İslam Ekonomistlerinin Dört Jenerasyonu

İslam’ın ekonomi düşüncesi tarihi geniş bir alandır ve ayrı bir alan olarak kategorilendirilmesi çoğunlukla mümkün değildir. Bunda en büyük pay, İslam düşüncesi içerisinde yer alan ilim adamlarının çok yönlü ilgi alanlarıdır.

Tarih : Agustos 04, 2017
Sayı : Temmuz-Ağustos 2017
Konu : İnceleme
Yazar :Sercan KARADOĞAN

 

İslam’ın ekonomi düşüncesi tarihi geniş bir alandır ve ayrı bir alan olarak kategorilendirilmesi çoğunlukla mümkün değildir. Bunda en büyük pay, İslam düşüncesi içerisinde yer alan ilim adamlarının çok yönlü ilgi alanlarıdır.

‘İslam Ekonomisi’ diye bir özgün ve ayrı kavramın gelişimi ise, 20. yüzyılla birlikte başlamıştır. Böyle bir ihtiyacın neden bu yüzyılda ortaya çıktığı bir yanıyla ekonomi biliminin gelişimiyle ilgiliyken aynı zamanda bunda siyasetin de ciddi etkileri olmuştur. Zaten ilk jenerasyon İslam Ekonomistlerinin neredeyse hiçbiri ekonomi bilimi eğitimi almamışlardı, ve hemen hemen hepsi ulema kökenliydiler ve bir siyasi ya da toplumsal harekete/cemaate mensuptular. İslam ekonomisi bu anlamıyla hiçbir zaman bireysel çabaların veya ilginin bir ürünü veya kişisel ihtirasların, hırsların güdülediği bir alan olmamış tam tersine toplumsal olanın alttan, siyasi olanın da üstten baskılamasıyla ortaya çıkmış bir kolektif düşüncenin ve pratiğin ürünü olmuştur.

Burada da kısaca, 20. yüzyılda İslam Ekonomisinin öncülüğünü yapmış insanların kısa bir sınıflandırılması ve tanıtımı yapılacaktır. Bir jenerasyonun ne zaman başladığı ve ne zaman bittiği tartışılmalı bir konu olmasına rağmen, bunu dışarda bırakacağız. Bunun yerine bir jenerasyonun kabaca 25 yıl olduğu varsayımıyla, İslam Ekonomisi’nin 20. yüzyıldaki dört jenerasyonunu tanıtmaya çalışacağız.

Hazırlık Dönemi: Bu dönem kabaca 1900’lerin başından 1925’e kadar gelen dönemdir. İngilizce ve Fransızca kaynakların Arapça ve Urduca gibi dillere çevrilerek modern kurumların oluşmaya başladığı dönemdir. Daha çok İslam’ın sosyo-ekonomik konuları üzerine yazılmış geçmiş dönem klasik eserlerinin yeniden düzenlenerek basıldığı bir dönemdir. Bu dönemin bir diğer özelliği de ümmet’in kaybettiği saygınlık ve konumun tekrar oluşturulmaya çalışılmasıdır.  İslam ekonomisiyle alakalı bilinçli ve ayırıcı çalışmalar olmasa da yine de İslam ekonomisinin gelecek nesilleri için bir zemin oluşturmaları açısından önemlidirler.

Örnek olarak, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Muhammed İkbal ve Seyyid Süleyman Nadvi gibi isimleri sayabiliriz.

İlk jenerasyon:

Bu dönemde 1925’ten 1950’ye kadar uzanan dönemdir. Bir önceki dönemin zemini üzerinden artık ‘İslam Ekonomisi’ ve ‘İslam Ekonomi Sistemi’ gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Batıyla gerçekleşen yüzleşme (hem fikri düzeyde hem de teknik düzeyde) neticesinde İslam’ın batılı kavramlara ihtiyacı olmadığı ve kendi kendine yetebilecek bir sistemler bütünü sağlayabileceği düşüncesi bu dönemin belirgin hissiyatıdır. Bu ‘uyanış’ dönemi olarak kabul edebileceğimiz zaman dilimi ayrıca bir ‘kalkış’ olarak da nitelendirilebilir. Birkaç istisna dışında bütün isimler ulemadırlar ve görüşlerini Kur’an, Sünnet ve fıkha dayandırmışlardır. Tam anlamıyla ayrı ve belirgin bir ekonomi görüşü ortada yoktur. Genel düşünce kapitalizm ve sosyalizmin İslam’ın öğretileriyle asla uyuşmadığı ve İslam’ın bu iki hayat nizamından çok daha bütünlüklü ve kuşatıcı bir nizam tevdi ettiği yönündedir.

Örnek olarak,  Mevdudi, Seyyid Kutub, Muhammed Hamidullah, Enver İkbal Kureyşi, Şeyh Mahmud Ahmed, Zeki Salih, Muhammed Ali Neşat, Ahmed Muhammed Rıdvan, Muhammed Abdullah el-Arabi vs. sayılabilir.

İkinci jenerasyon:

İslam Ekonomisinin çekirdeğini oluşturan isimler bu dönemde eserler ortaya koymuşlardır. Önceki dönemlerin aksine bu dönemdeki düşünürler daha çok akademisyen kökenlidirler ve profesyonel olarak ekonomi eğitimi almış kişilerdir. Bu dönemin en belirgin özelliği 1975 yılında yapılması planlanan ancak 1976 yılında gerçekleştirilen, Kral Abdülaziz Üniversitende düzenlenen ‘1. Uluslararası İslam Ekonomisi Konferansı’dır.  Bu konferans pek çok açıdan bir dönüm noktasıdır. Birbirlerinden ayrı ve çoğunlukla habersiz bir şekilde konu üzerinde çalışan onlarca ekonomistin, düşünürün ve ilim adamının bir araya gelerek fikir alış verişinde bulunması, İslam ekonomisinin farklı alanlarından haberdar olması ve muhtemel meydan okumalara karşı hazırlıklı olmaları açısından altın bir fırsat sunmuştur. Tabi caizse bu konferanstan sonra ‘İslam Ekonomisi’ne ilgi uçuşa geçmiştir. Disiplinin farklı alt alanlarına ilginin artmasına ve bu konularda araştırmalara ortam hazırlamasına yol açmış, böylece araştırma merkezlerinin kurulmasına da vesile olmuştur. Ayrıca pek çok üniversitede İslam Ekonomisi adıyla ayrı bir disiplin okutulmaya başlanmıştır. Konferansın getirilerinden birisi de, İslami bankaların ve finans kurumlarının kurulmasına teorik ve pratik zemin hazırlamış olmasıdır. Gerçekten de bu konferans İslam ekonomi düşüncesi açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak gösterilebilir. Bu noktadan sonra benzer konferans ve toplantılar, çalışmalar Müslüman dünyada yaygınlaşmaya başlamış ve İslam ekonomisi konusu birçok Müslümanın ilgi alanına ve gündemine girmiştir. Bu dönem isimlerinin çoğunluğunun ekonomi alanında yetişmesi ama buna ilave olarak şer’i ilimlere hâkim olmalarıdır. Bu yüzden çalışmalarında geleneksel İslami ilimlerin mantığıyla modern tarzı birleştirmişler ve analitik çalışmalar ortaya koyabilmişlerdir. Bu dönemin isimlerini bu anlamıyla İslam Ekonomisinin ‘öncüleri’ veya ‘kurucuları’ olarak isimlendirmemiz çok yanlış olmayacaktır.

Bu dönemde yazmış ve öne çıkan en önemli isimler ise; Muhammad Uzair, Baqir al-Sadr, Isa Abduh, Abdul Hamid Abu Sulaiman, Hasanuzzaman, Muhammad Nejatullah Siddiqi, Khurshid Ahmad, F.R. Faridi, M.A.Mannan, Ahmad al-Shirbasi, Muhammad al-Mubarak, Muhammad al- Dusuqi, Yusuf al-Qaradawi, Gharib al-Jammal, Shawqi al-Fanjari, M.U.Chapra, Akram Khan, M. Anas Zarqa, Sami Hasan Hamud, Sabahaddin Zaim, Salih Tug, Monzer Kahf, Muhammad Ahmad Saqr, Rifat al-Awdi, Abd al-Salam al-Misri, Abd al-Salam al- Abbadi, Abd al-Samee` al-Misri, Abd a-Rahman Yousri, Masudul Alam Choudhury, Asad Zaman, Syed Nawab Haider Naqvi vs. sayabiliriz. Bu isimlerin bazılarıyla ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda verilecektir.

Üçüncü jenerasyon:

Bu dönem 1976’tan sonraki ve 2000’e kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönem önceki dönemle bağlantılı ve geçişkendir o yüzden belki ayrı bir dönem olarak düşünmek yanıltıcı olabilir. Önceki dönemde ortaya çıkan bütün görüş ve düşünceler bu döneme de yansımış ve şekillendirmiştir. Kurucu isimlerin ortaya koydukları çalışmalar, dersler, dergiler, seminer, konferans vs. bu dönemde İslam Ekonomisine ilgi duyan insanların yetişmesine ya da daha önce konuya fazla ilgisi olmayan bazı akademisyen ve ilim erbabının da konuya yaklaşmasına vesile olmuştur. Konferans ve seminerler yaygınlaşmış, yeni kurum, araştırma merkezleri kurulmaya devam etmiş ve Müslüman olmayan akademisyenlerin de konuya ilgisi canlanmıştır. Bu dönem, bu yüzden, İslam Ekonomisi’nin önce Müslüman dünyada daha sonra da akademik camia içerisinde ‘tanınması’ dönemidir.

Örnek olarak, Zubair Hasan, Salamah Abidin, Ausaf Ahmad, Tag el-Din Seif el-Din, Hasan Abd-Allah al-Amin, Shawqi Dunya, M. Fahim Khan, Munawer Iqbal, Muhammad Abdul Halim Umar, Muhammad Aslam Haneef gibi isimler zikredilebilir.

Dördüncü jenerasyon: 2000’lerin başından itibaren halen devam etmekte olan ‘genç kuşak’ dönemi. Bu dönem henüz tamamlanmış durumda değil, ancak İslam Ekonomisi’nin ne yöne evrileceğini belirleyecek olan da bu jenerasyondur. Kuruluş ve tanınma aşamalarından sonra genel bir ilgi azalması olduğu söylense de son birkaç yılda bu ilginin tekrar canlandığı iddia edilebilir. Bunda birçok parametre rol oynamakla birlikte en önemlileri uluslararası platformda Müslüman ülkelerin görece artan önemi ve rolü gösterilebilir. Müslüman dünya içinde ve hatta Müslüman olmayan dünyada İslami banka ve kurumlarındaki artış, insanların bu alana ilgi duymalarına ve yönelmelerine neden olmuştur. Ancak, bu şekilde oluşan ve İslam Ekonomisinin ‘teorisyenler’ ile ‘uygulayıcılar’ arasında büyüyen uçurum da, bu jenerasyonda ciddi bir hoşnutsuzluğa ve güvensizliğe yol açmıştır. Bu dönemin diğer bir özelliği de ilgi alanının teoriden ve klasik İslami kaynaklardan; pratik, güncel meselelere kaymış olmasıdır. Batılı tarzda eğitim veren kurumlarda okuyan ve modern akademik öğretiyle yetişen bu jenerasyon, ekonometri ve matematiği kendi araştırmalarında ve çalışmalarında harmanlayarak İslami finans ve sigorta alt alanlarda uygulamalarına imkan sağlamıştır. Bu dönemi de bu haliyle İslam ekonomisinin ‘yeniden düşünüldüğü’ ve ‘yeniden tasarlandığı’ dönem olarak görebiliriz.


[1]Maruf Vakfı