AİLE/ANALİZ

 

İNSANI NE YÖNETİR?

Ayten DURMUŞ

 

İnsan iki zıttı tek bünyede birleştiren, tek kalbe sahip bir varlıktır.

İnsan; çamurdan (15/26), merhale merhale (71/14), en güzel bir biçimde (32/7, 95/4), tesviye edilerek, olgunlaştırıp yükseltilerek (15/29, 32/9), ilahi ruhtan verilerek (15/29,32/19), değişik değişik dillerde ve renklerde (30/22), ilahi fıtrat kodlanarak (30/30), neslinin oluşumunu hakir bir damla suya indirgeyerek (32/8, 95/5), işitmek, görmek, akletmek, anlamak ve sevmek gibi özelliklerle donatılarak (32/8) yaratılışı en mükemmel ve muhteşem biçimde tamamlanmıştır.

Yine insan, bu bedensel olgunlukla birlikte sayılabilecek yüzlerce güzel özellik ile de donatılmıştır. Tüm güzel özelliklerinin karşısına ise; insanın iç dünyasını bir mücadele arenasına çevirecek, irade özelliğinin alt yapısını oluşturacak, seçebilme/tercih edebilme hakkının anlamlı olmasını sağlayacak aşağıdaki özellikler de verilmiştir.

İnsan; aceleci (21/37), nankör ( 76/3, 80/17, 100/6), mağrur (82/6, 4/36, 31/18, 57/23), cimri (92/8), fitneci ( 85/10), hileci ( 86/15), dünya hayatını çok fazla seven ( 75/20,21, 6/27), iyiyi olduğu gibi kötüyü de seçim hakkı bulunan ( 91/8), zıtlaşmaktan hoşlanan ( 88/23,92/6), tuğyana, isyana, fesada eğilimli (89/11,12, 92/9), malı, mülkü çok seven (89/20, 92/8, 104/2,3, 100/8), güçten hoşlanan (90/5, 102/1), azgınlaşabilecek yapıda ( 96/6, 13/5), kendini müstağni (Allah’a karşı ihtiyaçsız) gören ( 96/7), âciz (40/18), cimri (3/180,4/37,17/100), hainlik edebilen ( 4/107, 5/13, 8/27), zanlarıyla hareket eden ( 6/116, 10/36,49/12), yalan söyleyip iftira edebilen ( 4/112, 24/4, 49/11,12), kindar ( 3/118, 5/14,64,91, 9/15), çabuk öfkelenen (3/119, 9/15,22/15) gibi özelliklere de sahip bulunmaktadır.

Bütün bu özellikler, ilk bakışta da hissedileceği üzere, güzel, insanların kendilerinde bulunmasıyla mutlu olacağı özellikler değildir. Ama, vardır. Yani insan iki zıddı tek bünyede birleştiren, tek kalbe sahip bir varlıktır. Tek kalbe sahip olması sebebiyle her zaman iki zıttan birini tercih etmek veya kabul etmek durumundadır.

İnsanın yapısı ile ilgili aktarmaya çalıştığımız bütün bu ön bilgiler, insanın kendisini tanıması için peşin peşin öğretilmiştir. Böylece kendisinin yapısı, yaratılışı ve fıtratı hakkında en doğru bilgiye ulaşan insan, kendisini tanımanın bir sonucu olarak, kendisini kontrol edebilecek, yaptıklarını ya da yapacaklarını değerlendirirken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu algılayabilecektir.

Bir insanın kendisini tanıması, bilmesi, anlayabilmesi en büyük bilgelik ise de insanoğlunun, insan fıtratı hakkında en doğru olan tek kaynaktan, yani insanın yapıcısı-yaratıcısı olan Âlemlerin Rabbinden öğrendiği bu bilgiler, onun kendi kendisini tanımasından başka, insana çok daha fazla şeyler öğretir.

Sosyal bir varlık olan insan, bu ön bilgiler sayesinde çevresinde bulunan insanların hangi özelliklerle güzel, hangi illetlerle malul olduğunu bilecek ve muhatabı olmak durumunda olan diğer insanların yapılarına göre davranış geliştirebilecektir.

Bu bilginin en peşin öğrettiği bir diğer şey, insanın tek boyutlu olmadığıdır. Yani insan, artılar ve eksilerle donatılmıştır. Bilgi ve düşünce dünyasında hangileri hâkim olur, baskın olursa; davranış dünyasında ve sözlü dünyasında onu görmek mümkün olur.

Yine bu bilginin öğrettiği bir diğer şey, en kötü durumda olan bir insanın bile, bilgilerinin ve düşüncelerinin düzeltilmesi, arındırılması yoluyla, en güzel eylemleri yapan, davranışları hayranlık uyandıran bir insan haline gelebileceğinin mümkün olduğudur. Yani bu ön bilgiler, insan değişimi noktasında kapatılmamış umut kapısıdır.

Yine insanın yaratılışı, yapısı ve hem artı hem eksi olmak üzere yapısında mevcut olan özellikleriyle ilgili doğru bilgiye sahip olmak, insanı mutlaka sahip olması gereken, alçak gönüllülük ve haddini bilme özelliklerine sahip kılar.

Tüm bu bilgilerin insana öğreteceği en önemli şeyse insanın yaratıldığını ve yapısını idrak etmesidir. İnsan, kendi yapısını idrak etmenin sonucu olarak -BELKİ- yaşadığı şu hayat seyri içerisinde daimî olamayacağını idrak edebilir.

 

İNSANIN BEDENSEL VARLIK MERKEZİ

“Kendini bilen/tanıyan, Rabbini bilir.” (H.Ş. değil)

Tarihin en eski dönemlerinden beri gözle görülen varlıkların ve tabi insanın da yapısı üzerinde düşünülmüş, tartışılmış ve bu yapı incelenmeye çalışılmıştır. Günümüzün en yaygın görüşü, varlığın dört ana öğeden oluştuğu şeklindedir.

Bunlar: Toprak, su, hava, ateş

(Bazıları derler ki, buna beşinci bir unsur eklenecek olsaydı o da mutlaka sevgi olurdu.)

İnsan, varlığı itibariyle iki bölümden oluşmaktadır:

1- Somut yanlarıyla insan

2- Soyut yanlarıyla insan.

Somut yanlarıyla insan kendi içerisinde ikiye ayrılır:

1.a. Yapı maddesi itibariyle insan

1.b. Beden biçimi itibariyle insan.

Şimdi ayrıntılarına girelim:

1.a. Yapı maddesi itibariyle insan, tıpkı tüm somut/beş duyu ile algılanarak, maddi bir bedene sahip olan varlıklar gibi, toprak, su, hava, ateş olarak dört unsurdan oluşur.

Toprak: Toprakla uğraşan insanlar, kolay kolay sinirlenmez, daha sabırlı ve sakin olurlar. Toprak insan bedeninin durgun enerjisini alarak onu rahatlatır. Çünkü; insanın toprak yanı, toprakla buluşmuştur.

Su: İnsan vücudunun %70’i tıpkı dünyanın %70’i gibi sudur. Uygun bir ortamda ısı seviyesi duruma uygun bir suyla alınan banyodan sonra, insan rahatlar. Kaplıca suları mineralleri yanında bu yüzden de tedavi edicidir. İnsanlar yazın serin, kışın sıcak veya ılık suyla rahatlar çünkü, bedeninin çoğu su olan insan, suyla buluşmuştur.

Hava: Açık havada, bol oksijeni bulunan yerlerde insanın rahatlar, sakinleşir. Çünkü, insan bedeninin ham maddesinin bir tanesini, beden dışında bulanan aynı unsurla, ırmağın denizle karışması gibi, karıştırarak dinginleştirmiştir.

Ateş/Sıcaklık: İnsan canlılığının en belirgin yanı sıcaklığıdır. Ölenin eline ayağına dokunurlar ve beden soğumaya başlamışsa, o insanın öldüğüne hükmedilir. Bu sebeple insan bedeni gerilimlerden kurtulmak için, beden sıcaklığının biraz üzerinde bir sıcaklığa ihtiyaç hisseder. Sıcak su, sıcak toprak veya kum, sıcak yatak veya sıcak odalar gibi. Bu durumlarda da insan rahatlar çünkü, ürettiği ısıyı her şekilde sürekli kaybeden insan bedeni, kendi dışından takviye alarak, ısı üretiminde rölantiye geçmiş, bu anlamda beden kendi ramazanını/oruç günlerini yaşamaya başlamıştır. Bu sebeple rahatlar ve gevşer.

1.b.-) Beden biçimi itibariyle insan, beş bölümden oluşur:

a-) Baş, b-) Göğüs, c-)Mide, işkembe d-)Cinsel bölge e-) Ayaklar

İnsanın bu dört bölümünden hangisi ihtiyaçlarını giderme noktasında yetersiz bırakılıyorsa, insan huzursuz olur. Bunlar üzerinde duralım:

a-) Baş: Beyin ve aklın bulunduğu kısımdır. Gıdası; doğru, yeterli ve gerekli bilgidir. Bunlar sağlanırsa, kendi kendini yemek zorunda kalmaz.

b-) Göğüs: Kalp, vicdan, nefis ve gönlün makamıdır. Bilginin düşünülüp, özümlenip bilinç haline gelmesini sağlamalıdır. Bunu yapabilir ve bu bilinç tüm azalarda eylem haline dönüştürülürse, gıdası tefekkür olan kalp, vicdanî huzuru sağlayabilir. Bu huzur bilinç ve eylem ile olduğu kadar gönüllü bir sevgi ile de olmak durumundadır. Sevilmesi gerekenleri sevmek ve gerekmeyenleri sevmemek de bu huzur için gereklidir.

c-) Mide: Yeterli, doğru ve helal rızık ile doyurulmalıdır.

d-) Cinsel bölge: Cinsel ihtiyaç da yeterli, doğru ve helal şekilde karşılanmalıdır.

e-) Ayaklar: İnsanın başka insanlarla birliktelik ve ihtiyaçları giderebilmek için gezip dolaşma, tanışma, bilişme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı az gideren asosyal olur. Çok gideren doğru giderirse gezgin, yanlış giderirse sürtük olur.

Bugün hayat, insanların ilk iki makamının ihtiyaçları unutulduğundan veya yeterli giderilmediğinden ve son üçünün ihtiyaçları doğrultusunda SINIRSIZCA yaşandığı için insanlar mutsuz oluyor.

Şimdi; biçimi açısından beş bölüme ayırdığımız insan bedeni üzerinde duralım:

a-) Baş Merkezli İnsan: Beynin işlevi olan akıl ve bellek, bilgiyi öğrenir ve depolar. Bilgiyi belleğinde depolayan insan, bilgindir, bunlar bilgileriyle konuşur, izah eder, anlatır, öğretirler. Bu bilgi, düşünen akıl süzgecinden geçirilerek idrak boyutuna ulaşır ve insan anladığı şeyi kavrar, onu eylem haline çevirebilir. Düşünce teknesinden geçirilerek, kullanıma sunulamayan bilgi, un haline getirilmemiş buğdaydır, güzeldir, lakin kullanıma hazır değildir. Beyni-aklı-bilgisi bedeninin merkezi olmuş insan, diğer uzuvlarını bu doğrultuda kullanacaktır. Bilgiye ulaşacağı vasıtaları sevecek, onlarla vakit geçirmekten hoşlanacak yani bilgiyi içeren her unsur, onu mıknatıs gibi çekecektir. İnsanlardan bilgili olanlarla birlikteliği isteyecektir. Baş merkezli insanlar bir eve gitseler ilk önce o evin kitaplarını fark eder ve dönüşlerinde bundan bahsederler.

b-) Göğüs Merkezli İnsan: Bir insanın varlık merkezi göğüs kısmı ise, burada hükümran olmuş duygu ve düşünce hangi yönde ise, alacağı kararlar ve davranışları ona göre olacaktır. Akleden kalbin sunduğu hususların eylem haline geçebilmesi insan sadrındaki/göğsündeki ‘nefis, kalp, vicdan, gönül’ makamlarının bu eylemi onaylaması veya onaylamaması ile mümkündür. Göğüs merkezli bir insan, bir eve ziyarete gitse, kendisine gösterilen ilgiye önem verir ve dönüşünde bundan bahseder.

c-) Mide Merkezli İnsan: Vücudunun merkezi; midesi işkembesi olan insanın, tüm çabası daha güzel ve leziz yemeye yönelik şekillenir. Bir yere gidecekken en güzel yiyeceklerin olduğu yeri seçecektir. Güzel yiyeceklerin bulunduğu yerleri sevecektir. Herhangi bir ziyaretinde, kendisine güzel yiyecekler sunulmuşsa, orayı sever ve kendisine değer verildiğini düşünür; değilse, kendisine değer verilmediği kanısına varır. Gittiği yerlerden döndüğünde, neler yediğini ve ziyaretlerinde kendisine neler ikram edildiğini anlatır.

d-)Cinsel Merkezli İnsan: Bir insanın vücut merkezi, cinsel bölgesi olmuşsa, artık o insan şehvetinin kulu kölesi haline gelir. Ölçü, sınır, helal, haram tanımaz. Böyleleri, kendilerine göre her uygun vakitte karşı cinsten bahsederler. Bunlar da hakikati en zor gören, en zor işiten ve en zor anlayan kişilerdendir.

e-) Ayak Merkezli İnsan: Hayatını ayak merkezli yaşayan insanın en büyük arzusu gezmek tozmak, yeni yerler, yeni insanlar görmektir. Bunlar için gezilmeyen bir hayat yaşanmamış sayılır. Konuşmaya başladıklarında gördükleri veya gidecekleri yerleri anlatmaya başlarlar.

Bunların haricinde ‘iş merkezli, ev merkezli’ hayatlar da vardır. Belki buna bir üçüncü olarak ‘mescit merkezli’ hayatı da eklemeliyiz.

Sözün özü şudur ki: Bir insan, kendi bedeninin bu bölümlerinden hangisini vücudunun merkezi haline getirmişse; hayata, eşyaya, insana bakışı ve değerlendirmesi o merkezden olacaktır. Soyut bedenin başkentine ne hâkimse gerisi onun yönetimindedir. Bu yüzden kişi, kendisini vücut ikliminin hangi bölgesinin yönettiğine iyi bakmalıdır.

 

 

Spot:

Sosyal bir varlık olan insan, bu ön bilgiler sayesinde çevresinde bulunan insanların hangi özelliklerle güzel, hangi illetlerle malul olduğunu bilecek ve muhatabı olmak durumunda olan diğer insanların yapılarına göre davranış geliştirebilecektir.

Düşünce teknesinden geçirilerek, kullanıma sunulamayan bilgi, un haline getirilmemiş buğdaydır, güzeldir, lakin kullanıma hazır değildir.

 

Hayatını ayak merkezli yaşayan insanın en büyük arzusu gezmek tozmak, yeni yerler, yeni insanlar görmektir. Bunlar için gezilmeyen bir hayat yaşanmamış sayılır.