İbadet; insanî varoluşun anlamı.
Dua; varlığın özü ve ibadetin ruhu.
Namaz, tevhid inancının pratiği.

İBADET

İnsanlar, hangi devirde yaşarsa yaşasınlar, bütün varlık âlemine hâkim olan, üstün bir kudretin bulunduğuna inanarak, ona saygı göstermişlerdir. Bu durum yalnızca semavî dinleri kabul eden toplumlarda değil, bütün kavimlerde mevcuttur.

Bu da insanda din, ibadet ve dua-namaz duygusunun fıtrî olduğunu göstermektedir. Bu sebeple ibadetler, Allah tarafından gönderilmiş olan bütün ilahî dinlerin de temel esasları arasında yer almıştır.

İslam dininde ibadetler, sadece Allah’a ve O’na ulaşmak için yapılan belirli bazı sembolik işaret ve hareketlerle sınırlı tutulmamış, hemen hemen bütün bir dünya hayatının “ibadet” haline dönüştürülmesi için her dünyevî davranış, uhrevî bir hükme (sevap-ceza) bağlanmıştır. “De ki: şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah içindir” (En’am, 6/162) âyetinde belirtilen gerçeğe dönüştürülmüştür. Asıl amaç Allah’a ve O’nun rızasına kavuşmaktır.

Kur’an-ı Kerim, canlı ve cansız her varlığın Allah ile kulluk ilişkisi içerisinde olduğunu, fıtrî ve derûnî bir bağ ile Allah’a yöneldiğini bize haber vermektedir (Ra’d, 13/15; Nahl, 16/48-49; İsra, 17/44; Rahman, 55/5-6).

Yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar, kuşlar vb. varlıklar, Allah’ın istediği şekilde O’na ibadet ederler (Hac, 22/18; Nur, 24/44).

Ayrıca insanlar ve cinler de Allah’a ibadet etsinler diye yaratılmışlardır (Zariyat, 51/56).

İnsanoğlu, bu gayeye uygun olarak kendisine verilen bütün görevleri yerine getirme derecesine göre Allah’a yaklaşır, imtihanı başarıyla geçer, meleklerin dahi karşısında eğildiği (Bakara, 2/34; A’raf, 7/11; Kehf, 18/50) varlıkların en şereflisi konumuna yükselir (Tin, 95/4).

Ancak insanlar ile kâinatta bulunan diğer canlı ve cansız varlıkların ibadetleri arasındaki temel fark, doğal nesnelerin ibadet ve duaları tamamen zorunlu birer itaat niteliğinde iken, insanların ibadetleri, onların “seçme” hak ve özgürlükleri neticesinde “iradî” bir kulluk olmasındadır.

İslam’ın temel amaçlarından biri, insanı bütün yanlış inanç ve kulluklardan kurtararak, gerçek Rab’lerini tanımak ve yalnızca O’na kulluk etmelerini sağlamaktır.

İslam’a göre ibadet, sadece namazlar ve çeşitli dualardan ibaret değildir. Bir müminin Yüce Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yaptığı dünyevî her türlü güzel ve yararlı iş (salih amel), bir çeşit ibadettir.

Yine İslam’a göre ibadetin kabulünde ihlâs ve samimiyet şarttır (Şuara, 26/88-89; Zümer, 39/2, 11, 14; Beyyine, 98/5).

İslam’a göre ibadetlerin yerine getirilmesi, bir denge unsuru olup maddî ve ruhî hayat arasında bulunmaktadır. Dünya ve âhiret iyiliği esas alınmıştır. Az da yapılsa devamlılık ve süreklilik esastır. İbadetlerde kolaylığı temin ve zorluğu giderme genel bir kuraldır.

İslam’a göre, kadınıyla erkeğiyle insan yükümlülük (teklif) çağına girdiği andan ölünceye kadar geçen süre içerisinde ibadetlerden sorumludur (Hicr, 15/98-99). Deli olma hali bu mecburiyeti bertaraf eder. Ama kölelik, zorluk ve zorunluluk halleri bile ibadetleri ortadan kaldırmaz.

İbadetlerin, soyut dinî inanç ve duyguların somut ifadeleri olmaları sebebiyle sembolik; çeşitli dinî, sosyal, kültürel ve psikolojik duygu ve düşünceleri besleyip geliştirmeleri sebebiyle öğretici-eğitici; Allah’la ilişki kurmayı sağlaması nedeniyle mistik ve metafizik fonksiyonları bulunmaktadır.

İbadetlerin özü, dua ve namazdır. “Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesiyle özetlenen tevhid inancı, diğer ibadetlerle birlikte namaz ibadetiyle de pratiğe aktarılır.

DUA

Dua, yaratıcı inancına bağlı bütün dinlerde temel ve odak kavramlardan biridir. Esasen insanoğlu, yapısal olarak da dua ve yardıma muhtaçtır.

Her İslamî kavram gibi dua da Allah’ın birliğine dayalı bir esastan neşet eder.

Bütün peygamberlerin duasında içten bir samimiyet, sorumluluk aşkı ve Allah’a yöneliş hâkimdir.

Duanın Anlamı

Sözlükte “çağırmak, sızlanarak zikretmek, seslenmek, istemek, yardım talep etmek, temenni etmek, ibadet etmek, teşvik etmek” anlamına gelen dua, din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddî ve manevî isteklerini O’na arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi, insanın Allah’a halini arzetmesi ve O’na niyazda bulunmasıdır. Dua, Allah ile kul arasında bir diyalogdur. Dua, sınırlı, sonlu ve âciz olan varlığın, sınırsız, sonsuz Kudret Sahibi ile kurduğu köprüdür. Dua, tazim ve tazimle birlikte istek, zikir ve ibadettir. Bu sebeple dua, “ibadetin özüdür” (Tirmizî, “deavat”, 1).

Kur’an’da yirmi yerde dua kelimesi geçmekte, ayrıca pek çok âyette (iki yüz kere) dua kökünden fiiller yer almaktadır. “De ki: Duanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77).

“(Ey Muhammed!) Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar” (Bakara, 2/186).

Dua, keyfiyetine, şiddetine ve güçlü söylenişine bağlı olarak ruh ve cismimizi etkiler. Dua sebepler üstüdür. İhlâsla yapılan dua, kalbin sağlığının işaretidir. Dua, kulun Allah karşısındaki esas duruşudur. Dua insanın varlık sebebidir. Dua ibadetin özüdür. Allah’a çıkarılmış bir davettir; insanın acziyet itirafıdır ve insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir. Dua, insanın tepeden tırnağa istek kesilmesidir. Var gücünü ve olanca çabasını harcayıp Allah’a saldığı imdat sayhasıdır.

 NAMAZ 

Namaz, yolda komaz

Kelime-i şahadet ile iman sarayına açılan, İslam sarayının temel direklerinden biri günde beş kez tekrarlanan salât: namaz’dır.

Salât, Kur’an’da namaz / dua / rahmet / Yahudilerin ibadet ettikleri mekân: Havra anlamında kullanılmıştır. Çoğulu: Salâvat’tır.

Namaz kılmak (Arapça: İkametü’s-Salât), bir Kur’an kavramı olan ve Türkçe‘ye pek çok dini kavramda olduğu gibi Selçuklular‘ca Hintçe‘den Farsça‘ya taşınmış bir sözcük olarak İran‘daki ateşe tapanların “ateş önünde eğilmek” anlamına gelen Namaz kelimesi Salât kelimesi yerine konmuştur. Nitekim Namaz kelimesi Farsça’da fiil olup eğilmek suretiyle saygı sunmaktır. Salât kendi başına genel anlamda “dua”dır. İkametü’s-Salât ise namaz kılmaktır.

Salla – yusalli – salaten: Namaz kılmak / Rahmet etmek / Ta’zim etmek / Salât getirmek; dua etmek anlamına gelmektedir. İsm-i fâili: Musalli (Namaz kılan), İsm-i mekân: Musalla (namaz kılınan yer) demektir.

Namaz, günün belli vakitlerinde Allah’ın huzurunda durma, dua ve Kur’an’dan âyetler okuma, rükûa eğilme, secde yapma ve oturuşta bulunmaktan oluşan bir ibadettir.

Kur’an’da namaz 80 küsur âyette 99 yerde geçmektedir. İslam’ın ilk farzı iman, ilk emredilen ibadetleri arasında önemli bir farzı ise namazdır. Kur’an’da ilk inen Alak Sûresi “oku” emriyle başlar, secde emriyle biter. İkinci olarak inen Müddessir Sûresi’nin 3. âyeti “Rabbini tekbir et” olup bu emir namazın temel esasıdır. Bu uygulama, namazla aktifleştirilmiştir.

Kur’an, salih müminlerin ilk vasfını “namazı dosdoğru kılarlar” (A’raf, 7/170) olarak tanımlamıştır. “Tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekât verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir” (Tevbe, 9/11), “İman eden kullarıma söyle, namazı kılsınlar” (İbrahim, 14/31) âyetlerinde namaz, imanın ilk göstergesi sayılmıştır.

Gösteriş için yerine getirilen namaz, münafıkların namazıdır. Bu kesimin kıldığı namaza ilişkin Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: “Münafıklar namaza, üşene üşene kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az anarlar” (Nisa, 4/142).

Peygamber Efendimiz (s), tevhitten sonra namazı kendisi bizzat kılmış ve ümmete emretmiştir. “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmek ve ramazan orucunu tutmak” (Buharî, “iman”, 2; Müslim, “iman”, 5).

Günde beş vakit Allah’ı anma eylemi olan namaz, diğer bütün ibadetlerin bir sentezidir. Allah’ı tesbih, tekbir, ta’zim eylemek, O’na hamd ü senada bulunmak, tevbe ve istiğfar etmek, O’ndan yardım dilemek, dua, niyaz, yalvarma, huşû, zikir, tefekkür… hepsi namazın birer unsurudur.

Namaz, tüm yaratıkların ibadet biçimlerini kendisinde toplayan bir özettir. Kıyam, rükû, secde eden meleklerin ibadetleri, canlı ve cansız tüm varlıkların ibadetleri, zikir ve tesbihleri namazda toplanmıştır.

Bunun için namaz, sadece biçimsel–bedensel sportif form değil, bedenin aklın ve kalbin katılımıyla gerçekleşen mükemmel bir ibadettir. Namaz içinde; beden için kıyam, rükû, secde; dil için kıraat, tesbih, zikir, dua; akıl ve kalp için düşünüp anlama, huşû ve manevî lezzet vardır.

Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s) namazı “gözümün nuru” diye nitelemiştir. “Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?” sorusuna “Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap vermiştir (Buharî, “mevakıt”, 5; Müslim, “iman”, 37; Ebu Davud, “salât”, 9). Efendimiz’e göre namaz, “her muttaki kul için bir kurban (Allah’a yakınlık vesilesi)” (Müsned-i Şihab, Kuzâî, çev. Ali Akar, Yediveren Yay., Konya, 2005, s.109.), “dinin direği”, “iman’ın alâmeti”, “müminin miracı”, “cennetin anahtarı”, “iman ile küfür arasında perde”, “mümini kötü şeylerden alıkoyan en büyük engel”dir (Bkz: Tirmizî, “iman”, 8-9; Müsned, V.231, 237).

Namaz, kulun bütün bir gün Allah’ın gözetimi altında bulunmasıdır.

Namaz, vakitli bir ibadettir. Kur’an’da, “Namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır” (Nisa, 4/103) buyrulmuştur.

Kur’an, farz namazların sayısını, rekât sayılarını açıkça belirtmemiş, namaz vakitlerine kısaca temas etmiştir. “…Öyle ise akşama girdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda, Allah’ı tesbih edin… gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde Allah’ı tesbih edin” (Rûm, 30/17-18). Âlimler âyette geçen, tesbih etmeyi namazla; “akşama girme”yi, akşam ve yatsı vaktiyle, “sabaha kavuşma”yı ise sabah vaktiyle; “gündüzün sonu”nu, ikindi vaktiyle, “öğle vaktine girme”yi de öğle vaktiyle açıklamışlardır.

Namazlar, farz-vacip, sünnet-nafile diye iki kısma ayrılmıştır. Farz namazlar, farz-ı ayn ve farz-ı kifaye diye ikiye ayrılır. Günde kılınan beş vakit namaz ile haftada bir kez kılınan Cuma namazı farz-ı ayn, cenaze namazları ise farz-ı kifayedir. Vitir ve bayram namazları vacip, bunlar dışında kalan ve daha fazla sevap kazanılmak için kılınan namazlar ise nafile-sünnet namazlardır. Farz namazların önünde ve sonunda kılınan namazlar, ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan teravihler sünnet namazlardır. Farz namazlara bağlı olmadan kılınanlara müstehap veya mendup namazlar denir. Kuşluk namazı, teheccüd namazı vs. namazlar bu gruba dâhildir.

Günde beş vakit namaz kılmak, günlük hayatın akışını beş defa durdurarak Allah’ın huzuruna çıkmaktır. Dünyevî zaafların, şeytanî arzu ve isteklerin, gönlümüzü doldurmaya başlayan kibir ve gurur gibi duyguların, nefsanî ihtiras ve tutkuların çekim alanından ancak namaz ile kurtulunabilir.

Allah, âhiret, ölüm, hesap günü ancak namaz ile hatırlanır. Bu anlamda namaz, hayatın gereğinden fazla dünyevîleşmesine karşı alınmış ilahî bir önlemdir. Bir sırat yürüyüşüdür.

Diriliş çağrısı ezan, namaz için yapılan bir davet olduğu kadar, genel manada bir İslam tebliğidir de… Tüm insanlığı tevhide, şahadete, tekbire, namaza ve kurtuluşa çağıran özlü bir davettir.

Ezanın bu kutlu çağrısına uyan bir mümin, aldığı abdest ile arınmaya yönelir, ferahlar, maddî ve manevî kirlerden temizlenir.

Namazdan önce ve namazdan sonra yerine getirilmesi gereken bazı şartlar ve rükünler vardır. Bunlardan birinin yapılmaması durumunda kılınan namaz geçerli olmaz. Namaz öncesi yerine getirilmesi gereken namazın şartları şunlardır: Beden, giysi ve namaz kılınacak yerin pisliklerden temizlenmesi, abdest alınması, vaktin girmiş olması, vücudun örtülmesi gereken yerlerinin örtülmesi (setr-i avret), Kâbe istikametine yönelinmesi ve namaza niyet edilmesidir.

Namaza dururken Kâbe’ye yönelmek, bir istikamet tercihidir. Dünyaya, nefsî arzu ve isteklere veda etme yolculuğuna hazırlık yapılır. Niyet ile dilden kalbe bir yolculuk edilir.

Namaza başlandıktan sonra uyulması gereken farz niteliğinde olan ve rükün olarak bilinen kurallar ise şunlardır: İftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, secde ve son oturuştur. İftitah tekbiri, istiaze, besmele ile namaz eylemine başlanır. Dünya ve dünyevî kaygılarla irtibat kesilir. Fatiha ile Allah’a hamdedilir. O’nun er-rahman, er-rahim olduğu, din günü olan âhiretin sahibi olduğu vurgulanır. O’nunla kulluk sözleşmesi yenilenir. Doğru yola erişmek, nimete kavuşmak, sapıklıktan ve azaptan kurtulmak için Allah’tan yardım dilenir. Fatiha Sûresi’ne ek olarak Kur’an’dan başka sûre veya âyetler demeti okunur. Allah için kıyam ve kıraat edilmiş olunur. O’nun için rükû ve secdeye varılır. Bu basamaklardan aşama aşama geçilip Tahiyyat’ta miraca yükselinir. “Ey iman ee Efendimiz’e getirildikten sonra kendimiz ve bütün müminlere dua edildikten sonra … selam ile bu muhteşem ve görkemli ibadet son bulur.

Namazın ikamesi, dosdoğru namaz kılmak ve namazda huşûlu olmaktır. Çünkü Kur’an’da namazın şeklinden çok manası, ruhu ve gayesi üzerinde durulmuştur. (Bakara, 2/238; Mü’minûn, 22/2). Namaz, kişiyi çirkin fiillerden ve kötülüklerden alıkor (Ankebût, 29/25).

Namaz, ayrıca İslam’da toplumsal bir ibadettir. Bu anlamda cami ve mescidin yerini hiçbir mahal tutamaz. Namazın cemaatle kılınması farz değilse de müekked bir sünnettir. Kur’an, “rükû edenlerle birlikte rükû edin” (2/Bakara, 43) buyurmuştur. Cemaatle namaz kılmak, dinen sevap olduğu gibi ruhsal ve toplumsal olarak da birçok yarar sağlamaktadır. Günlük namazların cemaatle kılınması tek başına kılınmasından daha sevaptır. Cuma, bayram, cenaze gibi bazı namazların toplu halde kılınması ise zorunludur.

Cami’de namaz kılınan yere mihrap denilmiştir. Mihrap, harp alanı demektir. Namaz ise harp alanında nefs ve şeytan ile savaşıp onlara galebe çalmak, hac ibadetinde Mina’da şeytanı taşlamak gibidir. Mihrabın hakkını vermek, şeytanı ve nefsi yenmektir (Rağıb el-İsfehânî, Müfredat, “h-r-b” maddesi, Kahraman Yay., İstanbul, 1986).

SONUÇ

Varlık hiyerarşisi içerisinde eşref-i mahlûkat olan insan, evrendeki canlı-cansız varlık korosuna katılıyorsa ibadet kaçınılmaz, dua zorunlu, namaz olmazsa olmazdır.

EKREM DEMİR