vakası, cahiliye anlayışının günümüze uzantısı.

(Kadın erkek fark etmez, mü’minlerin bazı vasıfları) “Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa cezasını bulur.” Nasıl bir ceza; “Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedî kalır.” (25 Furkan: 68-69).

“İçinizden iki kişi, fuhuş yaparsa, onlara eziyet edin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlardan vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul edendir, çok esirgeyendir.” (4 Nisâ: 16)

Pekâlâ ya bunları terk eder Allah’a sığınırsa durumları ne olacak;

Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”  (25 Furkan: 70).

Allah kulunun helak olup batmasını istemiyor. Sürekli çıkış yolları gösteriyor. Tabi ki burada günahı terk etme, iyiye yönelme o insanın yapması gereken bir eylemdir. Allah bu eylemi gösteren insanın, sadece günahlarını örtmekle kalmıyor, bir de günahlarını iyiliğe dönüştürüyor,“Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.” (25 Furkan: 70). Burada ki durum gidin günah işleyin değil, bir şekilde bu günahları ve suçları işlemiş olanların iyiye yönelme eylemlerini samimiyetle göstermeleri, samimiyetle bu yanlışlıklarından dönmelerine karşılıktır. (Burada kadın erkek arasında bir fark yoktur). Demek burada kadın olma özellikleri değil, insan eylemleridir söz konusu olan.

“İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.” (24 Nur: 23,24). İftirayı atan ister kadın ister erkek olsun fark etmez.

Günah anlayışı

Şu anki Hıristiyan inancına göre, Adem ve Havva’nın yedikleri yasak meyve sonucu işledikleri günah, kendilerinden dünyaya gelen çocukları vasıtasıyla devam edip gitmektedir. Tanrının yetkisini kullanan din adamları (papazlar) –tabi bu yetkiyi kim verdi ise(!)- bu “ilk günahla” dünyaya gelen çocukları vaftiz ederek günahlarından arındırmakta, sonradan Hıristiyan olanları da aynı şekilde günahlardan arındırmaktadırlar. Günah işleyen Hıristiyanları da, kiliselerdeki “günah çıkartma” bölümlerinde günahlarını kendilerine söyleterek Tanrı adına bağışlamaktadırlar. Tabii ki böyle bir durumun nelere yol açacağı ortadadır.

İslâm ise böyle şeylerden uzaktır. İslâm’a göre kişi tövbe ve duasını Allah’a sunar, günahlarından tövbe ederken de günahlarını tek tek sayarak kendini tekrar rezil etmez, samimi bir şekilde ölmeden önce hangi günah olursa olsun terk eder, kendini düzeltir ve salih amele yönelirse Allah, o kulunu bağışlar, bağışlamakla da kalmaz günahlarını sevaba dönüştürür.    

Yozlaşan kültür

Maalesef yozlaşmış toplumsal anlayışımızda kadına bazen olumsuz nitelemeler yapılabilmektedir. Bazen bunlar dini bir motif olarak sunulabilmekte dinin gereği gibi anlaşılabilmektedir:

“Kadın aklınla”, “saçı uzun aklı kısa”, “sen bir dur hele”, “harama sebep olma” (sanki erkek harama sebep olmuyormuş gibi), “hişt hişt çekil”, “camilerimizde sadece teravih namazlarında gitmeleri uygundur(!)”, “vakit namazlarında evdeki kapının arkası daha uygun sevapça(!)”, “camilerde geniş mekânlar erkeklere; arta kalan kıyılar köşeler kadınlara”, “kadın camiye girdiğinde kıyılara, yoksa camiden çık, güya kenarda kılarsa (herkesin gördüğü yerde) namaz olmaz.”. (Cennete önce erkekler girecek ya, boş kalırsa, erkekler müsaade ederse, sonra kadınlar(!).  “Cuma ve bayram namazlarına gelmezler” (erkekler öyle buyurdu ya). Halen din diyanet adına, kadın yalnız başına (yanında mahremi olmadan) yola gidebilir mi?  Hacca gidebilir mi? diye ciddi ciddi konuşuluyor.

