Bana sordu:

– Filistin ve Gazze konusunda ne düşünüyorsun?

– Kimilerine göre bu mesele Arap-İsrail meselesidir. Kimilerine göre Yahudi-Müslüman meselesidir. Bence bu meseleye adalet-zulüm meselesi olarak bakmalıyız.

– Neyin adalet olduğuna kim karar verecek?

– Dünyada mahza adalet yoktur. Mutlak adalet ancak el-‘Adl ismiyle müsemma Allah katındadır. Biz belki sulh için çalışabiliriz. Boynuzlu keçi, boynuzsuz keçiden hakkını Allah katında alacaktır.

– Peki, sulh nasıl olacak? Hamas İsrail’i tanımıyor.

– İsrail’i prensip olarak ben de tanımıyorum. İşgal ettiği topraklardaki hâkimiyetinin meşruiyete değil, güce dayandığını düşünüyorum. Bununla birlikte, fiili bir işgal altında bile, savaş sırasında bile hukukun geçerli olması gerektiğini düşünüyorum. En azından BM kararlarını kabul edebilirler.

– Aslında bizim bakışımızı medya belirliyor.

– Haber seyretmemeyi tercih ediyorum.

– Sen Filistin tarafından bilgi alıyorsun ve onlara sempati duyuyorsun. Ben İsrail tarafından bilgi alıyorum. Erkek arkadaşım İsrailli. İnsanlar korku içinde yaşıyorlar. Hergün tepelerine bir roket düşme korkusu içindeler.

– Şimdiye kadar, Hamas’ın attığı iptidai roketler hiçbir insanı öldürmedi. Zaten adamın tepesine düşmedikçe öldürecek kadar güçlü değiller. Filistinliler işgal altındaki kendi topraklarına roket atarak “burası bizim, hakkımızdan vazgeçmedik” mesajı veriyorlar.

– İsrail devleti terörle mücadele yürüttüğünü söylüyor.

– Devlet kelimesi ne kadar uzaksa terör kelimesi o kadar yakın İsrail denilen oluşuma. İsrail teokratik, aynı zamanda ırkçı bir örgüttür. Devlet olsaydı hukuk içinde kalır, vatandaşları arasında ırk ve din ayrımı yapmaz, herkesin devleti olmaya çalışırdı. Farz edelim ki Hamas adına terör eylemleri yapılıyor. Bir devlet ne yapmalı? Teröristleri, bulup, nokta operasyonları düzenleyip etkisiz hale getirmeli. Bunu yapamıyorsa onların saldırılarından, roketlerinden korunmak için kalkanlar oluşturmalı. Teknolojiyi savunma amaçlı kullanmalı. Mesela roketleri havada durdurup imha edecek bir yöntem bulunabilir. Bundan daha önemlisi, kalıcı bir barış ve güven ortamı oluşturacak adımlar atılabilir.

– Hamas İsrail’in mevcudiyetini tanımıyorken barış nasıl mümkün olabilir?

– Kalıcı bir barış ancak adil bir barıştır. Bir kere Hamas, Filistin halkının önemli bir bölümünü temsil ediyor. Filistin halkının razı olmayacağı bir barışa Filistin yönetimi de razı olamaz. İsrail gerçekten devlet gibi davranmak istiyorsa BM kararlarını kabul ettiğini, en azından 1967 sonrasında işgal ettiği topraklardan çekileceğini ve Doğu Kudüs’ten el çektiğini beyan etmeli ve hemen uygulamalı.

Filistin halkının ekonomik, sosyal ve kültürel güvenliğini, dinî ve millî kimliğini garanti etmeli. Böylece hem kendi sınırlarını belirlemiş, kendi güvenliğini sağlamış olacak; hem de Filistin halkına güven vermiş olacaktır. Muhal farz, eğer İsrail, devlet gibi davranmış olsa ve Filistin halkının gönlünü ve güvenini kazanmış olsa, halkın razı olduğu bir çözüme Hamas veya başka bir yönetim de razı olmak zorunda kalacaktır. Kudüs için Vatikan benzeri bir model bile düşünülebilir. Üç dinin de mukaddes kabul ettiği bölge, üç dinin temsilcileri tarafından yönetilen özerk bir bölge olabilir. Başka formüller de konuşulabilir. Fakat İsrail denilen örgütün amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek ve bağı tahrip etmek. Muhatabını her yönden sıkıştırıp, zor durumda bırakıp onun yanlış yapmasını bekliyor. Sonra da onun yaptığı bir yanlışı bahane ederek kendisi hiç de adil ve dengeli olmayan bir şekilde güç kullanıyor. Ben ırkçı değilim, hiç olmadım. Fakat Müslüman Türklerin idaresinde Kudüs’ün beş yüzyıl barış içinde yönetildiğini hatırlatmak isterim.

– Evet, gerçekten siz bunu nasıl başardınız?

– Sır değil, tek kelimeyle: Adalet! Bizde bir söz vardır. Hadis-i şerif olarak da rivayet edilir: “Mülk (devlet) küfürle devam eder; ancak zulümle devam etmez.” İkinci Halife Hz. Ömer de “Adalet mülkün (devletin) temelidir” demiştir.

– Evet doğru.

Sonra ben ona sordum:

– Yusuf Sûresi’ni okudun mu?

– Hayır.

Sûre-i Yusuf’un Hollandaca mealinin yazıcıdan çıktısını aldım. Kur’an-ı Kerim’in anlattığı şekliyle hikâyeyi özetledim ve sonra şu beyt-i Türkînin izahını yapmaya çalıştım dilimin döndüğünce:

“Zalimlere bir gün Hazret-i Mevlâ Dedirtir “vallahi leqad âsaraka’llâhu Aleynâ” Bir de Aliya’dan, bahsettim.

Sırplar katliam yapınca kimi Boşnak generaller de ellerindeki Sırp esirlerden intikam almak için izin isterler. Bilge kralın cevabı şudur:

“- Onlar bizim misafirlerimiz!”

“Ama efendim” derler, “Sırplar bizim düşmanımız. Çocuk kadın demeden herkesi öldürüyor, her şeyi tahrip ediyorlar.”

Aliya’nın son sözü şu olur: “

– Sırplar bizim düşmanımız ,doğru. Fakat onlar bizim öğretmenimiz değiller. Esirlere nasıl muamele edileceğini onlardan öğrenecek değiliz.”

Ülkelerimizi tahrip edebilirler, ekonomimizi tökezletebilirler, siyasetimize fesat karıştırabilirler. Bizi öldürebilirler veya esir alabilirler; ama ahlâkımızı bozamayacaklar. Yeter ki Müslümanlar kendi mevzilerini terk etmesinler. Yeter ki Filistin halkı, Boşnak, Çeçen, Afgan halkları kendi değerlerine ihanet etmesinler. Yeter ki zalime kızıp ona benzemeye kalkışmasınlar. Yeter ki hakk üzerinde sabr edelim. Tekerlek tümsekte kalmayacaktır.

Değil mi ki:

“Hak tecelli eyleyince her işi âsân ider Halk eder esbâbını bir lahzada ihsân ider”

Önemli olan soru “Zafer kazandın mı, kazanmadın mı?” sorusu değil; önemli soru “Ahlâkî-insânî duruşunu her hal ve şart altında muhafaza edebildin mi; yoksa sıkıyı görünce kendini inkâr mı ettin?” sorusudur. Bu soruya doğru dürüst cevap verebiliyorsanız, yürüyün Gazze’niz mübarek ola!

FATİH OKUMUŞ

GAZZE’NİZ MÜBAREK OLA

Bugün nöbet senin
izzet senin, onur senin
ölmek sana düştü Gazze
ağlamak bana

Bugün nabzımız Aksâ!
bugün yine günlerden Âşûrâ
yaprak kopmadı takvimden
tarih hâlâ kırk sekiz
her birimiz Batal Ahmed Abdülaziz!

Bugün yürüse millet
bugün ba’sü ba’de’l-mevt
ümmet Kudüs’e aksa
hiç kimse yüreğinden başka silah taşımasa

bir bir uyansa ayşe, fatma, mustafa
bin bin aksa
evinde hiç kimse kalmasa
atlı yayan koşsa oraya

İbrahim Mekke’ye çağırdı, geldiniz.
Muhammed buyurdu
-selâm ona ve âlineBinekler
yalnızca
üç mescit için koşturulur:
biri Mekke, biri Medine
biri Kudüs: Mescid-i Aksâ!

İbrahim Mekke’den çağırdı, geldiniz
-selâm ona ve âlineMuhammed
orada
Ey ümmet-i Muhammed
Neredesiniz?

Rotterdam, 29 Ocak 2009

Fatih Okumuş