Geleneksel ve mezhebî söylemlerin ötesinde düşüncelerin ifade bulduğu kitabın, yoğun sembolik bir dili ve sarsıcı yetkin bir üslubu var… Elimizdeki Hacc kitabı, gerçekleştirilen üç ziyaret sonrası yazılan ‘Yirmiüç Günde Yirmiüç Yıl’, ‘İbrahim ile Sözleşme’ ve ‘Menâsik’ kitaplarının üçüncüsü… Çok ciddi bir tefekkürün meyvesi…

Şeriati, “Âdem’in varisi insanın, kendisinden Allah’a doğru toplu hareket etmesi” olarak nitelendirdiği hacc’ı, ‘gidişten dönüşe’ kadar bütün aşamalarının anlamını -bu hareketin lisanı olarak nitelendirdiği- semboller ve bu sembollerin taşıdığı hikmetleriyle yeniden yaşıyor gibi heyecanla anlatıyor.

Belirli bir mevsimde toplu olarak gerçekleştirilen hacc; insanlığın iman önderi İbrahim’in Allah’a yürüyüş destanını her mü’minin şahsında tekrar yaşamasıdır.

Üstad Şeriati, insani tekâmülün bütün merhalelerini içeren haccı, yaratılış felsefesinin sembolik bir göstergesi olarak dillendiriyor. Dolayısıyla, kendi kendine yabancılaşan bireyin, fıtratına yeniden dönüşünün simgesel talimatı olan bu ibadetin her sahnesini ve haiz oldukları değeri çok iyi kavramak gerektiğinin altını çiziyor.

Şeriati’nin bir metodoloji kitabı kıvamında, soluyarak tecrübe ettiklerini kaleme aldığı bu eserinde, insanlığın yaratılış sürecinin bir resmi olan haccı birlikte izleyelim:

Ey âdemoğlu! Bak, İbrahimî çağrının mevsimi işte! Rutin hayatından sıyrılıp, ucu kaçmış ip yumağındaki kendini bulup çözmek için uzun yola çıkman gerek… “Sonsuzluğa bağlanmak için bütün bağlarını kopar.” Ey müebbet muhacir!  Tarih, toplum, tabiat ve benlik zindanlarını yık; kurt, tilki, fare ve koyun sınıflarından sıyrıl… Sadece O’na doğru yol al…

Mahşerin sınırı Mikat’ta, “tevazu kefenin olan ihramını giy ve safiyet denizine karış”… Ruhun muhabbeti için bedenin aşkından vazgeç. İbadetini âdetten ayır, büyük bir değişiklik için niyet et, “sırtını cehalete ve zulme çevir, yüzünü bilince ve adalete.” Niyet ki “kalbin dileği”… Mikat’tasın, “Rabbim, ben artık Nemrut’un kulu, tağutun kölesi olmayacağım. İbrahim’in sûretinde olacağım” diyerek ihram namazı kıl..

Bu ‘muharremat’ beldesinde şu andan itibaren, nefesini dahi israf etme, çünkü sevgili Peygamber’in “yirmiüç yılını yirmiüç gün” soluyacaksın. “Hiç kimseye emir verme. Bir kardeşine güç ver, eşitlik provası yap”, çünkü hacc emperyal güçlerin reddidir.

Bu Telbiye günlerinde dilinde “Buyur Allah’ım, buyur! Buyur ki, Senin ortağın yok, emrine amadeyim buyur! Hamd Sana, nimet Senden ve mülk Senin. Ortağın da yoktur Senin.” tesbihatıyla Mescid-i Haram’a dökülen bir ırmağın içinde yol alacaksın. Gönül Kâbe’ni putlardan / dünyevileşmekten arındır.

Kâbe, aşkın kıblesi; gökle yerin birleştiği noktada… Evine gir ve aileye katıl. Yüreğini, güvenliğin ve özgürlüğün mabedine yakın tut ve bu sâdeliğin ikliminde kanat çırp… Sen olmaktan sıyrıl. Yüzler O’na doğru… Kâbe, kozmik yürüyüşte “yolunun kaybolmaması için bir işaret taşı.” Kâbe’nin sembollerini iyi okumak gerek; Hicr-i İsmail, Hacer’in teslimiyetidir, Allah’ın nazar ettiği bir teslimiyet…

Tavaf, kararlılık, hareket ve disiplinin adıdır. Aşkın hareket hali… Nûra vurgun bir pervane gibi, kulun sevinç zikridir. Burada şunu öğrenirsin: “Kendini ümmete adamakla özbenliğine erişirsin, kendini keşfedersin, fıtratına dönersin.”

Hacer’ul-Esved, evrensel zikre başlama noktası… Ve bütün dünyevî bağlardan koparak Allah ile sözleşme yapma makamı… Şimdi Allah ile ahdini yenile… “Eğer ruh, aşkı taşıyabilirse, yalnızca aşkla hayat sürdürebilir.”

Putları kırıyorsun, ateşlerden geçiyorsun, İblisle kavga ediyorsun ve bağlandığın noktadan tavaftan çıkıyorsun, “Ey aşk tavafından gelen kişi! İşte Makam-ı İbrahim’de durdun, Makam-ı İbrahim’e ulaştın!” Öyle ise “İbrahim gibi yaşa, kendi çağında iman Kâbe’sinin mimarı ol.”

Sa’y, telaştır, arayış dolu bir harekettir. Bir gaye sahibi olmaktır.”  Sa’y iradenin imtihanı, Hacer’in teslimiyeti ve gayretidir. Şimdi de Hacer rolündesin.

Tavaf, sevgi; sa’y akıldır. Tavaf, nurda yok olan kelebek; sa’y, rızkını arayan kartal… Tavaf; insandır, kendini ‘hakikat’te yitirmektir. Sa’y; beşerdir, kendini ‘realite’de bulmaktır.

Ve Hacer, siyahi bir kadın, bir anne… Hicretin simgesi. Hicret ise “baştan sona bir mebde’den bir maksada, bidayetten nihayete, Safa’dan Merve’ye gidip gelmek…”

Sa’y’ın, Safa’da başlaması saf bir sevgiyi, Merve’de bitmesi bir ömrün muradını simgeler. Zemzem, aşk ile bulunan sudur. İsmail, bu umutsuz vadide taşlardan bir şehir kurdu ve bu topraklara vahiy yağmuru yağdı.

Sen ey sa’yden dönen hacı! Varlığın susuz çölünde, fıtratının taşlaşmış derinliklerinden bir pınar kaynıyor. Kalbine kulak ver.”

Ve hacc; bu karşıtların birleşmesidir.”  Böylece küçük hacc, yani umre tamamlanmış oluyor.

Oysa büyük haccKâbe’ye gitmek değil, Kâbe’den gitmektir.” Çünkü hacc, evrenin yatışmaz yapısının bir göstergesidir. Hep O’na doğru gitmektir. Büyük sefere hazırlan.

Kâbe’den Arafat’a gitmek: İnna lillah: Biz Allah’a aidiz. Ve Arafat’tan Kâbe’ye dönüşte her durak da: İnna ileyhi raciun: ve Ona dönücüleriz!”

Ve Arafat’tasın. “Burada amelimize niyet etmiyoruz, vakfeye niyet ediyoruz” Arafat, ariflik, tanımak, yani ilim… Evet, “Hac arafedir.” Marifet, duruş üzerine durmak; kulun duası acziyet, Allah’ın duası rahmet…

Arafat, “Bizim bu dünyadaki yaratılışımızın başlangıç noktasıdır.” Âdem kıssasının okunuşudur: Yaratılış; akıl ve aşk; günah ve tevbe; isyan ve itaat;  hubut, Habil ve Kabil! “ İşte Hacc, yaratılışın gözler önüne serilmesi!”

Bilginin tekâmülünden sonra, Mekke’nin siyah zülüflerinde bulunan bilinç ülkesi Meş’aril-Haram’a yöneliyorsun. Durup sükûnet içinde düşünüyorsun, mücadeleyi kavrıyorsun, strateji hazırlıyorsun ve silahlanıyorsun.

Ey silahlı arif! Meş’ar gecesinin abidi ve yakarışçısı, yarınki Mina gününün aslanı! Silahlar, gece karanlığında, ama şuur aydınlığıyla; bilgi dağarcığıyla ve haram bilinciyle kuşanılır.

Meş’ar, yıldız sağanağı altında sessiz bir deniz. Rahmetin iniş yeri olmuştur. Herkes sessiz, öyle bir sessizlik ki, sevgilinin gözyaşlarının damlamasını bile duyabilirsin. Ey Muhammed izleyicisi! Bulunduğun hücreden çık, değersiz dünyadan kurtul, bu melekût boşluğunda sen de bir ‘isra’ yap, ‘mirac’a ulaş.

Ezan esintisi, sabah sınırı ve kavga alanı Mina. Burada aşkı kendi fıtratındaki buhurdanlıkta tutuştur. Emirlere katıksız uyarsan, savaşçı ruh hiç beklemeksizin yerini irfanî ruha bırakır. “Bugün tevhid, aşk ve fedakârlık en heybetli çehresiyle tecelli ediyor.

Hareket Arafat’ta tanımayla başladı, Müzdelife’ye doğru bilgi bilinci doğurdu, bilinç de aşkı. Bu son karargâhta da yükselişin doruklarına sıçradı; kemalin bu son aşamasında –Sidretü’l-Münteha’ya kadar- miraca dönüştü.”

Allah-u Ekber! Remy’i cemerat! Birinci put Arafat’ın, ikinci put Meş’ar’ın ve üçüncü put Mina’nın düşmanı… Birçok muharref dinde bulanan teslisin yanı sıra, bu sembollere en uygun düşeni Tevhid’in bariz olarak karşı koyduğu Firavn, Karun ve Bel’am üçlü sacayağıdır. “İnsansın. Mina’yı fethettin, İblis’i altettin” Yine de şeytan yakanı bırakmaz; hayatına vesvese veren, bilincini körelten putlara karşı sürekli teyakkuzda ol… “İblis, Allah’ın emri ile dahi insana secde etmediği halde, ey insan sen nasıl bu denli dünyevileşerek İblis’e secde edersin.”

Ve İbrahimsin İsmailini kurban et, Allah’a yaklaş… Dünyevî beklentinle kalbinin arasına bıçak at. “En büyük savaş kendi içindeki savaş…” Bir ömrün hâsılasını gözden çıkarabiliyor musun?  Olgunluğunu göster ki, insanlığa önder olasın…

Bayram, yeryüzünün bütün renklerinin, ırklarının, dillerinin iştiyakla bir potada erimesidir. Gönüllerin iman, aşk ve muhabbetle coşmasıdır; hüzünlerin ve sevinçlerin paylaşılmasıdır. Ümmetin sosyal ve ilmî kongresi için iki gün daha Mina’da vakfedesin. Şeytanla, tağutla, cehaletle mücadele ve mücahede sürüyor.

Bayramdan sonraki teşrik günlerini Şeytan taşlamak için Mina’da geçirmelisin. Bunun anlamı: Zaferin seni rehavete sürüklemesin. Çünkü karşı devrim tehlikelidir. Bu iki gün Kitab’ın son sûrelerinin, Felak ve Nâs sûrelerinin tefsiri sadedindedir. Hasedden, vesveseden, her türlü şerrden sabahın ve insanlığın Rabbine, Malikine ve İlahına sığınmak…

“İslam, bilgiyle Arafat’tan başlar, bilinçle Meş’ar’den geçer ve âni bir hücumla ideal aşkın yeri Mina’ya ulaşır.

Son tavaf ve sa’ylarını da gerçekleştirdikten sonra inanç ve aşk şahsiyetini inşa eder.

Sonuç şudur ki, hacc, terk ederek, arayarak, özünü bularak hicreti üç boyutlu yaşamaktır. Cebre, tasalluta, şirke karşı durmaktır. “Hayatın kısır döngüsünden kurtul, sen bir makina değilsin, tüketen biri olmaktan sıyrıl. Zamana ve mekâna şahit olmaktan asla geri durma…”

Elbette denizi testiye sığdırmamız mümkün değil; ez cümle, ümmetin eylem ictiması olan hacc: “Kur’an’ın kelimelerle anlattığı mesajı, hareketlerle anlatır.”

Şehadete akan bir hayat ortaya koyan Dr. Ali Şeriati’nin, haccı Kur’an, sünnet, tevhid mücadelesi ve tarih felsefesi prizmasından yeni bir okumaya tabi tuttuğu bu eserinde mebrur bir haccın izlerini bulacaksınız…

Hacc, Ali Şeriati; Farsça aslından çeviren: Mustafa Çoban, Özgün Yayıncılık, Ocak, 1998, İstanbul