İnsanoğlunun dünyada huzurlu, ahirette mutlu olması için yüce Allah’ ın (c) sonsuz bilgisi ve kudretiyle indirdiği en mükemmel nizamın İslam olduğuna inanıyoruz. Tarihin bir döneminde adaletli yönetimin en güzel örneğini veren Müslümanların, Hz. Peygamber’in (s) vefatı üzerinden elli sene geçmeden -binlercesinin öldüğü iç savaşlarla- başlayan sapma ve bozulma dönemlerinden itibaren, İslam adaletini öngörüldüğü şekilde gerçekleştirdiklerini söylemek mümkün değildir. Bunun sonucunda da hem malın hem de mülkün/yönetimin temelden bozulduğunu veya yıkıldığını görüyoruz. Onun için Müslümanların, bütün olumsuzluk ve eksikliklerine rağmen, çağdaşı oldukları halklardan daha adaletli davrandıklarına inanmakla birlikte, bugünkü haline bakarak, İslam hakkında karar vermenin doğru olmadığına inanıyoruz. Bu bağlamda adaletli bir İslam yönetiminin ütopik bir ideal olduğunu düşünmek de doğru değildir. Çünkü tarihte bir kez olan veya aralıklarla iyi-kötü gerçekleşen bir şey, gereken otorite ve sorumluluk bulunduğu takdirde her zaman gerçekleşebilir. Emevilerin genellikle baskıcı ve ayrımcı yönetimi içinden, adaletli bir halife olarak Ömer b. Abdülaziz dönemini çıkaran Yüce Allah, her zaman benzer örneklerini çıkarmaya kadirdir. Yeter ki Müslümanlar, Kur’an ve sünnete göre Müslüman olup, bunun önem ve sorumluluğunu idrak etsin.

Şehadet kelimesinden sonra İslam’ın en büyük temeli namazdır. Toplumun sosyal hayatının güzelleşmesinde namazın rolünün çok büyük olduğu/olması gerektiği inkâr edilemez. Bu öneminden dolayı namaz, haklı olarak Müslümanların hayatında hep öne çıkmıştır. Bunun yanında Müslümanların nitelikli bir toplum olabilmesi için, adaletin en az namaz kadar önemli bir rol oynadığını fark etmesi gerekmektedir. Nitekim Emeviler ile başlayan sapma ve bozulma döneminden, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına kadar geçen süreçte, birey ve sultanların genellikle namaz kılmalarına rağmen, bozulmuş ve çoğu zaman adaletten uzaklaşmış olan yönetim biçimleriyle, kendini ve hükmettiği toplumu, hiç de İslam’ın öngördüğü şekilde idare edemediğini, bu durumun halka da sirayet ettiğini görmekteyiz. Onun için Müslümanlar arasında en az namaz kadar adaletin de öne çıkması ve bütün işlerde bu duyarlılığın gösterilmesi gerekmektedir.

Her şeyden önce özgürlük, adalet, eşitlik, hukuk ve şûra temellerine dayanan İslam yönetim sisteminde, yöneticinin bu ölçülere göre belirlenmesi, gerektiğinde sorgulanıp azledilmesi ve cezalandırılması gerekirken; Muaviye ile beraber başlayan ve babadan oğla geçen saltanat, krallık ve padişahlık dönemlerinde, bu kurallar neredeyse hak getire olmuştu. Haliyle Müslümanların, din ile dünya hayatı arasında sağlaması gereken adalet dengesi de bozulmuş, bir taraf din adına, çalışıp kazanmayı feda ederken, diğer taraf da çalışıp kazanmak adına, dini feda etmiştir. Bunun sonucunda da Müslümanlar bugün hasım ve düşmanlarına avuç açar duruma düşmüştür. Oysa İslam, dini bozuk olanın dünyasının, dünyası bozuk olanın da dininin bozuk olacağı gerçeğini hatırlatmaktadır. Bu bozukluk neticesinde bugün Müslümanlar, doğunun sosyalizmi veya otoriterliği ile batının kapitalizmi veya demokrasisi arasında tercih yapmaya mahkûm olmuş veya mahkûm edilmiştir. Oysa son tahlilde bütün bunlar yüce Allah’ın, sonsuz bilgisiyle insanlığa kurtuluş yolu olarak sunduğu, İslam nizamının yanında yetersiz ve geçersiz sistemlerdir. Ama ne yazık ki merhum şehit Abdulkadir Udeh’in el-İslamu Beyne Cehli Ebnaihi ve Adaveti A’daihi dediği gibi, İslam’ın sesi iddiasındaki Müslümanlar da, cehaleti ve düşmanlarının adaveti arasında boğulmuş, kaybolmuştur. Onun için Müslümanlar arasında en azından namaz, oruç ve diğer ibadetler kadar hatta daha çok adaletin öne çıkması ve bireyin davranışından yönetimin işleyişine kadar, toplumun adaletle dizayn edilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde Müslüman âlimlerden de, yöneticinin iktidardan uzaklaştırılabilmesi ya da eleştirilebilmesi için, namazı kılıp kılmadığına, yahut onu inkâr edip etmediğine bakmadan önce, yönetimde adaletli olup olmadığına bakmalarını dilerdik. Çünkü adaletle yönetmeyen veya İslam’ın adaletini sağlamayan yöneticilerin kıldıkları namaz kendilerini ıslah edemediği gibi, İslam’ın âlemlere rahmet olan adaletinin de boşa gitmesine ve halkı namazla uyutmasına hizmet etmekten başka işe yaramayacaktır.

Allah-insan ilişkileri, peygamber-toplum ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri, karı-koca ilişkileri, her türlü ortaklık ilişkileri, anne baba-çocuk ilişkileri, akraba ilişkileri, yöneten-yönetilen ilişkileri ile birlikte, kişinin hayatına yön veren inanç, ibadet, ahlâk, davranış, sanat, ticaret, hukuk ve siyaset gibi ilişkilerin adalet ve hakkaniyetle gerçekleştirilmesi için İslam indirilmiştir. Bunlar yönetimde, yasamada, yargıda, yürütmede, ekonomide, savaş ve barışta, bireyler ve toplumlar arasındaki bütün ilişkilerin adaletle yürümesini öngörmektedir. Bu gerçeği ortaya koymak için kültürümüzde çok zengin bir edebiyatın olduğunu biliyoruz. İslam’ın adaletini görmek için bu anlatıma gitmeye gerek kalmadan, hayatın değişik alanlarına ilişkin adaleti anlatan âyetlere bakmanın yeterli olacağını düşünüyoruz.

Bilindiği gibi Kur’an’da bunun için Adalet ve Kıst kavramları kullanılır. İkisi de adetli olmayı belirtir (İbn-i Faris, Mucemu Mekayîs; Isfahani, Müfredat). İslam’ın adalet öğretisini veya adaletli nizamını göstermek için değişik işlerde adaleti öngören âyetlerden bazılarını vermekle yetineceğiz.

  • Yüce Allah mutlak olarak adaleti emretmektedir:

De ki: Rabbim adaleti emretti. Siz de ibadeti yalnız onun için yapın ve dini yalnız kendisine has kılarak ona yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine ona döneceksiniz.” (7, 29).

Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; ahlaksızlıktan, kötülükten ve haksızlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.” (16, 90).

2- Allah’ın azabından korunmak/takva için ilke olarak adaletli olmak gerekir:

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (5, 8).

3- İnsanlar adaletle muamele etsinler diye peygamberlere kitap ve mizan indirilmiştir.

Andolsun, biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.” (57, 25).

4- Kim olursa olsun insanlar arasında hüküm verirken adaletle hüküm vermek gerekir.

Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.” (5, 42).

5- Adaletsizlik körlük ve sağırlık gibidir. Kör ve sağır olan bir toplum İslam toplumu olamaz.

Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?” (16, 76).

6- Kişilerin kendileri ve yakınları aleyhine de olsa hakkı ve adaleti söylemek gerekir:

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (4, 135).

7- Ölçüyü ve tartıyı adaletli yapmak, akraba ve yakınların aleyhine de olsa adaletle konuşmak gerekir:

Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, en güzel yoldan başkasıyla yaklaşmayın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.” (6, 152), (yine bkz. 11, 85; 17, 35; 26, 182; 55, 9).

