FİLM OKUMALARI

 

CENNETİN KRALLIĞI FİLMİ ÖRNEKLİĞİNDE DİN SAVAŞLARI

Cuma OBUZ

Bir yanda Kudüs için çocukluğundan beri hayaller kuran Selahaddin Eyyubi, diğer tarafta ise Kudüs’te barış için her şeyi göze alan aslan yürekli Richard…

İki kralın ve iki aslan yüreğin din savaşlarının ortasında kaldığı ve tarihe geçecek örneklikle barışı sağladıkları bir dönem…

Cennetin Krallığı diyordu ikisi de Kudüs için… Barışın, erdemin, iyiliğin, gerçeğin ve güzelliğin hakim olduğu bir krallıktı ikisinin de hayali.

Cennetin Krallığı ve din savaşları…

İşte tarihin ana mücadelesini tek kalemde özetleyecek iki kralın hikayesi…

Filmimizin değerlendirmesine geçmeden önce din savaşlarının kaynağına dair birkaç kelam etmek gerekir. Zira tarih, din adına cinayetlerin işlendiği koca bir yığın haline gelmiş durumda. Adaletin ve barışın sağlanması için canını verenlerin güç ve iktidar için kan dökmeyi bile meşru görenlerin mücadelesi ile geçen tarihte, buna en güzel örneklerden biri de Selahaddin ve Richard olmuştur.

Din, insanlığın huzuru ve tekamülü için vardır/var olmalıdır. Fakat, dini gerçek sahibinin elinden alır ve şahsi menfaatlerin öncelendiği bir sahiplenmeye kurban ederseniz cinayetler de kaçınılmaz olur. Bunun adı taassup, ideoloji veya başka bir şey olabilir. Sahibinin elinden alınıp değişime uğrayan her din, ortaya çıktığı ölçekteki barış ve huzur iddiasını kaybeder. Ve insanın elinde bir güç mücadelesinin nesnesi olur. Bu da din savaşları denilen şeyi ortaya çıkarır.

Din savaşlarının birçok sosyolojik açıklaması vardır. Yabancılık algısı, biz ve diğerleri diye ayırt ettiğimiz ötekileştirmeci yaklaşım veya ideolojik romantizm gibi… Fakat tarih bize bu nedenlerden daha gerçek bir bilanço vadeder ve milyonlarca insanın öldüğü/öldürüldüğü bir din savaşları sürecinin gerçekliğini gözler önüne serer.

Bu acı hakikati elde var bir olarak kabul edip bizi barış umudunun iki yürekli insanına götüren Cennetin Krallığı filmine doğru yolculuğumuza başlayalım.

Klasik manada bir şövalyenin başından geçen olaylar dizisini anlatan bu baş yapıt, din savaşlarının iki ayrı yüzünü ortaya koyması açısından çok önemli bir yere sahiptir.

Bir tarafta savaştan, kandan, tecavüzden ve hırstan beslenen Hristiyan/Müslüman topluluklar… Diğer taraftan ise barış için, insanların dinlerini ve hayatlarını huzurlu şekilde yaşaması için canlarından bile geçebilecek, değerleri olan Hristiyan/Müslüman topluluklar.

Bu ikinci kesimden olan Ibelin şehrinin Lord’u Godfrey’in oğlunu bulması ve onu şövalye yapması ile başlayan hikaye Kudüs’ün Selahaddin’e teslimi ile biter. Film boyunca açıkça verilmek istenen mesaj barışın ve savaşın kavgasıdır.

Godfrey’in oğlu Balian’ı şövalye ilan ederken söylediği şu cümleler aslında birçok şeyi özetliyor.

-Kral benim gibi birinden ne isteyebilir?

-Kimsenin görmediği kadar iyi bir dünya. Bir vicdan krallığı… Bir Cennet Krallığı; orada Hristiyanlarla Müslümanlar arasında barış var. Birlikte yaşar ya da Selahaddin ve Kral Richard arasında yaşamaya çalışırız.

Yine Balian ve bir şövalyenin namaz kılan Müslümanlar hakkındaki konuşmaları da dinin Allah indinde bir olduğunun mesajı…

-Dua etmelerine izin var mı?

-Subhane Rabbiyel Azim. Tanrıya şükrediyorlar ve buna hakları var.

-Bizim dualarımıza benziyor…

Kralın varisi olan damadı Guy de Lusingnan’ın şu sözleri ise savaş çığırtkanları Tapınakçılar’ın mantığını ele vermesi açısından önemlidir.

-Kral öldüğü zaman Kudüs, Müslüman dostlarına ya da senin baban gibi Hristiyanlığa ihanet edenlere uygun bir yer olmayacak.

Bu diyaloglar özde ciddi bir mantık farklılığını ortaya koyuyor. Din ve inançta bir olsalar da hayata bakış açıları taban tabana zıt olan şövalyeler ve dinleri farklı olsa da barış konusunda hemfikir olan Kudüslüler…

Dilerseniz Godfrey’in, oğlu Balian’a ölmeden önce verdiği şu öğütlere kulak verelim…

-Düşmanların karşısında korkusuz ol, cesur ve başın dik olursan tanrı seni sever. Canın pahasına da olsa her zaman gerçekleri söyle. Yardıma ihtiyacı olanları koru, kötülük yapma.

Nasıl da Müslümanların değerleri ile örtüşen bir öğüt değil mi?

Buradan itibaren başlayan Kudüs serüveninde karşımıza tecavüzcü, savaş çığırtkanı ve kan emici Tapınak Şövalyeleri çıkıyor. Ve yaptıkları mütecaviz saldırılarla Müslümanları kışkırtmayı başarıyorlar. Bu kışkırtmada ana karakterler ise Kralın kız kardeşinin eşi Guy de Lusingnan ve Reynold oluyor.

Yaşanan krizlerin ardından savaş istemeyen Selahaddin Eyyubi ve Aslan Yürekli Richard, savaş çığlıklarına daha fazla direnemiyor ve iki koca ordu Kerak’ta karşı karşıya geliyor. Burada iki kralın konuşması ve barışta karar kılmaları tarihte ciddi bir örneklik ortaya koyuyor.

Selahaddin ve Richard, karşılıklı olarak insanların ölmemesi için ricalarda bulunuyor ve Reynold’ın cezalandırılması karşılığında barış sağlanıyor. Tam bu sırada Selahaddin’in cüzzamlı olan dostu ve aynı zamanda düşmanı Richard’a söylediği “Sana kendi doktorlarımı göndereceğim” sözleri bugün bile Hristiyan dünyasında adı saygı ile anılan Selahaddin’in nasıl asil bir karaktere sahip olduğunu gösteriyor.

Yaşanan bu savaş ve barış ikileminin içerisinde din adına herkesin birbirine bilenmiş olmasına karşın Selahaddin ve Richard’ın bu ilkeli duruşları belki de birçok masumun katledilmesinin önüne geçmiştir.

Babasının verdiği öğüt ile Cennetin Krallığı’nın savunmasını yapan asil şövalye Balian’ın kralın tüm ısrarlarına rağmen sırf insanların öldürülmemesi için kardeşi ile evlenmeyi reddetmesi de önemli noktalardan bir tanesi.

Zira babasının “Cennetin Krallığı ruhundadır” sözlerini aklından çıkarmayan Balian, ruhumu asla satamam diyerek asil bir duruş sergilemiştir.

Filmin bundan sonraki süreci ise Selahaddin’in ordusu karşısında Haçlıların hezimeti ve Kudüs’ün savunmasından ibaret.

Fakat Balian ve Selahaddin’in şu son diyalogları yine tarihi bir ders niteliğinde…

-Şehri teslim edecek misin?

-Teslim etmeden önce önüme gelen her şeyi yakacağım. Kutsal tapınaklarınızı ve bizimkileri de… Kudüs’te insanoğlunu deliye çeviren her şeyi yok edeceğim.

-Belki de en iyisi bunu yapman olacaktır.

Ve şartlı şekilde yapılan anlaşma;

Herkesin Hristiyan topraklarına güvenli şekilde geçişlerine izin verilecek. Kimseye zarar verilmeyecek.

-Bu şehri aldıklarında Hristiyanlar her Müslümanı katletti.

-Ben o adamlar değilim. Ben Selahaddin’im…

İşte bu sözlerle varılan anlaşma ile Müslümanlar, Kudüs’ü fethetmiş oldu.

E tabi “Kudüs’ün değeri nedir?” sorusuna Selahaddin’in verdiği efsane cevap da unutulmazlar arasına girdi.

İşte tüm hikayesinin bu minvalde gerçekleştiği Cennetin Krallığı filminde asaletin, değerlerin karşısında savaşın, kanın ve iktidar hırsının olduğu bir tarihin kısa anlatısı yapılmıştır.

Filmin sinematografik gücü hem savaş sahnelerinde hem de filmin gerçekçi platosundan kendisini göstermiştir. Şehir örgüsünün, kale surlarının ve yolların gerçekçilik açısından son derece kaliteli olması ile filmde seçilen karakterlerin oyunculuk kaliteleri göze çarpan başka bir konudur.

İçerik açısından sürekli dile getirilen bir mesaja sahip olan filmde neredeyse her ikili karşılaşmada ortaya serilen “selamlaşma” retoriği, barışın ve selametin değerini son derece yerinde anlatmıştır.

Film listelerinin değişmez bir parçası olan Cennetin Krallığı filminin her açıdan izlenmeye değer olduğu ortada. Filmi izlemeniz ve film boyunca verilen sembolik mesajları doğru yerinden yakalamanız dileğiyle…