Ey iman edenler!
Allah’a karşı sorumluluğunuzun
gereğini hakkıyla yerine getirin!

İnsanlığın kurtuluşu için önce insanın kurtuluşu gerekmektedir. İnsanın kurtuluşu için ise kendisini esareti altına alan insanlığın zincirlerden, ayaklarındaki prangalardan, içinde bulunduğu zindanlardan kurtulması gerekiyor. İnsan bu baskılara karşı kendini, ruhunu, zihnini ve yüreğini özgür kılamazsa eğer esaret altında yaşayacağı için, özünden (fıtratından) uzak yaşamak zorunda kalacaktır. Bu ise onu manevi şizofrenliğe götürecektir. Manevi şizofren ise; baktığı şey ne kadar doğru olursa olsun onu doğru göremeyecektir. Çünkü yamuk bakan doğruyu asla göremez. Eğri yolda doğru, doğru yolda da eğri yürünmediği gibi… İnsan sadece kendini aldatmış olur bu durumda. Çünkü hakikat mihrak yerde olmadığı müddetçe, insan gerçek olan yerini bulamayacaktır. Hayatı hep kenarından ilişerek yaşayacaktır. Hurafelerin kucağında nefsini avuturken hakikati soluğunda içini hiçbir zaman ısıtamayacaktır.

Ali Şeriati’ye göre insanın dört zorlayıcısı vardır ve o bunların etkisinden kurtulamadığı müddetçe de özgürlüğünü elde edemez. Bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca özde insan olabilir ve gerçek anlamı ile insan olmak bu dört zindandan kurtularak özgürlüğün elde edilmesine bağlıdır. Bu zindanlar; önyargı, yanlış bilgilendirme, şartlandırmalar, nefsin fücuru saptırılmış iç güdüler ve eğilimler zindanıdır… “Şöyle diyebiliriz ki; insan, önyargılar ve yanlış bilgilenme ve şartlanmaların tutsağı iken, bir de “nefs”inin iblis iğvası ile saptırılmış kötü eğilimleri vardır ki bunlarda mahkûmun ayağında pranga gibidir.” Fıtrattan uzaklaşmanın insanı hangi boyutlara getirdiğini görmekteyiz. Zira fıtrattan uzaklaşan yürümesi gereken yoldan uzaklaşıyor ve insana sorumluluğunu unutturuyor. Bundan dolayı sorumsuz birey tiplemeleri sorunlu bir toplum oluşturuyor. İnsanlar gün geçtikçe nefislerinin, heveslerinin ve kendisine fısıldanan vesveselerin kurbanı oluyorlar. Ve maalesef bu sebeplerden dolayı kulun kula tahakkümü artıyor, insan, insan karşısında köleleşiyor…

 İslam’ın İnsana Katkısı

Üstü örtülmemiş, temiz kalabilmiş fıtratlar İslam’ı, çok daha iyi anlarlar ve huzur içinde yaşarlar. İslam aslında insana hep hakikatin gerçek yüzünü hatırlatıyor. Kimse samimi olarak İslam’a yanaşıp da ona bahaneler bulup gerçek dışı diyememiştir. Tarih bu hakikati hep doğrulamıştır. İslam ve sakınmak üzerine konuşurken, İslam’ın insana katkısını ele almak gerekiyor. Hz. Ali Nehcü’l-Belaga’da şöyle der:

“İslam, O’na tutunana emniyet, O’na girene esenlik, O’nunla konuşana delil, O’na düşmanlık edene şahit, O’nunla aydınlanmak isteyene nur, O’nunla anlayana idrak, düşünüp taşınana akıl, inceleyene ayet, azmedene ilim, nasihat alana ibret, doğrulayana kurtuluş, tevekkül edene güven, emanet edene rahat ve sabredene sığınak kılmıştır kendisini. O, yolların en aydınlığı, tutulan yolların en açığı, işaretlerin konduğu yüksek yer, caddeleri parıldatan, lambaları aydınlatan, yarış alanının seçkini, hedefi yüce, yarış atlarını bir araya getiren, yarışçıların ödülü ve atlıların şereflisidir. Tasdik, yolu; Salih ameller, işareti; ölüm, hedefi; dünya, yarış alanı; kıyamet, cennet ise ödüldür.”

