Hud: “Ata” Simgesi

Ad kavmi ve bu topluma gönderilen hz. Hud efsanevi bir kimliğe bürünmüş olarak arap kollektif hafızasında yer etmiştir.

Tarih : Mart 07, 2016
Sayı : Ocak-Şubat 2014
Konu : İrfan
Yazar :Kadir CANATAN

Kur’an’ın on birinci suresi olan Hud Suresi, ismini bu sure içinde hikâyesi anlatılan Hud peygamber ve Ad kavminden almıştır. Ancak bu surede öyküsü anlatılan tek peygamber ve kavim bu değildir. Bunun yanında Nuh, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve Musa peygamberlerin hikâyelerine de yer verilmektedir. Bu anlamda Hud Suresi’nde adeta tarihte gelmiş geçmiş önemli peygamberler ve toplumların bir geçit resmi sunulmaktadır. Üslubundan da anlaşılacağı üzere Yunus Suresi’yle aynı dönemde, yani Mekke’de hicretten biraz önce, Müslümanlarla müşrikler arasındaki kavganın kızıştığı bir dönemde vahyedilmiştir. Yunus Suresi’yle aynı konuları işler: Önce mesaja davet vardır, toplumdan gelen şiddetli tepkiler sonucu yumuşak davet yerini daha sert ikaz, uyarı ve tehdide bırakır. Şüphesiz ki bu sure ve burada anlatılan kıssaların söz konusu gruplar arasında hüküm süren psikolojik savaş içinde bir işlevi bulunmaktadır. Nitekim Hz. Muhammed’in şu duası bunu açıkça teyit eder: “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” (Hud, 11:89).

Hz. Hud ve kavminin hikâyesi sadece Hud Suresi’nde değil, A’râf, Mü’minûn, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr gibi surelerde de anlatılmaktadır. Bu anlatıların kimi bazen tekrar mahiyetindedir, kimi de yeni ve orijinaldir. Bu bakımdan Hud peygamber ve kavminin öyküsünü tam olarak izlemek için farklı yerlerde anlatılan parçaları tek tek birleştirmek ve bütünlük içinde okumak gerekmektedir.

Hud Suresi’nde hikâye şöyle nakledilir: “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.”“Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.”Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.”“İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”“Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.” (Hud, 11:50-60).

Bizi ilgilendiren bakış açısından sorulması gereken soru şudur: Neden Hud Suresi’nde birçok peygamber ve kavminin öyküleri nakledildiği halde bu sureye Hud peygamberin adı verilmiştir? Bu tercihin açıklanabilir bir sebebi var mıdır? Rivayetlere göre bu surenin bu şekilde adlandırılmasını bizzat Hz. Muhammed istemiştir. Bu tercih onun şahsına mı ait, yoksa Allah’ın dilemesiyle mi böyle yapmıştır, bunu tam olarak bilemiyoruz. Fakat bu mesele, çok da önemli değildir. Önemli olan burada bir tercihin yapılmış olmasıdır. Nasıl yapıldığı ikincil bir meseledir.

Bu tercihin sebebini anlamak için Ad kavminin ve bu kavme peygamber olarak gönderilen Hz. Hud’un yaşadığı döneme ve tarihsel süreçteki yerine değinmemiz gerekiyor. Çağdaş müfessir Mevdudi, Ad kavmini Arabistan’ın en eski kabilelerden biri olarak nitelemektedir. Bu kavmin kıssaları çok iyi bilinmekte ve ülkenin her yerinde anlatılmaktaydı. Onların güç, zenginlik ve refah bakımından üstünlükleri çok meşhur olmuş ve kökten helak edilişleri de bir ibret eseri olarak aktarılmaktaydı. Onların bu kötü şöhretleri yeni kelimeler türetilmesine de yardımcı olmuştur. Mesela her eski şeye “adî” (Ad kavmine ait)  ve arkeolojik kalıntılara da “’adiyyat” (Ad kavminden kalma) diye isim verilir olmuştur. Yine hiçbir izleyeni ve sahibi kalmamış ve bu yüzden çoraklaşmış araziye de “’adi-ul-arz” (Ad kavminin toprağı) denilmektedir.

Kur’an ve rivayetlerden anlaşıldığına göre Ad kavmi, etrafı Hicaz, Yemen ve Yemame ile çevrilmiş olan Ahkaf adında bir bölgede yaşamaktaydı. Kur’an’da bu yer isim olarak zikredilmiştir: “Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Âd kavminin kardeşini (Hûd’u) hatırla. Hani Ahkâf’taki kavmini, “Ancak Allah’a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” diye uyarmıştı.” (Ahkaf, 46:21). Tarihsel olarak çok eski olmasına rağmen Güney Arabistan’da Ad kavmine ait bazı kalıntılar bulunmuştur. İlk olarak 1837 yılında İngiliz donanmasında görevli James R. Wellested, Hısn-ı Gurab yakınında, Hud peygamberden bahseden bir levha bulmuştur. Doksanlı yılların başında amatör bir arkeolog Nicholas Clapp, İngiliz araştırmacı Bertram Thomas tarafından yazılan bir kitaba dayanarak Umman’ın sahile yakın bir yerinde Ubar kentinin kalıntılarını ortaya çıkarmıştır. Ubar kalıntıları, kazı yapılmadan önce ancak uzaydan görülebiliyordu. Yapılan kazılarda, 12 metre kumun altından bir şehir çıkmıştır. Yıkıntılar, ilk olarak ortaya çıkarıldığı andan itibaren, bu yıkık şehrin Kur’an’da bahsedilen Ad kavmiolduğu anlaşılmıştır. Zira, kazılarda ortaya çıkartılan yapılar arasında, Kur’an’da varlığına dikkat çekilen uzun sütunlaryer alıyordu. Kazıyı yürüten araştırma ekibinden Dr. Zarins de, bu şehri diğer arkeolojik bulgulardan ayıran şeyin, yükseksütunlar olduğunu ve dolayısıyla bu şehrin, Kur’an’da bahsi geçen Ad Kavmi'nin kenti İrem olduğunu söylüyordu. Fecr Suresi’nde “sütunlarla dolu İrem”e dikkat çekilmiştir. “(Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.” (89:6-13).

Ad kavmi en eski Arap halkı olduğu gibi Hud peygamber de, insanlığın ikinci atası Hz. Nuh’tan sonra Araplara gönderilmiş ilk peygamber olması gerekir. Nitekim Suyuti böyle bir bilgi vermektedir. Tevrat’ta adı Eber olarak geçen peygamber ile Hûd peygamberin aynı kişi olduğu tahmin ediliyor. Eski Ahit'in en eski Yunanca versiyonlarının birinde Eber'in yaşamış olduğu dönem, Kur’an’daki Hûd'un yaşadığı döneme denk düşer. Eber kelimesi, kimi iddialara göre İbrani ve Arap kelimelerinin kökenini oluşturur. Eber kelimesi, Arapçada “hayırlı, faziletli ve şerefli” anlamına gelmektedir. Yahudi kutsal metinlerinde bahsedilen Eber, Nuh'un soyundandır ve İbrahim'in atalarındandır. Bazı İslam kaynakları Hûd’un peygamberlik yaptığı dönemin yaklaşık olarak İ.Ö. 2400 civarında olduğunu belirtir.

Bu bilgileri aktarmamızdan maksat, Ad kavmi ve bu topluma gönderilen Hz. Hud’un efsanevi bir kimliğe bürünmüş olarak Arap kolektif hafızasında yer etmiş olduğunu göstermektir. Diyebiliriz ki Ad kavmi en eski Arap halkı, Hz. Hud peygamber ise onların en eski atasıdır. Kur’an, bu dip cedlerinin hikâyesini anlatarak, Mekkeli Araplara tarihsel bir bilinç kazandırmak istemekte ve uyarılarda bulunmaktadır. Bir önceki surede (Yunus) olumlu bir örnek verilmişken, burada tersi bir örnek sunularak –olumlu ya da olumsuz- tercihlerini kullanmaları istenmektedir. Bu surenin Mekke’de gerilimin giderek arttığı ve hesaplaşma günlerinde geldiği de dikkate alınırsa, açık bir tehdit söz konusudur. O zaman şu soru gündeme gelmektedir: Ad kavmi neden ve nasıl helak olmuştur? Bu örnekle, Mekkeli müşriklere kendi tarihlerinden bir helak olayı anlatılarak başlarına böyle bir şeyin geleceği mi vurgulanmaktadır? Hz. Muhammed’in şu sözleri, Hud kavminin hikâyesinin neden anlatıldığını açıkça beyan etmektedir: “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” (Hud, 11:89).

Hud Suresi, Hud peygamber ile Ad kavmi arasındaki karşılaşmayı şöyle hikaye etmektedir: “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.” “Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.” Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir delil getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.” Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.” “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.” (Hud, 11:50-57).

Hud peygamberin mesajı, öncekilerden farklı değildi. Allah’ın birliğini ve ona kulluğu vurguluyordu. Bu işlem karşısında da herhangi bir ödül/ücret beklemiyordu. Çünkü pek çok toplum peygamberlerin mesajının gerisinde bir menfaat veya iktidar hevesi sezinliyor ve onlara tabi olmak istemiyordu. Belki toplumların bu tepkisi, daha önceki deneyimlerine dayanıyordu. Bazı sahte peygamberler ya da din adamları insanları dine davet ederken aslında bununla şan-şöhret ve iktidar elde etmek istiyorlardı. Fakat peygamberler ısrarla yaptıkları iş karşısında hiçbir ücret istemediklerini hep vurgulaya gelmişlerdir.

Yukarıda anlatılan hikâyeden Ad kavminin kendi geleneklerine ve geleneksel inançlarına sıkı sıkıya bağlı oldukları anlaşılmaktadır. “Biz senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz” sözü bunu kanıtlamaktadır. “İlahlarımızı” dediklerine göre onların birden fazla ilaha bağlandıkları ve çoktanrıcı bir toplum oldukları açıktır. Hud peygamber ise, özellikle onları bu inançlarından vazgeçirmeye ve tek olan Allah’a iman etmeye çağırıyordu. Öte taraftan “açık bir delil” talep ettiklerine göre, şimdiki kavramlarla maddeci ve pozitivist oldukları da söylenebilir. Bu talep, pek çok toplumun tutumu olmuştur. Toplumlar akıl yoluyla çevrelerinde Allah’ın birliğine ilişkin pek çok delil ya da işaret bulabilecekleri halde, düşünmeyi terk ettikleri için “apaçık” deliller isteme yoluna başvurmuşlardır. Fakat bu yol da her zaman onları ikna etmemiştir. Mucizeler gelince, bu kez peygamberleri büyücülük ve sihirbazlıkla suçlamışlardır.  

Ad kavminin bir diğer tepkisi, alay etme ve ironi olmuştur. Ona “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış” diyerek davasını komik duruma düşürmeye çabalamışlardır. Geleneklere ve geleneksel inançlara sıkı sıkıya bağlılık, yeni düşünce ve fikirlere kapalı olmayı ve hatta onlarla alay etmeyi beraberinde getirmektedir. Geleneksel şeyler, hem insanların içinde ve zihninde yer etmişlerdir ve bu sebeple zor vazgeçilir bir hale gelmişlerdir, hem de bunlara tezat teşkil eden şeyler karşısında onları duyarsız kılmıştır. Bu nedenle Kur’an hemen hemen tüm toplumların kıssalarında bu taklitçi ve gelenekçi tutumlara eleştiri getirmektedir. Doğal olarak bu eleştiri, gelenek ve atalara bir hakaret olarak algılanmıştır.

Araf Suresi’nde Hud ile kavmi arasındaki tartışma daha belirgin bir şekilde onların zihniyetini ele vermektedir: “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi. Kavminin ileri gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: “Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler. Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.” (A’raf, 7:65-72).

Hud peygambere yönelik yapılan “akıl kıtlığı” suçlaması, Ad kavminin derin bir çelişki içinde yüzdüklerini göstermektedir. Normalde akıl kıtlığı, yani düşünmeden yaşama gelenekçi ve taklitçi toplumların özelliğidir. Bu tip toplumlarda insanlar akla başvurmak yerine “gelenek”lere göre yaşarlar. Gelenek, atalardan geldiği ve kökü gerilere gittiği için değerli ve kutsal sayılır. Bir başka deyişle gelenek en önemli referans kaynağıdır. Tüm işlerde ve eylemlerde gelenek, neyin nasıl yapılacağını söyler. Bu konuda toplumda yerleşik bir yaşam ve ortak bir uzlaşı vardır. Bu böyle iken, onları inançları konusunda düşünmeye çağıran ve Tanrı anlayışlarını eleştiren bir insana “kıt akıllılık” suçlaması yapmışlardır.  Ad kavminin akıl tutulmasını sadece onların gelenekçi ve taklitçi tutumlarıyla açıklamak yeterli değildir. Bununla beraber Ad kavmi yeryüzünde güç ve refah düzeyi yüksek bir kavimdir. Bu da Kur’an’ın ifadelerinden anlaşılmaktadır. “Andolsun, size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.” (Ahkaf, 46:26). “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” “İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.” “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.” “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.” “Biz azaba uğratılacak da değiliz.” Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.” (Şu’ara, 26:128-139).

Bu ifadeler, Ad kavminin güçlü bir kavim haline geldiğini, yüksek binalar yaptığını, refah içinde yaşadığını ve sahip oldukları görkemin içinde boğulup kaldıklarını göstermektedir. Bu, tüm güçlü medeniyet kurmuş toplumların içine düştüğü bir açmazdır. Güç, refah ve iktidar toplumları ve özellikle onların ileri gelen elitlerini yoldan çıkarır ve azgınlaştırır. Kendi ürettikleri zenginlik ve mimari yapılar nedeniyle gurur ve kibre kapılırlar ve hiç kimsenin bu güç ve iktidara zarar veremeyeceğini düşünürler. İşte, bu kendi kendine yeterlilik duygusu, insanın gerçekte kendisine her türlü nimeti veren Allah’a yabancılaşmasına ve onu unutmasına vesile olur. Bu sorun, tüm tarihi dolduran insan yabancılaşmasının özüdür. İsyan, zorbalık, kibir, başkalarıyla alay etme, yoksulları ezme ve zayıf düşürme… İşte, tüm bu zulümlerin kaynağı Allah’a yabancılaşmadır. Allah’a yabancılaşma, insanın kendisine ve türüne karşı yabancılaşmanın da temelidir.

İşte saydığımız bu gerekçelerden ötürü Allah Ad kavmini helak etmiştir. “Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.” (Şu’ara, 26:139).

Kur’an tarihsel süreç içinde toplumların yok oluşlarını “helak” kavramıyla ifade etmektedir. Kendilerine peygamber gönderilen kavimlerin yok oluşu ve yok oluşunda rol oynayan etmenler Kur’an’da sıkça anlatılmıştır. Azap, yok oluş biçimlerinden sadece birisidir ve bu doğal felaketler şeklinde tezahür etmektedir. İşte, Ad kavmi bu azabın başına geldiği kavimlerden birisidir. Azap, durup dururken kavimlerin başına gelen bir olay değildir. Bilakis oluşumunda insanların sorumlu olduğu ve eylemleriyle yol açtıkları olaylardır. Bu nedenle helakla ilgili ifadeler şartlı önermeler şeklindedir. “Eğer” şunu şunu yaparsanız başınıza bu gelir, diye uyarılar yapılır. Buna rağmen insanlar bu uyarılara kulak asmazlarsa, başlarına vaat edilen felaketler gelir. Kur’an’da kavramsal olarak geçen “sünnetullah” (Allah’ın yasası) da bundan başkası değildir.

Araf Suresi’ne göre Ad kavminin “kökü kesilmiş”tir (7:72). Bu işlemin nasıl olduğu ise Kamer Suresi’nde anlatılmıştır: “Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış! Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu. Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)! (54:18-21). Demek ki “gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr”la bir toplum, “hurma kütükleri gibi kökleri“nden sökülmüştür. Bu hikâyeden ilahi tehdit ve azabın doğal felaketler şeklinde gelebileceği anlaşılmaktadır.

Bu felaketin sebebi, salt Allah’ı inkâr etmek ve peygamberleri yalanlamak değildir. Bu sebebe ek olarak onların zorbalık yapmaları ve zorbaların emrine uymalarıdır. İşte Hud Suresi’nin şu ayetleri bu gerçekleri açıkça göstermektedir: “İşte Âd kavmi! Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular! Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.” (11:59-60).

Hud Suresi’nden öğrendiğimiz bir gerçek de, helak ve azabın genel olmamasıdır. Allah’ın rahmetinden uzaklaşmayan kişiler bu azaptan kurtarılmıştır: “Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. (11:58). Demek ki Allah’ın rahmeti, onu ve elçilerini tanımış olanları kapsamamaktadır.

Hud peygamberin ve Ad kavminin hikâyesi boşuna anlatılmamıştır. Hud ve Ad kavmi, Mekkeli Arapların duyumları kendilerine ulaşan dip cedleridir. Onların hikâyesi anlatılarak onlara tehditvari bir ders verilmek istenmiştir: “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” (Hud, 11:89).

AD KAVMİ VE BU TOPLUMA GÖNDERİLEN HZ. HUD EFSANEVİ BİR KİMLİĞE BÜRÜNMÜŞ OLARAK ARAP KOLLEKTİF HAFIZASINDA YER ETMİŞTİR.

AD KAVMİ EN ESKİ ARAP HALKI OLDUĞU GİBİ HUD PEYGAMBER DE, İNSANLIĞIN İKİNCİ ATASI HZ. NUH’TAN SONRA ARAPLARA GÖNDERİLMİŞ İLK PEYGAMBER OLSA GEREKTİR.

HUD PEYGAMBER ALLAH’IN BİRLİĞİNİ VE O’NA KULLUĞU VURGULUYORDU. BU GÖREV KARŞISINDA DA HERHANGİ BİR ÖDÜL/ÜCRET BEKLEMİYORDU.

PEK ÇOK TOPLUM PEYGAMBERLERİN MESAJININ GERİSİNDE BİR MENFAAT VEYA İKTİDAR HEVESİ SEZİNLİYOR VE ONLARA TABİ OLMAK İSTEMİYORDU.

FELAKETİN SEBEBİ, SALT ALLAH’I İNKÂR ETMEK VE PEYGAMBERLERİ YALANLAMAK DEĞİLDİR. BUNA EK OLARAK, ZORBALIK YAPMALARI VE ZORBALARIN EMRİNE UYMALARIDIR. 

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
timberland canada nike huarache cinturones gucci timberland boots timberland canada timberland boots women timberland sko polos ralph lauren outlet ray ban aviator baratas new balance blancas mujer bolsos louis vuitton gafas de sol oakley baratas oakley frogskins baratas timberland boots timberland femme timberland montreal timberlands canada gafas oakley baratas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible