ANALİZ

 

Gurbetçi Gençlik: Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız

Bilgin ERDOĞAN

 

Emri bil maruf gurbetteki gençliği kazanabilmektir

Gurbet insanın anlaşılmadığı yerin adıdır. Onun için her insan zaman zaman kendi öz vatanında ve hatta evinde dahi olsa gurbet yaşar. Zira her insanın anlaşılmadığı dönemler vardır. Ergenlik ve sonrası dönemlerde ise çocuklarımızı ve gençlerimizi bizler anlayamayabiliriz. Anlayamadığımız için onlar da bir nevi gurbet yaşarlar. İşte o çocuklara nasıl yaklaşmalıyız sorusunun cevabı aslında biz gurbetçilerin daha iyi idrak edebileceği bir şey olsa gerektir.

 

Gurbete çıktığımız zaman bize nasıl muamele edilmesini istiyorsak biz de yavrularımıza öyle muamele etmeliyiz. “Nerden geldim İstanbul’a” türküsündeki çatışmayı gençlerimize yaşatmamalıyız. Zira bir gurbetçi geldiği yeri beğenmez ise en fazla köyüne geri döner. Ama çocuklarımızı evimizden kaçırırsak bu bizim için daha acı olur. Zira onlar bizim hiç bilmediğimiz ve tanımadığımız kimselerin kurbanı olabilirler. Öyleyse geçlerimiz bizim yuvamızın içindeki gurbetçilerimizdir. Onların halinden en iyi yine gurbetçiler anlar. Öyleyse evvela onları anlamaya çalışmak gibi bir ümniyemizin olması gerekir. Evvela bu bizim kulluk vazifemizdir.

 

Zira İslam Hukuku’nun temelinde 5 temel prensip vardır 1) Dinin korunması 2) Canın korunması 3) Aklın korunması 4) Malın korunması 5) Neslin korunması

 

Dolayısıyla gençliği uyuşturucu ve bağımlılıktan koruma ve kurtarma çabası yukarda arz ettiğim be temel prensibi de ilgilendiren ehemmiyetli bir mevzudur.

 

Gurbette nehyi anil münker: Bağımlılık ile mücadele ve özgürlük

 

Uyuşturucu kullanımı özgür bireylerin ruhlarına takılan bir kelepçe gibidir. Aslında uyuşturucuyla mücadele bir nevi özgürlük mücadelesidir. Zira her alışkanlık kişiyi o nesnenin kölesi yapar. Oysaki insan nesnelerin bağımlısı değil öznesi olmakla mükelleftir.

 

Oruç, insana özgürlük psikolojisi verir. Ben duygularımın kölesi değil efendisiyim diyebilme bilinci ile takviye eder. Zekât ben malımı paylaşabiliyorum çünkü ben onun değilim o benim bilinci verir. Lakin uyuşturucu, insanı duygularının kölesi yapar. Özgür bir dünya arayışında isek evvela duygularımızın kölesi olmaktan kurtulmak ile mükellefiz.

 

Bunun için uyuşturucu ile mücadeleyi bir özgürlük mücadelesi gibi görmek gerekir. Zaten hapishanedeki mahkûmların, yani özgürlüklerini kaybeden insanların kahir ekseriyetinin alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmaları benim bu konudaki iddiamı şiddetle desteklemektedir.

 

Varoluşsal Anlamsızlık Ve Uyuşturucu

İnsan neden uyuşturucu kullanır sorusu benim mahkûmlarla olan diyaloğumda sıklıkla sorduğum bir sorudur. Bir mahkûma dün öyle bir soru sordum ve enteresan bir cevap verdi. Dedi ki; ‘aslında daha fazla haz almak için uyuşturucu kullandığımı söylerdim ama daha derinden düşündüğümde acılarımı unutmak için olduğunu fark ettim.’ Seni acıtan neydi diye sorduğumda benim de içimi acıtan bir şey söyledi. O ailevi bir sorunuydu.

 

Daha evvel mahkûmlarla olan mülakatlarımda hep benzeri mazeretlerin olduğunu hatırlıyorum. Zira hafıza insana ağır bir cezadır. İnsan, hayatındaki olumsuzlukları unutmak ister. Geçmişteki acılar ise insan ruhuna ıstırap verdiğinden kişi onlardan kaçmak arzusundadır.

 

Oysa ki bu psikolojinin temelinde varoluşsal anlamsızlık yatar. Logoterapi’nin kurucusu Viktor Frankl’ın da dediği gibi “Acı insan için kaçınılmaz olsa da o acıya anlam yükleyip yüklememek bizim seçimimizdir. Şayet geçmişte yaşanan o acıya kişi, ‘bir İlahi Kudret’in izniyle bana isabet etti ve aslında o benim tecrübe kazanmam ve daha da güçlenmem içindi’ diyerek zaman zaman o acıdan mahzun olsa da, bu durum süreklilik arz etmez ve insan ruhuna daimi bir ıstırap vermez.” İşte varoluşsal anlamını bulan kişi bu nedenle bağımlı değil özgür olmayı tercih eder ve mazisiyle barışmış olur.

 

Öyleyse uyuşturucu ile mücadelede en mühim başlanması gereken nokta insanlara varoluşsal anlamlarını hatırlatmak olmalıdır. Hayatında gayesi olan kişi hedefine kilitlenerek emin adımlarla yol alır. Mazisindeki acıları tecrübe olarak değerlendirir ve onlardan ders alarak onları unutmak ve ah etmek yerine hatırlayıp uyanmaya çalışır.

 

Gurbet Psikolojisi ve Sosyal Çevre

 

Gençleri uyuşturucu illetine sürükleyen bir başka saik ise onları bir anlayanın olmaması ve yalnızlık çukurunda kalmalarıdır. Yalnızlık onu yönetmesini bilmeyene çok tehlikelidir.

 

Yurt dışında yaşayanların diliyle konuşacak olursam yalnızlık bir nevi gurbettir. Zira gurbet sadece uzaklarda olmak değildir. Gurbet insanın anlaşılmadığı yerin adıdır. O bazen insanın kendi öz vatanı hatta ailesi dahi olabilir. Bir genç aile içinde kendisini anlamayan ve hayallerine, ideallerine, planlarına ve olmak istediklerine yabancı bir ortamda bulunuyorsa farklı arayışlar içine girer.

 

Bilmek kadar anlaşılmakta insan fıtratının gerçeğidir. İyi insanlara denk gelirse belki o gencin hayatında mühim değişimler ve dönüşümler olabilir şayet kötü kimselere denk gelirse o zaman içki müptelası veya bir çete mensubu olması kaçınılmaz olacaktır.

 

Öyleyse ailelerde çocuklarını koşulsuz olarak sevebilme ve kabullenebilme duygusu geliştirilmelidir. Aslında bu bir nevi nebevi ahlaktır. İnsanları olduğu gibi kabullenme ahlakı bu anlamda önemlidir. Her insan ayrı bir dünyadır. Çocuklarımız Allah’ın bize nazil ettiği ayetler gibidir. Onları okumak ve duygu dünyalarına inmek veya bunu yapamıyorsak o ortamları oluşturmak önemlidir. Gençlere insanları tanıtmak ve sosyal ilişkilerini o tanım çerçevesinde tanzim etmelerini teşvik etmek önemlidir.

 

İbni Kayyım el Cevziye dört tür insan vardır der. Gıda gibi, ilaç gibi, hastalık gibi ve zehir gibi olanlar. Öyleyse ilişkiler de mesafe ve yakınlık bu tanımlar çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır. Bu bilinç gençlerle arkadaş seçiminde dillendirilmelidir. Peygamberimiz, “Kişi arkadaşının dini üzeredir” der. Zira ‘din’ burada inanç sistemi değil hayat felsefesidir. Öyleyse arkadaşı seçerken ve o ortamı ayarlarken dikkat edilmesi mühimdir. Zaten uyuşturucu alışkanlığı daha çok arkadaşlar arası ilişkiler vesilesiyle merak ve özenti ama daha derinde acıyı bastırma vesilesiyle ortaya çıkan bir illettir. Bu konuda gençler için zehir uyuşturucu müptelası olan arkadaş grubu olduğu gibi panzehir ile o bağımlılıktan kendisini kurtarmışlar olacaktır. Zira bir bağımlının halinden en iyi anlayan tövbe etmiş ve bir zamanlar bağımlılık zilletini yaşamış kişiler olacaktır.

 

Hatalı Davranışları Yönetmede Nebevi Model

 

Hatalı davranışları yönetmede bizim için en esaslı örneklik müessesi Kur’an ve peygamberimizdir. Bu iki örneklikten yola çıkarak diyebiliriz ki İslam, hatayı imha ama hatalıyı inşa etmeyi teşvik eder. Evvela hata her beşerin gösterebileceği bir davranıştır. Onun için Kur’an’da peygamberimiz dahil 6 peygamberin hatalı davranış gösterdiğini biliyoruz. Öyleyse hata irtikâp etmek öyle abartılacak bir şey değildir.

 

Peygamberler bile hata işleyip geri döndüklerine göre mühim olan hataya bulaşmak değil hatada ısrarcı olmaktır. Zira hepimiz Âdem evladıyız. Allah resulü (sav) “Her Âdem hata yapar ama en hayırlıları dönüş yapanlardır” der.

 

Peygamberimiz içki içip kendini sarhoş eden bir sahabi ile ilgili onun hakkında yanlış söz duyduğunda “O’nun hakkında öyle konuşma! O, Allah ve resulünü sever” der. Yine cinsel suçlu olan Çüleybib veya zina işlemiş Maiz el Eslemi ile ilgili tutumlarına baktığımızda nebevi tutumun itici ve dışlayıcı değil kucaklayıcı ve inşa edici olduğunu biliyoruz.

 

Öyleyse uyuşturucu veya buna benzer hatalı yollara tevessül eden gençler aileleri tarafından Kur’an ve peygamber ışığında bir tutum sergilemeleri önemlidir. Aksi takdirde genç bireyler böyle bir dünyada başka arayışlara girer ve onları tamamen kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Öyleyse toptancı ve süpürücü bir algıyla hareket etmek değil seçici ve kucaklayıcı bir yaklaşım geliştirmek önemlidir. Tıpkı bizim mahkûmlara yaklaştığımız gibi.

 

Suçlarını tasvip etmiyoruz ve asla meşru görmüyoruz ama onları insan olarak seviyor ve doğru davranışa teşvik edilmeleri konusunda azami çaba sarf ediyoruz. Öyleyse aileler dahi meşru olmayan yollara sapmış çocukları ile ilgili dışlamadan dengeli bir şekilde tavır geliştirebilmelidirler.

 

Kimlik Arayışı Ve Gençlik

 

Gençlerin yanlış yollara tevessül etmesinin bir nedeni de kimlik arayışıdır. Zira kimlik insan varoluşunun bir gerçeğidir. İnsan kendisini tanımlı hissetmek ister. Yaşadığı toplumda ben buyum deme ihtiyacı insan fıtratının inkâr edilmez bir gerçeğidir. Bu kimlik şayet yaşadığı toplumda kendi değerlerine uygun bir şekilde gelişmez ise genç farklı kimlik arayışlarına girer. İşte özellikle yurt dışında yaşayan gençlerin bu anlamda dikkat etmeleri gerekir.

 

Özellikle ergenlik döneminde çocuklar aileleriyle çatışma yaşarlar. Zaten normal bir ergenlik anormal olandır bir yönüyle. Gençlerin o dönemde aileleriyle çatışma isteği veya onlardan daha iyi olma psikolojisi olumlu yönde yönetilemez ise özellikle Amerika toplumlarında olduğu gibi o gençler “gang” olarak tabir edilen çetelere yöneleceklerdir.

 

Çetelerin ise benim mahkûmlarla yaptığım mülakatlardan anladığım kadarıyla en temel aracı uyuşturucudur. Zira gençleri uyuşturucu kullanma münasebetiyle kendilerine bağımlı kılarlar ve onları öyle yönetirler. Dolayısıyla burada ailelere doğrudan değil dolaylı anlamda sorumluluk düşmektedir. Gençler fikir kulüplerine, düşünsel veya aksiyoner faaliyetlere yönlendirilerek aktif hale getirilmelidir.

 

Bu anlamda dini kimliklerin güçlendirilmesi önemlidir. Özellikle yurt dışında yaşayan çocuklar ebeveynlerinden farklı olarak önce Amerikalı sonra Türkiyelidirler. Ancak onların ne Türkiyeli ne Amerikalı olmaları İslami kimliklerinin gelişmesine mâni değildir. Zira Amerika’da ciddi anlamda özellikle MSA bünyesinde aktif olan ve gençliği tevhide davet eden bir Müslüman gençlik vardır. Amerika da herkesin bildiği Numan Ali Han MSA vesilesiyle dini kimliğini bulmuş bugün mühim bir davetçidir.

 

Gençlerin kafasından soru işaretlerini giderici programlar tertip edilmelidir. Zira özellikle Amerika ve Batı dünyasında İslamofobya oldukça etkindir. Bu konuda gençler bilgilendirilmeli ve aslında bizim iman ettiğimiz kitap ve peygamber o anlatıldığı gibi değildir şeklinde bilinçlendirme yapılarak onlara bu şekilde misyon verilebilir. Onların bu tür faaliyetlerle iştigal etmesi sapkın birtakım yollara yönelmesine de mâni olacaktır.

 

Rol Modeli Olabilmek Ve Duygusal Yakınlık

 

Davranış problemi olan mahkûmlarla haftada bir dersim oluyor. Nebe suresini okuyup anlamını verdikten sonra “Madem ki bu dünya fani ve bir gün hesaba çekileceğiz öyleyse bu hayatta erdemli işler yaparak hayat denilen imtihanı tamamlamalıyız” dedim. Peki, bunu yapmamız için bir rol modelimiz olmalı bu sizce kimdir? Elbette hepsi peygamberimizin ismini söylediler. Peki, sizin hayatınızda örnek aldığınız hayatınızın içinden rol modeliniz kim? diye sordum. Kimisi annesini, söyledi. Dedim ki tüm anneler bize rol modeldir. Çünkü ümmet, umm ile aynı kökten gelir. İdeal toplum anne gibi olandır. Birisi, ‘yeğenlerim’ dedi. ‘Evet’, dedim, ‘çocuklar İslam fıtratı üzerine doğarlar ve onlar gibi vicdanımızı temiz tutabilme adına onlar da örnek olabilir.’ Bir diğeri ‘Eddie Murphy’ dedi. Dedim insan “Homo Ludens” tır yani eğlenen varlık. ‘İnsanları mutlu etmeye ve tebessüm etmeye teşvik etmek çok mühimdir.’ Suskun ve depresif duran biri vardı. ‘Senin rol modelin kim?’ dedim. ‘Benim yok’ dedi. ‘Zaten olsaydı burda olmazdım.’ Bu soru beni derin derin düşünmeye teşvik etti. Evet, gençleri kaybetme de rol model olamayışımızdır onların çeşitli yapılara bulaşmaları ve suç irtikap etmeleri. Genç kendisine niçin yanlış arkadaş seçer. Bunun sebebi açık ve nettir. Çünkü onunla babası veya annesi arkadaş gibi olamaz onun için. Şayet o duygusal yakınlığı çocuklarımızla kuramaz isek onları kaybetmemiz mukadder olacaktır.

 

Salihât Kavramı Ve Kulüplere Teşvik

 

Vicdanı fonksiyonel bir gençlik için ne yapılmalıdır sorusu mühimdir. Öncelikle bizim böyle bir derdimizin olması gerekir. Dert formül üretmenin kaynağıdır. Çünkü duygu ile düşünce arasında olmazsa olmaz bir ilişki vardır. Duygu düşünceyi ve düşünce duyguyu tetikler. Ben neslimin kaybolmaması için ne yapmalım ıstırabını sinemizde içselleştirdiğimiz zaman bu bizi formül üretmeye teşvik edecektir. Lakin nereden başlayalım denecek olursa ben gençleri aktif iyiler yapmaya teşvik edin derim. Zira vahyin salihât dediği erdemli hareket etmeyi biz neslimize sevdirdiğimiz zaman kişiler kendilerini tanımlı hissedeceklerdir. Kendini tanımlı ve faydalı hissedenler anlamsızlık çukurundan kurtulurlar. Dolayısıyla gençleri kendilerini anlamlı hissedecekleri kulüplere öğrenci topluluklarına teşvik edebiliriz. Amerika’da hemen her üniversitede MSA (Müslim Student Association) gibi kulüpler. Bunun dışında başka kulüpler ile de tanıştırmak mümkündür. Zira din yaşayarak öğrenilecek bir değerler sistemidir.  İşte bir kimse kendisini aktif ve etkin bir özne gibi hayatın içinde hissettiği takdirde o kimsenin zararlı birtakım yollara tevessül etme imkânı azalır. Unutmamak gerek ki bu kimseleri uyuşturucuya ve bağımlılığa iten şey değersizlik ve boşluk içinde olmalarıdır. Tabi bunları sadece konuşmak ve düşünmek değil hayata geçirmek için somut adımların atılması ve birilerinin fedakârlık yaparak bu kimselerle tanıştırma noktasında ön ayak olunması önemlidir.

 

Hangi Değerlerimiz! Pergel Metaforu

 

Kendi memleketinden uzak yaşayan Müslümanların en fazla şikâyetçi oldukları konulardan biri de genç nesillerin değerlerine yabancılaşmasıdır. Bu konuda evvela muhafaza etmemiz gereken değerlerin ne olduğudur. Kanımca gurbette yaşayan Müslümanların kendi memleketindeki örfi ve yöresel değerler konusunda çocuklarından beklenti içinde olmaları reel olmaz. Bu değerler çocuklarında devam etse torunlarında veya ondan sonraki nesilde zaten devam etmeyecektir. Etse dahi yüzeysel kalmaya mahkûmdur. Zira artık farklı bir ülke de yaşıyoruz. Yaşadığımız ülkenin kendine ait değerleri var. Burası Antalya, Urfa veya Trabzon değil. Orda öğrendiğimiz değerler burada hayat bulmayabilir. Lakin yoğunlaşılması gereken evrensel İslami değerlerdir. Şayet değerlerimize zam yaparsak yani evrensel İslami değerlerin yanında yöresel ve geleneksel değerleri de eklersek bu durum genç nesil için değerlerimizi benimsemeleri konusunda ters etki arz edebilir. Bu ülkede İslam nasıl yaşanıyorsa çocuklarımıza da öyle bir yaşam tarzını öğütlemek durumundayız. Amerika’da yaşayan bir Müslüman gençten kandilde niye gelip elimizi öpmedi diye bir beklenti içinde olmak doğru değildir. Zira bu uygulama evrensel bir değer olmaktan ziyade daha yöresel bir uygulamadır. Lakin bu topraklarda yetişen Müslüman çocuk Ramazan’da orucunu tutmalı ve namazını eda edebilmelidir. Fakirlere el uzatabilmeli, evsizlere yardımda bulunabilmelidir.

 

Ali Şeriati’nin ‘sözün coğrafyası’ diye bir ifadesi var. Evrensel bir mesaj olan dinin her coğrafyada farklı farklı pratize edilmesi mümkündür. O meşhur metaforda olduğu gibi pergelin bir ucu sabit diğeri tüm alemi gezmeli. Üçü sabit olan evrensel değerlerimiz lakin pergelin diğer üçünün Anadolu’da değil Almanya’da veya Amerika’da ya da hangi ülkede olduğunu bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.

 

Dinin Maksadını Anlatmak

 

Gençlere dini eğitime nerden başlanmalı konusunda evvela dini tasavvurdan başlanmalı diyebilirim. Tasavvur yani algı veya bakış açısı. Zira unutmamak gerekir ki algı, düşünceyi, düşünce, davranışı ve davranış hayatı doğrudan etkiler. Din algısı zedelenmiş, Allah tasavvuru tarumar olmuş ve peygamber algısı tersyüz edilmiş bireyler dindar olmazlar. Gençlere ve kendimize en evvel hatırlatmamız gereken husus bu dinin Rum Suresi’nin 30. Ayetinde de belirtildiği gibi fıtrat dini olduğudur. En dindar insan fıtrat yasalarına uygun yaşayan yani doğal olan kimsedir. İstikamet dediğimiz şey aklın, vicdanın ve fıtratın vahiy ışığında bütünleşmesidir. Ne ki Rabbimiz emretmişti aslında o vicdanımız sesi aklımızın yolu ve fıtratımızın rehberlik ettiği şeydir. Ne ki Allah yasak etmiştir o aslında bizim faydamızadır. Şayet uyuşturucu bağlamında konuşacak olursak bunun yasak edilmesi insan doğasına aykırı olması nedeniyledir.

 

Namaz insana kim olduğunu hatırlatan bir ritüeldir. İnsan doğası itibarıyla hata yapmaya meyyal olduğundan tövbeye ihtiyacı vardır. Kıyam tövbe makamında Rabbin önünde esas duruştur. Rükû insana acziyetini hatırlatır ve aslında rükû insanın Allah’ın kudreti karısında haddini bilmesidir. Secde insanın fani olduğunu hatırlaması ve dünyevileşmesine engel olan bu hayati fiyat odaklı değil değer eksenli yaşaması gerektiği hatırlatan bir kutlu harekettir.

 

İşte tüm bunları hatırlayan hem sağına hem soluna selam eder, yani iç barışı yakalar. Hamd etmek bir ihtiyaçtır. Aslında onu yapmayan huzursuz olur. Zira size basit bir iyiliği yapana dahi teşekkür ederken sonsuz nimetleri bahseden Rabbimize hamd etmemek bizi rahatsız ettiğinden “Elhamdülillah” demek bir gönül huzurudur. Zekât vermek, ben malımın nesnesi değil öznesiyim diyebilmektir. Zira insan verebildiğinin sahibidir. Veremiyorsa artık o şey onun sahibi olmuştur. Kurban et festivali değil sevgi hiyerarşini yerli yerine koymaktır. İçimizdeki İsmail’i olması gereken yere koyabilmektir. Oruç, kendimizi aç bırakarak kendimize eziyet etmek değil “Ben duygularımın patronuyum” onlar beni değil ben onları kontrol ediyorum diyebilmenin fiili anlatımıdır. Maddemizin enkazı altından kurtulmaktır. Cihat, İslam isimli çiçekle İslam isimli engelleri kaldırmak adına yapılan her tür ceht ve gayrettir.

 

Tüm bunların özünde ise vefa vardır. İnsanın evvela kendi öz benliğine vefalı olması gerekir. Zira mülk Allah’ın emanetidir. Mülk Allah’a aittir. O’nun için kendisine zulmeden aslında Allah’ın mülküne hücum ediyor demektir. Uyuşturucu kullanımı, sigara ve alkol tüketimi veya insanın hijyene veya dış bakımına önem vermesi bu bağlamda anlatılmalıdır. Sünnet ise Arap fistanı giymek, sakal veya sarık ile meydanlarda boy göstermek değil, tevazu içinde yaşamak, insanlar arasında insanlardan bir insan olmak, alemlere rahmet olarak gönderilmiş gibi tüm mahlukata gönül vermek ve yürek pencerelerimizi açmaktır. Karşımıza çıkan her insanı Allah’ın nazil ettiği bir ayet gibi okumak ve görmektir. Çocuklar İslamofobiyanın etkisiyle televizyon seyrediyorlar ve kafaları karışıyor. Dolayısıyla benim âcizane İslami talim ve terbiyede tavsiyem, şekil eksenli değil anlam eksenli olmaya çalışmaktır. İman ettikten sonra iyi insan olmanın, iyilik üretmenin adalete omuz vermenin ve zulme karşı dik durmanın aslında kulluğumuzun en mühim noktası olduğunu hatırlatabilmeliyiz.

 

İslamofobia Eksenli Programlar Yapmak

 

Amerika’da gençliği doğru ve güzel olana teşvik ve kötü olandan nehyetme ile ilgili yapılacak en güzel çalışmanın “İslamofobiya” ile ilgili gençlerimizi bilinçlendirmek ve bu konuda çalışmalar yapmaya yönlendirmek olduğunu söylemeliyim. Zira bugün Amerika’da benim tespit edebildiğim kadarıyla 43 tane organizasyon sırf İslami karalamak amaçlı kurulmuş ve bütçeleri gayet iyi olan, ekonomik anlamda desteklenen kuruluşlardır. Bu kuruluşlar Müslümanlar aleyhinde programlar tertip ederek Amerikalı halkın ve özellikle gençlerin kafasını karıştırmaktadır. Dolayısıyla bu kimselere karşı bizler de ‘İslam nedir, ne değildir!?’ şeklinde çevremizi bilgilendirme adına programlar tertip edebiliriz. Gençler bu konuda aktif oldukları takdirde dini kimlikleri daha da pekişecektir. Medeni platformlarda bu konudaki itirazlarını dillendirip gereken tepkiyi vereceklerdir. Derdi olan, amacı olan, fikirsel çilenin tadına vakıf olmuş gençler hedonizmden ve maddelerinin enkazı altında kalmaktan kurtulup daha ulvi gayeler için çalışmalar yapabileceklerdir.

 

Netice-i kelam: Gençlerimizi bağımlılık çukurundan kurtarmak evvela onları anlamsızlık isimli karanlıktan çıkarmak ile mümkündür. Zira niçin sorusuna cevap bulabilenin nasıl sorularına cevap bulması kolay olur. Niçin yaşadığını bilene hiçbir rüzgâr menfi anlamda tesir edemez. Bağımlılık, sorumluluktan kaçış ve bir nevi maziyi unutma ve acıları dindirme neticesinde gençlerin heveslendiği bir marazdır.