Bu anlamda Kur’an sakınan insanı. “veli” olan kulu şöyle tarif ediyor:

“Dizginlerini Kur’an’ın eline vermiştir; Kur’an, onun komutanı ve önderidir. Kur’an’ın yükünü çözdüğü yerde yükünü çözer; konakladığı yere konaklar. Ey insanlar! Zahitlik ümidin kısa olması, nimetler karşısında şükretmek ve haramlar karşısında sakınmaktır. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın kullarından kendisine en sevgili olanı, Allah’ın nefsine karşı yardım ettiği, hüznü giyen ve korkuyla örtünen kişidir.”

Bu durumda bizler örnek nesil olan sahabeye baktığımız zaman, ibadetin şuuruyla hareket ettikleri için onları geceleri ayakta görüyoruz. Yine onları, istemenin en makbul anında ellerini Allah’a açmış tevazu içinde, haşyetle istediklerini, dua ettiklerini görüyoruz. Bazen gecelerini terk ediyorlardı bazen en mutlu anlarını. Bazen gülmelerinden vazgeçiyorlardı, bazen de rahatlarından. Geceyi kıyam içerisinde geçirerek sabahladıkları bizlere nispetle çok daha fazla oluyordu. Allah ve Rasulü anıldığında gözyaşlarını tutamazdı gözler. Sürekli muhasebe içerisinde zihinlerine giren düşünceleri hesaba çekiyorlardı. Zihinlerden geçen kötü düşünceleri, anlık düştükleri gafletleri, Rasulün yanında değilken hissettiklerini hep muhasebe ediyorlardı. Hatta münafıklığı dahi sorguluyorlardı. Bu bizlere şuan çok abartılı mı geliyor bilemiyorum fakat bu düşüncelerin altındaki Allah’a karşı duyulan haşyeti görmezden gelemeyiz. Hz. Ali der ki; “Muhammed’in (s) arkadaşlarını gördüm. Aranızda onlara benzeyen kimse göremiyorum. Onlar ceza korkusundan ve mükâfat ümidinden, şiddetli rüzgâr estiğinde titreyen ağaçlar gibi titrerlerdi.” Bunu söylediği kitlenin yine sahabeden hemen sonra yetişmekte olan nesil olduğunu biliyoruz.

Sakınan İnsanlara Dair

Hz. Ali der ki; “Bilmiş olun ki, hak ile batıl arasında sadece dört parmak vardır. Kendisine bu sözün anlamı soruldu; parmaklarını birleştirerek gözü ile kulağı arasına koyup şöyle dedi; Batıl, “duydum” demen, hak ise “gördüm” demendir.” Hak ile batıl İslam’ın gelişiyle birbirinden tamamen ayrılmıştır. İlahi kelam hayatın her noktasında Müslümanın nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini özetlemiştir. Rasulullah’ın sünnetiyle ise, bunu detaylandırmıştır. Bir hayat nizamı olarak İslam, insanlara sunulmuş ve yaşanılabilir bir din olarak oluşturulmuştur. Artık akıbetinin hayr olmasını isteyenler diledikleri öğütleri alır ve insanlığın kurtuluşu için önce kendi kurtuluşunu gerçekleştirmeye çalışır. Aksi takdirde hakikati göremeyecek kadar körleşmiş olanlar ise; kulakları olduğu halde sağır, dilleri olduğu halde lâl, gözleri olduğu halde kör kalmaya mahkûmdurlar. Güvenleri ve teslimiyetleri hep sıkıntılı, kardeşlikleri sürekli problemli halde olur. Ektikleri tohumlar çürük çıkar, suladıkları ağaçlar kurur, besledikleri umutlar ise suya düşer. Birlik olamazlar, sürekli dağınık olurlar ve güçsüzlüğe mahkûmdurlar. İlahi kuvvet tarafından ise, ebedi yalnızlığa müebbede müstahak olurlar…

Hz. Ali’ye Göre Sakınan İnsanların Özellikler:

  • Sakınanlar, faziletlilerdir.
  • Konuşmaları doğru, giyimleri tutumluluk içerisinde ve yürüyüşleri tevazudur.
  • Gözlerini Allah’ın haram kıldığından çevirirler,
  • Kulaklarını kendilerine yararlı olan ilime vakfederler.
  • Nefisleri, bollukta olduğu gibi musibette de kendilerinde dengelidir.
  • Onlar için yazılan ecel olmasaydı sevaba özlemden ve cezadan korkudan dolayı ruhları bedenlerinde bir göz kırpması kadar durmazdı.
  • Yaratıcı, onların nezdinde yüceldi; O’ndan başkası gözlerinde küçüldü.
  • Cennete karşı durumları, onu görenler gibidir.
  • Kalpleri üzgün, kötülüklerinden emin olunan, bedenleri zarif, ihtiyaçları hafif, nefisleri iffetlidir.
  • Kısa günler sabrettiler; peşinden uzun bir rahat takip etmiştir. Bu kazançlı bir ticarettir.
  • Rableri o ticareti onlara kolaylaştırmıştır.
  • Dünya onları istedi; ancak onlar dünyayı istemedi.
  • Dünya onları esir etti; ama onlar nefislerini ondan kurtardılar.
  • Geceye gelince, ayaklarını saf haline getirirler,
  • Kur’an’ın cüzlerini ağır ağır okurlar,
  • Onunla nefislerini hüzünlendirir.
  • Hastalıklarının ilacını tesirli hale getirirler.
  • Teşvikten söz eden bir ayete geldiklerinde ona güvenerek sükûn bulurlar.
  • Nefisleri onu özlemle bekler;
  • Özlerinin önünde olduğunu zannederler.
  • Korkutmadan bahseden bir ayete geldiklerinde kalp kulaklarıyla dikkatle dinlerler.
  • Cehennemin sesinin ve bağırtısının, kulaklarının köklerinde olduğunu zannederler.
  • Göbeklerinin üzerine eğilmişler; alınlarını, ellerini, dizlerini ve ayaklarının yanlarını yere sermişler; Allah’tan, Cehennemden azat edilmelerini istemektedirler.
  • Gündüz ise, yumuşak huylu âlimler ve iyi muttakilerdir.
  • Korku, okların sivriltilmesi gibi onları sivriltmiştir.
  • Biri onlara baktığı zaman, onları hasta sanır; oysa o toplulukta hasta yoktur. Bakan kişi, akıllarını yitirdiklerini söyler.
  • Kendilerini itham ederler. Amellerinden dolayı korku içindedirler.
  • Onlardan biri övüldüğünde kendisine söylenenden korkarak, “ben kendimi başkalarından daha iyi biliyorum. Rabbim ise beni benden daha iyi bilir. Allah’ım! Onların söylediklerinden dolayı beni sorumlu tutma! Beni zannettiklerinden daha faziletli kıl. Bilmediklerinden dolayı da beni affet” der.
  • Onlardan herhangi birinin alameti;
  • Onu dinde kuvvetli,
  • Yumuşaklıkta kararlı,
  • Yakin iman sahibi,
  • İlimde hırslı,
  • Hilmde bilgili,
  • Zenginlikte tutumlu,
  • İbadette huşulu,
  • Fakirlikte güzel davranışlı,
  • Şiddet karşısında sabırlı,
  • Helali isteyen,
  • Doğru yolda çalışan gibi tamahkârlıktan uzaklaşmış olarak akşamlar; endişesi zikir olarak sabahlar.
  • Gafletten uyarıldığı şeylere karşı dikkatli,
  • Fazilet ve rahmetten sahip olduğu şeyler için sevinçlidir…
  • Nefsi, hoşlanmadığı şeyleri zor bulursa, nefsinin sevdiği şeyde onun dileğini yerine getirmez.
  • Yumuşaklığı ilimle, sözü de amelle karıştırılmıştır.
  • Onu, emeli yakın, hatası az, kalbi mütevazı, nefsi kanaatkâr, yemesi az, işi kolay, dini iyi korunan, şehveti ölü görürsün.
  • Hayır, ondan umulandır; kötülük ondan emin olunan…
  • Gafillerin arasında olduğunda zikredenlerden yazılır; zikredenlerin arasında olduğunda ise gafillerden yazılmaz.
  • Kendisine zulmedeni affeder; kendisini mahrum bırakana verir; kendisini ziyaret etmeyeni ziyaret eder.
  • Çirkin konuşmadan uzak, sözü yumuşak, kötülüğü kayıp, iyiliği hazır, hayrı gelen, şerri ise dönendir.
  • Sarsıcı olaylarda çok vakarlı, kötü hallere karşı çok sabırlı, rahatlıkta çok şükredendir.
  • Buğz ettiğine zulmetmez; sevdiği kişi için günah işlemez.
  • Hakkında şahitlik yapılmadan önce hakkı tanır.
  • Kendisine emanet edilen şeyi kaybetmez; hatırlatıldığı şeyi unutmaz; komşuya zarar vermez.
  • Musibetlerle alay etmez.
  • Batıla girmez; haktan çıkmaz.
  • Sustuğunda suskunluğu onu üzmez.
  • Güldüğü zaman sesi yükselmez.
  • Zulme uğradığında Allah onun intikamını alıncaya kadar sabreder.
  • Nefsi kendisinden dolayı ezadadır; insanlar kendisinden dolayı rahattadır.
  • Ahireti için nefsini yorar; insanları kendi nefsinden rahatlatır.
  • Uzak kaldığı bir kişiden uzaklaşması, zahitlik ve temizliktendir.
  • Yaklaştığı bir kişiye yaklaşması, yumuşaklık ve rahmettendir.
  • Uzaklaşması, kibir ve büyüklenmeden dolayı değildir; Yaklaşması da hilekârlık ve aldatma amacıyla değildir.

Ey İnsan! Söz ve Eylem Sırası Sende!

Artık ardına bakma, artık esaretin için fısıldanan vesvese ve desiselerden yüz çevir… Öncekilerin yanlışı sonrakilerin mazereti olamaz. Hakikat sabık olanın değil sadık olanındır. Sadece Rabbine dön yüzünü ve O’na doğru yol tut. İlmi, irfanı ve bürhanı hayatından eksik etme… Sabahları yeminlerinizi yineleyip dosdoğru çıktığınız yoldan akşam yay gibi eğri gelmeyin. Bunu kendinize ihanet bilin. Başkalarının ayıplarına göz dikecek kadar hakikatin avukatçılığını yapmayın. En büyük erdem, kendi söz ve eylemlerinizdeki devrimdedir. Önce kendi günahı, kendi hataları için ağlayanlar doğru yola adım atmışlar ve doğru yerden başlamışlar demektir. Kendi nefsiyle meşgul olmak istikrarın ve dünyevileşmemenin bir numaralı panzehiridir. Ve “İmana saray olan yüreğinizin kapısında, şeytan’a ve şeytanlara karşı nöbet bekleyin! İç ve dış saldırganlara karşı tetikte olun! Veya: Cennete ulaşan yolda ulaştığınız son noktadan bir adım geri atmayın! Ey İman iddiasında bulunanlar! İddianızı isbat için şu dört şeyi yapın; İmanınıza yönelik saldırılara karşı direnin. Direnişte dayanışın ve yarışın. Bir yangın kulesi nöbetçisi gibi müteyakkız olun. Sorumlu davranın ve firar etmeyin.” (M. İslâmoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s.142).

Ahiretin tarifsiz mutluluğunu, dünyanın geçici metasına karşı değiştirmeyin. Doğru olanı yanlışla, iyi olanı kötüyle değiştirmeyin. Yani hakkı batılla, hakikati hurafeyle, gerçek olanı sahte olanla değiştirmeyin!

Ey Paramparça Olan İnsan!

 “Ey parçayı gören, parça parça yaşayan ve paramparça olan insan! Bütünü göremiyorsun, bir adım sonra başına neyin geleceğini bilemiyorsun, itiraf et! Bari gören ve bilen Allah’a inan ve O’na teslim ol!” (M. İslâmoğlu Hayat Kitabı Kur’an, s.815).

ÖMER NOYAN