Bunun doğrusu ne? İslâm akıl mantık dinidir. İnsanın aklına hitap eder. Bunun doğrusu, bu bir güvenlik meselesidir. Güvenli bir ortamda (yani bu ortam var ise, sağlanmış ise) kadın her yere gider. Milyonlarca kadın yurt içi yurt dışı  değişik amaçlarla (eğitim, öğretim, çalışma, turizm….vs.) seyahat ediyor, tarla-bayır, yayla, işine-gücüne gidiyor. Güven ortamı olmazsa bırak kadını, erkek de evinden 10 metre ilerisine gidemez.   

Kadına, özgürlük anlamında her türlü olumsuz telkinde bulunan mantık, kadın kocaya muhtaç olmamalı, kadın her türlü hürriyetten(!) kimseye sormadan sonuna kadar yararlanmalı, kadın özgür(!) olmalı, kadın ezilmemeli(!) derken, kadının maddi bir değer olarak paraya dönüştürülmesine (eğlenme aracı, reklam aracı gibi) ses çıkarmamakta hatta böyle bir durum gündemlerinde bile olmamaktadır.

Tutarsızlık

Yukarıdaki mantıksal anlayışlar, işine geldiğinde aynı kadını parti, kermes, vakıf, dernek-sendika çalışmasında, ev-iş yeri temizliğinde, oy toplamalarında bir mahzur görmemektedir.

Arkasından  Panel: “Toplumda kadın, sömürülen kadın, İslâm’da kadının yeri. Sonuç..?

Lafa gelince Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatma, Nene Hatun, Kara Fatma.

Şahsiyetli ve dirayetli kadın.

Pekâlâ, sahabe kadın peygamberimizle camide namaz kılmıyor muydu? 

İlk vahyin o sıkıntılı günlerinden itibaren vefat edinceye kadar Hatice Validemiz Allah Rasulü’nün en büyük destekçisiydi.

Uhut savaşının o sıkıntılı anlarında, kocasının, babasının ve oğlunun şehit olmalarına rağmen Muhammed(s) hakkında haber almaya çalışan Dinaroğullarından bir kadın, “Rasulullah’ın durumunu öğrendikten sonra “kendisine isabet edecek her musibetin küçük olduğunu ifade etmiştir”.

Başta Fatma (ra) Validemiz olmak üzere ondörtsahabi kadın, UhudSavaşı yaralılarına yardım etmişlerdi. Yine Fatma Validemiz, iki yol arkadaşına (9 Tevbe: 40) Hira Mağarasına tek başına yiyecek götürme görevini üstlenmişti.

Muhammed (s)’in halası Safiye (ra),  kardeşi Hamza (ra)’ınUhud’da parçalanmış cesedinin yanında duada bulunmuştur.  

Hz. Ömer’e mihirle ilgili bir konuda sahabi kadın camide karşı çıkıyordu. Kara Fatma, Nene Hatun vatanın zor günlerinde, ön saflarda düşmanla savaşıyordu.

Nice kahraman kadınlar İslâm Tarihinde ağır sorumlulukları her alanda üstlenmişler ve üstlenmektedirler. Allah hepsinden razı olsun.

Kur’an, toplumda yer alması açısından hem de devlet başkanlığı gibi ağır bir görevi layıkıyla yürüten bir kadından, olumlu anlamda bahseder. Bu olay ise toplumda kadının yeri açısından çok önemlidir:

Devlet adamlığı ve ileri görüşlülüğü ile Kur’an’ın bahsettiği kadın, Sebe Melikesidir(devlet başkanı). Yönetimde istişarenin, danışmanın güzel bir örneğini sergilemekte, Allah’ta bu özelliğini de bize bildirmektedir. Danışmanlarının gazına gelerek ülkesini felakete sürüklemeyip Süleyman(as)’la görüşüp ona göre karar vereceğini bildirir ve olayın iç yüzünü öğrenmek için yola çıkmasını olumlu bir tavır olarak Kur’an-ı Kerim bize güzel bir örnek olarak sunar. (27 Neml: 20-44).

Gerçek olan

Din adına da çağdaşlık adına da ne söylerseniz söyleyin burada esas olan durum kanaatimce şudur;

Kadın insan neslinin bir parçası mı? 

Evet.

Kadının fert ve toplum olarak sorumlulukları var mı?

Evet.

Kadın da erkek gibi olumlu ve olumsuz şeylerden etkileniyor mu?

Evet.

Kadın da cennet ümidi ve cehennem kaygısı taşıyor mu?

