Halkın Dilinde Hadis Diye Dolaşan Asılsız Sözler

Rasulullah'ın cehennemle tehdidine muhatap olmaktan duyulan endişeyle bazı sahabiler, neredeyse hiç hadis nakletmemiştir.

Tarih : Mart 05, 2016
Sayı : Mart-Nisan 2012
Konu : Hadis İncelemeleri
Yazar :Osman ARPAÇUKURU

RASULULLAH'IN CEHENNEMLE TEHDİDİNE MUHATAP OLMAKTAN DUYULAN ENDİŞEYLE BAZI SAHABİLER, NEREDEYSE HİÇ HADİS NAKLETMEMİŞTİR.

HZ. PEYGAMBER'İN SÖYLEMEDİĞİ FAKAT HADİS DİYE BİLİNEN SÖZLER, DAHA ÇOK VAAZ VE NASİHAT KİTAPLARINDA KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR.

BU SÖZLERİN BİR KISMI ANLAM OLARAK DOĞRU OLSALAR BİLE ASLA HADİS DEĞİLDİR VE BU ÖNEMLİ BİR FARKTIR.

“HADİSLERİN DİN OLDUĞU” DİKKATE ALINDIĞINDA, UYDURMA HADİSLERİN DİNİN DOĞRU ANLAŞILMASINDA VE YAŞANMASINDA NE BÜYÜK BİR TEHLİKE ARZ ETTİĞİ ORTADADIR.

HADİS ÂLİMLERİ “LEVLÂKE LEVLÂK…” SÖZÜNÜN HZ. PEYGAMBER'İN AĞZINDAN UYDURULMUŞ OLDUĞUNU SARAHATLE BİLDİRMİŞTİR.

ZEHEBÎ VE İBN HACER GİBİ HADİS OTORİTELERİ “SEN OLMASAYDIN CENNETİ / CEHENNEMİ / DÜNYAYI YARATMAZDIM” RİVAYETLERİ İÇİN “UYDURMA” DEMİŞTİR. 


“Hadis-i Şerif” Diye Belirtilen Sözler Karşısında Tutumumuz Nasıl Olmalıdır?

Bu önemli sorunun cevabını, Hz. Peygamber'in (s) hadislerini ilk ağızdan dinleme ve onların ilk taşıyıcıları olma şerefine sahip olan sahabenin, bu konudaki tutum ve davranışlarını tespit ve izah ederek vermek istiyoruz. Çünkü hayatımızın pek çok alanında olduğu gibi bu konuda da sahabe, bizim için oldukça iyi bir model ve örnektir. Onlar, Allah'ın (c) Peygamber'i ile birlikte olmuş, onun sözlerini dinlemiş, hâl ve hareketlerini yakından görmüş, anlamış ve yaşamıştır. Rasulullah'a olan bağlılık, Allah'ın dinini yaşamadaki derin samimiyet ve üstün gayretleriyle, Allah ve Peygamberin övgüsüne mazhar olmuşlardır. Bu bakımdan onlar, dinî yaşantımızda olduğu kadar, Hz. Peygamber'in hadis-i şeriflerine karşı tutumuzu belirlemede de bizim için yegâne örnek konumundadır.

Sahabenin, Hz. Peygamber'in söz ve davranışları demek olan "hadis-i şerifler"e büyük değer verdiği ve "hadisi din kabul" ettiği bilinmektedir. Ebû Hüreyre (r)1 ve Hz. Ali'den (r)2 nakledilen, "Bu ilmi (hadisi) kimden aldığınıza dikkat edin; zira o dindir" sözü sahabenin, hadisi din kabul ettiğini göstermektedir. Daha sonra bu söz, sahabeden tâbiûn nesline geçmiş ve zamanla yayılıp meşhur olmuştur.

Sahabeyi böyle bir kabul ve inanca yönelten çeşitli etkenler vardı. Bunların başında Allah'ın âyetleri ve Rasulullah'ın hadisleri gelmektedir. Yüce Allah kitabının çeşitli âyetlerinde son peygamberi Hz. Muhammed'i, uyulması gereken en güzel model olarak göstermiş3; O’nun yoluna (sünnetine) tâbi olunmasını4 ve O’na itaat edilmesini emretmiştir.5 Peygamberinin aslî görevini de Allah'ın dinini insanlara eksiksiz olarak duyurma6, gerektiğinde açıklama7 ve Kur'an'da açıkça yer almamış kimi konularda hüküm koyma8 olarak belirlemiştir. Benzer şekilde Hz. Peygamber de ümmetine, kendine itaat etmelerini9 ve kendisinin apaçık yolunu izlemelerini10 emretmiştir. Ümmetine, sıkıca sarılıp hidayet üzere kalmaları için "birbirinden ayrılmaz iki şey" bıraktığını söyleyerek, bunlardan birinin "Allah'ın Kitabı", diğerinin de "Sünneti" olduğunu haber vermiştir.11 Ayrıca "Bana Kur'an'la birlikte onun bir benzeri daha verildi."12 buyurarak böylelikle hadislerine kıymet verip yüceltmiş; onların kesinlikle gereken ilgiden yoksun bırakılmamasını, ihmal ve terk edilmemesini bildirmiştir.                                                       

