İbrahim: Babalık Ve Dostluk Simgesi

Sûre insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilahi kelama (kur’an’a) atıf yaparak başlar ve her elçinin mutlaka kendi halkının diliyle gönderildiğine dikkat çeker.

Tarih : Mart 07, 2016
Sayı : Temmuz-Ağustos 2014
Konu : İrfan
Yazar :Kadir CANATAN

İbrahim Suresi, ilk etapta, Yusuf Suresi’nde olduğu gibi, bir büyük peygamberin (Hz. İbrahim) kıssasının anlatıldığı ya da anlatılacağı bir sure izlenimi verir, fakat bu yanıltıcıdır. Mekkî olduğu konusunda üzerinde ittifak olan bu surenin İbrahim Suresi olarak adlandırılmasının sebebi başkadır. Sure, insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilahi kelama (Kur’an’a) atıf yaparak başlar ve her elçinin mutlaka kendi halkının diliyle gönderildiğine dikkat çeker. Ardından Hz. Musa’nın hikâyesinin bir kısmının anlatıldığı bölümler gelir. Surenin 35. ayetine gelindiğinde, bu surenin isminin gerekçesi olan Hz. İbrahim’in duasıyla karşı karşıya kalırız. Bu duanın tamamı şöyledir: 

“Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” “Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.” “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” “Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.” “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim, 14:35-41).

Bu duadan, biz Hz. İbrahim’in Mekke ve Arap halkına yabancı olmadığını öğreniyoruz. İslami kaynaklara göre Hz. İbrahim Mezopotamya’da Keldani kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Araplar ile İsrailoğullarının ortak atasıdır. Arap kavmi, onun iki çocuğundan biri olan İsmail’den, İsrailoğulları ise İshak’tan türemiştir. Kuran’a göre İbrahim tefekkür yoluyla Allah’ı bulmuş nadir insanlardan biridir. İçinden geldiği kavmi putperestti ve putperestliğe karşı savaşmaya başlamasıyla hızla dönemin kralı olan Nemrut’a jurnallenmiştir. Onunla mücadelesi Hz. İbrahim’i hicret etmeye zorlamış ve bu sebeple birçok memleket gezmiştir. Dolaştığı yöreler Şam, Filistin, Mısır ve Mekke gibi beldelerdir. Kudüs şehrinde vefat etmiştir.

Hz. İbrahim’in, karısı Hacer ve ondan doğan oğlu İsmail’i Mekke’ye götürmesi, diğer eşi olan Sare’nin kıskançlığı ve talebi üzerine gerçekleşmiştir. İsmail, burada büyümüş ve evlenmiştir. Annesi Hacer öldükten sonra, Hz. İbrahim oğlunu ziyaret etmek üzere yeniden Mekke’ye gelmiş ve birlikte Kâbe’yi yeniden inşa etmişlerdir. Bundan sonra Şam’a geri dönen İbrahim, tüm ailesiyle bir kez daha Kâbe’ye hacca gelecektir. Üç kez Mekke’ye gelmiş olan İbrahim’in ayak izinin bulunduğu Makam-ı İbrahim, o günden beri Araplar arasında bilinmektedir.

İlgili surede İbrahim’in duasının Mekkelilere aktarılması, Kureyşlilere verilen özel nimet ve ayrıcalıkları hatırlatma amacına yöneliktir. İbrahim duasında “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut” diye niyaz etmiştir. Fakat Mekkeliler bu duanın aksine, Allah’ın kendileri için verdiği nimetleri unutmuşlar ve zaman içinde putlara tapar hale gelmişlerdir.

