Fâtiha açılış ve başlangıç demektir. Kur’an-ı Kerîm’i elinize alıp açtığınızda ilk karşılaştığınız sûre budur. Günlük beş vakit namazın her rekâtında; yani toplam 40 kez Fâtiha okunur. Mekke’de inmiştir ve 7 ayettir.

Fâtiha-i şerife bize âdetâ bir terimler ve kavramlar listesi verir. Kitabın en başında taşları yerine oturtur. İnsana haddini ve vazifesini bildirir. Tanımlar yapar.

Bu yönüyle bu açılış hitâbesi, insanın Allah ve evren karşısındaki koordinatlarını tayin eden bir haritaya veya şifre çözücü bir anahtara benzetilebilir.

Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla başlar. Besmele’nin bir anlamı budur: “Rahman-Rahîm Allah adıyla başlıyorum.” Bir anlamı ise şöyle formüle edilebilir: Rahman-Rahîm Allah adına…

Hamd

Övgü Allah’a, minnet O’na, şükür O’na… Kim var O’nun kadar lâyık medh ü senâya?

Ama O kim? O kendini nasıl tanıtıyor insanlara? Bu, Allah’ın Kitabı. Yani ki, Rabbin kula hitabı… Hitâbenin en başında yer alan hutbenin daha ilk cümlesinde Allah kendisini tanıtıyor:

Rabbu’l-âlemîn…

İlâhı, yaratıcısı, hâkimi… Fakat öncelikle hatırınızda tutmalısınız ki, “Rabbi”… Rab sıfatında hem şefkât, hem hikmet, hem heybet ve hem ikaz var!

Terbiye eden, yetiştiren, geliştiren, zenginleştiren, artıran, ziyâdeleştiren, sâhip ve müdâhil demek. Allah hem kâinatın yaratıcısı ve hem de idâre edicisidir, demek. Her ânda bir şândadır demek…

Kimin Rabbi? Senin Rabbin, senden öncekilerin Rabbi, senden sonrakilerin Rabbi, herkesin Rabbi… Âlemlerin Rabbi…

Kaç âlem var? Kaç tane varsa onların hepsinin de Rabbi. Âlem, ilim, alem hepsi aynı kökten… Kâinat Allah’ın eseri. Eser ise sahibinin sanatına şâhitlik eder.

Fâtiha-i şerîfe bize Allah’ı “Rabb” olmak yönünden tanıttığı gibi, içinde bulunduğumuz evreni de O’nun eseri, onu gösteren işâretler olarak tanıtıyor. Allah Rabbü’l-âlemîndir demenin bir mânâsı ‘kâinâtı bir kitap bilip de oku!’ demektir.

Rahmân – Rahîm

Allah “âlemlerin Rabbi”dir; fakat nasıl bir Rabb? Rahman, Rahîm… Rahman-Rahîm… RahmanRahîm… Hem Rahman hem Rahîm.

Her ikisi de aynı kökten “rahmet”ten türetilmiş iki ayrı sıfat. Birincisi “fa’lân” vezninden gelir, mübalağa sigasıdır, çokluğu ve büyüklüğü ifade eder. Nitekim kızgın kimseye “gadbân”, sarhoşa ise “sekrân” denir. İkincisi ise “fa’îl” vezninde sıfat-ı müşebbehedir, sözkonusu sıfatın devamlılığına işâret eder. Nitekim “kerîm”, “zarîf”, “edîp” de bu vezindedir. İki sıfatın bir arada kullanılmasıyla âdeta “Rahmeti dağlar gibi büyük ve ihsanı okyanuslar kadar engin” denilmiş olmaktadır. (İbn Cemaa’nın Keşfu’l-Meâni’sinden ilhamla)

Birçok müfessir ‘Rahman’ı Allah’ın bu dünyada bütün mahlûkâta, inanan ve inanmayan bütün insanlara ve cinlere şefkât ve merhameti; ‘Rahîm’i ise öte dünyada yalnızca mümin kullarına merhameti olarak anlamıştır.

Ayrıca Rahman Cenab-ı Hakk’ın şefkât ve merhamet özelliğine sahip bulunduğunu, Rahîm ise bu sıfatının fiilen de tecelli etmekte bulunduğunu işaret eder.

Seni biraz daha tanımak istiyoruz yâ Rab!

Mâlik-i yevmi’d-dîn…

Herkesin hakkının verildiği gün. Borçların ödendiği, alacakların tahsil edildiği gün. Cezâların ve ödüllerin dağıtıldığı gün. Boynuzsuz keçinin boynuzlu keçiden hakkını aldığı gün. Hesap günü. Hasat günü. Harman günü… Defterlerin dürüldüğü gün.

O günün yegâne mâliki ve meliki… Hâkimi, hükümdârı, sultanı, emir ve karar sahibi… Orada başkasının borusu ötmez. İsrâfil’in sûru bile susmuştur. “Hâkimiyet bugün kimin?” Ses gelmez… Suâlin cevabı yine Soran’dan: “Lillahi’l-Vâhidi’l-Kahhâr.”

Tanıdık yâ Rabbi… Büyüksün, hâkimsin, Rahman u Rahîmsin!

Kulluğumuzu yalnız Sana tahsis ederiz ve başımız sıkıştığında yalnız Senden yardım ve destek isteriz. İbâdetimiz Sanadır. Senin için çalışır ve yalnız Sana eyvallah ederiz! İşte bizim yerimiz ve mevkiimiz. Gedâyâ gedâlık yaraşır. Haddimi bildim. Kul oldum. ‘Bende şodem!’ Ne mutlu kul olana!

İstikâmet

Bir harita düşünün… Kur’an-ı Kerîm… Fâtiha-i şerîfe bu haritayı doğru okumanızı mümkün kılacak tanımları, anahtar kelimeleri, kısaltmaları ve remizleri, sembolleri içerir bir tâlimatnâme hükmündedir. Allah, bu hitabında, evren ve insan arasındaki ilişkileri açık bir şekilde önümüze koyar ve günde kırk kez bize yeniden ve yeniden hatırlatır.

Allah’ı tanıtır. Âlemi tanıtır. Sonra insanın bu harita üzerindeki yerini işâretler: Şimdi buradasınız!

Ardından istikâmeti çizer… Sırât-ı müstakîm… Hem yolun doğrusu iyice belli olsun diye, izlenmemesi icâp eden yollara karşı da uyarır.

Başlangıç noktasını işâretler. Hedefi ve hedefe ulaştıracak rotayı gösterir. Gerekli donanımı da sağlar. Yolculuk başlamıştır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.