Hadislerin taşıdığı bu değer ve dinî konumundan dolayı Hz. Peygamber ayrıca hadisin öğrenim ve öğretiminde ihtiyatlı davranılıp, hadis diye belirtilen sözün, kendisine aidiyetinden ve metninin doğruluğundan kesin emin olunmadıkça kabul veya nakledilmemesini istemiştir. Abdullah b. Ömer'e (r) yaptığı bir tavsiyede, "Ey İbn Ömer, dinine sahip ol, dinine sahip çık! O senin etindir, kemiğindir. Onu kimden öğrendiğine dikkat et; istikamet üzere olan kimselerden al, eğri büğrü olanlardan alma!"13 buyurmuştur. Burada "din" sözüyle, dinin öğrenilip yaşanacağı temel kaynaklar sıralamasında Kur'an-ı Kerim'den hemen sonra gelen "hadis-i şerif"in kastedildiği malûmdur. Bundan başka, kendisinin söylemediği bir sözü hadis diye ortaya atmanın yahut buna göz yummanın cehenneme girmeye sebep olacak büyük bir günah olduğunu bildirmiş, şöyle buyurmuştur: "Kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlasın."14 "Benim ağzımdan uydurulmuş Bana ait olmayan bir sözü ben söylemişim gibi nakleden kişi, iki yalancıdan biridir."15

Allah Rasulü'nün bu sert uyarıları, sahabeyi hadis naklinde son derece dikkatli ve temkinli olmaya sevk etmiştir. Bu uyarıların muhatapları olmamak için hadisleri Rasulullah'ın ağzından çıktığı şekliyle nakletmeye büyük özen göstermiş; hadislerde eksiklik veya fazlalık yapılmasını, hadisin lafızlarının benzerleriyle/eş anlamlılarıyla dahi olsa değiştirilmesini ve cümledeki yerlerinden ileri veya geri alınmasını, Hz. Peygamber'in ağzından hadis uydurmak olarak kabul etmişlerdir. Böylece hadis diye belirtilen sözü, Hz. Peygamber'e aidiyetinden veya metninin doğruluğundan emin olmadıkça hadis olarak kabul etmedikleri gibi, bunları hadis olarak nakletmekten de şiddetle kaçınmışlardır. Bu konuda o kadar dikkatli ve titiz davranmışlardır ki, hadiste yapılacak bir hata sebebiyle Rasulullah'ın cehennemle tehdidine muhatap olmaktan duyulan endişeyle bazı sahabeler, neredeyse hiç hadis nakletmemiştir.16

Zübeyr b. Avvam'ın, "Niçin bazı kimselerden işittiğim gibi senin de Rasulullah'tan hadis naklettiğini ettiğini duymuyorum?" diyen oğlu Abdullah'a verdiği cevap, sahabenin hadis konusundaki titizliğini göstermektedir: "Ben Müslüman olduğumdan beri Hz. Peygamber'den hiç ayrılmadım; fakat onun 'Kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlasın' buyurduğunu işittim."17 O’nun bu açıklamasından, hadis rivayetinden kaçınma sebebinin; hadisin sözlerinde yanlış yapmaktan ve böylece Hz. Peygamber’in söylemediği bir sözü -farkında olmadan- onun ağzından nakletmekten duyulan endişe olarak algılıyoruz.
 

Aynı şekilde Abdullah b. Abbas ile Büşeyr el-Adevî arasında yaşanan aşağıdaki olay da sahabenin, hadis konusunda oldukça temkinli davrandığını göstermektedir. "Büşeyr el-Adevî, "Rasûlullah (s) şöyle buyurdu, Rasûlullah (s) böyle buyurdu." diyerek Abdullah b. Abbas'a hadisler okumaya başladı; ancak İbn Abbas ona kulak vermemekte ve onunla ilgilenmemekteydi. Bunun üzerine Büşeyr, "Ben sana Rasulullah'tan hadis naklediyorum; ama sen dinlemiyorsun!" diyerek İbn Abbas'ın hadislere karşı umursamaz tutumundan yakınır. Bunun üzerine İbn Abbas ona şu cevabı verir: "Bizler, bir zamanlar birileri "Rasulullah şöyle buyurdu" dediğinde gözümüzü dört açar, söylenenleri dinlemek için dikkat kesilirdik. Fakat insanlar hırçın ve uysal her deveye binmeye (yani anlamadan ve doğruluğundan emin olmadan her duyduklarını nakletmeye) başladıklarından beri bildiklerimizden başkasını onlardan dinlemez olduk."18

Sahabenin hadis konusunda gösterdikleri bu titizliği, bugün biz de hadislerin kabulü ve naklinde gösterebilmeliyiz. Bize “hadis” diye söylenen yahut hadis diye okuduğumuz her sözü -özellikle doğruluğundan emin olamayıp şüphe ediyorsak- “hadis-i şerif” olarak kabul etmekte acele etmemeli, ihtiyatlı ve akıllıca hareket etmeliyiz. Eğer yapabiliyorsak bizzat kendimiz o sözü doğrudan hadis kaynaklarından araştırmalı ve mümkünse bu iş için Arapça kaynakları, yoksa Türkçe temel hadis kaynaklarını tercih etmeliyiz. Fakat mutlaka ana hadis kaynaklarını kullanmalıyız. Şayet kendimiz kaynaklarda araştırma imkânına sahip değilsek, bunun için gerekli bilgi ve yetkinliği taşımıyorsak, bu durumda ilmiyle amil, güvendiğimiz bir ilim ehline danışıp, sormalıyız. Bunu mutlaka yapmalıyız ki, sahabenin hadisteki titizliğine benzer bir ihtiyat ve tedbiri günümüzde gerçekleştirmiş olabilelim.

"Hadis okumak" istediğimizde de okuyacağımız kitaplar temel hadis kaynaklarından olmalıdır. Beden sağlığımız için gereken ilacı nasıl ki başka bir kimseden veya yerden değil de doktordan öğrenip, eczaneden satın alıyorsak, aynı şekilde Allah Rasulü'nün hadislerini de, yüzyıllardır İslam dünyasınca genel kabul görmüş temel hadis kitaplarından okumalı ve öğrenmeliyiz. Günümüzde bu kitapların bu konudaki ihtiyacı fazlasıyla karşılayacak sayıda Türkçe çevirileri de bulunmaktadır. Evlerimizde nasıl ki en azından bir adet Mushaf bulunduruyor, her fırsatta okuyorsak, aynı şekilde en azından bir adet temel bir hadis kitabını bulundurabiliriz/bulundurmalıyız ve Kur'an'ın yanı sıra okuyabiliriz/okumalıyız.

Hz. Peygamber'in söylemediği fakat hadis diye bilinen sözler, daha çok vaaz ve nasihat kitaplarında karşımıza çıkmaktadır. İçinde sahih, hasen ve zayıf hadislerin yanı sıra, uydurma hadislerin de bulunduğu bu kitapların halk tarafından çokça okunması sebebiyle, bu uydurma hadisler zamanla toplumda iyice yayılmış ve genel kabul görmüştür. Bu sözlerin bir kısmı anlam olarak doğru olsalar bile asla hadis değildir ve bu önemli bir farktır. Bu durumlarda bizi öncelikle ilgilendiren, hadis diye belirtilen sözün anlamı değil, gerçekten hadis olup olmadığıdır. Bir sözün anlamca doğru olmasının, o sözü hadis yapmayacağı herkesçe malûmdur. Aksi takdirde anlamı doğru olan bütün sözlerin hadis kabul edilmesi gerekir ki bu, gerçeğe aykırıdır.

Hz. Peygamber’in söylemediği bir sözü o söylemiş gibi nakletmek, ona iftira atmak olur ki bunun cezasını da Allah Rasulü kendisi, yukarıda naklettiğimiz hadiste geçtiği üzere cehennem olarak bildirmiştir. Öyleyse hadisler konusunda sahabenin gösterdiği ihtiyat ve tedbirin benzerini göstermek, en azından hadis diye belirtilen her sözü, kaynağını öğrenmeden, Hz. Peygamber'e aidiyetinden ve metninin doğruluğundan emin olmadan nakletmemek yerinde bir davranış olacaktır.

“Hadislerin din olduğu” dikkate alındığında, uydurma hadislerin dinin doğru anlaşılmasında ve yaşanmasında ne büyük bir tehlike arz ettiği ortadadır.Bundan dolayı geçmişte hadis âlimlerimiz, hadis diye uydurulmuş sözleri tespit etmek için büyük çabalar ortaya koymuş, bu uydurma hadisleri bildiren kitaplar kaleme almıştır. Ancak bu kitaplar ne yazık ki daha çok araştırma merkezlerinin, kütüphanelerin ya da yayıncıların raflarında kalmış, bir türlü halkın gündemine girememiştir.

