DENEME

İNKILAP AYIDIR RAMAZAN

Bünyamin DOĞRUER

 

Ramazan’ın değerli ve mübarek olduğunu bize bildiren Kur’an’dır. Hak ile batılı ayırmak ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere Kur’an indirilmeye başlandı. Arınmak, tekâmül etmek dünya imtihanını kazanmak ve kurtuluşa ermek için mutlaka doğru bir yaklaşımla Kur’an’ı okumak, öğüt almak ve onunla amel etmek, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak mecburiyetimiz vardır. Ramazan vesilesi ile Kur’an’ı hayatımızın merkezine almalıyız ve onu bir daha terk edilmiş konumda bırakmamamız gerektiğini anlamalıyız.

İslam’ın özel ve mübarek gördüğü zaman dilimleri ve mekânlar vardır. Mescid-i Haram, Emin Belde, Kâbe, Mekke, Kudüs gibi mekânlar. Ramazan ayı, cuma günü, Kadir gecesi gibi zaman dilimleri. İslam’ın zaman ve mekân tasavvurunda mutlak iyi ve mutlak kötü yoktur. Salih amellerin uygulandığı, yapılan hayırlarla içinin doldurulduğu zaman ve mekânlar değerlidir. Günleri, geceleri ve mekânları mübarek kılan Allah’tır. Mukaddes kılma yetkisi sadece Allah’ındır.

Ramazan Kur’an’ın bu ayda indirilmeye başlanması ve Allah’ın emri olan orucun bu aya has kılınması sebebiyle mübarektir. Kur’an’da bildirildiği gibi “Ramazan ayı insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan, Kur’an’ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya erişirse oruç tutsun…”   (Bakara 2/185)

Dinimizin din, ibadetlerimizin ibadet, Ramazanlarımızın Ramazan, oruçlarımızın oruç olmaktan çıktığı, adeta gösterişe, riyakârlığa, şova, tüketim çılgınlığına dönüştüğü, içerikten, ihlastan, derinlikten uzaklaşıp sığlaştığı, anlam ve istikamet kaybına uğradığı, tamamıyla gösterişçi dindarlık formuna indirgendiği bir asırda, Ramazan ayının önemini vurgulayan Bakara suresinin 185. ayetine baktığımızda, Kur’an’ın gösterdiği yoldan yürümeye gayret gösteriyorsak, haram-helal, doğru-yanlış, Hak-Bâtıl, faydalı-zararlı, pis-temiz, ayrımını Kur’an’a göre yapıyorsak, Kur’an’ı anlamaya çalışıyor, hayatımızı ona göre şekillendiriyorsak, Hâdi olan, Furkan olan, Beyyinât olan bu yüce kitabımızın bizlere niçin gönderildiğini anlamış oluruz. Her Ramazan ayında insanlar, Kur’an’ın anlamını ve maksadını anlama noktasında, Kur’an’ın ruhuna uyan tavırlar ve ameller göstererek, arınmalarını gerçekleştirmesi gerekir.

Oruçla insan kendini kontrol eder:

Oruç (savm), tutmak, yakalamak, kontrol etmek demektir. İnsan oruçla, istek ve arzularını kontrol ederek onların mahkûmu değil hâkimi olur. Oruçlu insan, her türlü nefsî istek ve arzularına karşı mukavemet edip sabreder. Oruç tutan bir insan empati yaparak, kendini başkalarının yerine koyar, başkalarıyla ilgilenir, onların halini anlar ve gerekeni yapar.

Ramazan ve oruç insanın ihmal edilen, eksilen, yıkılan, yok olan yerlerini inşa edip, yeniden arındırıp, tezkiye eder. İç dünyamızı kulluk ekseninde düzenler. Vahyin amacı gereği adanmışlık ruhu oluşturur.

Maalesef günümüzde tüm ibadetlerde olduğu gibi, oruç ibadetinde de anlam ve eksen kaybı yaşandığını görüyoruz. Ramazan içi boş bir forma, folklorik bir örf ve âdete veya perhiz ve diyete indirgenerek anlam kaybına uğramıştır. Kur’an ayı Ramazan giderek Kur’an’dan kopuk bağımsız bir kutsallığa yükseltilmiştir. Halkımızın çoğu Ramazan ve orucu Kur’an’ın öngördüğü ve Peygamberin hayatında sergilediği şekilde algılamamaktadır. Ramazan modern ve geleneksel hurafelerin kucaklaştığı birbirlerini beslediği bir ay haline getirilmektedir. Ramazan bir rant kapısı olarak her yıl türbe ziyaretlerine turlar düzenlenerek, beş yıldızlı otellerde iftar programları verilerek bir şova, festivale, eğlenceye dönüştürülmüş durumdadır. Hatta belediyelerin Ramazan eğlenceleri, konserleri, Hacivat-Karagöz oyunları, çocukların zihin dünyasında içi boş bir Ramazan algısı bırakmaktadır.

Ramazan ayı, tam bir tahrif edilmiş ay konumuna indirgenmiştir. Ramazan dışında, helal-haram, meşru-gayrimeşru ölçülere dikkat etmeyenler Ramazan’da yaptıkları ibadetleri bir yıllık günahlarının kefareti olarak görebilmektedirler.

Tarihten devralınan muhkem ve tevhidi düşüncenin oluşturduğu sahih geleneğin yerini; giderek bozulmuş, vahiyle çelişen, tevhidi kökünden koparılmış değerlerin oluşturduğu muharref gelenek aldı. Bugün gelinen nokta, artık toplumun ve Müslümanım diyenlerin önemli bir kısmını içine almış bulunan geleneksel İslam, iyice bulanıklaşıp tevhidi netliğini kaybetmiş, geleneğin ürettiği pek çok bidat ve hurafe ile malul eklektik bir İslam anlayışını ifade etmektedir.

Ramazan ayı, Kur’an’la bütünleşme ayıdır. Allah’ın vahyini insanlara ulaştırma ayıdır. Kirlerden arınıp her ayı Ramazan’mış gibi geçirme bilincine ulaşma ayıdır. Ramazan tüketim, eğlence, diyet ayı değildir. Tasavvurumuzu, aklımızı, nefsimizi Kur’an’la yeniden ıslah etme gözden geçirme ayıdır.

Oruç, Kur’an’ın ortaya koyduğu hayat tarzının içinde ibadetler bütününün parçası olarak bir yer işgal etmekte ve böyle anlam kazanmaktadır. Ancak bu muhteşem kulluk bütününün içinde insanı arındırma, tekâmül ettirme, olgunlaştırma ve Allah rızasını kazandırma fonksiyonunu ifa edebilmektedir. Kur’an’la ilişki doğru ve sağlam değilse oruç dahil bütün ibadetler, insanın tekamülüne katkısı olmayan formel uygulamalardan öte geçemeyecektir. Kur’an’la bağını sürdüren ve İbadetler içindeki anlamlı yerini koruyan oruç, insana kendini ve Rabbini bilmenin sorumluklarının farkına varmanın önünü ve imkânlarını açar. İbadetler bütününden ve Kur’an’dan soyutlanmış oruç ise, anlamını ve işlevini yitirerek içi boş bir forma dönüşmektedir.

Modern çağda oruç; ibadet, kulluk, arınma ve infakı da içine alan sosyal boyutunu giderek kaybetmiş, nefsi, siyasi, ticari, şov ve reklam aracı haline getirilerek lüks otellerde gösterişe dayalı iftarlar yaygınlaşmıştır. Fakir ve muhtaçlar yerine kalburüstü tabakaya verilen iftarlar, kimileri açısından güç ve gövde gösterisine dönüşmüş bulunmaktadır. İftar çadırları da çoğu kez politik bir istismar ve siyasi propaganda vesilesi kılınmaktadır. Halkın sefilliğini giderecek projeler üretmesi gerekenler, iftar çadırlarıyla sanki suçlarını örtmeye çalışmaktadırlar.

Hâlbuki sadaka ve infakta gözetilmesi gereken incelikle bağdaşmayan kaba bir yöntemle, halka açıktan medyatik ortamlarda propaganda edilerek verilen iftarlar ve dağıtılan yardımlar hem gösterişe imkân verdiği için, Ramazan ve Kur’an’ın ruh ve manasına aykırı düşmekte, hem de fakir insanların rencide edilmesi bakımından da ahlakilik boyutunda zaafa yol açmakta ve faziletli davranış olmaktan uzaklaşmaktadır. Sonuçta dini bir vecibe ve ibadet boyutu ikinci plana atılan oruç, folklorlaştırma ve eğlence eğilimli bidatlerle dejenere edilmektedir. Ramazan, tıpkı taklit edilen batının paskalya ve karnavallarını andıran bir festival boyutuna sürüklenmektedir.

Oruç; Rabbimizle, insanlarla ve nefsimizle olan ilişkilerimizde ortaya çıkan olumsuzluklardan arınma, duygularımızı ve çabalarımızı güçlendiren, sorumluluklarımızı hatırlatıp yeniden kuşanmamıza vesile olan tevhidi bir eylemdir. Özümüzde tevhidi bir inkılabı gerçekleştirmenin birey ve toplumun özüne dönmesine ivme kazandırmanın güçlü vesilesidir. Zaaflardan arınmanın, Rabbimiz için mahrumiyetleri ve güçlükleri göğüsleyebilmenin ve zorluklara mukavemet gösterebilmenin eğitimidir.

Oruç; ruhun ve kalbin, Kur’an’ın ruhuyla aydınlatılması ve mutmain hale getirilmesi sonucunu elde etmek amacıyla bedenin açlıkla, şehevi arzulara sınırlar koyarak terbiye edilmesidir. Kulluk ve ibadet bilincimizi yükseltmek, imanın, arınmanın, tekâmülün yolunu açmak, akleden kalbi harekete geçirmek, dünyanın süslerinin azdırıcı etkisinden, şehevi arzuların, hevânın, hırsların etki alanından kurtulmak için bir terbiye yöntemidir.

Ramazanı bir uyanış ve dirilişin, Kur’an’la yeniden ihyâ ve inşânın vesilesi kılmak gerekir. Kur’an’la sağlam bir ilişki içine girmenin başlangıcı kılmak gerekir.

Ramazan; tarihin şahit olduğu en büyük inkılap ayıdır. O ay, insanlığı karanlıktan, şaşkınlıktan, zulümden arındıracak olan kurtuluş kılavuzumuzun, Rabbimiz tarafından elçisine bahşedildiği aydır.

Oruç; yemek, içmek gibi en temel ve vazgeçilmez ihtiyaçlarımıza karşı, Rabbimize bağlılığımızın gereği olarak gerçekleştirdiğimiz sınırlı bir başkaldırı eylemidir.

Oruç gün boyu insanın tevhidi bir bilinçle en temel dürtülerini sabırla susturup, insanı kul kılan hikmetin enginliğini hissetmesi ve akşam ezanıyla birlikte Rabbimizin lütfettiği nimetlerin değerini kavramasıdır.

Ramazan oruç ayıdır. Müslümanları tehdit eden baskıyla işkenceyle korkutmaya ve sindirmeye çalışan azgınlara, müfsitlere, zalimlere karşı ilk darbenin indirildiği ayın adı olan Ramazan, küfrün belini kıran şanlı Bedir Zaferi’nin tanığıdır.

Zihinlerde, sosyal ilişkilerde, mabetlerde, siyasal iktidarda ve tüm sosyal kurumlarda yaşamakta olan şirki defetmek ve vahyin buyruklarını ikame etmek için, mahrumların ve mustazafların hakları için, müstekbirlere, emperyalist kâfirlere, kapitalist haramzadelere, komprador ağalara, beylere ve bütün zalimlere hesap sormak için, inkılap ayıdır Ramazan…

Filistinli, Somalili, Türkistanlı, Suriyeli, Morolu, Afganlı tüm kardeşlerimizin fiili acılarını yüreğimizde hissedeceğimiz, işgal altındaki Kudüs’ün ve İslam topraklarının derdini en çok dert edineceğimiz aydır Ramazan…

‘’Kendi durumumuzu değiştirmedikçe, Allah’ın durumlarını değiştirmeyeceğine iman etmiş.’’, yitirilen vahyin aydınlığın yüzyıllara uzayan karanlığından sıyrılmaya azimli, sömürgeleşmeden önce kendi halinin sömürüye müsait hale geldiğinin farkına varmış, atalar dinini değil, vahiy ölçüsünü esas alan ve tarihten dersler çıkaran, İslam-ı, Allah’ın Resulüne indirdiği netliğiyle yaşamaya ve yaşatmaya çalışan inkılap ayıdır Ramazan…

Kur’an’ın indiği Ramazan ayı; inanmışı inanmayandan, iyiyi kötüden, akı karadan, ahiret özünü dünya köpüğünden seçerek ve ayırarak, İslamlık şahsiyetinin manevi benliğinin surları gibi insanlığın önünde ve ufkunda erişilmez ve yıkılmaz duvarlar gibi yükselecektir.

Oruç; bu ümmete bağışlanmış, ölüyü diriden ayıran, fark ettiren bir nimet ve emanettir.

Oruç; tüm bedenimize, ruhumuza, yaşadığımız toprak parçasına, evlerimize gökyüzünün mührünü vurur. Ruhumuzu kölelikten azat eder.

Oruç; bir medeniyet bir yeniden diriliş, İslam’ın aydınlığına koşanlara bir umut, bir müjde, kalbimize teselli ve mutmainlik veren ilahi söz, rızkımıza bir berekettir.

Oruç, insana koşarak gelir ve bizlere ebedi ve ölümsüz hakikatler katar.

Ramazan ayı, muhasebe ve hesap ayı, Kerîm olan kitabı anlama, idrak etme ayıdır.

Kafaları ve kalpleri kaplamış kurşun ağırlığındaki simsiyah kirlerden arınma ayıdır.

Velhasıl oruç…

İçimizin kurak iklimlerine boşalan ilahi bir yağmurdur…