ugün Müslümanlar dünyanın her yerinde yaşamaktadırlar; bu sebeple günümüzde, dünyanın her yerinde yiyip içecekleri ve kullanacakları nesnelerin helal olup olmadığını bilmeye ihtiyaçları vardır.

İslam ülkelerinde halkın, kolayca din âlimi bulması ve gıda hakkında bilgi alması mümkündür. Ama özellikle Müslümanların az olduğu, âlimlerin yeterince bulunmadığı gayri müslim ülkelerde bu imkân oldukça kısıtlıdır. İslam ülkelerinde helal-haram konusunda bilgi almak kolay olmakla beraber burada da âlimler (mezhepler, yorumlar) arasında farklılıklar bulunduğu için halkın kafası karışmakta, kime inanacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemez hale gelmektedirler.

İşte bu sebepler ve âmiller, uluslararası saygınlık ve yaygınlığı bulunan bir kurum veya kuruluşun helal gıda konusuna el atmasını, mezhebi ne olursa olsun her Müslüman’ın, yiyeceği, içeceği ve kullanacağı nesnenin dinî hükmü hakkında açık ve seçik bilgi vererek bu sıkıntıyı gidermesini zaruri hale getirmiştir. Ancak bu zaruri hizmetin önünde bazı engellerin ve halledilmesi gereken problemlerin bulunduğu da bir gerçektir. Bu problemlerin bence önemli olanlarını, çözüm tekliflerimle birlikte şöylece sıralamak mümkündür:

  1. İrtibat ve koordinasyon eksikliği  

Helal gıda tespiti konusunda yerel ve ulus lararası teşebbüsler, çalışmalar ve bunları yürüten kişiler ve kuruluşlar vardır. Ama bunlar arasında gerekli ve yeterli bir bağlantı, bilgi alış-verişi ve işbirliği mevcut değildir.

  1. Yeni ürünler, uygulamalar ve teknikler

Farklı değerlendirmeler ve fetvalar yalnızca mezhep farkında değil, haram, mekruh, helal gibi hükümlerin, yeni ürünlere, tekniklere ve uygulamalara taşınmasında da ortaya çıkmaktadır. Jelatin, koruma maddeleri gibi yeni çıkan bazı ürünler, şoklama ve birden fazla hayvanı birden kesme, makine ile kesme gibi yeni teknikler, tavuk yolmada yapıldığı gibi yeni bazı uygulamalar hakkında verilen farklı fetvalar bu maddeye örnektir.

  1. Sağlık-hüküm ilişkisi

Öncelikle bir ürünün -sağlıkla ilişkisi (sağlığa zararlı olup olmaması) parantez içinde olmak üzere- dinde haram veya mekruh kılınmasını araştırmak ve hükme bağlamak gerekirken araya sağlıkla ilişkisi de sokulmakta, bu yüzden işe fıkıh âlimi olmayan taraflar da dahil olmakta, sağlıkla ilişki konusu çok kere tartışmaya açık olduğu, bazı durumlarda kesinlik ve zararın ölçüsü de devreye girdiği için sonuç almak güçleşmektedir. Mesela hormon ve kimyevî gübre kullanılarak elde edilen ürünler ile genlerinde değişiklik yapılan ürünlerin kısa, orta ve uzun vadede insan sağlığına ve tabiatına nasıl tesir edeceği konusu uzmanları arasında tartışılmaktadır; bu konuların çoğunda henüz kesin bilgi yoktur. Fıkıh âlimleri, sağlığa kesin zararı konusunda uzman raporu bulunmayan bir nesneye bu açıdan bakmazlar, nesneleri haram kılan başka özellik ve sebepler üzerinde dururlar; böyle de olması gerekir. Bu konuda önemle üzerinde durulması gereken bir husus da, bu yeni uygulamalar ve katkılar olmadan, bunlar engellendiği takdirde dünyada –organik/tabii yoldan- elde edilecek gıda maddelerinin ihtiyacı karşılamaya yetip yetmeyeceğidir. Milyarlarca insanı aç bırakmak yerine, tahammül edilebilir az zararla doyurmak zaruri olarak tercih edilecektir.

  1. Zaruret kaidesi

İslam, mensuplarının işlerini zorlaştırmak, onları zora ve çıkmaza sokmak istemez; Müslüman oldukları için güçsüz, yoksul ve yoksun kalmalarına razı olmaz. Bu sebeple mükelleflerin önüne “zarurete dayalı ruhsat” kapısını açmıştır. Problemlerin geçici çözümünde çok önemli rol alacak olan zaruret konusu hakkında belirsizlikler ve tartışmalar sona erdirilmeli, tarifler ve sınırlar açık olarak ortaya konmalıdır. Bilindiği gibi haram olan bir şeyi mübah hale getiren zaruret, yalnızca “ölüm veya bir organı kaybetme” tehlikesi ile sınırlı değildir. Temin edilmediği, karşılanmadığı, giderilmediği takdirde insana sıkıntı, zorluk, rahatsızlık veren, hayatın normal akışını menfi olarak etkileyen her durum -ferde ait olsun, guruba ve topluluğa ait olsun- zaruret çerçevesine girer. Meşakkat kolaylaştırmaya yol açar. Bir darlık, bir sıkıntı ile karşılaşma varsa bunları ortadan kaldırmak üzere hükümde genişlik getirilir.