Önemli bir eksiklik olarak gördüğümüz bu durumun giderilmesi, halkın dilinde hadis diye dolaşan asılsız sözlerin ayıklanıp, doğrunun ortaya konması uzun zamandır içimizde büyüttüğümüz bir arzuydu. Artık bu arzumuzu gerçekleştirme yolunda ilk adımızı atmış bulunuyoruz. "HADİS İNCELEMELERİ" köşemizde bu sayıdan itibaren merakla takip edeceğinizi umduğumuz, hadis diye uydurulmuş sözlerin araştırılıp incelendiği yazıları sizinle paylaşacağız. Hadisler hakkındaki yorum ve değerlendirmelerde, İslâm âlimlerinin açıklamalarını dayanak alacak, onları günümüzün dünyasına taşıyacak ve bugünün diliyle konuşturacağız. Gerekli görmedikçe kişisel görüş ve açıklamalarda bulunmayacağız. Bu sebeple hadisler hakkındaki yorum ve değerlendirmeler öncelikle bize değil, kıymetli âlimlerimize aittir. Kendilerini bu vesileyle rahmet ve minnetle anıyoruz.

Uydurma hadisleri araştırma ve incelemeyi gaye edinen bu hadis yolculuğumuzda en büyük yardımcımız elbette Rabbimiz Allah’tır. O'na güvenip dayanıyor ve yazdıklarımızda bizi hakka ve hakikate ulaştırmasını niyaz ediyoruz. Yüce Allah, Peygamberine ait olan sözlerden, ona ait olmayanları ayırt etmek için gösterdiğimiz bu çabayı, Sevgili Peygamberini de memnun eden ve böylelikle şefaatine ermeyi umduğumuz bir salih amele dönüştürsün. (Âmin).

1. “Ey Muhammed! Sen olmasaydın, ben âlemleri yaratmazdım.”

(Levlâke [levlâke] le-mâ halaktu’l-eflâk)

عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ مُوسَى الْقُرَشِيِّ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ جَعْفَرَ بْنِ سُلَيْمَانَ عَنْ عَبْدِ الصَّمَدِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمِ أَنَّهُ قَالَ: « لَوْلاَكَ [لَوْلاَكَ] لَمَا خَلَقْتُ الْأَفْلَاكَ ».

Daha çok nasihat-vaaz türü kitaplarda bulunan ve “kutsî hadis” olarak anılan bu söz, ilk ortaya çıkışından günümüze kadar geçen asırlar içinde halk arasında yayılmış ve neredeyse her Müslümana bildik gelecek derecede meşhur olmuştur.

Şu kadar var ki, hadis âlimleri bunun Hz. Peygamber'in ağzından uydurulmuş bir söz olduğunu ve hadis olarak aslının bulunmadığını bildirmiştir. Dolayısıyla kıtalar ve zamanlar aşan şöhretine rağmen bu söz, kesinlikle hadis değildir. Peygamber Efendimiz ne bu sözü, ne de aynı anlamda başka bir sözü söylememiştir. Hadis diye uydurulmuş bu söz, sadece sahih hadisleri içeren ünlü hadis kitapları Buhârî ve Müslim başta olmak üzere temel hadis kaynaklarında hadis olarak bulunmamaktadır. Hz. Peygamber’e ait bir söz (hadis-i şerif) olarak gösterildiği tek yer, Deylemî’nin (ö.509/1115) el-Firdevs bi-me'sûri'l-hitâb (Firdevsü'l-ahbâr) (V, 227) adlı eseridir. Bu kitapta çok sayıda zayıf ve uydurma hadis bulunmaktadır. Bunu, Deylemî'nin başlıca kaynağı olan Şihâbü'l-ahbâr'ın güvenilir bir hadis kitabı olmamasıyla açıklamak mümkündür.19 Dolayısıyla bu uydurma sözün Deylemî’nin kitabında bulunuyor olması, onun hadis olduğuna kesin delil oluşturmaz. Özellikle de "uydurma" olduğunu bildiren âlimler varsa.

Çağdaş hadis âlimi merhum Muhammed Nâsırudin Elbânî (ö.1999), Silsiletu’l-ehâdîsu’z-zaîfe adlı kitabında (I, 448-451), hadis diye uydurulmuş bu söz hakkında şu açıklamayı yapmaktadır:20

“Bu hadis diye uydurulmuş bir sözdür, hadis değildir.

Sağânî “el-Ehâdisu’l-mevzûa” adlı kitabında (s.57) hadis hakkında "hadis diye uydurulmuş söz" demiştir.

Ali el-Kârî el-Mevzûât adlı kitabında (s.67-68) hadis hakkında şöyle demektedir: “Hadis değildir. Fakat anlamca doğrudur; çünkü Deylemî'nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın, cehennemi de yaratmazdım."21

İbn Asâkir bu sözü, “Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım” biçiminde nakletmiştir.22

