İyilik ve hayır yapma, insanın fıtratından kaynaklanan vicdanî bir duygudur. Bu itibarla, fıtratının sesini dinleyen her vicdan sahibi, dinî inanışı ne olursa olsun, başkalarına iyilik yapma ve ihtiyaç sahiplerine infakta bulunma duygusuna sahiptir. Bu hakikat İbn Haldun’da “insan fıtraten hayırhahtır” şeklinde ifadesini bulmuştur. İnsanın içindeki bu iyilik yapma duygusu, kişinin sahip olduğu mal ve servetinden ihtiyaç sahiplerine harcama yapmak şeklinde tezahür ettiği zaman, hayır işlemi fazilet anlayışına dönüşür ve ahlakî değer üreten toplumsal-ekonomik bir yapıyı oluşturur.

Kur’an-ı Kerim ve hadislerde geçen zekât, sadaka, iyilik, hayr, infak, îsâr, i’âre, hediye, kurban, karz-ı hasen vb. kelime ve kavramlar daima, Allah’ın rızasını kazanmak için “harcama”ya, yani “verme”ye işaret ederler. İslam âlimleri de söz konusu âyet ve hadislerden yola çıkarak şu genel kanaate ulaşmışlardır: Allah’ın rızası ve hoşnutluğunu kazanma niyetiyle, Müslümanların savunması başta olmak üzere, hac hizmetlerinden yoksulların desteklenmesine, okul, cami, yol, köprü, çeşme ve bakımevleri gibi toplumsal hizmet ve hayır müesseselerinin kurulması ve güçlendirilmesine varıncaya kadar yapılan her türlü harcama, “Allah yolunda infak” kapsamına girer.

Bu genel çerçeveyi göz önünde bulundurarak “infak” kavramını şu şekilde tanımlamamız mümkündür: Allah’ın hoşnutluğunu ve âhiret mutluluğunu kazanmak niyetiyle, kendisine emanet olarak verilen (Nûr 24/33, Hadîd 57/7) servetinden Müslüman’ın harcama yapması demektir. Bu bakımdan infak, hem farz olan zekâtı hem, de zorunlu olmayan her türlü hayrı içermektedir (DİA, “İnfak” md.).

Kur’an ve Hz. Peygamber’in hadislerini anlayıp yaşamayı hedeflerinin başına yerleştiren Müslümanlar, her devir ve dönemde kervansaraylar, şifahaneler, imarethaneler; bazen de tüm bunların bir arada yer aldığı külliyeler gibi hayır müesseseleri vücuda getirmişlerdir. Biz Müslümanlar, sadece insanların değil, şu yerkürede birlikte yaşadığımız diğer varlıkların ihtiyaçlarını bile gidermek için vakıflar kuran bir “hayır medeniyeti”nin temsilcileriyiz.

İşte bu hayır medeniyetinin Anadolu topraklarındaki temsilcileri, günümüzde yardım faaliyetlerini çeşitli vakıf ve derneklerin çatısı altında yürütmektedirler. Ancak bu vakıf ve dernekler genelde, her türlü sosyal ve kültürel faaliyetlerinin yanında, ihtiyaç sahiplerine yönelik yardım hizmetlerini de, güçlerinin yettiği oranda, ancak amatörce yerine getirmektedirler.

1990’lı yılların sonu ile 2000’li yılların başlarına geldiğimizde, sadece yardım(laşma) faaliyetlerini organize eden ve bütün mesaisini buna hasreden “İHH İnsani Yardım Vakfı” gibi bazı “infak kurumları” oluşturulmaya başlandı. Görsel medyadaki birtakım programlardan hareketle (örneğin “Deniz Feneri” derneği “Şehir ve Ramazan” programından hareketle, “Kimse Yok mu” derneği de yine aynı adla yayınlanan bir programdan yola çıkarak) faaliyetlerine başlamış olan bu özel “infak kurumları”, Müslüman halkımızın teveccühünü kazanmıştır. Halkın bu hayır kurumlarına yoğun teveccühü, Cansuyu, Yardımeli dernekleri gibi bütün mesaisini, veren el ile alan el arasında köprü olmaya tahsis etmiş, uluslararası ölçekte yeni infak kurumlarının ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Söz konusu infak kurumları, son yıllarda ülke sınırlarını aşarak, dünyanın herhangi bir yerindeki yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Özellikle savaş ve yoksulluğun iç içe geçtiği Filistin ve Keşmir gibi coğrafyalarda, tabii âfetlerden etkilenen Endonezya ve Pakistan gibi ülkelerde, bilhassa yoksulluk ve iç savaşların hüküm sürdüğü bazı Afrika ülkelerinde, bu hayır kurumlarının gerçekleştirdiği yardım faaliyetleri, dar anlamdaki “yardımlaşma hizmetleri”nin ötesine geçerek, toplum ve devletlerin yakınlaşmasına vesile olmuştur. Mesela son dönemlerdeki bazı Afrika ülkelerine yönelik sağlık, gıda ve temiz su kuyuları açma projeleri, hem ülkemizin bu ülkeler ve toplumları nezdindeki itibarını yükseltmiş, hem de bu yardımlarda emeği geçen her Müslüman için bir tebliğ vazifesi görmüştür.