Evet.

Kadın okulda, üniversitede, çarşı-pazarda, siyasette, işçi-işveren, amir-memur, köylü-kentli, tarlada-fabrikada, sanatta, yolculukta, dükkânda, medyada, gazete de toplumun bütün katmanlarında mı?

Evet.

Kadının şahsiyeti, kimliği, onuru, kişiliği, arzusu, hayali, eğlenmesi, gülmesi, üzülmesi, hakkı, hukuku, beklentisi, gezmesi-tozması, sevmesi-sevilmesi, korkması, korunması, inanması-inanmaması, ibadet yerine gitmesi-gitmemesi, sevabı-günahı insani bir durum değil mi?

Evet.

Gelin,  Allah’ın biz insanlara büyük bir nimet olarak verdiği aklı kullanalım. Aklımızı ipotek altına alacak tutum, davranış, eylem ve tavırlara fırsat vermeyelim. Okuyalım, yazalım, soralım, soruşturalım, fikir alış-verişinde bulunalım, ama son kararı kendimiz, kendi irademizle verelim. Hiç kimsenin kulu kölesi olmadığımızı, değerli bir şahsiyet olduğumuzu fark edelim. Dinimizin ilk kelimesinin “eşhedü” (“ben yakinen biliyorum ki” demektir; hem bunu söylüyoruz, hem de ben anlamam, bilmiyorum, benim aklım ermez diyoruz. Bu çelişki değil mi? Mahkemede böyle bir tanıklık yapsak, hakim; böyle bir tanıklıktan dolayı, bizi sadece kınamakla kalmaz bir de cezalandırır) olduğunu hatırdan çıkarmayalım. 

Birbirimizi “ulaşılmazlar” sınıfına çıkarmayalım. Yeni dindarlık şekillerine karşı uyanık olalım. Dindarlık konusunda birbirimizle yarışa kalkmayalım. Allah’a sığınalım.

Allah katındaki kurtuluşun ve değerlendirmenin,

 1-İman: “İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu. Onların sonunda varacakları yer  ne güzel.”  (13 Ra’d, 29)

2-İmana şirk karıştırmamak: “İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (6 Enam: 82)

3-Salih Amel’e göre olacağını iyi bilelim:  (29 Ankebut: 58,  103 Asr: 3)

Salih Amel’in ise; boş, lüzumsuz, kırıcı söz, kelam, davranış ve eylemden öte, bir Mü’minin yapmış olduğu her türlü güzel söz, davranış, eylemdir. Hayır söylemek, dürüst olmak, Allah’ın Mü’minler için yarattığı nimetlerden yararlanmak, çalışmak, üretmek, her türlü israftan kaçınmak, yapıcı olmak, hakkı ve doğruyu söylemek, namaz gibi ibadetlerde dikkatli olmak, haramdan kaçınmak, infakta bulunmak; canımızı acıtacak yardımlarda bulunmak;

Örneğin; düğününü yapamayan bir kişinin düğününü yapıvermek, işini kuramayan bir meslek sahibi kişiye yardımcı olmak, işçi veya işveren isen karşılıklı sorumlulukların gereğini yapmak, “kiralığın” varsa imkân dâhilinde geçim zorluğu çeken kiracına yardımcı olmak veya bir şekilde iflas eşiğine gelmiş iyi bir tanıdığına karşılıksız yardımda bulunmak, yardımlarda da yakın akrabadan başlamak ve başa kakmamak. Bana mı kaldı dememek. “Hayır” işlerinde “vergi vermede” önde olmalıyız. İsraf etmemeliyiz (lüzumsuz harcamalar yapmamalı, “dünya” bizden ibaret deyip, altını üstününe getirmemeli ve gelecek kuşakları da düşünmeliyiz.). “Kamu harcamalarında” kılı kırk yarmak, bize verilen emanetlere karşı duyarlı olmalıyız. Dünyanın sahibi ve maliki olmadığımızı iyi bilmeliyiz. İyiliklerin asla boşa gitmediğini, herkesin birbirinden kaçıştığı hesap günü bunların arkadaşımız olacağını unutmamalıyız. Kur’an okurken konuyla ilgili onlarca ayeti görmeliyiz, görüyormuş-biliyormuş gibi yapmamalıyız…  