Benim (Muhammed Nâsırudin Elbânî) kanaatim odur ki; Ali el-Kârî’nin sözünü ettiği Deylemî’deki rivâyetin sahih olduğu kesinleşmedikçe bu sözün anlamca doğru olduğu da söylenemez. Deylemî’deki hadisin sahih olduğunu bildiren herhangi bir âlim de bilmiyorum. Artık Deylemî’nin el-Müsned’inde yer alan hadisin senedini de tespit etmiş durumdayım.23Hadisin râvileri arasında bulunan Abdüssamed b. Ali b. Abdullah isimli râvî, bu hadisin felâketidir. Ukaylî onun hakkında “Hadisleri alınmaz” demektedir. “Ey Muhammed! Sen olmasaydın, ben âlemleri yaratmazdım” hadisinde de aynı râvî bulunmaktadır ve hadisin başka bir râvî zinciri (senedi) de yoktur. İbn Asâkir’in “Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım” şeklindeki rivâyetine gelince, İbnu’l-Cevzî, bunu el-Mevzûât adlı kitabında (I, 288-289) nakletmiş ve “bu hadis diye uydurulmuş bir sözdür, hadis değildir” demiştir. Suyûtî de el-Leâlî (I/272) adlı kitabında İbnu’l-Cevzî’nin söz konusu hadis hakkındaki değerlendirmesine katılarak, o da hadisin uydurma olduğunu söylemiştir.”24

Sağânî, Aclûnî Şevkânî, Ali el-Kârî, İbnu’l-Cevzî, Leknevî ve Suyûtîgibi meşhur hadis âlimleri bu sözün “hadis diye uydurulmuş asılsız bir söz” olduğunda hemfikirdir.25 Cemâlüddin Kasımî'ye göre bu hadis, mevlid-i şerif kutlamaları esnasında Hz. Peygamber’i öven sözler okuyanlar tarafından uydurulmuştur.26

İbn Teymiyye de bu sözün, ne sahih ne de zayıf hiçbir şekilde hadis olmadığını, sahabeden bu anlamda bir söz nakledilmediğini; bunun, “söyleyeni belli olmayan bir söz” olduğunu bildirmiştir.27

Türkiye'nin tanınmış hadis âlimlerinden Prof.Dr. Raşit Küçük de söz konusu hadisin durumuna dair internet üzerinden yöneltilen bir soruya verdiği cevapla, hadisin uydurma olduğuna dair açıklamada bulunmuştur.28

Şu kadar var ki, Aclûnî, uydurma hadisleri derlediğimeşhurKeşfu’l-hafâ adlı kitabında "Her ne kadar bu söz, hadis olmasa da anlamca doğrudur"29 demiş ise de bizim için öncelikle önemli olan, bu sözün anlamca doğruluğu değil, Hz. Peygamber'e ait olup, olmadığı meselesidir. Çünkü "kutsî hadis" diye meşhur olmuş, ancak hadis kaynaklarında hadis olarak bulunmayan bu sözün Rasulullah'a aidiyetinin araştırılıp, bu konuda doğrunun ortaya konması anlamının doğruluğundan daha önemli bir konudur. Bu yapılmayacak olursa, toplumu yanlışa sürüklemek bir yana, “Hz. Peygamber’e iftira atmak” gibi son derece tehlikeli bir duruma göz yumulmuş ve tabiî bunun ağır vebali altında kalınmış olunacaktır.

Geçmişte hadis âlimlerimiz, yukarıda aktardığımız bazı açıklamalarda da görüldüğü üzere bu uydurma hadis hakkında gerekli açıklamaları yapmışlardır. Ancak bugün onların bu açıklamalarının raflardaki kitap sayfaları arasında unutulup, halka ulaşmadığı görülmektedir. Bizatihi duyup işittiklerimizin yanı sıra internet ortamında -özellikle forum sitelerinde yaptığımız- kısa bir gezinti esnasında bu sözün sanal ortamlara da taşındığını, tartışıldığını ve savunulduğunu, üzerine çeşitli hükümler ve düşünceler kurulduğunu, söylemler geliştirildiğini görmemiz, âlimlerin bu hadis hakkındaki açıklamalarından halkın haberdar olmadığı yönündeki görüşümüzde bizi maalesef haklı çıkarmaktadır.30

Web sitelerinden birinde bu uydurma hadis üzerine oturtulan inanç, bir profesör tarafından şöyle dile getirilmektedir: “Tasavvuf düşüncesinde Hakikat-i Muhammediyye veya Nur-i Muhammedi denen bir inanış ve kavram vardır. Konumuz olan hadis daha çok bu inanışın temellendirilmesi vesilesiyle gündeme gelir.”31 Bir diğer sitede doçent unvanına sahip bir başka ilim adamı özetle şöyle demektedir: “Tasavvufi anlayışa göre, Allah’tan başka hiçbir şey yok iken ilk defa hakikat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için halk edilmiştir. Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir. Varlığın mebde ve müntehası Hz. Muhammed’dir. Tasavvufta sık sık kullanılan ve kutsi hadis olarak da rivayet edilen, ‘Sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım’ (Levlake...) ifadesiyle varlığın Hz. Muhammed için yaratıldığı anlatılır. Birçok yerde de bu hadis nazarlara sunularak, kâinatın yaratılış sebebi olarak Hz. Muhammed gösterilir.”32

Bu hadis çerçevesinde yapılan açıklama ve yorumlarda bütün varlığın Hz. Peygamber’in yüzü suyu hürmetine yaratıldığı inanışı33 ortaya atılmakta ve bu temelsiz inanç, aynı şekilde kendi gibi temelsiz olan söz konusu uydurma hadise dayandırılmaktadır.

Bir web sitesindeki açıklama aynı zamanda bir itirafı da içermektedir. Orada hadisin sahihlik durumu hakkında değerlendirmede bulunulmakta ve şöyle denmektedir: “Buna göre; hadisin kuvvetli bir senedi olmadığı doğrudur, fakat bunun bir hadisi uydurma (mevzu) yapmadığı da ilm-i hadis çerçevesinde izahtan varestedir.” Açıklamayı yapan kişi, bu sözün hadis olarak aslının bulunmadığına dair âlimlerin yaptıkları açıklamaları ya bilmemekte veya görmezden gelmektedir. Değerlendirmeye devam edilerek: “Ümmetin telakkisine göre manasının doğruluğu kesin olduğu gibi, Cumhur-u muhaddisince de manasının doğruluğu tespit edilmiştir.” denmekte ve ardından“Sen olmasaydın cenneti halketmezdim”; “Sen olmasaydın cehennemi yaratmazdım” ve “Ya Muhammed sen olmasaydın, ben dünyayı halketmezdim” ve birkaç başka hadis naklederek, bu hadislerin aynı manaya kuvvet verdiği ve böylece söz konusu hadisin senedindeki zaafiyetin zail olduğu, hiçbir senedi olmasa da aynı manaya işaret eden pek çok hadis ile kuvvet bulduğu söylenmektedir.34

Halbuki temelleri sahabe döneminde atılan senet (isnad) sisteminin, hadis metinlerinin ayrılmaz bir parçası olup, hadisin sıhhati hakkında hüküm vermede kullanılan temel kriterlerden olduğu bilinmektedir. Hadisin senedi yoksa, o hadis hakkında nasıl değerlendirme yapılacaktır? Senet gereksizse, âlimler İslam tarihinin ilk birkaç asrı boyunca neden ısrarla senet üzerinde durmuştur? Patenti Müslümanlara ait olan ve "isnad sistemi" denen senetli anlatım sistemini icat ettiren sebep nedir? Onları hadisler bir yana, tarihî olayları dahi senetli rivayetlerle aktarmaya sevk eden neden nedir?                                                     

Sonra şahit/destek olarak gösterilen hadislerin de uydurma olduğu yine âlimlerce bildirilmiştir. Örneğin yukarıda, “Sen olmasaydın cenneti / cehennemi / dünyayı yaratmazdım” formatında geçen hadisler için meşhur hadis âlimi Zehebî’nin “uydurma” dediği; bir başka hadis otoritesi İbn Hacer el-Askalânî’nin de bu değerlendirmesinde ona katıldığı bilinmektedir.35

Yukarıdaki değerlendirmenin sahibi kişi, aynı anlamda benzer hadisler bulunduğunu, böylece bu -uydurma- hadisin de kuvvet kazandığını söylemekte ve hadislerin çeşitli kitaplarda bulunduğuna işaretle; Aclûnî’nin Keşfu’l-hafâ’sını, Aliyyu’l-Kârî’nin, Suyûtî’nin ve Şevkânî’nin kitaplarını, Mevlânâ Halid’in Divan’ını ve İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbât’ını görüşünün doğruluğuna delil olarak göstermekte ve sonuç olarak şöyle demektedir: “Hâl böyle iken hadisin zayıflığını bile kabul etmeyerek uydurma olduğunu, hele hele Allah ve Peygamber adına yalan söylendiğini beyan etmek, insaf ve izan ile bağdaşmasa gerektir.”

Biz bu sözün, hadis olarak uydurulmuş asılsız bir söylenti olduğunu söylerken, elbette onun hiçbir kaynakta yer almadığından yola çıkarak bu sonuca ulaşmış değiliz. Hem daha önce adlarını aktardığımız hem de adlarını anmadığımız diğer hadis kaynaklarını esas alıp, bu kaynaklarda âlimlerin yazmış oldukları değerlendirme ve açıklamaları dikkate alarak söylemekteyiz. Kaldı ki, muhalif görüş sahibi kimsenin, adlarını andığı hadis kaynaklarında da, bu sözün hadis diye uydurulmuş olduğu açıkça kayıtlıdır. Bu açıklamaları görüp de hâlâ onun hadis olduğunu iddia etmek nasıl mümkün olabilir?

Kaldı ki sonuç olarak biz sadece, bu sözün Hz. Peygamber’e ait olmadığını değil; anlamının da doğru olmadığını görüyoruz. Zira bu söz, “yaratılışın amacının, isim ve sıfatlarıyla Allah'ı tanımak ve sadece O’na kulluk etmek” olduğunu haber veren apaçık Kur'an âyetlerine ters düşmektedir. Yüce Allah bu âyetlerden birinde, insanların ve cinlerin yaratılış sebebi ve gerekçesini haber vererek: "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."36 buyurmaktadır. Hz. Muhammed’ de insanlardan biridir. O, kelime-i şehadette de bildirildiği üzere diğer bütün insanlar gibi önce "kul" (‘abduhu), sonra onlar arasından seçilmiş bir "peygamber"dir (rasuluhu). Yaratılış sebebinin, insanın iyi ve güzel davranışlarda bulunma sınavı yani kulluk olduğu, Mülk Sûresi’nde de şöyle bildirilmektedir: "O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır."37

Âyetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken, hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber olarak göstermekte ve her şeyin onun yüzü suyu hürmetine, Allah'ın O’na olan sevgisinin tezahürü olarak ve O’nun hatırına yaratıldığını bildirmektedir. Bu sözün ifade ettiği anlamın âyetlerle çeliştiği açık ve dolayısıyla yanlışlığı aşikârdır. Şeyhülislam İbn Teymiye'nin de söylediği gibi arş, kürsü, gökyüzü, yeryüzü, güneş ve ay… bunların hiçbiri Hz. Peygamber'in yüzü suyu hürmetine ve onun hatırı için yaratılmamıştır.38

Sünnî camiada bu söz hakkındaki durum ve değerlendirmeleri özetle aktardıktan sonra Şiî camiada da söz konusu uydurma hadisin bulunup bulunmadığını araştırmak istedik. Elimizde Şia'ya ait hadis kaynakları bulunmadığından sadece web ortamında kısa bir çalışma yaptık. Ancak bu konudaki araştırmayı ilmî kaynaklar üzerinde değil, Şiî forum sitelerinde yaptığımızı tekrar belirtelim.

Araştırma sonunda bu uydurma hadisin kısmen farklı da olsa onlarda da bulunmakta olduğunu gördük. Bu söz Şia camiasında “Ey Ahmed! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım. Ali olmasaydı seni yaratmazdım. Fatıma olmasaydı her ikinizi de yaratmazdım.39 lafızlarıyla yer almıştır. Bu uydurma sözde Hz. Ali, Hz. Peygamber’den, Hz. Fatıma da her ikisinden üstün bir konuma çıkarılmaktadır. Ona göre, Hz. Fatıma olmasaydı ne Hz. Peygamber, ne Hz. Ali ne de yer-gök, hiçbir varlık yaratılmayacaktı. Yaratılışın sebep ve gerekçesi, Hz. Fatıma’dır. Her şey, ondan ötürü yaratılmıştır. Bu uydurma hadisin, Sünnî camiadakinden çok daha ağır, korkulu ve tehlikeli olduğu aşikârdır. Ancak şunu söylememiz gerekiyor ki her ne kadar bu uydurma söz Şia'da da hadis diye bulunuyor olsa bile âlimleri ve toplumuyla bütün Şia toplumunun aynı kanaatte olduğunu söylemek yanlış olur. Şia hadis âlimlerinin bu söz hakkındaki açıklama ve değerlendirmelerini bilemediğimiz için aktaramıyoruz. Elbette onlarda da hakkı ve hakikati yerine getiren âlimler vardır.

Halk arasında hadis diye meşhur olmuş bu söz hakkındaki araştırma ve incelememizin bizi ulaştırdığı sonuç budur. Yanılmışsak, Allah’tan bizi bağışlamasını, doğruya ulaştırmasını ve samimi çalışmamızın karşılığını en güzel biçimde vermesini niyaz ederiz. Hatalarımızı hikmetle düzeltecek kimseye de duacıyız. Amacımız, aşağılamak ve incitmek değil; hakka ve hakikate ermektir.

Dipnotlar:

1- Hatîb el-Bağdâdî, el-Camiu li-ahlâki'r-râvi, I, 129.

2- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî ilmi'r-rivâye, I, 121.

3- Ahzab (33), 21.

4- En'âm (6), 153.

5- Bu konuda pek çok âyet vardır, bazıları için bkz. Nisâ (4), 13; Şuarâ (26), 108; Teğâbün (64), 12; Enfâl (8), 1.

6- Mâide (5), 67.

7- Nahl, (16), 44; İbrahim (14), 4.

8- A'râf (7), 157; Tevbe (9), 29.

9- Buhârî, Cihad, 108; Ahkâm 1; İ'tisam 2; Müslim, İmâre 1835, Fezâil 2283. 10- Buhârî, İ'tisâm 1.

10- Buhârî, İ'tisâm 1.

11- Hâkim, Müstedrek, I, 172; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, X, 114; Dârekutnî, Sünen, IV, 245.

12- Ebû Davud, Sünnet 6.

13- Ramehürmüzî, el-Muhaddisü'l-fâsıl, s.416; Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, I, 121.

14- Buhârî, İlim 38, Cenâiz 33; Müslim, Mukaddime 2, 3.

15- Müslim, Mukaddime 8, 19.

16- İbn Kuteybe, Te'vîlü muhtelifi'l-hadîs, s.39.

17- İbn Mâce, Mukaddime 4 (36).

18- Müslim, Mukaddime 13.

19-Kitap hakkında bkz. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Firdevsü'l-ahbâr" mad., XIII, 129-130.

20- Ayrıca Elbânî'nin adı geçen kitabının şu cilt ve sayfalarına da bkz. I, 88-100; XII, 470-471.

21- Deylemî, el-Firdevs bi-me'sûri'l-hitâb (Firdevsü'l-ahbâr), V, 227.

22- İbn Asâkir, Târîhu Medineti Dımaşk, III, 518.

23-Elbânî'nin, tesbit ettiğini bildirip adı geçen kitabında kaydettiği senedi biz de konunun başına koyduğumuz Arapça metnin başına uyarlayarak ekledik ve ayrıca harekelendirdik. Sened için bkz. Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi'z-zaîfe, I, 451.

24- Aynı söz Hâkim’in el-Müstedrek’inde (II, 671-672) “Muhammed olmasaydı, Âdem’i yaratmazdım. Muhammed olmasaydı, cenneti de cehennemi de yaratmazdım.” lafızlarıyla gelmiştir.

25- Bkz. Sağânî, el-Ehâdîsu’l-mevzûa, s.52; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I, 54; II, 192; Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.326; Ali el-Kârî, el-Mevzûâtu’l-kübrâ, s.295; el-Mevzûâtu’s-süğrâ, s.150; İbnu’l-Cevzî, el-Mevzûât, I, 289-290; Suyûtî, el-Leâlî, I, 249, Abdülhay Leknevî, el-Âsâru'l-merfûa, s.44, 45, 295; Fettenî, Tezkiratü'l-Mevzûât, s.86.

26-Cemalüddin Kasımî, Kavâidu't-tahdîs, s. 155.

27- İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-fetâvâ, XI, 86-96

28- Bkz. http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=133873, erişim: 11.07.2006; 07.13.

29- Aclûnî, Keşfu'l-hafâ, I, 54; II, 192.

30- Örnek olarak şu web sitelerine ve ayrıca dipnotlarda verilen diğer web sitelerine bakılabilir (erişim: 08.10.2006): www.sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=levlake+levlak+lema+halaktul+eflak&nr=y&pt=levlake+ www.sufizmveinsan.com/sohbet/risaletun27.html

www.alshirazi.com/compilations/history/fatema/part1/1.htm www.gamextreme.org/gia/gor.php?a=levlake%20levlak%20lema%20halakt%C3%BCl%2 www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=133873 www.islamiforum.com/index.php?showtopic=9754

www.islamqa.com/index.php?ref=23290&ln=ara

www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5655

31- www.yeniasir.com.tr/ya2006/09/29/index.php3?kat=ana&sayfa=ramazan1&bolum=yazarlar; erişim: 08.10.2006

32- Bkz. www.sorularlarisaleinur.com/moduller.php?modul=makale&op=1&id=68; erişim: 08.10.2006. Risale-i Nur Enstitüsünün bu konudaki benzer cevabı için bkz. www.suleymaniyevakfi.org/modules/tutorials/index.php?op=viewtutorial&tid=21, erişim: 08.10.2006.

33- www.sufizmveinsan.com/sohbet/risaletun27.html; erişim: 08.10.2006

34- bkz. www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=560; erişim: 22.11.2006

35- Bkz. Zehebî, Mîzânu’l-i’tidâl, V, 299; İbn Hacer el-Askalânî, Lisânu’l-Mîzân, IV, 354; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi'z-zaîfe, I, 450. Ayrıca bkz. İbnu’l-Cevzî, el-Mevzûât, I, 289.

36- Zâriyât (51), 56.

37- Mülk (67), 2.

38- İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ, XI, 95–96.

39- Hadis ve yorumları için bkz. www.alshirazi.com/compilations/history/fatema/part1/1.htm; www.mesbahyazdi.org/arabic/contact -us/afq/contact6.htm; www.aljaafaria.com/aljaafaria-old/fatimaa.html; www.alshirazi.com/compilations/history/fatema/part1/1.htm, tüm sitelere erişim: 08.10.2006.

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
timberland canada nike huarache cinturones gucci timberland boots timberland canada timberland boots women timberland sko polos ralph lauren outlet ray ban aviator baratas new balance blancas mujer bolsos louis vuitton gafas de sol oakley baratas oakley frogskins baratas timberland boots timberland femme timberland montreal timberlands canada gafas oakley baratas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible