SUHUF

FATIR: “EŞSİZ YARATICILIK” SİMGESİ

 

Fatır Suresi, ismini bu surenin ilk ayetinde geçen “Fatır” sözcüğünden dolayı almıştır. Burada meleklerle ilgili ifadeler de bulunduğu için bu sureye “Melekler Suresi” de denilmektedir. Burada melekler “ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler” olarak resmedilir. Sure, toplam 45 ayetten oluşur ve tamamen Mekki’dir. Surenin genel yapısına bakılınca, Allah’ın rahmeti, şeytanın rolü, iman ve amel ilişkisi, eşitlik ve farklılıklar, günahın bireyselliği, peygamberin rolü, toplumların farklı halleri, insana verilen imkânlar, Allah’ın sünneti ve insanlara süre tanıması gibi pek çok mesele gündeme gelmektedir. Aslında tüm bu konular, Mekke döneminin tartışma konularıdır.

Fatır, bilindiği üzere Allah’ın Kur’an’da belirtilen sıfatlarından birisidir. Sözlük anlamı itibariyle fatır, “yaratan, yoktan meydana getiren, ilk başlatan, icat eden” demektir. Günlük dilde bir şeyi ilk yapanı, icat edeni anlatırken kullanılır. Bir kimse “bu işi ilk yapan benim” dediğinde burada bu kelimeyi (Ene fatartuha) kullanır. Fıtrat kavramıyla aynı köktendir. Fıtrat yaratılış, fatır yaratan demektir. Şimdi bu sözcüğün söz konusu ayette nasıl geçtiğine bakabiliriz: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah’ındır; O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.”

İlk ayet, Allah’a hamd ile başlar. Fatır Suresi, bu şekilde başlayan beş sureden birisidir. Diğerleri Fatiha, En’am, Kehf ve Sebe sureleridir. Hamd, gökleri ve yeri yaratan (fatır) Allah’ındır. Fatır sözcüğü yaratmanın niteliği hakkında bize bir fikir vermektedir. Günlük dilde bir şeyi ilk başlatan anlamında kullanıldığını belirtmiştik, ilk başlatma aynı zamanda bir şeyi yoktan yaratma anlamına da gelir. Başka yerlerde de (Yusuf, 12:101; En’am 6:14) belirtildiği üzere, yüce Allah varlığı, filizin çekirdeği yarıp içinden çıktığı gibi yokluktan yaratmıştır. Başka bir deyişle bu işlem, varolan bir hammaddeye şekil vermek anlamında bir icat etme ve yaratma değildir. İnsan varolan bir maddeye şekil verip bir şeyi yaptığında bir yaratıcılıktan söz edilebilir, ama Allah’ın fatır sıfatı, böyle bir yaratmadan değil, bir şeyi yok iken onu vücuda getirme anlamındadır.

Kur’an’da yaratılışla ilgili başka kavramlar da bulunmaktadır. Fatır kavramına en yakın kavram, yoktan var etme ve örneksiz yaratma anlamındaki ibda’dır. Bunun dışında inşa, icad, ihya, ıslah, imar ve tecdid kelimeleri de bulunmaktadır.

İnşa, dağınık ve bağımsız parçaları birbirine bağlayarak anlamlı bir bütün oluşturmaktır. Bunun zıddı imhadır ki, yıkmak, dağıtmak ve parçalamak anlamına gelir.

İcad, varolanı kullanarak olmayan bir şey ortaya çıkarmaktır. İcad, inşanın bir üst kademesidir.

İhya, hayatiyet sahibi varlıklarla ilgili olup hayatiyeti kaybolan veya azalan şeyleri eski hallerine irca etmektir. İnşa daha çok bilgi ve madde alanında, ihya ise ruh ve mana anlamında kullanılır.

Islah, düzeltmek anlamına gelir. Özü bozulmadığı halde dışı ve arazı bozulan bir şeyi asli haline döndürmektir. Islahın zıddı ifsattır ki, bozmak anlamına gelir.

İmar, yıkılanı yapmak ve bozulanı tamir etmektir. Zıddı imhadır.

Tecdid, eskimiş olanı yenilemedir. Eskimek, zaman karşısında yıpranmayı ve tozlanmayı ifade ederse, tecdid yıpranmanın giderilmesini ve tozların silkelenmesini ifade eder.

Her şeyin başında fatara ve ibda vardır; diğer tüm işlemler yaratıcılığın ikincil anlamlarını ifade ederler. Allah yarattığı şeyleri, aynı zamanda inşa, icad, ihya, ıslah, imar ve tecdid işlemlerine tabi tutar. Eşya üzerinde O’nun gözetimi ve rahmeti olmazsa, eşya yıkılır, dağılır, eskir, bozulur, imha ve ifsat olur ve dolayısıyla varlığını sürdüremez.

Yoktan var etme ve diriliş konusunda müşrikler hep şüphe içindedirler. Onlar derler ki: “Biz bir yığın kemik ve toz toprak olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz?” De ki: “(Şüphe mi var?) İster taş olun ister demir!” “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!” (İsra Suresi, 17:49-51).

Yaratılışa inanan dirilişe de inanır. Çünkü bizi yaratan diriltebilir de. Diriliş konusundaki tartışma yaratılış konusundaki tartışmaya döner. Eğer bir şeyler yok değilken varlarsa, bunun bir açıklaması olması gerekir. “Varlık problemi” olarak bilinen bu konu, materyalistlerin en zayıf noktasıdır. Materyalistler, bir ömrü olan ve dolayısıyla doğuş ve ölüme konu olan şeyleri ezeli ve ebedi sanarak maddeye tanrılık vasfı verirler. Fakat sorun şu ki, eğer eşyanın ömrü varsa o ezeli ve ebedi olamaz. Onun kendi kendini yaratması da söz konusu değildir. Varlık, bir yaratıcıya muhtaç ve hiçbir şey yok iken o vardı. Yaratma onun cömertliğini ifade eder. Nitekim Fatır Suresi’nin ikinci ayeti bu gerçeği anlatmaktadır: “Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”

 

Kadir CANATAN