Bu dünyanın en zenginleri olmamalarına rağmen, özel olarak din kardeşlerini, genel olarak da yeryüzünün bütün geri bırakılmış halklarını düşünerek infakta bulunan ve bu infakları hak sahiplerine ulaştırmak için çeşitli dernek ve vakıflar kuran bu coğrafyanın fedakâr insanları, aslında yeni ve yaşanabilir bir dünyanın kapılarını da aralamaktadırlar.

Tam da bu aşamada, söz konusu infak kurumlarımız dahilî ve haricî “fitne odakları” tarafından yıpratılmaya çalışılmaktadır. Bu hayır kurumlarını, yardımlarıyla destek veren halkımızın gözünde kötü göstermeye ve neticede işlevsiz hale getirmeye çalışan bu odaklar, sahip oldukları bütün silahlarını da kullanmaktadırlar. Tabii ki fitne odaklarının işi fitne ve kargaşa çıkarmaktır. Ancak bu aşamada bizlerin de yapması gereken işler vardır. Kötü niyetli insanlara fırsat vermemek için atılması gereken adımlar vardır.

İnfak kurumlarının güvenilirliğini yitirmemesi ve kötü niyetli insan (ya da odakların) istedikleri gibi bu kurumlara etki etmemesi için, hem iç denetimlerinin en iyi ve sağlıklı bir şekilde yapılması, hem de dış denetime açık olmaları ve mümkünse bu dış denetim mekanizmalarını bir an önce oluşturmaları gerekmektedir.

Aslında bu infak kurumları, dernek ve vakıf adı altında yapılandıkları için, zorunlu olarak denetleme kurullarının bulunduğunu söylemek mümkündür. Ancak bunların işlevselliğinin ve denetim gücünün ne ölçüde olduğu tartışmalıdır. Çünkü bizim bütün vakıf ve dernek faaliyetlerimizde olduğu gibi infak kurumlarında da bütün işler “güven esası”na dayanmaktadır. Ayrıca daha yolun başında olan bu kurumlarımız çalışmalarını amatörce ve el yordamıyla yürütmektedirler.

Ciddi ve yaptırımı olan bir denetim mekanizmasının olmadığı kurumlarda, iyi niyetli ama ehliyetsiz ve liyakatsiz çalışanların yanlışları ile kötü niyetle bu kurumlara sızmış (ya da özel olarak yerleştirilmiş) kişilerin bilinçli olarak yaptıkları hata ve eksiklikler, zamanı ve yeri geldiğinde, yukarıda sözünü ettiğimiz “fitne odakları” tarafından kullanılmaktadır. Bu yüzden bu tür faaliyetlerde profesyonel olarak görev alacak vasıflı insan sayısının bir hayli az olduğu günümüzde, hayır kurumlarımızın ortaklaşa hareket ederek, bu konudaki açığı kapatmaları gerekmektedir. Zira bir kurumdaki küçük bir hata ve yanlış, fitne odakları tarafından genelleştirilerek bütün hayır kurumlarının -hatta bütün hayır sahiplerinin- karalanmasına sebep olmaktadır.

En son Almanya’daki “Deniz Feneri eV” davasını bir de bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekmektedir. Bu dava ve akabinde kopartılan fırtına, resmî bağı bulunmamasına rağmen, sadece isim benzerliği sebebiyle Türkiye’deki Deniz Feneri derneğine ciddi zararlar vermiştir. Oysa ülkemizdeki infak kurumları arasında en ciddi şekilde organize olmuş ve iç denetiminin dışında, İçişleri Bakanlığı denetçileri, ISO denetçileri ve uluslararası bağımsız denetçiler tarafından yılda iki defa denetlenen ve bir de bütün bağışçı ve gönüllülerin denetimine açık olan bir dernekten bahsediyoruz. Bu dava vesilesiyle fitne odakları, sadece ülkemizdeki infak kurumlarını yıpratmakla kalmamış, işi bu ülkeye hükümet edenleri yıpratmaya kadar götürmüşlerdir.

Dolayısıyla, ülkemizde faaliyet yürüten infak kurumları, hem iç denetimlerini en ciddi şekilde yapmalılar, hem de kendilerini denetleyecek uluslararası standartlara uygun “bağımsız denetim” organları oluşturabilmelidirler. Bağımsız denetleyiciler tarafından denetlenen her yardım kuruluşu, sadece kendi bağışçılarının/gönüllülerinin değil, başkalarının da güvenini kazanır. Özellikle son zamanlarda her cemaatin/câmianın bir “yardım derneği”nin oluşmaya başladığı dikkate alınırsa, denetime daha fazla ihtiyaç olduğu ortaya çıkar.

Gönüllerin mutmain olması, dışarıdan gelecek eleştirilere gerekli cevapların verilebilmesi ve güvenilirliğimizin garanti altına alınması için denetim mekanizmalarının iyi işletilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede oluşturulacak bir çatı kuruluşu, hem yapılan yardımların daha organize bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlayacak, hem de muhtemel karalama ve yıldırma operasyonlarına karşı daha ciddi ve güvenli savunma mekanizmalarını işletebilecektir.

Güven iyidir, ama denetlemek ve profesyonelce çalışmak daha iyidir.

ŞAHİN GÜVEN