Takva

Allah katında dindarlık ölçüsünün “takva” olduğunu, bunu da takdir edenin ALLAH olduğunu unutmamalıyız. Dünyayı terk eden üç kuşak öncesi dedemizi nasıl hatırlayamıyorsak, bizimde bir gün böyle olacağımızı, evlat ve malların bir imtihan aracı olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Allah katındaki dindarlığımızın (dünya ve ahiret hayatında kurtuluşun ilkeleri), Allah’ın buyurduğu ve Resulünün örneklediğidir. Allah’a yaklaşmak, içimizi kötülüklerden (dini anlamda günahlardan arındırmak) arındırmak, ancak Allah’ın buyurduğu ve Rasulü’nünörneklediği şekilde olur. Bunun dışındaki yollar batıldır (Allah katında bir geçerliliği yoktur).

Gelin insanlık kalitemizi hep beraber medeni bir şekilde yükseltelim.

Gelin algılarımızı ve doğrularımızı gözden geçirelim. Kadının onurlanmadığı yerde insan onuru olmaz. Kadın itilip kakılmaktan, istismarlardan, görsel bir sunum aracı olmaktan (bazı reklam ve ticari malların sunum aracı gibi) kurtarılmamışsa burada patolojik bir durum var demektir.

O halde “insan insanın kurdudur” yaklaşımınıboşa çıkaracak; tutum, tavır ve eylemler sergileyelim. Tutum, tavır ve eylemlerimizi fıtratın gerektirdiği yöne çevirelim. “Fıtratın gereği” (yaratılış kanunu ve yaratılış amacı) ise “fıtratın gerektirdiği yöne yönelmekle” olur.

Bu ise fıtratı mikro plandan makro plana kadar takdir eden (kader), ilahi iradenin, fıtratı ve fıtratın yaratılış amacını insanlığa öğrettiği ilahi vahyin gerektirdiğine tabi olmakla ancak gerçekleşebilir. Bu ise evrensel bir çağrı olup, bu evrensel mesaj insanların önderleri (peygamberleri) tarafından sürekli “ilahi iradenin rahmeti” gereği insanlara hatırlatılmıştır.

En güzel şekilde yaratılan, yaratılışında da bir dâhili olmayan insanoğlu düşünmesi gerekmiyor mu ki, yaratılışını en güzel şekilde yaratan Allah, insanın yaratılış amacına yönelecek bilgiden insanoğlunu mahrum bıraksın. Böyle bir durum Allah’ın yüceliğine yaraşır mı? Elbette yaraşmaz.

Kur’an’ı anlama

İşte bu ve buna benzeyen ferdi ve toplumsal yapıdaki olumsuzlukların kaynağında, insanoğlunun ilahi mesajı bir kenara bırakmasından kaynaklanıyor.

Pekala bu mesajla irtibatımız ne kadar? Bu mesajı (Kur’an’ı) anlamak için, hatim indirmenin ötesine, cenaze sonrası Kur’an okumanın ötesine geçerek, bu ilahi vahyin (projenin) nasıl bir insan inşası ve nasıl bir toplum inşası hedefliyor diye üzerinde düşünüyor muyuz?

-Düşüneceğim ama, sonra.

-Sonra mı?

-Sonra, sonra…..

-Hangi sonra?

-Sonra işte.

...

-Din işi ayrı bilim işi ayrı.

-Kim dedi.

-Batılılar, bilim adamları(!) (Mü’min bilim adamlarını ve Kur’an’ı iyi bilen tarafsız gayri Müslim bilim adamlarını tenzih ederim).

-Batılıların dini ne? Senin bilim adamı dediğinin “besmeleden” haberi var mı? Batılıların diniyle İslâm’ın ne alakası var?

-Neyle meşgulüz? Bu iş mi?

Gelin diğer konularla beraber “kadın” konusunu da ilahi iradenin ilahi mesajıyla “check-up”tan geçirelim. Oluşan kültürel kabul ve anlayışlarımızı (kirlenen suyun filtre edilmesi gibi) ilahi iradenin son mesajının önüne kültürel kabullerimizi koyarak değil, kabullerin olumsuz etkisinden sıyrılarak, ilahi iradenin (Allah’ın) istediği ölçü çerçevesinde, Kur’an’la yeniden buluşalım ve yapılanalım.