Hz. İbrahim, sadece Kuran’da değil, Tevrat ve İncil’de de bilinen bir figürdür. Fakat bu kaynaklarda onun nebevi kimliği açık ve net değildir. Bu sebeple olsa gerektir ki, Kuran Hz. İbrahim’in kimliğinin tartışma konusu olduğunu haber vermektedir. Kur’an, Kitap ehline şöyle soruyor: “Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Al-i İmran, 3:65-67). Buradan verilen bilgilerden, Tevrat ve İncil’den önceki bir zaman diliminde yaşadığı halde, ona Yahudi ve Hıristiyanların kendi dinî kimliklerini atfettikleri anlaşılmaktadır. Oysa Kur’an onun “Yahudi” veya “Hıristiyan” olmadığını, sadece Allaha teslim olmuş bir kişi (yani müslüman) olduğu vurgulanmaktadır. Belki burada, İslam’ın ve İslam’a mensup Müslümanların da ondan çok sonra yaşadığı söylenerek, tarihsel olarak bunun da mümkün olmadığı iddia edilebilir. Zaten Kur’an, onun hakkında büyük harfle yazılan “Müslüman” anlamında değil, Allaha teslim olan kişi anlamında “müslüman” (muslimen) olduğunu beyan etmektedir. Bu anlamda tarih boyunca Allah’a yönelmiş ve onu “bir”lemiş olan herkes müslümandır. Yine aynı şekilde gelmiş geçmiş tüm dinlerin ismi de islamdır. Çünkü tüm bu dinler aynı kaynaktan gelmiştir. Farklı isimlerle isimlendirilmeleri sonraki dönemlerde gerçekleşmiştir.

Hz. İbrahim’in dinsel kimliği tartışma konusu yapılsa da, her üç dinin kaynakları onu bir taraftan İsrail ve Arap halkının babası, diğer taraftan da söz konusu dinlerin atası olarak kabul ederler. Bu bakımdan Hz. İbrahim “baba”lık simgesini hak etmiştir. Nitekim Tevrat’ın Tekvin bölümünde Hz. İbrahim için “Sen pek çok milletin babası olacaksın” (17:4) denilmektedir. Zaten İbrahim ismi de Sami dillerinde baba anlamına gelen "Ab" ve yüce anlamına gelen "Raam/Raham" kelimelerinin birleşimiyle oluşmakta ve “yüce baba” veya “yüceltilmişlerin babası” anlamına gelmektedir. RahmanRahim ve İbrahim gibi kelimelerin kökenleri konusunda araştırmacı-yazar İhsan Eliaçıkşu açıklamaları yapmaktadır: Bu kökten gelen kelimelerin eski dünya dillerinde meşhur ve yaygın olduğunu görüyoruz; Akadcada dölyatağı, rahîm (remu), merhamet eden tanrı (remânu), Aramice rahîm, merhamet (rhm), İbranîce rahîm, merhamet (raham), Hindçe iyilik tanrısı (Brahma) hep aynı kökten gelir. Sevginin ve merhametin babası anlamına gelen Eb-Raham’ın bütün Sami dillerinde ve hatta Hindçede bile kullanıldığını görülür. Buralardan evrilerek Arapçaya İbrahim olarak geldiği anlaşılıyor.

Kökünü Hz. İbrahim’e kadar götüren Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi dinlere “İbrahimî dinler” denilmesi boşuna değildir. İbrahimî dinlerin bazı ortak özellikleri konusunda şunlar söylenebilir: İlk olarak bu dinler, Allah’ı birleyen tevhidî ya da monoteist dinlerdir. İkinci olarak bu dinler, bugün Ortadoğu diye bilinen coğrafyada doğmuş ve buradan dünyaya yayılmış olan dinlerdir. Üçüncü olarak bu dinler İbrahim’den önce ve sonra gelen pek çok ortak peygambere sahiptirler. Dördüncü olarak bu dinler, kendi mensuplarına ahiret inancını telkin ederler. Son olarak Kudüs şehrini kutlu ya da mübarek kabul ederler.

Her ne kadar İbrahim Suresi, Hz. İbrahim’in kıssasının anlatıldığı bir sure değilse de Kur’an değişik surelerde ve değişik vesilelerle ona genişçe yer verir. Fragmenter bir karaktere sahip olan bu kıssalarda, Hz. İbrahim’in hayatının birçok evresi ve boyutu açıklığa kavuşturulur. Özetle, Hz. İbrahim;

1)   Kendisinden önce gelmiş ve insanlığın “ikinci” atası sayılan Nuh peygamberin dini üzere olan hanif bir kimsedir;

2)   Onun kavmi putperest olduğu halde o putperestlikle aktif olarak mücadele etmiş ve tefekkür yoluyla tek Tanrı inancına ulaşmıştır;

3)   O kendisi peygamberlikle görevlendirilmekle kalmamış, onun neslinden de birçok peygamber gelmiştir;

4)   Çok yaşlı olduğu bir zamanda çocukla müjdelenmiştir;

5)   Kurban geleneği, oğlu İsmail’i Allah için kurban etmek istemesiyle başlamış ve kökleşmiştir;

6)   Oğlu İsmail’le Kâbe’yi yeniden inşa etmiştir;

7)   Tanrılık iddiasında bulunan kral Nemrut’la mücadele etmiştir;

8)   Nemrut, onu ateşe atıp yakmak istemiştir, fakat ateş onu yakmamıştır;

9)   Soyu, oğulları olan İsmail ve İshak yoluyla devam etmiştir. Dolayısıyla Ortadoğu’daki iki halkın (Arap ve İsrailoğulları) atasıdır.

Tüm bu özellikleri yanında onun bir özelliği daha var ki, İslam kültüründe Hz. İbrahim daha çok bu özelliğiyle simgeleşmiş bir peygamberdir: O, Halilullah’tır, yani Allah dostudur. Allah, onu dost edindiğini Kuran’da açıkça beyan etmiştir:   “İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir. Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi.” (Nisa, 4:123-125).

Dost ne demektir ve Allah’ın İbrahim’i dost edinmesi ne anlama gelmektedir?

Kuran’da “veli” kelimesinin karşılığı olarak “dost” kelimesi pek çok yerde geçer. Veli kelimesinin kökü ‘vela’dır. Bunun masdarı da velayettir. Vela ve velayet, sözlükte, arada bir şey bulunmadan bitişiklik, yan yana olma ve yaklaşma manasına gelir. Bu anlamdan hareketle velayet kavramına; arkadaşlık, niyet, yer, zaman, din ve nisbette, yardımda, inançta tam bir yakınlık anlamı verilmektedir… Veli ise, sözlükte dost, yardımcı, birinin işini üstlenen, yönetici, yakınlık, bir şeyin sahibi gibi anlamlara gelir. Veli kelimesinin çoğulu “evliya”dır. Halk arasında evliya denilince, Allah yanında özel ve ayrıcalıklı bir pozisyonu olan insanlar akla gelir. Bu pozisyonlarından dolayı evliya, aynı zamanda keramet ehlidir; bazı olağanüstü işler ve hallere sahiptir.

Kur’an, bu halk inanışlarıyla çelişen bilgiler ve öğütlerle doludur. Gerçekte, bazı özel insanlar değil, tüm mü’minler Allah’ın velisidir. Kanıt isteyenler, Bakara Suresinin şu ayetini iyice okuyup düşünebilirler: “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (2:257). Bir başka Kur’an ayeti velilerin özelliklerini şöyle anlatıyor: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. (Yunus, 10:62-64). Aslında, Kur’an deyimiyle takva sahibi olan, yani Allah karşısında sorumluluk bilincine sahip olan herkes velidir ya da başka bir deyişle “evliyaullah”tandır.

Pekiyi, eğer her mü’min Allah’a veli (dost) olabiliyorsa Allah’ın Hz. İbrahim’i dost edinmesi niçin sıra-dışı ve olağanüstü olsun ki?

Bu sorunun ilk ipucunu, bize doğrudan Kur’an vermektedir. İlginçtir, Hz. İbrahim için söylenen Bakara Suresi’ndeki “Allah, İbrahim’i dost edindi”ifadesinde, dost diye tercüme edilen kelime, Kur’an’da yaygın olarak geçen veli/dost kelimesi değil, “halil” kelimesidir. Nitekim halk arasında Hz. İbrahim için söylenen “Halilullah” deyiminde de bunu açıkça görmekteyiz. Bunun herhalde özel bir anlamı olmalıdır.

İbn Arabi, “Fususu’l-Hikem” adlı eserinde “İbrahimî” kelimesinde “müheyyeme” hikmetinin bulunduğuna işaret etmiştir. “Müheyyeme”, “heyam” veya “heyman”dan türetilmiştir; anlamı sevgide aşırılık demektir. Halil, sevgisinde aşırı, sevdiğine karşı ihlaslı olan demektir. Bu, sufilerin ifadesine göre zahir anlatımdır. Gerçekte bu isim, insan-ı kamil cinsinin remzidir. İnsan-ı kâmil, bütün ilahi isim ve sıfatları kapsayan kâmil tecelligâh veya Hakkın kâmil mazharıdır. İbrahim, sırf kendisine “Allah’ın dostu (halil) ” diye işaret edildiği için bu rolü ifa etmek için seçilmiştir. Halil, “hullet” yani “sadakat” kelimesi yerine, “tahallul” ve “sereyan etmek”ten alındığında, İbrahim’in niçin insan-ı kâmilin en üstün örneği olarak kabul edildiğini anlarız. Bu, Hakkın bütün varlıkların kuvvetlerine sereyan etmesinin farklı derecelerde olduğunu göstermektedir.

Türk müfessir Elmalılı Hamdi Yazır, halil isminin dost sıfatından daha ileri bir anlamı olduğunu daha anlaşılır bir dille şöyle açıklamaktadır: "Halil", bir kimsenin işleri ve sırları arasına giren ve sevgisi, kalbinin her yerine nüfuz eden dostu demektir ki, hiçbir eksikliği olmayan sevgi manasına "hullet"den alınmıştır. Allah'ın İbrahim'i halil (dost) edinmesi, ona bir dost gibi özel seçim ile lütfetmiş ve Rabbânî sırlara mazhar kılmış olmasından mecazdır. Allah, İbrahim’i bir takım kelimeler ile imtihan etmiş, o da onları tamamlamış olmakla "Ben seni insanlara önder yapacağım." (Bakara, 2/124) ikramıyla en güzel önder yapmış, hayat verme sırrını, yüksek ve alçak gayb âlemini göstermiş, o da toplumunu peşi peşine ilâhî tevhide davet etmiş, putlara, yıldızlara, Güneş ve Ay'a tapmayı yasaklamış, Tağut'a karşı gelmiş, Allah uğurunda ateşlere atılmaktan, oğlunu kurban etmekten, malını misafirlere feda etmekten çekinmemiş, ilâhî ahlâk ile ahlâklanmakta selef (kendinden öncekiler)in hepsini geçmiş, insanî seçeneğin en yükseği onda ve onun ailesinde tecelli etmiş, zürriyeti -zalimleri hariç olmak üzere- mülk ve peygamberlikle müjdelenmiş ve muradına ulaşmıştır. Böyle bir Allah dostunun milletine tabi olan zat da o dostluktan elbette hissedar olacaktır.

Bütün bu anlatımlardan iki tür dostluk olduğu ortaya çıkmaktadır. Veli anlamında dostluk, ilke olarak herkesin kazanabileceği bir dostluk türüdür. Bu anlamda bir kimse hem kendi hemcinsinden birini, hem de Allah’ı dost edinebilir. “Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.” (Maide, 5:56). Bunun zıddına Kur’an bazı kesimleri de dost edinmemeyi öğütlemektedir. Sözgelimi bir önceki ayetin devamında “Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide, 5:57) denilmektedir. İkinci dostluk türü, insanların edindiği ve kazandığı dostluk değil, Allah’ın edindiği dostluk türüdür. Burada tercih insanın değil, Allah’ındır. Veli olmak, kazanılan bir statü; halil olmak verilen ya da takdir edilen bir ayrıcalıktır. Fakat hemen şunu eklemek gerekir ki, Hz. İbrahim yaptığı tefekkür ve çalışmalarla bu takdiri hak etmiştir.

Arap halk inançlarında “halil” kelimesinin daha özel bir anlamı bulunmaktadır. Araplara göre cin herkesle konuşmaz. Her cin kendine mahsus bir adam seçer ve onunla konuşur. Bir adama musallat olan cin, onu etkisi altına alır ve kendi sözcüsü olarak kullanır. Bu andan itibaren bu insana “şa’ir” denir. Şair, cinle özel bir ilişki kurmuş kişidir. Cin, şaire ilham verir, şair de kendi cinini “halil” (samimi arkadaş) olarak görür. Hatta cinlere isimler bile verilir.

Araplardaki bu inanç, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin reddedilmesinde de etkili olmuştur. Araplar, boşuna ona “mecnun” ve “şair” dememişlerdir; mecnun tam olarak “cinlenmiş” ya da “cinle arkadaş olmuş” anlamındadır. Nasıl şairler, samimi arkadaşlarıyla (cinlerle) ilişki kuruyor ve onlardan ilham alıyorsa, Muhammed de -onlara göre- bunun gibi bir cinin etkisi altında şairane laflar ediyordu. İşte, Kur’an bu anlayışı şiddetle eleştirmiş ve Hz. Muhammed’e vahiy getiren kişinin melek olduğunu, getirdiği şeyin şiir olmadığını ve dolayısıyla da Muhammed’in şair olmadığını ifade etmiştir.

Bu inanç biçimi de dikkate alınacak olursa Hz. İbrahim’in neden Allah tarafından “dost” (halil) edinilmiş olduğu açıklığa çıkar. O, kendisinden konuşmamaktadır; o Allah’tan aldığı vahiyle konuşmaktadır.      

Fahreddin Razi, “halil” ismini tefsir ederken önemli bir noktaya daha parmak basmıştır. Belki bazıları şöyle bir soru sorabilir: "Halîl isminin belli bir insana, onu yüceltmek ve teşrif etmek için verilmesi caiz olunca, onu yüceltmek ve şereflendirmek gayesiyle, aynı şekilde İsa için de ibn (oğul) isminin kullanılması niçin caiz olmasın?" Razi’ye göre bu ikisi arasındaki fark şudur: İbrahim'in halilullah oluşu, ileri derecede bir sevgiden ibarettir. Ve bu da, cins birliğini gerektirmez. Oğul kelimesine gelince, bu bir cins birliğini gösterir. Cenâb-ı Allah, mümkün varlıklarla aynı cinsten olmaktan ve sonradan meydana gelmiş olan varlıklara benzemekten yücedir.

Türkler arasında Hz. İbrahim’in yerel bir imajı bulunmaktadır. Urfa’da yaşadığı kabul edilir ve Türkiye’de geçerli olan bir görüşe göre Hz. İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için ‘Halilullah’ diye nitelendirilmiştir. Hz. İbrahim, evi yol kenarında olduğu için her gelen misafire ikramda bulunur; yoldan geçen insanları sürekli evine davet eder, onlara eksiksiz bir sofra sunarmış. Tenceresinden aşı eksik olmaz, sofraya misafirsiz oturmazmış. Bunun için kendisine Ebu Dayfan, yani ‘misafirlerin babası’ denilmiştir. Hz. İbrahim, ettiği dualarla bereket getirir, onun duasıyla Mekke’de et, süt, hurma eksik olmazmış. ‘Allah Halil İbrahim bereketi versin’ duası da buradan gelirmiş. Halil İbrahim Sofrası deyimi, bugün yaygınlaşmış olup tüm cömert insanların sofrasına isim olmuştur. Böylelikle Hz. İbrahim cömertliğin, paylaşımın, yardımlaşmanın mirasını bu topraklara bırakıp gitmiştir.

SÛRE İNSANLIĞI KOPKOYU KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARAN İLAHİ KELAMA (KUR’AN’A) ATIF YAPARAK BAŞLAR VE HER ELÇİNİN MUTLAKA KENDİ HALKININ DİLİYLE GÖNDERİLDİĞİNE DİKKAT ÇEKER.

HZ. İBRAHİM’İN DİNSEL KİMLİĞİ TARTIŞMA KONUSU YAPILSA DA, HER ÜÇ DİNİN KAYNAKLARI ONU BİR TARAFTAN İSRAİL VE ARAP HALKININ BABASI, DİĞER TARAFTAN DA SÖZ KONUSU DİNLERİN ATASI OLARAK KABUL EDERLER.

İBRAHİMÎ DİNLER, ALLAH’I BİRLEYEN, ORTADOĞU’DA DOĞUP DÜNYAYA YAYILMIŞ, PEK ÇOK ORTAK PEYGAMBERE SAHİP, AHİRET İNANCINI TELKİN EDEN, KUDÜS ŞEHRİNİ MÜBAREK KABUL EDEN DİNLERDİR.

ALLAH'IN İBRAHİM'İ HALİL (DOST) EDİNMESİ, ONA BİR DOST GİBİ ÖZEL SEÇİM İLE LÜTFETMİŞ VE RABBÂNÎ SIRLARA MAZHAR KILMIŞ OLMASINDAN MECAZDIR. (ELMALILI

HZ. İBRAHİM’İN CÖMERTLİĞİ, PAYLAŞIMI VE YARDIMLAŞMAYI ÖĞRETMESİ ‘ALLAH HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN’ VE ‘HALİL İBRAHİM SOFRASI’ DEYİMLERİYLE GÜNÜMÜZE DEK YAD EDİLEGELMİŞTİR.  

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
timberland canada nike huarache cinturones gucci timberland boots timberland canada timberland boots women timberland sko polos ralph lauren outlet ray ban aviator baratas new balance blancas mujer bolsos louis vuitton gafas de sol oakley baratas oakley frogskins baratas timberland boots timberland femme timberland montreal timberlands canada gafas oakley baratas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible