ANALİZ                                         

İYİ SAMİRİYELİ

Işıl CINGILLIOĞLU

 

‘’1970’in Aralık ayında Princeton İlahiyat Fakültesi Presbiteryen Kilisesinde vaiz olmak için okuyan öğrencilerle bir deney gerçekleştirilir. Öğrencilerin her birine uzaktaki amfiye gidip, İyi Samiriye’li meseli üzerine vaaz vermeleri istenir. Hevesli öğrenciler İyi Samiriye’li meselinden alınacak dersi en iyi nasıl anlatacaklarını düşünerek amfiye koşarlar. Kim bu iyi Samiriye’li? Ne yapmış ki?

Bir zamanlar Kudüs’ten Eriha’ya giden bir Yahudi, yolda eşkıyalar tarafından soyulup, öldüresiye dövülür ve yolun kenarına atılır. Bir süre sonra bir rahip ile Levi kabilesinden birinin de yolu o tarafa düşer; ama ikisi de adamı görmemezlikten gelip, geçip giderler. Sonra aynı yere bir Samiriye’li varır; öncekilerin aksine mağduru görünce durup yardım eder ve adamın hayatını kurtarır. (Samiriye’liler, Yahudilerin hiç hoşlanmadığı bir mezhep)

Deneye dönecek olursak;  amfiye giden yolun üstünde gözleri kapalı vaziyette, bir kapı eşiğine çökmüş, üstü başı perişan biri var. Deney ekibi yerleştirmiş onu. İşin can alıcı noktası o. Bir şeyden haberi olmayan öğrenciler, hızla geçip giderken, ’’mağdur’’ aksırıp tıksırıp, inlemeleri ile acınacak halini fark ettirmeye çalışıyor. Çoğu öğrenci bırakın yardım elini uzatmayı, durup neyin var diye bile sormaz. Bir an önce amfiye ulaşmak gerekliliğinin üzerlerinde yarattığı gerginlik, yardıma ihtiyacı olan bir yabancıya yardım etmek gibi bir ahlaki yükümlülüğün önüne geçer.

Pek çok başka durumda da, insan duyguları felsefi teorilerin, dini vaazların önüne geçer. Bu durum dünyanın ahlaki ve felsefi tarihini, şahane ideallerle ideal olmaktan çok uzak iç karartıcı bir anlatıya dönüştürmüştür.’’[1]

‘’İnsanlık, tarihteki sicili ve bugünü itibariyle tam bir hayal kırıklığıdır. Bu hayal kırıklığının sebebi, yeryüzünde insan için planlanan ile, insanın geldiği nokta arasındaki mesafenin kapatılamayacak kadar açılmış olmasından kaynaklıdır. Bir an önce uyanmak istediğimiz kabuslar, insanlığın rutinine dönüşmüş durumdadır. İnsanlık ‘’aşağıların aşağısına düşmek’’ olarak nitelenen durumun kıyısında köşesinde değil, tam ortasında. İnsanların büyük bir kısmı bu haldeyken, bir kısmı hiçbir şey yapmıyor olmanın getirdiği bir aşağılanma hissiyle yaşamaya devam etmektedir. Tam anlamıyla insanlığın karaya oturmuş haline şahitlik ediyoruz. Bu hayal kırıklığının adı, cennetten kovulmadır; cennetten cinnete düşüştür. Cinnetin adı, insanın insana düşmanlığı ve uyguladığı sürek avı…’’[2]

 

Şimdi siz ne istiyorsunuz benden? Cümleleri, sayfaları, zamanı israf mı edeyim?

Çok sevdiğiniz ve inandığınız kitapta ‘’israf etmeyin’’ diyor mu?

( Araf 7/31, En’am 6/141, İsra 17/26-27, Furkan 25 /67)

İnsanın kendini bile israf ettiğini söylüyor mu?

‘’ (Allah’ın şu müjdesini) ilet: “Ey hadleri aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz! Allah bütün günahları affedebilir: çünkü O, evet O’dur mutlak bağışlayıcı, sonsuz rahmet kaynağı olan!” (Zümer 39/53)

Ey kardeşim,

Ey kendine kıyan, insanlığa kıyan, mavi gezegene kıyan, zamana kıyan, kainattaki keremin, rahmetin üstünde tepinen ve içindeki potansiyele ihanet eden insan, sen O musun? Yoksa İyi Samiriye’li mi var karşımda?

Herkesi, her şeyi mağdur eden, onlara kıyan, mağduriyet yaratan Sen misin?

İnsanlık projesinde gedik misin, çatlak mı?

Bir de ben söyleyeyim, atıl kalma, israf etme kendini. Yapma kardeşim.

Biliyorsun, görüyorsun… sen de bu cenderenin içinde sıkışıyorsun. Tükettikçe, hor kullandıkça, azdıkça ve azgınlaştıkça ya da görevini ihmal ettikçe sen de tükeniyorsun.

Allah’ın emrine musahhar kıldığı kâinatta her bir şey, tıkır tıkır çalışıp son ürününü sana sunuyor. Sen o son ürünleri kendine ham madde olarak alıp kullanıyorsun. Ham maddeler son ürünlere dönerken, sen dünyanın en büyük sanatçısının sergisinde bedava kayıntıya gelmiş serseri gibisin. Sana sunulmuş etrafındaki güzelliklerden ve davetin şerefinden bi haber. Rezillik çıkarıyorsun. Anlam üretmeden, değer katmadan, hayvandan yukarı bir performans göstermeyerek müşerrref olmadan…

Keremli, şerefli, izzetli davetli… Hey Sen! Kendine yakıştırdığın bu mu?

Yoksa Rabbinin Senden umudunun farkında değil misin?

O umudu bile mi israf ettin?

Dur artık!

Şu dehşetengiz emeği görmedin mi etrafında? Nasıl koşup geçtin? Bakmaman bile bakışını israfken; sen onların hem bedenlerine hem ruhlarına mı kınasaydın?

Tut kendini kardeşim. Tut!

’Göklerde ve yerde, bu ikisi arasında ve yerin bağrında ne varsa, hepsi Allah’a aittir.’’ Taha 20/6)

Senin inisiyatifinde sanma hiçbir şeyi, sahiplenme buradan tek bir nefesi bile.

Emanet bil. Emanete sadık ol.

Sözüne sadık ol.

Ne olur sorumluluk al kardeşim.  Sen kibirli ve bencil bir cüce değilsin.

Sen pasif seyirci olamazsın.

Sen değer üreten aktörsün! Aktif özne…

Bugünün İyi Samiriye’lisi sen ol.

Samiriye’li meseli anlattık,  hadi seni anlatalım artık.