Hadis Olarak Bilinen Asılsız Sözler - IV

İmam azam hakkındaki uydurma hadisleri reddederken onun kadrü kıymetini de korumak bir vefa borcudur.

Tarih : Mart 06, 2016
Sayı : Kasım-Aralık 2012
Konu : Hadis İncelemeleri
Yazar :Osman ARPAÇUKURU

İMAM AZAM HAKKINDAKİ UYDURMA HADİSLERİ REDDEDERKEN ONUN KADRÜ KIYMETİNİ DE KORUMAK BİR VEFA BORCUDUR.

Bu çalışmanın ilk bölümü Kur’ani Hayat dergimizin Mart-Nisan 2012 tarihli 23. Sayısında (s.106-114), ikinci bölümü Mayıs-Haziran 2012 tarihli 24. Sayısında (s.75-85), üçüncü bölümü Eylül-Ekim 2012 tarihli 26. Sayısında (s.103-111)  yayımlanmıştır.

8.“İmam Azam Ebû Hanife Hakkındaki Hadisler”

İnsan doğuştan zaaflar taşımaktadır. Düşkünlüğüve tarafgirlik duygusu bu zaaflarındandır.Bunları iyiye ve doğruya yöneltebilirseona fayda, aksi durumda sadece zarar getirmektedir.

Bazen bu zaafların bir sonucu olarak ortaya çıkan aşırı tarafgirlik, grupçuluk zihniyeti, bazı kimselerde dinî bilinci yok ederek, onun yerine geçebilmektedir. Bu hırs, tarihte bazılarını Hz. Peygamber’e (s) iftira edebilecek kadar seviyesiz yapmıştır. Uydurma hadislerin ortaya çıkış sebeplerinin bir kısmı da bu bozuk zihniyettir.

Fıkıh alanında mezheplerin oluşmaya başlamasıyla birlikte zamanla mezheplerine körü körüne bağlanan müntesipler arasında da tarafgirlik çekişmeleri ve üstünlük iddiaları baş göstermiştir. Bu rekabet, özellikle Hanefî ve Şafiî mezheplerinin cahil ve cüretkâr müntesipleri arasında daha fazla görülmüştür. Bu kör taassupla cahil ve cüretkâr bazıları, kendi mezheplerini ve imamlarını üstün göstermek, diğer mezhebi ve imamını kötülemek maksadıyla birçok hadis uydurmuşlardır. Temelde kendi mezhebine daha fazla taraftar toplama maksadıyla başlatılan hadis uydurma girişimi, özellikle İmam Azam Ebû Hanife (ö.150) zamanında korkunç derecede yaygın bir hâl almıştır. Sonuçta İmam Azam Ebû Hanife’yi ve İmam Şafiî’yi öven veya kötüleyen asılsız rivayetler her tarafa yayılmıştır.

Mezhep taassubunun sonucunda uydurulmuş olan bu yalan rivayetler, Müslümanlar arasında ayrılıkları körüklemiş ve hatta zaman zaman onları birbirlerine düşman etmiştir.[1]

***                                                                  

Uydurma hadisleri tanımanın yöntem ve yollarına dair açıklamalar yapan hadis âlimleri genel kural olarak, gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak Ebû Hanife’yi veya İmam Şafiî’yi öven yahutbunları kötüleyen hadislerin tamamının yalan ve uydurma olduğunu bildirmişlerdir.[2]

İmam Azam Ebû Hanife’yi öven bu uydurma hadislerden bazıları ve hadis âlimlerinin onlar hakkındaki değerlendirmeleri özetle şöyledir:

إِنَّ فِي أُمَّتِي رَجُلا اسْمُهُ النُّعْمَانُ وَكُنْيَتُهُ أَبُو حَنِيفَةَ هُوَ سِرَاجُ أُمَّتِي“Ümmetimin içinde adı Numan, künyesi Ebû Hanife olan bir adam vardır; o ümmetimin ışığıdır.”

Sahabeden Ebû Hüreyre tarikiyle Hz. Peygamber’den rivayet edilen bu hadisi ravilerinden Muhammed b. Said el-Burkî’ uydurmuştur.[3]Ulaşabildiğimiz kadarıyla onun hakkında konuşan ve uydurma olduğunu bildiren ilk kişi, büyük hadis âlimi Hatîb el-Bağdâdî’dir. Onun uydurduğu hadis bununla sınırlı değildir, o sayılamayacak kadar çok hadis uydurmuştur.[4]Bu kimsenin rivayet ettiği bütün hadislerin uydurma olduğu âlimler tarafından bildirilmiştir.[5]

el-Burkî hakkında el-Mizan’da şöyle denilmiştir: “el-Burkî, hadis uyduran kimselerden olup, hicri üçüncü yüzyıldan sonra ortaya çıkmıştır.”[6]

Tespit edebildiğimiz kadarıyla,bu asılsız sözü hadis diye uydurup yayan kişi hakkında ilk açıklama, Hâkim Ebû Abdullah en-Neysâbûrî’ye (ö. 405) aittir. O,Târîhu Neysâbur adlı kitabında şöyle demiştir:

“Muhammed b. Saîd b. Muhammed el-Mervezî Ebû Abdullah el-Burkî, Neysâbur’da kimlikleri bilinmeyen kişilerden münker hadisler rivayet etmiştir, hocalarımızdan bazıları da onan nakillerde bulunmuştur. Bu kişi, rivayetleri makbul (sika) ravilerden sayılamayacak kadar çok hadis uydurmuştur. Uydurduğu rivayetlerin en fenası da ‘Ümmetimin içindeadı Numan, künyesi Ebû Hanife olan bir adam vardır; o ümmetimin ışığıdır’sözüdür. Bu kişi, hadis diye uydurduğu bu yalan sözü, önce Horasan’da sonra da Irak’ta hadis diye kendi senediyle rivayet etmiş, bu metne ayrıca bazı ilavelerde de bulunmuştur… Her kim bu sözü hadis diye naklederse, o kişi, Hz. Peygamberin, haklarında “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir sözü hadis diye naklederse, o kişi, iki yalancının biridir.”[7]

Hâkim’in yukarıdaki açıklamasına Târihu Bağdâd adlı kitabında yer veren Hatib el-Bağdâdî (ö.463),el-Burkî’nin ölüm tarihini hicri 318 olarak tespit etmiştir.[8]Bu tarihi dikkate aldığımızda bu sözün hicri 318 tarihinden önce uydurulduğu ve önce Horasan’da ardından Irak’ta hadis diye nakledildiği sonucuna ulaşıyoruz. Hâkim’in de hicri 463 yılında vefat ettiği bilindiğine göre, sözün uydurulmasından en geç 150 sene gibi bir zaman sonraonun hakkında gerçeklerin âlimler tarafından ifşa edildiğini görüyoruz. “En geç” kaydını koymamızın sebebi; Hâkim’den önce, daha erken bir dönemde başkaları tarafından bu sözün tenkid ve red edilmiş; fakat bu bilgilerin kaybolup bize kadar ulaşmamış olabileceği ihtimalidir. Bu ihtimal, daha derin ve kapsamlı araştırmalarla kesinlik kazanabilir; ancak şu an bizim için kesin olan bilgi, onun tenkid edilip uydurma olduğunun en geç hicri 460’lı yıllarda ortaya konmuş olmasıdır.

Hâkim ve Hatîb’den sonra gelen pek çok âlim onların bu konudaki açıklamalarını dikkate almış ve kitaplarında yer vermişlerdir. İbnü’l-Cevzî (ö.597)[9], Zehebî (ö.748)[10], İbn Arrâk (ö.963)[11], el-Makdisî (ö.1033)[12], Şevkânî (ö.1250)[13] ve Kâvukcî (ö. 1305)[14] bu âlimlerden bazılarıdır.

***

Bu uydurmahadisيَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو حَنِيفَةُ، هُوَ سِرَاجُ أُمَّتِي“Ümmetimin içinde Ebû Hanife denen bir adam çıkar; o ümmetimin ışığıdır”biçiminde de rivayet edilmiştir.

Bu söz ve onu uydurup hadis diye yayan kişi hakkındakitenkitler erken bir zamanda yapılmış olup, ulaşabildiğimiz ilk açıklama İbn Hıbbân’a (ö.354) aittir. O el-Mecrûhîn adlı kitabında şöyle demiştir: “Ahmed b. Abdullah, Abdullah b. Ma’dân el-Ezdî’den, o da Enes’ten, o da Hz. Peygamber’den şöyle dediğini rivayet etti: ”…” Her kimbu hadisleri veya bunların bir bölümü hadis diye naklederse, o kimse âlim sayılmaz. Benim bu rivayetlere kitabımda yer vermemin sebebi ise Horasan’da onun bu rivayetlerini hadis diye kitaplara yazılıyor olmasıdır. Ben bunu kitabıma alarak onun uydurulmuş, düzmece bir hadis olduğunu, âlimlere iftira edilmek suretiyle dayandırıldığını açıklamak istedim. Bu rivayetin, benden el-Mecrûhîn adlı kitabımın dışında hiçbir açıklamada bulunulmaksızın nakledilmesi nakleden kişinin güvenirliğini zedeleyecek bir kusurdur.”[15]

Hâkim (ö.405) debu söz hakkında şöyle demiştir: “Me’mun b. Ahmed es-Sülemî, hadis uyduran iğrenç biridir. Makbul (sika) ravilerden hadisler uydururdu. Cüveybârlı hadis uydurucusunun ortaya attıklarından biri de bu hadistir.”[16]Hâkim’in verdiği şu bilgi rivayetin mezhep taassubu ve mezhebî üstünlük sebebiyle uydurulduğunu göstermektedir: “Me’mun b. Ahmed el-Herevî’ye, “Şafiî’yi ve Horasan’da ona tâbi olanları görmez misin?’ dendi. Bunun üzerine o derhal, ‘Bize Ahmed b. Abdullah, ona da Abdullah b. Ma’dân el-Ezdî, ona da Enesrivayet edip dedi ki…’ diyerek bu hadisi düzüp nakletti.[17]

Hâkim’in (ö.405) bu değerlendirmesini yerinde ve isabetli bularak kitaplarında yer veren İbnü’l-Kayserânî (ö.507) ayrıca şu bilgileri kaydetmiştir: “Ravilerden Me’mun, hadis uyduran bir deccaldır.[18]-[19]“. “Ahmed b. Abdullah el-Herevî dehadis uyduran bir deccaldır.”[20]

Cûzekânî’nin (ö.543) bu uydurma hadis hakkında açıklaması ise şöyle olmuştur: “Bu, hadis diye uydurulmuş, bâtıl, yalan bir sözdür. Hadis olarak aslı yoktur. Ne Enes b. Mâlik ne de Abdullah b. Ma’dân bunu rivayet etmiştir. Bunu Ahmed b. Abdullah el-Cuveybârî yahut Me’mun b. Ahmed es-Sülemî uydurmuştur. Ahmed ve Me’mun hadis uyduran iki iğrenç kişidir.”[21]

İbnü’l-Cevzî (ö.597) daha fazla bilgi içeren bir açıklama yaparak şöyle demiştir: “Bu, hadis diye uydurulmuş bir sözdür. Allah onu uydurana lanet etsin. Bu lanet, hem Me’mun hem de el-Cuveybâri’yedir. İkisi de hadis uydurmuş, dinsiz, hayırsız kişilerdir. İbn Hıbbân şöyle demiştir: ‘Hadisin ravilerinden Me’mun, görmediği kişilerden, ondan hadis dinlemiş gibi, hadis rivayet ediyordu. el-Cuveybâri de ravilerden, rivayet etmedikleri hadisleri uydurarak nakleden, deccalın biriydi. Bunların rivayetleri ancak eleştirilmek amacıyla nakledilebilir, bunun dışında nakletmek caiz olmaz...”[22]

Onlardan sonra Zehebî (ö.748)[23], Suyûtî (ö.911)[24], İbn Arrâk (ö.963)[25], Münâvî (1031)[26], Aclûnî (ö.1162)[27]veŞevkânî (ö.1250)[28] başka hadis âlimleri de aynı rivayete kitaplarında yer vermişler ve yukarıdaki açıklamalara benzer açıklama ve değerlendirmeleri yapmışlardır. 

M. Nâsıruddin Elbânî (ö.1420) de Silsiletü’l-ehâdîsi’z-zaîfe ve’l-mevzûaadlı kitabında bu rivayet hakkında “uydurma” demiş ve âlimlerin yukarıda aktardığımız açıklamalarınıaktarmıştır.[29]

***

Kimi eserlerde bu rivayet daha kısa bir metinle أَبُو حَنِيفَةَ سِرَاجُ أُمَّتِيEbû Hanife ümmetimin ışığıdır” biçimindeyer almıştır.

Sağânî (ö.650) el-Mevzûât adlı kitabında şöyle demiştir: “Hadis diye uydurulan sözlerden biri de,‘Ömer cennet ehlinin ışığı, Ebû Hanife de ümmetimin ışığıdır.’ hadisidir.”[30]

Ali Kârî (ö.1014) bu hadis hakkında, “Hadis diye uydurulmuş sözlerden olduğunda hadis âlimlerinin ittifakı vardır[31] diyerek bu meşhur sözün uydurma olduğunu bildirmiştir.

Aclûnî (ö.1162) de Ali Kârî’nin (ö.1014) yukarıdaki açıklamasını kitabına alarak bu rivayetin uydurma ve düzmece olduğunu görüşüne ona katılmıştır.”[32]

Kâvukcî (ö.1305) ise hadis olduğu sanılan bu söz hakkında şöyle demiştir: “Hadis âlimleri,“Ebû Hanife ümmetimin ışığıdır”rivayetinin çeşitli maksatlarla uydurulmuş, düzmece bir hadis olduğunda ittifak etmişlerdir.[33]

***

İmam Azam Ebû Hanife hakkında uydurulmuş olan hadislerden biri de şöyledir:

سَيَأْتِي مِنْ بَعْدِي رَجُلٌ اسْمُهُ النُّعْمَانُ بْنُ ثَابِتٍ، وَيُكْنَى أَبَا حَنِيفَةَ، لَيُحْيِيَنَّ دِينَ اللَّهِ وَسُنَّتِي عَلَى يَدَيْهِ.“Benden sonra Numan b. Sâbit adında, künyesi Ebû Hanife olan bir adam gelecek; kesinlikle Allah’ın dinini ve benim sünnetimi ihya edecektir.”

İbn Adî  (ö. 365) hadisin ravilerinden Muhammed b. Yezid hakkındaşöyle demiştir:“Muhammed b. Yezid, hadis hırsızlığı yapar[34], ona ilavelerde bulunur, hadis uydururdu.”[35]

Hatîb el-Bağdâdî(ö. 405) desöz konusu rivayet ve ravisi hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır:“Bunu ancak bu lafızla biliyoruz. Bu, hadis diye uydurulmuş, bâtıl sözlerden biridir. Ravilerinden Muhammed b. Yezid, hadisleri terk edilmiş (metrukü’l-hadis)[36] biridir. Diğer iki ravisi Süleyman b. Kays ve Ebû Ya’lâ’nın kim oldukları ve hadis ilminde güvenilirlik durumları bilinmemektedir (mechûl).’[37] Eban b. Ayâş isimli ravi ise hadis uydurmakla itham edilmiş biridir.”[38]

Onlardan sonra gelen İbnü’l-Cevzî (ö.597)[39], Zehebî (ö.748)[40]Suyûtî (ö.911)[41]İbn Arrâk (ö.963)[42]ve el-Makdisî (ö.1033)[43], İbn Adî  ve Hatîb el-Bağdâdî’nin bu asılsız rivayet ve ravisi hakkındakiaçıklamalarınakitaplarında yer vermişlerdir. Aksine bir açıklamada bulunmamış olmaları, söz konusu rivayet ve ravisi hakkında bu âlimlerle aynı görüşteolduklarını göstermektedir.

***

Hadis şu metinle de rivayet edilmiştir:

 يَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَال لَهُ النُّعْمَان بْن ثَابِت يكنى أَبَا حَنِيفَةَ يَحْيَى اللَّه على يَدَيْهِ ديني وسنتي“Ümmetimin içinde  Numan b. Sâbit denilen, künyesi Ebû Hanife olan bir adam çıkacak; Allah, onun vasıtasıyla benim dinimi ve sünnetimi ihya edecektir.”

İbnü’l-Cevzî (ö.597) bu metni kitabında nakletmiş ve sonra şöyle demiştir: Hadisin ravilerinden Süleyman, hadis uydurmakla itham edilmiştir. Ebû Hâtim b.Hibban onun hakkında “Hadis uyduran, yalancı biriydi.” ve İbn Adî de “Hadis uyduruyordu.” demişlerdir.[44]

Aclûnî (ö.1162) de hadis hakkında açıklama yapmış, şu bilgileri sunmuştur: Hadis diye uydurulan sözlerden biri de ‘Benden sonra Numan b. Sâbit adında, künyesi Ebû Hanife olan bir adam gelecek; kesinlikle Allah’ın dinini ve benim sünnetimi ihya edecektir.’ hadisidir.”[45]

***

Aynı hadisin bir diğer metni ise şudur:

يَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَال لَهُ النُّعْمَان بْن ثَابِت يكنى أَبَا حَنِيفَةَ يجدد اللَّه سنتي على يَدَيْهِ“Ümmetimin içinde  Numan b. Sâbit denilen, künyesi Ebû Hanife olan bir adam çıkacak; Allah, onun vasıtasıyla sünnetimi yenileyecektir.”

İbnü’l-Cevzî (ö.597) bunu uydurup rivayet eden ravisi hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Hadisin ravilerinden el-Cuveybâri, yalancı, hadis uyduran biridir.[46]

Suyûtî’nin (ö.911) bu uydurma hadis hakkındaki değerlendirmesi de şöyledir: “Hadis diye uydurulmuş sözlerdendir. Bu rivayetin felâketi, el-Cuveybârî’dir.[47]

***

Ebû Hanife hakkında uydurulmuş olan hadislerden bir diğeri de şudur:

إِنَّ سَائِرَ الْأَنْبِياءِ تَفْخَرُ بِي، وَأَنَا أَفْتَخِرُ بِأَبِي حَنِيفَةٍ، وَهُوَ رَجُلٌ تَقِيٌّ عِنْدَ رَبِّي، وَكَأَنُّهُ جَبَلٌ مِنَ الْعِلْمِ، وَكَأَنَّهُ نَبِيٌّ مِنْ أَنْبِيَاءِ بَنِي إِسْرَائِيلَ, فَمَنْ أَحَبَّهُ فَقَدْ أَحَبَّنِي، وَمَنْ أَبْغَضَهُ فَقَدْ أَبْغَضَنِي

Diğer peygamberler benimle övünür, ben de Ebû Hanife ile övünürüm. O, Rabbimin katında muttaki bir adamdır. Sanki bir ilim dağıdır. İsrailoğulları peygamberlerinden bir peygamber gibidir. Onu seven beni sevmiş, onu kızdıran da beni kızdırmıştır.”

Aclûnî (ö.1162) bu rivayeti kitabına almış ve hakkında şöyle demiştir: “İbnü’l-Cevzî (ö.597) ‘Hadis diye uydurulmuş yalan söz.’ demiştir.[48]

***

Şu hadis de Ebû Hanife hakkında uydurulmuş hadislerden biridir:

لَوْ كَانَ فِي أُمَّةِ مُوسَى وَعِيسَى مِثْلَ أَبِي حَنِيفَةٍ لَمَا تَهَوَّدُوا, وَلَمَا تَنَصَّرُوا

“Şayet, Musa ve İsa’nın ümmetlerinde Ebû Hanife gibi biri olsaydı, onlar asla Yahudi ve Hıristiyan olmazlardı.”

Aclûnî (ö.1162) bu rivayet hakkında açıklama yaparak onun uydurma olduğunu şu sözlerle bildirmiştir: Hadis diye uydurulmuş sözlerden biri de şu hadistir: “Şayet, Musa ve İsa’nın ümmetlerinde Ebû Hanife gibi biri olsaydı, onlar asla Yahudi ve Hıristiyan olmazlardı.” Cürcânî bunu Menâkıb’ında Sehl b. Tüsterî tarikiyle rivayet etmiştir.”[49]

***

Ahmed b. Abdullah el-Cuveybârî yahut Me’mun b. Ahmed es-Sülemî uydurdukları “يَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو حَنِيفَةُ، هُوَ سِرَاجُ أُمَّتِي“Ümmetimin içinde Ebû Hanife denen bir adam çıkar; o ümmetimin ışığıdır.”hadisini bazen başında bir fazlalık metinle de rivayet etmişlerdir. Bu fazlalık bize hadisin hangi amaçla uydurulduğu, o günün sosyo-kültürün durumu hakkında da ipucu olacak bilgiler vermektedir. Genellikle uydurma hadisin baş tarafında yer alan bu fazlalıkla şöyledir:

يَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ، يُقَالُ: مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ، أَضَرَّ عَلَى أُمَّتِي مِنْ إِبْلِيسَ “Ümmetimin içinde Muhammed b. İdris adında bir adam çıkar; o ümmetime İblis’ten daha zararlıdır.”

İbnü’l-Kayserânî (ö.507) bu fazlalık hakkında şöyle demiştir: “Hadisin ravilerinden Ahmed b. Abdullah el-Herevî hadis uyduran bir deccaldır.”[50]

Cûzekânî’nin (ö.543) hadis diye uydurulmuş bu söz hakkındaki açıklaması şöyledir: “Bu, hadis diye uydurulmuş, bâtıl, yalan bir sözdür. Hadis olarak aslı yoktur. Ne Enes b. Mâlik ne de Abdullah b. Ma’dân bunu rivayet etmiştir. Bunu Ahmed b. Abdullah el-Cuveybârî yahut Me’mun b. Ahmed es-Sülemî uydurmuştur. Ahmed ve Me’mun hadis uyduran iki iğrenç kişidir.”[51]

Zehebî (ö.748) şöyle demiştir: “Hem Me’mun hem de (kendisinden hadisi aldığı) hocası (el-Cuveybârî), her ikisi de deccaldır.”[52]

Suyûtî (ö.911) de bu rivayeti kitabına almış ve hakkında şöyle demiştir: “Bunu Me’mun ya da el-Cuveybâri uydurmuştur.” Hâkim, el-Medhal adlı kitabında şöyle demiştir: “Me’mun’a, “Şafiî’yi ve ona tâbi olanları görmez misin?” dendi. Bunun üzerine “Bize Ahmed rivayet edip dedi ki…” diyerek sonuna kadar hadisi nakletti. Böylece hadisi uyduranın o olduğu da anlaşılmış oldu.[53]

İbn Arrâk (ö.963) da hadisin ravileri ve hadisin nasıl uydurulduğuna dair açıklamada bulunarak şöyle demiştir: “Hz. Enes tarikiyle Hz. Peygamber’den rivayet edilmiştir. Ravileri arasında Ahmed el-Cuveybârî vardır. Ondan da Me’mun es-Sülemî rivayet etmiştir. Bu uydurma hadisi, bu ikisinden biri uydurmuştur.” Hâkim el-Medhal adlı kitabında şöyle demiştir: “Me’mun’a, “Şafiî’yi ve Horasan’da ona tâbi olanları görmez misin? dendi. Bunun üzerine ‘Bize, Ahmed rivayet edip dedi ki…’ diyerek hadisi nakletti. Böylece hadisi uyduranın o olduğu da anlaşılmış olmaktadır. Allah ona hak ettiği cezayı versin.”[54]

Aclûnî (ö.1162) bu rivayetin nasıl uydurulduğuna ilişkin şu bilgiyi vermiştir: “Bu konudaki bir başka uydurma da Ahmed b. Me’mun’un uydurduğu hadistir. Ona, ‘Şafiî’yi ve Horasan’da ona tâbi olanları görmez misin?’ denilmiş. Bunun üzerine ‘Bize Ahmed b. Abdullah rivayet edip dedi ki, bize Abdullah b. Ma’dân el-Ezd’i rivayet edip dedi ki…’ diyerek hadisini Hz. Enes (ra) tarikiyle Hz. Peygamber’den (sa) uydurup nakletmiştir. Münâvî bunu İbn Hacer’in Nühbetü’l-fiker kitabına yaptığı Şerh’te nakletmiştir.”[55]

Şevkânî (ö.1250) de hadisi uyduran kişi hakkında açıklamada bulunarak şöyle demiştir: “Hadis diye uydurulmuş sözlerdendir. Senedinde hadis uyduran iki ravi vardır. Bunlar, Me’mun b. Ahmed es-Sülemî ile Ahmed b. Abdullah el-Cuveybârî’dir. Bu hadisi uyduran da bu ikisinden biridir.”[56]

Bazen baş taraftaki bu fazlalık şu metinle de rivayet edilmiştir:

وَسَيَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ، فِتْنَتُهُ عَلَى أُمَّتِي أَضَرُّ مِنْ إِبْلِيسَ.“Ümmetimin içinde Muhammed b. İdris adında bir adam çıkacak; onun ümmetime fitnesi İblis’ten daha zararlı olacaktır.”

İbnü’l-Cevzî (ö.597) bu fazlalık hakkında şu açıklamayı yapmıştır: Hatîb şöyle demiştir: “Bu, hadis diye uydurulmuş bir sözdür. Sadece el-Burkî tarafından rivayet edilmiştir.”Hakim Ebû Abdullah’ın onun hakkında şöyle dediği bildirilmiştir:“Ebû Abdullah el-Burkî, sika/makbul ravilerden pek çok hadis uydurmuştur. En çirkini de ‘Ümmetimin içindeadı Numan, künyesi Ebû Hanife olan bir adam vardır; o ümmetimin ışığıdır.’uydurmasıdır.” Bu kişi, hadis diye uydurduğu bu yalan sözü, önce Horasan’da sonra da Irak’ta hadis diye rivayet etmiştir. Bazen bu hadise şu sözleri de ekliyordu: “Ümmetimin içinde Muhammed b. İdris adında bir adam çıkacak; onun ümmetime fitnesi İblis’ten daha zararlı olacaktır.”[57]

Şevkânî (ö.1250) de bunun hadis diye uydurulmuş sözlerden olduğunun çok açık olduğunu bildirerek, “Bu iftiranın uydurma olduğu izahtan varestedir.[58] demiştir.

***

Bu hadis şu metinle de rivayet edilmiştir:

يَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجُلٌ يُقَال لَهُ: ابْنُ إِدْرِيس، أَضَرُّ عَلَى أُمَّتِي مِنْ إِبْلِيس

“Ümmetimin içinde İbn İdris adında bir adam çıkar; ümmetime İblis’ten daha zararlıdır.”

Zehebî (ö.748) bu uydurma hadis hakkında şöyle demiştir: “Hadisin ravilerinden Ahmed b. Abdullah el-Cuveybârî hadis uyduran biri olup, bunu da ondan, kendisi gibi hadis uyduran Me’mun b. Ahmed rivayet etmiştir.”[59]

***

Söz konusu uydurma hadislerde dikkatimizi çeken hususlardan biri, hadisi uyduran kişi/lerin bu hadisleri yaymak için Horasan bölgesini ve Irak’ı seçmeleridir. Bu rastgele yapılmış bir tercih değildir.

Hanefi mezhebi Irak’ta doğmuş ve süratle özellikle doğuya doğru yayılarak Horasan ve Mâverâunnehir’de büyük yayılma göstermiştir. Aynı dönemde İmam Şafiî’nin görüş ve düşünceleri (Şafiî mezhebi) de bu bölgelerde yayılmaya başlayınca bunu çekemeyen bazı cahil, bağnaz Hanefî mezhebi müntesipleri veya onlardandan görünen bazı menfaatçi kimseler yukarıdaki hadisleri uydurmuşlardır. Abbasi Devleti’nin kendine resmi mezhep olarak Hanefî mezhebi seçmiş olması da bu rivayetlerin uydurulma ve yayılmasını kolaylaştırıcı rol oynamış olması da mümkündür.

Diğer bir husus, bu rivayetlerle İmam Azam yüceltilirken İmam Şafiî’nin olabildiğince alçaltılmış olmasıdır. Hâlbuki her ikisi de İslam’ın şerefli âlimleridir.

Bu asılsız rivayetlerin Müslümanların birlik ve beraberliğini bozmadaki etkisi az olmamıştır. Bu iki mezhep müntesipleri arasındaki husumet ve düşmanlık, birbirinin ardında namaz kılmama, birbirlerine kız alıp vermeme vb. uygulamalarla günümüze kadar devam etmiştir. Bugün Müslümanlara düşen; Allah’ın emrini önceleyerek, Hanefî, Şafiî, Türk, Kürt veya başka mezhep ve ırktan bütün Müslümanların kardeş olduklarının farkına varmak, birlik ve beraberliklerini sağlamak, sağlamlaştırmak ve dayanışmaktır. Yüce Allah bütün mü’minlere şöyle buyurmaktadır:

“Mü’minler ancak kardeştirler.”[60]ve“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.”[61]

***

Bununla birlikte şu hakkı da sahibine teslim etmek gerekiyor: İmam Azam hakkındaki uydurma hadisleri reddederken onun kadrü kıymetini de korumak bir vefa borcudur. O, Hayatının bir bölümü Emevilerin, bir bölümü Abbâsilerin hâkimiyetinde geçirmiş örnek bir İslam âlimidir. Her iki dönemde de siyasal iktidara karşı olmuştur. Her iki siyasal iktidar da onu kendi taraflarına çekmek, halk nezdindeki saygınlığından ve nüfuzundan yararlanmak için kendisine kadılık görevini teklif etmişlerse de o, bütün zorlamalara rağmen saltanat sahiplerine boyun eğmemiş ve sistem adamı olmamıştır. Ancak Abbasi Devleti'nin ikinci halifesi Ebu Cafer Mansur'un davranış ve yönetim anlayışına fetva vermediğinden Ebu Hanife'yi hapsettirip işkence ettirmiş ve zehirleterek öldürtmüştür. Allah ona rahmet etsin.

***

Allah Resûlü (s) şöyle buyurmuştur:

"Kesinlikle benim ağzımdan yalan uydurmak, herhangi birinin ağzından yalan uydurmaya benzemez."[62]

"Her kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın."[63]

"Her kim de bile bile, benim ağzımdan uydurulmuş, bana ait olmayan bir sözü ben söylemişim gibi anlatır ve aktarırsa o da o sözü uyduran iki kişiden biridir."[64]

***

Okuyucularıma teşekkür…

Bu sayıylaKur’ani Hayat dergisinin ilk yayın dönemini tamamlaması nedeniyle sevgili Kur’ani Hayat’a ve Kur’ani Hayat okurlarına teşekkür ediyorum…

Kur’ani Hayatyayımlandığı süre içinde saygın bir dergiolmayı başardı.O saygınlıktan elbette ben de nasibimi aldım ve orada yazmaktan onur ve kıvanç duydum. Derginin saygınlığına katkıda bulunmak için titizlikle çalıştım.Yazılarımı özenle kaleme aldım, üslup seviyesini hiçbir zaman düşürmedim.

Okurlarıma şunu söylemek isterim:Sizi her zaman ciddiye aldım, saygı duydum.Yazılarımı daima özenle, araştırarak, bilimsellik temelinde yazma dürüstlüğüyle kaleme aldım.

Kur’ani Hayat’a, yazılarıma hiçbir şekilde müdahale etmeyen ve sansür uygulamayan genel yayın yönetmeni sayın Dr. Fethi GÜNGÖR Bey başta olmak üzere bütün yöneticilerine, yayın kuruluna ve okurlara bana bu fırsatı verdikleri için teşekkür ediyorum.Allah’a ısmarladık...


[1]Hadis uydurma girişiminde mezhep sevgisi ve aşırı tarafgirlik hırsının etkisi için bk.:  M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadisler, s.38-45.

[2]Bkz. Mevsılî, el-Muğnî, s.26; İbn Kayyim, el-Menâr, s.116, rakam: 249-250/terc. S.294; Ali Kârî, el-Esrâru’l-merfûa, s.455, rakam: 29; Enbiyâ Yıldırım, Hadis Problemleri, s.227, rakam: 121.

[3]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 48-49; İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-şerîa, II, 30, rakam: 9; Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.420, rakam: 190.

[4]Zehebî, Telhîsu Kitâbi’l-mevzûât li-İbni’l-Cevzî, s.160, rakam: 349.

[5]Ebu’l-Kâsım Hamza b. Yusuf es-Sehmî, Suâlâtu Hamza li’d-Dârekutnî, s.268, rakam: 391.

[6]Suyûtî, el-Leâliü’l-masnûa, I, 417.

[7]Hâkim en-Neysâbûrî, Tarihu Neysabur, I, 55.

[8]Hatîb el-Bağdâdî, Tarihu Bağdâd, II, 379.

[9]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 48-49.

[10]Zehebî, Telhîsu Kitâbi’l-mevzûât li-İbni’l-Cevzî, s. 160, rakam: 349.

[11]İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-şerîa, II, 30, rakam: 9.

[12]Mer’î b. Yusuf el-Makdisî, el-Fevâidul’-mevzûa, s.141, rakam: 203.

[13]Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.420, rakam: 190.

[14]Kâvukcî, el-Lü’lü’ü’l-mersû, s.130, rakam: 365.

[15]İbn Hıbbân,el-Mecrûhîn, III, 46.

[16]Hâkim, el-Medhal iles-Sahîh, s.206.

[17]Hâkim, el-Medhal ilâ kitâbi’l-İklÎl, s.56.             

[18]Deccâl: Hadis ilminde cerh lafızlarındandır. En ağır cerhi ifade eder. Cerhin altıncı mertebesinde yer alır. Bu ifade,  yalan söylediği kesinlik kazanmış ravileri cerhetmekte kullanılır. Bu lafızla cerhedilmiş ravinin hadisi yalan ve uydurma kabul edilir ve hiçbir şekilde itibar edilmez. Bk. Mücteba Uğur, age., “Deccâlun” mad.

[19]İbnu’l-Kayserânî, Tezkiratü’l-huffâz, s.404, rakam: 1045.

[20]İbnu’l-Kayserânî, Marifetü’t-Tezkira, s.404, rakam: 1045.

[21]Cûzekânî, el-Ebâtîl ve’l-menâkîr, I, 445, rakam: 266.

[22]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 48-49.

[23]Zehebî, Ehâdîs muhtâra, s.112, rakam: 80 (54); Telhîs, s.159-160, rakam: 348.

[24]Suyûtî, el-Leâliu’l-masnûa, I, 417.

[25]İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-şerîa, II, 30, rakam: 9-10.

[26]Münâvî, el-Yavâkît ve’d-dürer (Şerhu Nühbeti’l-fiker li İbn Hacer), II, 40-41.

[27]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 41.                                 

[28]Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.420, rakam: 190.

[29]Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-zaîfe ve’l-mevzûa, II, 42, rakam: 570.

[30]Sağânî, el-Mevzûât, s.46, rakam: 60

[31]Ali Kârî, el-Esrâru’l-merfûa (el-Mevzûâtu’l-kübrâ), 2. 76, rakam: 4.

[32]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 40, rakam: 53.

[33]Kâvukcî, el-Lü’lü’ü’l-mersû, s.30, rakam: 7.

[34]Hadis hırsızlığı yapmak”, raviden öğrenip almadığı hadisi ondan almış gibi rivayet eden ravi hakkında kullanılır.  Kısaca hadis hırsızlığı, bir ravinin, kendi rivayet etmediği bir hadisi çeşitli şekillerde kendisine mal ederek rivayet etmesinden ibarettir. Metrûk ravilere delâlet eder. Cerhin üçüncü mertebesindeki raviler için kullanılır. Bkz. Ahmet Yücel, Hadis usulü, s.115. Mücteba Uğur, age., “Sirkatü’l-Hadis” ve “Yesriku'l-Hadîs”  maddeleri.

[35]İbn Adî, el-Kâmil, VII, 539.

[36]Hadisleri terkedilmiş (metrûku’l-hadis): Kısaca “metrûk=terkedilmiş” de denir. Her ikisi de ağır cerh sözlerindendir. Cerhin beşinci mertebesinde yer alan raviler için kullanılır. Bu şekilde ta'n edilen ravinin hadisi ne yazılır; ne i'tibar için dikkate alınır; ne de istişhadda kullanılır. Onun hadisi makbul olmadığı gibi kendisi de terk edilir. Bkz. Mücteba Uğur, age., “Metrûk” mad.

[37]Mechûl” için bkz. Mücteba Uğur, age., “Mechûl” mad.

[38]Hatîb el-Bağdâdî, Tarihu Bağdâd, II, 287.

[39]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 48-49.

[40]Zehebî, Telhîs, s.160, rakam: 350.

[41]Suyûtî, el-Leâliü’l-masnûa, I, 417-418.

[42]İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-şerîa, II, 30, rakam: 10.

[43]Mer’î b. Yusuf el-Makdisî, el-Fevâidu’l-mevzûa, s.141, rakam: 204.

[44]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 41.

[45]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 40, rakam: 53.

[46]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 49.

[47]Suyûtî, el-Leâliü’l-masnûa, I, 418.

[48]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 41.

[49]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 41.     

[50]İbnu’l-Kayserânî, Marifetü’t-Tezkira, s.257, rakam: 1022.

[51]Cûzekânî, el-Ebâtîl ve’l-menâkîr, I, 445, rakam: 266.

[52]Zehebî, Ehâdîs muhtâra, s.112, rakam: 80 (54).

[53]Suyûtî, el-Leâliu’l-masnûa, I, 417.

[54]İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-şerîa, II, 30, rakam: 9.

[55]Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 41.

[56]Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.420, rakam: 190.

[57]İbnü’l-Cevzî, el-Mevzûât, II, 49.

[58]Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s.420, rakam: 190.

[59]Zehebî, Telhîs, s.159-160, rakam: 348.

[60]Hucurât, 10.

[61]Âl-i İmran, 103.

[62]Buhârî, Cenâiz 33;Müslim, Mukaddime 4 (4).

[63]Buhârî, İlim 38, Cenâiz 33; Müslim, Mukaddime 2, 3, 4. Ayrıca bkz. Ebû Davud, İlim 4; İbn Mâce, Mukaddime 4; Tirmizî, İlim 8; Menâkıb 20; Dârimî, Mukaddime 25, 50.

[64]Müslim, Mukaddime 8, 19; Tirmizî, İlim 9; İbn Mâce, Mukaddime 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 255; V, 14, 19, 20.