8- Kadınlar, yetimler, öksüzler hakkında adaletle uygulama yapmak gerekir:

 “Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal edilen kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Bu durumda da adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir kadın ile veya maiyetiniz altında bulunan savaş esiri bir kadınla yetinin. Adaletten ayrılmamanın yolu budur.” (4, 3).

 “Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size Allah açıklıyor: Kitap’ta, kendileri için yazılmışı mirası vermeyip nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlara, çaresiz çocuklara ve yetimlere karşı adaletli davranmanız için size okunan Allah’ın hükmünü âyetler ortaya koymaktadır. Ne iyilik yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir.” (4, 127).

 “İddet/bekleme sürelerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde onlarla nikâh tazeleyerek tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah’a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir ve beklemediği yerden ona rızık verir. Kim Allah’a güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (65, 2-3).

9- Müslüman olmayanlara da adaletle davranmak gerekir:

İşte onun için sen vahye inanmaya çağır ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma. De ki ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de onadır.” (42, 15).

Onlar sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çevir. Eğer yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Şayet hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adaletli kimseleri sever.” (5, 42).

Allah size, sizinle din hususunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve kendilerine adaletle davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletle davrananları sever.” (60, 8).

10- Kim olursa olsunlar insanlar hakkında adaletten şaşmamak ve aralarında hüküm verirken adaletle hüküm vermek gerekir.

 “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun. Bu, Allahtan korkmaya en uygun olandır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (5, 8).

 “Allah size, emanetleri mutlaka sahiplerine vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işiten, her şeyi görendir.” (4, 58).

11- Çarpışan Müslüman taraflar arasında barışı ve adaleti sağlamak gerekir:

Müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını bulun. Şayet biri ötekine haksızlık ederek saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever.” (49, 9).

12- Mal sahibinin ölmeden önce malından yapacağı vasiyette adaletli olması gerekir.

Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, “Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemeyeceğiz (aksini yaparsak), bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz” diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.” (5, 106).

13- Borç ve ticari işlemlerinin hepsinde adaletli olmak gerekir:

Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir kâtip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vadesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Genellikle) alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah’tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.” (2, 282).

14-Allah, iman eden ve salih amel işleyenlerin yaptıklarını boşa götürmeden adaletle ödüllendireceğini söyler:

Allah’ın gerçek bir vaadi olarak hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi işler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardır.” (10, 4).

15- İman eden ve salih amel işleyenleri adaletle ödüllendireceği gibi, kâfirleri de haksızlık yapmadan cezalandıracağını söyler.

Zulmetmiş olan herkes bütün yeryüzüne malik olsaydı, azabı gördükleri zaman hepsi içten içe pişmanlık duyarak kendisini kurtarmak için onu feda ederdi; fakat aralarında adaletle hüküm verildiğinden hiçbirine haksızlık yapılmaz.” (10, 54).

Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. O gün kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu adalet terazisine getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.” (21, 47).

16- Bütün bunlardan sonra yüce Allah zalimlerin safında yer almamayı ve onlara boyun eğmemeyi tavsiye etmekte, aksini yapanların elinden kurtulamayacağını ve ateşle cezalandıracağını söylemektedir:

Şüphesiz Rabbin herkese yaptığının karşılığını tam verecektir. Çünkü Allah, yaptıklarını bilmektedir. Onun için sen ve beraberinde tevbe edenler dosdoğru olunuz ve haksızlık etmeyiniz. Çünkü o bütün yaptıklarınızı görür. Zulmedenlerden yana da olmayınız, yoksa sizi ateş yakar. Allah’tan başka kayıranlarınız da olmaz ve kurtulamazsınız.” (11, 111-113).

Yüce Allah’ın yönetimde, Mü’min-kâfir, dost-düşman, kadın-erkek ve genç-yaşlı ayrımı yapılmaksızın adaletin tecelli ettiği görülecektir. Bu noktada alacak, verecek ve karar mekanizmalarının nihai zemini olan adalet sisteminin olmadığını veya yetersiz olduğunu söylemek, haksız bir eleştiridir. Bununla birlikte, Müslümanların öteden beri yaptıkları uygulamalara bakıp, İslam adaletinin layıkıyla yansıtıldığı ve hayata geçirildiğini söylemek de en başta İslam’a haksızlıktır.

İbrahim SARMIŞ