MEKTUP

 

GURBETTE RAMAZAN GÜNCESİ

 

Gurbette Ramazan’ı anlatan bir sürü cümle kurulabilir ama kanımca en iyi anlatan cümle şu olsa gerek: “Buralara akşam ezansız iniyor, iftarlar ezansız açılıyor.” Oruç tutan Müslümanların varlığını bilmesek, dışarıdaki herhangi bir şeye bakıpta kimse demez Ramazan gelmiş, hoş gelmiş…

20 yıl kadar İstanbul’da yaşadıktan sonra 2014 yılında Almanya’da yaşamaya başladım. Meğer ezanlar ne kadar kıymetliymiş. Hâlbuki içinde yaşarken, bazı zamanlar şehrin keşmekeşinden ezan sesini duy(a)maz olmuşum. İlk iki sene gaipten ezan sesleri duyuyordum. Ezansızlığa alışmak çok zor oldu, en çokta Ramazan geldiğinde. Sahura kalkıyorsunuz, sabah namazı vakti giriyor, akşam oluyor, iftar vakti geliyor ama haberciniz yok, camiler var ama minaresi yok… Çünkü burası gayri Müslim bir belde ve Müslümanlar azınlıkta. Önce bunu iyice idrak etmek gerekiyor.   İlk Ramazanımı hatırlıyorum. Orucun yarısını Türkiye’de, kalan yarısını da Almanya’da tutmuştum. İlk önce gündüzün uzunluğundan bahsetmeliyim.(tebessüm) Önce ne olduğunu anlamıyorsunuz. Gün uzadıkça uzuyor ve sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. 22 sularında iftar ediyorsunuz. 17-18 saat açlığın sonunda bedenen bitkin düşüyorsunuz. Takatiniz kalmıyor, hele birde dışarıdaysanız.  Acabalar dolaşıyor içinizde. Acaba iftarı herkesle birlikte açmak yerine, Abdülaziz Bayındır hocanın takvimine göre mi açsam ki onun takvimine göre açan bir grup insan var. Onlar 2 saat önce iftar ediyorlar. Sonra gökyüzüne bakıyorsunuz kuşlar saat 20.00 civarında ötmeye başlıyor, lakin hava 22.00’a doğru kararıyor. İftarın habercisi karanlık mı, kuşların ötmesi mi yoksa takvimdeki saatin gelmesi mi? Her sene başlıca düşünülen konulardan biriside bu oluyor. Zamanla geç iftar yapmaya alışıyorsunuz. Hatta günler ilerledikçe, uzun açlıktan sonra sofraya saldırmamaya başlıyorsunuz. En güzel teemmüller o vakitte oluyor… Dünyanın herhangi bir yerinde günde 1 dolarla yaşamaya çalışan insanları daha iyi anlıyorsunuz ya da her gün o bir kap yiyeceği bulamayanları… Ailecek normal öğünlerimizde de alışkanlık haline getirmeye çalışsak da en çok Ramazan’da bir çeşit yemek yapıyoruz. Bir nebze de olsa tefekkürümüzü arttırıyor…

İstanbul’da yaşarken her gün teravihe gitmezdim. Efendimiz her gün camide kılmamış evde de kılmam lazım derdim. Lakin Almanya’ya gelince ramazanda teravih sünneti benim için farklı bir anlama büründü. Adeta olmazsa olmaz oldu. Yaşadığımız yerde çalışmalarına katıldığımız bir camii var. İsmi ‘Cordoba’. Herhangi bir köklü cemaate bağlı olmayan, her renkten ve dilden Müslümanların geldiği/gelebildiği bir cami orası. İşte her gün eşimle koştura koştura Cordoba’ya teravihe gidiyoruz, 20 dakikalık bir yolu yürüyerek. İftar biter bitmez hemen teravihe doğru yollanmamız gerekiyor, iftardan sonra iki çay keyfi yapsak teravih kaçacak. Teravih yaklaşık olarak 23.00’ı biraz geçe başlıyor. Daha erken ya da geç başlayan camilerde var… Büyük cemaatlerin camilerinde Türkiye’deki birçok camide olduğu gibi teravih 20 rekât kılınsa da Cordoba’da 8 rekât kılınıyor. En sonunda birkaç ayet hadis okunuyor ve vitir namazı ile son buluyor. İftarın çok geç saatte olmasından dolayı aile dışında pek kimse kimseye iftara gitmiyor. Makul olanda bu zaten. İşte iftarda göremediğiniz dost ve arkadaşlarınızı camide, teravihte görüyorsunuz.

Birde her camiye göre değişen toplu iftarlar var. Cordoba’da her Cumartesi aile iftarı oluyor. Sadece Türklere değil diğer milletlerden Müslümanlara da açık olan ve onlarında katıldığı bir iftar bu. Yemekler imece usûlü yapılıyor. Herkes o haftanın kararlaştırılan yemeğinden yapıp getiriyor ve hep beraber masalar kuruluyor. Bu cumartesi iftarları insana iyi hissettiriyor. Ramazan’ın sembollerinden biri olan birlik ve beraberliği pekiştiriyor. Bildiğim kadarıyla diğer camilerde her gün iftar oluyormuş. İftarın bedelini aralarından biri karşılıyormuş. Bütün Ramazan boyunca bu camilerde iftar yapan Müslümanlar var. Ben hiç gitmedim. Ramazan oruç demek olduğu kadar; infak, sadaka ve yardımlaşma demek. Bu iftarlar imece usulü olsa ne güzel olurdu hâlbuki. Şuan ki haliyle bana tok karın ağırlamaktan öte gelmiyor… Almanya’da olup ben çok fakirim, yardıma ihtiyacım var, yiyecek yemeğim yok demek gerçekten çok zor. Çok güçlü bir sosyal devlet olan Almanya’da böyle bir duruma düşmek ancak bilinçli bir cehaletle mümkün olabilir…

Türkiye’de olduğu gibi burada da Ramazan’da mukabele okuma geleneği devam ediyor. 30 senedir Almanya’da yaşayıp 30.hatmini yapan teyze ve amcalarımız var. Son yıllarda Kur’an’ı yüzünden okuyup arkasından mealini okuyanlarda bir hayli çoğalmış durumda. Ya da Ramazan boyunca her gün toplanıp Kur’an’ı değişik tefsirler okuyarak anlamaya çalışan gruplar var. Ya da birçok kişi bireysel olarak her gün Kur’an’dan bir şeyler okuyup anlamaya çalışıyor.

Dışarıdan baktığınızda toplu iftarlar, kılınan teravih namazları size bulunduğunuz ayın Ramazan olduğunu hatırlatır. Onun dışında günlük hayattaki her şey normal zamanlardaki gibidir. Çocuklar okullarına gider, anneler çocuklarını okuldan alır başka bir kursa yetiştirir. Garlarda insanlar bir elinde kahvesi diğerinde kruvasanı ile tren bekler. Kahve kokuları gelir kafelerden, sokaklara taşar çünkü Almanya’dasınızdır ve azınlıksınızdır.

Burada gelenekselleşen bir başka şeyde 7-8 tane cami ve derneğin birleşerek Ramazan’ın son cumasını “Kudüs Gecesi” ilan etmeleridir. O son Cuma bir salon tutulur. Gençler bir program hazırlar. İftardan 2-3 saat önce başlayan programda, konuşmalar, slâytlar, ezgiler olur Kudüs ile ilgili. Normal zamanlarda pek hatırlayamadığımız Kudüs adına güzel bir etkinlik. Bir nebzede olsa hatırlamak tamamen unutmaktan evladır…

Birde son senelerde bazı büyük şehirlerde Ramazan Festivali yapılmaya başlanmış. Ben hiç gitmedim, İstanbul’da yaşarken de hoşuma gitmiyordu. Kötü bir etkinlik olduğu için demiyorum, belki de iyidir? İnsanlar birlikte iftar yapıyor. İftardan sonra eğlenceler oluyor. Türkiye’yi hatırlatan yiyeceklerin ve eşyaların satıldığı masalar birde. Bazen ufak konserler, söyleşiler de yapılıyormuş…

Ramazan dünyanın her yerinde olduğu gibi başta yavaş geçerken ortalara doğru hızlanıverir. Zaten 20’li günlere doğru yaklaşırken bir hüzün çöküverir; ‘ne çabuk bitti!’ dersiniz. Başlangıçta günlerin uzunluğundan şikâyet edenleri bir telaş alıverir. Bu seferde gidiyor gönlümüzün efendisi diye efkârlanmaya başlarlar. Derken son 10 güne girilir ve itikâf rüzgârları esmeye başlar. Cordoba’nın büyük mescidinde uzun yıllardır erkekler itikâfa giriyorlar. Bu artık bir gelenek haline gelmiş. İtikaf zamanı gelmeden önce adınızı ve itikâfta kalacağınız süreyi listeye yazmanız gerekiyor. Erkekler maalesef burada da çok şanslı. Geçen yıl eşimle birlikte itikâfa girdik. Tabi o mescitte girdi bense evimizi mescit ilan etmek durumunda kaldım. Lakin ister istemez bir mescitte itikâfa girmekle bulunduğun evi mescit ilan etmek arasında fark var. Bir kere erkekler mescitte yalnız değiller en az 10 kişilik bir cemaat var. Gün içinde cemaatle kılınan namazlar, Kur’an’ın birlikte okunup anlaşılmaya çalışıldığı Kur’an halkaları var. Gün sonunda ise birlikte kılınan teravih namazları… Camide itikâfa giren kişi kendisini Allah Resulü’nün mescidinde gibi hissedebilir. Hem bireysel hem toplu vakit geçirebilir. Böylece itikâf her yönüyle yaşanır. Lakin evde itikâfa giren ve yanına kimseyi bulamayan biz kadınlar için durum tamamen başkadır. Sürekli yalnızlık ve kendinle baş başa kalma hali itikâfı halvete doğru sürükleyebilir… İnsanın çok dikkatli olması lazım ki çizgiden şaşmasın, kalbini başka duygular kaplamasın… İşte bu sebeplerle temennim o ki hem burada hem de Türkiye’de camilerde kadınların da itikâfa girebilecekleri yerler yapılsın. Kadınların cami içindeki alanları artırılsın.

İtikâf ardından gelen Kadîr Gecesi… Camilerde Kadîr Gecesine özel bazı programlar oluyor. Cordoba’da o gün teravihten sonra program başlıyor. Sahur vaktine kadar Kur’an okunuyor, sohbet oluyor, dileyen cemaatle, dileyen bireysel bir şekilde namaz kılabiliyor… En son hep beraber sahur edilip gece sona eriyor. Kadîr gecesini evinde geçirmek isteyenlerde az değil… Son günleri çok iyi değerlendirmek isteyenler olduğu gibi kıymetini kavrayamayanlarda var.  Tabi olarak birçok kişide –maalesef özellikle kadınlar- kendilerini bayram temizliğine kaptırdığı için bu son günlerin kıymetini bilemiyor…

Gurbette beni en çok heyecanlandıran ve katılmayı en çok arzuladığım şey ise bayram namazı…  Yaklaşık beş yaşımdan beri bayram namazı kılıyor oluşumdan mı yoksa yaş arttıkça Ramazan’ın bana getirdiği coşkunun hal değiştirmesinden mi bilmiyorum ama bayram namazı olmazsa olmaz… Diğer camilerde genelde kadınlar Türkiye’de ki gibi bayram namazına gitmeseler de Cordoba’nında içinde bulunduğu 7-8 tane cami-dernek, bayram namazını kılabileceğimiz ve çocuklar için oyun parkı olan bir yer ayarlıyorlar. Mekânın böyle olmasından mütevellit bayram namazına en çok çocuklar gitmeyi istiyor. Herkesin ailecek katıldığı bayram namazı ve ardından eş dostla yapılan kahvaltı, bana kendimi Türkiye’de gibi hissettiriyor… En önemlisi de Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’a güzel bir veda etmenin diğer bir adının bayram namazı olması… Her ne kadar karışıklığa gelip, iki kez yolda kalarak, iki bayram namazını kaçırmış olsam da gittiğim her seferinde orada olmayı nasip bildiğim bayram namazları…

Hitâmı bu güzel dua ile yapmak istiyorum; “Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur.”

Vesselam