  1. Mezhepler

Mezheplere bakıldığında helal gıda konusunda köklü ve şümullü bir ihtilafın bulunduğu görülür. Mesela deniz ürünleri içinden yalnızca balığa helal diyen mezhepler yanında, bu ürünlerin hemen tamamına helal diyenler vardır. Kara hayvanları içinden, En’am Sûresi’nde (6/145) zikredilen “murdar ölmüş hayvan, akmış kan, domuz eti ve Allah’tan başka bir tanrı adı anılarak (veya böyle bir tanrıya ibadet olsun diye) kesilmiş hayvan” müstesna hiçbir kara hayvanına haram demeyen mezhepler vardır. Hayvanı keserken besmele çekmenin gerekli olup ol madığı ihtilaflıdır. Bu ve benzeri konularda birbirine tamamen zıt ictihadlar mevcuttur. Bu durumda “helal damgası ve sertifikasında mezhep farklılıkları” önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu problemin halli için teorik olarak şunlar akla gelir:

  1. a) İhtilaflı ise helal damgası vurmamak (Bu helal sınırını iyice daraltır).
  2. b) Damganın altında küçük yazı ve ya sembollerle mezhep farklılıklarını göstermek (Bunda da mükellef için güçlükler vardır).
  3. c) İhtilaflı maddeleri de helal olarak damgalamak, ancak yalnızca bir tek işaretle “ihtilaflı, mezheplere göre farklı” olduğunu göstermek.
  4. d) Bütün muteber mezhepler İslam’ı temsil ettiğine ve sıradan Müslümanlar da aldıkları fetvaya göre bu mezheplerin her biri ile amel etme imkânına sahip bulunduklarına göre, bir mezhebe (muteber bir müctehidin ictihad ve fetvasına) göre helal olan gıdaya helal damgasını basmak (Ben de buna katılıyorum). Belki başka formüller de ileri sürülebilir, ancak bunların tartışılması ve birinde karar kılınması gerekmektedir.
  5. Kurumlar arasındaki çatışma

Helal sertifikası verecek olan heyetin, kuruluşun, kurumun devletle ilişkisinde de bazı problemler vardır. Bu işi kamu kurumları mı, özel kesim mi üslenmelidir? Her ikisinin fayda ve zararları nedir? Çatışma olursa problem nasıl çözülecektir? Kamu otoritesinin gücünü kötüye kullanması ihtimali bu işi sivil kesimin yapmasının daha sağlıklı olacağını düşündürüyor. Ancak sivil kesimde de hem istismar hem de çatışma ihtimali vardır.

  1. Maddenin hal ve mahiyet değiştirmesi

Fıkıh âlimi olmayan tabipler, kimya uzmanları, biyologlar… “karışım ve değişim” yoluyla maddenin başkalaşmasını farklı anlamakta ve anlatmakta, bu konuda fıkıhtan ayrılmaktadırlar. Bu yüzden fıkıhta “değişme ve başkalaşma” olarak kabul edilen durumlar onlara böyle görünmemekte, fıkhın helal dediğine haram deme yolu açılmaktadır. Haram, helal, mekruh ve necis hükümleri dine ait hükümlerdir. Tıp, kimya, fizik branşları bakımından “değişme, yok olma, başkalaşma” olarak kabul edilmeyen birçok “değişme ve başkalaşma” fıkıhta (dinde) değişme olarak kabul edilmiş ve buna bağlı olarak da temiz-pis, helal-haram hükümleri verilmiştir. Müspet bilimlerin fetva konusunda yardımları ancak, insan sağlığına zararın tespiti ile sınırlı olmalıdır. Bunun ötesinde din hükmü, fıkıhtaki değişme ölçülerine göre verilmelidir. İki alan arasındaki farkı açık hale getirmek üzere bazı örnekler sunmayı yararlı görüyorum:

“Dince pis olan nesne az suya veya az sıvı maddeye karıştığı zaman su ve sıvı pis olur; içilmez ve onunla dinî temizlik yapılmaz. Çok suya pislik karıştığı zaman ise suyun rengi, tadı ve kokusundan biri, katışan pislik belli olacak şekilde değişmedikçe su pis olmaz. Çok su Hanefîler’e göre yeri köşeli ise yüzeyi 10×10 arşın, yuvarlak ise 36 arşın, derinliği ise bir karışa yakın yerdeki sudur. Arşın yaklaşık iki karıştır. Şâfiîler’e göre iki kulledir (büyücek küp), İmam Mâlik’e göre ise az su, içine düşen pisliğin rengi, tadı veya kokusu belli olan sudur, belli olmayan su ise çok sudur. Buradaki ölçülere göre çok sayılan suya mesela sidik veya şarap karışsa o su pis olmaz, onunla abdest alınır ve o su içilir” (İbn Âbidîn, Kahraman Yayınları, İstanbul 1984, c. I, s.185, 188).

“Yenmesi ve içilmesi haram olan bir nesneyi, onda iyileştirme özelliği varsa tedavi maksadıyla yemek ve içmek caizdir, nitekim susuz kalan kimsenin başka bir şey bulamadığında- şarap içmesi de caizdir” (s.210).

Erkeklerin menisi (spermi) kilota bulaştığı ve kuruduğu zaman yalnızca çitilemek/öfelemek/ovmakla temizlenir, izi ve rengi kalsa da kilot temizlenmiş olur. (Burada dikkat edilmesi gereken husus, dinî temizliğin kimyevi temizlik olmadığı ve dinin kolaylığı tercih ettiğidir.) Karışma, yanma, pişme, kaynama vb. sebebiyle değişikliğe uğrayan pis nesne temiz olur, kullanılır, yenir ve içilir. Bazı örnekler: Pis olan zeytinyağı sabun olunca, eşek veya domuz tuz gölüne düşüp tuza dönüşünce, şarap sirke olunca, kuyuya düşen kuş, fare vb. çürüyüp çamura karışınca, pis üzüm kaynatılıp pekmez yapılınca, pis susam öğütülüp un ve susam yağı olunca temizlenmiş olur” (s.316).

“Yolların çamuruna ve akan sularına pislik karıştığında bu yollardan yürüyenlerin sıçrantıdan ve bulaşmadan uzak durmaları çok zordur, bu sebeple yollardaki pis su akıntısı ile bulaşan elbiseler ile namaz kılmak caiz görülmüştür, onları yıkamak gerekmez” (s.324).

“Süt, bal, yağ ve pekmez üç kere kaynatılınca temizlenmiş olur. Bunlara kaynatmadan önce bir miktar (beşte biri kadar) su katılır. Yağın kaynatılması şart değildir” (s.334).

Et şarap ile pişirilmiş olsa üç kere temiz su ile kaynatılıp soğutulunca temizlenmiş olur. Tüyü kolay yolunsun diye sıcak suya batırılan bir tavuk, böylece kaynatılıp bir süre de kaynar suda bırakılmış olmazsa, tüyü yolunduktan sonra temiz su ile yıkanınca temizlenmiş olur” (s. 334; Bedâyiu’s-Sanâyi’, Beyrut, 1997 baskısı, c. I, s.402-405).

Pisliğe basılarak kirlenmiş ayakkabı kuru yerde biraz yürününce temizlenmiş sayılır. Deri tabaklanınca temiz olur. Tabaklanmakla derinin mahiyet değiştirmediği apaçık ortadadır. Bu kaidelere ve açıklamalara bakıldığında jelatin, koruyucu madde ve benzerlerine, asıl maddesini göz önüne alarak haram demek en azından fıkha uygun düşmez.

  1. Alkol-necaset ilişkisi

Müskirâtın necis (şer’an pis) olup olmadığı hükmünde ise ihtilaf (görüş ayrılıkları) vardır:

Şarap: Pişmemiş üzüm suyundan yapılan şarap eski fukahâdan İmam Mâlik’in hocası Rabî’a, Zahirîler’in imamı Dâvûd ve yenilerden San’anî, Şevkânî, Sıddık Hasen Hân gibi fıkıh bilginlerine göre necis değildir; içmek haramdır, fakat elbiseye veya namaz yerine dökülmüş olsa namaza mâni değildir. Bu fakihlerin dışında kalan büyük fukahâ ekseriyetine (cumhûra) göre ise şarap necistir; namaza mânidir. Birinci görüşü benimseyenler âyette geçen “rics” (Mâide: 5/90) kelimesinin necâset manâsına değil, manevî pislik manâsına geldiğini ifade ediyorlar. Cumhûr ise bu kelimeyi necis (şer’an pis) manâsında anlıyor ve mezkûr hükmü benimsiyorlar.

Kuru ve yaş hurma ile kuru üzüm şarabı: Bunların da azının ve çoğunun içilmesi haramdır, bunda ittifak vardır; ancak necis olup olmadıkları ihtilaflıdır. İmam-ı A’zam Ebû Hanife’den iki rivâyet nakledilmiştir; bunlardan birine göre necis, diğerine göre ise temizdir. Ebû Yûsuf’a göre necâset-i hafife cinsinden olup ancak çok miktarı namaza mânidir (1. Bedâyi’u’s-Sanâyi’, c. VI, s.115).

Sarhoş eden diğer nesneler: Üzüm ve hurma dışında kalan şeylerden yapılan ve kullanıldığı zaman azı veya çoğu sarhoşluk veren şeylerin necis olduğuna dair delil yoktur. İmam-ı A’zâm ve Ebû Yûsuf’un anlayışlarına göre bunlar necis değildir; sarhoşluk için içilmeleri haramdır, fakat elbiseye veya namaz yerine dökülmeleri halinde namaza mâni değildir. Muasır âlimlerimizden Elmalılı M. Hamdi Efendi bu görüşü şöyle ifade eder: «Meselâ üzerinde şarap ve şampanya ve arak, konyak dökülmüş olanlar her halde yıkamadıkça namaz kılamazlar. Lâkin «üzüm şarabından mamul olmayan ispirto, bira vesair müskirat içilmezse de elbiseye veya bedene sürülmesi de namaza mâni olur» diye iddiâ edilemez. Ebû Hanife Hazretleri bu suretle şaraptan mâada müskirâtın aynı ve katresi necis ve haram olmadığına kail olmuş..» (Tefsir, c. I, s.762–763).

Muhammed, Zâhid el-Kevserî Mısır’dan bir yakınına yazdığı mektupta, ispirto hakkında şu satırları kaydetmiştir: «Uzun sözün kısası ispirto, Ebû Hanife’ye göre necis değildir. İmam Âzâm’ın kavli çoğunca böyle cankurtaranlık yapar. Kokuya konması ve elbiseye dokunması zarar vermez. (Fotokopisi nezdimizde mahfuz bulunan mektubundan).

Netice: İspirto ve kolonya pahalıya mal olduğu için şaraptan yapılmamaktadır. Asıl maddeler kamış, patates, bazı ağaçlar, mısır ve benzerleridir. Şu halde kolonya ve ispirtonun temizlik, pis kokuların giderilmesi gibi maksatlarla kullanılması câiz olup elbise ve namaz yerinde bulunmaları ibadete mâni değildir. Ancak sarhoşluk verdikleri için içilmeleri haramdır. (Geniş bilgi için bkz. Kâsânî, Bedâyî’, c. V, s.115 vd.; Nevevî, el-Mecmû’, c. II, s.564 vd.; Sân’ânî, Sübülü’s-Selâm, c. I, s.47; Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, c. I, s.29; Reşid Rızâ, Fetâvâ, s.6629 vd.)

  1. Ehl-i kitabın yiyeceği

İslâm âlimlerinin çoğuna göre ehl-i kitabın boğazlama şekli, Müslümanlarınki gibi olacak, yani keskin bir âletle boğaz kesilecektir. Mâlikîler’den bir guruba göre bizimkine benzemesi şart değildir; önemli olan, yaptıkları kesimin, kendi dinlerine göre muteber olup olmadığıdır. Mâlikî fukahâsından Kadı İbn el-Arabî, Mâide Sûresi’nin 5. âyetinin tefsirinde şöyle diyor: “Avın ve ehl-i kitabın yiyeceklerinin, Allah’ın helâl kıldığı temiz yiyecekler olduğuna ve bunların mutlak olarak helal bulunduğuna bu âyet kesin delildir. Allah Teâlâ şüpheleri ve zihinlere gelen, uzun uzadıya sözü gerektiren bozuk itiraz ve düşünceleri silmek için bunu tekrarlamıştır. ‘Tavuğun boynunu bükerek onu öldüren sonra pişiren Hıristiyan ise bu yenir mi veya yiyecek olarak bu ondan alınabilir mi?’ diye bana sordular; şöyle dedim: Yenir çünkü bu onun, papazlarının ve din adamlarının yiyeceğidir; bu bize göre uygun bir boğazlama değilse bile Allah onların yiyeceklerini bize mutlak olarak mübah kılmıştır. Allah’ın haramdır dedikleri müstesna olmak üzere, dinlerine göre neyi helâl bilirse o bize de helâldir…” (Aynı eser., s.55-56; İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’lKur’an, c. II, s.556; el-Kardâvî, el-Helâl ve’lHaram fi’l-İslâm, Beyrut, 1967, s.56.) Bu görüşü benimseyenlere göre, Müslümanlar’da yenmesi helâl olan hayvanları kitap ehli kâfirler kesmiş veya başka bir yol ile öldürmüş iseler, bakılır; eğer bu öldürme şekli onların dinine göre uygun ise, böyle öldürülmüş bir hayvanı dindar olanları yiyorlarsa bunu Müslümanlar da yiyebilir. Dinlerine göre yenmez ise Müslümanlar da yiyemez.

HAYREDDİN KARAMAN