“Salih Tuğ hocamız fakültede 12 yıl süreyle dekanlık vazifesini deruhte ettiler. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi için bu bir rekordur. Döneminin çok ilerisinde ve üstünde fikirleri vardı. Bunların çoğunu mütevelli heyetine kabul ettirememiştir. Mesela şimdiki Capitol’ün bulunduğu araziyi Fakülte Vakfı İFAV’a almak istemiş, bu imkân olduğu halde vakıf yöneticileri bunu gereksiz bir tasarruf olarak görmüşlerdir. İFAV’ın mülkü olarak tatbikat camii inşa edilirken Salih Tuğ hoca cami altında bir de yüzme havuzu inşa edilmesini teklif etmiş, bu teklif de hüsnükabul görmemiştir. Hoca sadece İlahiyat Fakültesi’nden değil, bütün üniversiteden özellikle kız öğrencilerin bu yüzme havuzundan rahatça istifade edebilmesini arzu ediyordu.

Birkaç yıldır VU Amsterdam Üniversitesi’nde çalışıyorum. Hollandalı ve Türk kuruluşların işbirliği ile, geçtiğimiz kurban bayramının hemen öncesinde yoksulluk, zekât ve kurban konularının işlendiği bir sempozyum düzenlendi. Orada zekâtın ve kurban etlerinin gayrimüslimlere de verilip verilemeyeceği soruldu. Dedim ki bizim İstanbul beyefendisi bir dekanımız vardır. Her yıl zekâtının bir bölümünü gayrimüslim fakirlere verir ve bunun zekât olduğunu da belirtir. Biz de onun yolunu takip ederek, kestiğimiz kurbanın yedi payını, ayrım gözetmeksizin en yakın yedi komşumuza dağıtıyoruz Hollanda’da… Müslüman, ibadetinin bir bölümünü bir gayrimüslim komşusuna el uzatarak tamamlayabilmektedir. Hamidullah hoca da miskinler ile fakirleri iki ayrı sınıf kabul ederek birinin gayrimüslimler olduğu veya onları da kapsadığı görüşünü tercih etmektedir. Salih Tuğ Hoca da Hamidullah hocanın ve Fuad Sezgin hocanın öğrencisidir. Salih Tuğ hoca anlatıyor:

– Bir gün Muhammed Hamidullah’a sordum: “Hocam, eserleriniz birçok dile tercüme ediliyor. Yayıncılar size telif ücretinizi tam olarak ödüyorlar mı?” Tebessüm etti ve kendine has Türkçesi ile şu cevabı verdi: “Nâşirlere para kazanmak gerek. Bana da eserlerimi neşretmek gerek. Biz anlaşıyoruz.”

Geçtiğimiz Aralık ayının on yedisinde birinci sınıf öğrencilerini “Kur’an ve Hadis’e Giriş” dersinden imtihan ettim. İmtihan öncesinde her biri bir milletten birkaç öğrenci biraz da çekinerek odama geldiler. “Hocanın kapısı öğrencilerine her zaman açıktır, hiç bir zaman çekinmeyin, gelin” dedim. Sonra devam ettim: Bizim bir hocamız var. O kapısını mümkün mertebe açık tutar. Kapı kapalı olursa kimi öğrencilerin kapıyı çalmaya cesaret edemeyeceğini hesaba katar. Hocaların vazifesinin ders vermekle bitmediğini, dersten önce ve sonra da fakültede bulunarak öğrencilerin muhtemel suallerini cevaplandırması, onları yönlendirmesi gerektiğini söyler. Biz hocalarımızdan böyle gördük dedim.

Hatta Salih Tuğ Hoca, İslam Ansiklopedisi gibi ilmî bir mesai için bile fakülteden ‘kaytarılmasını’ hoş görmez ve mesailerinin çoğunu Ansiklopedi’ye tahsis eden arkadaşlarını “maddeciler”, “maddiyyûn” diyerek şaka yollu tenkit ederdi. İşte böyle… Büyükler tenkitlerini, tevcihlerini kimseyi kırmadan, latife yollu ifade ederler.

Doktora ders döneminde kendisinden ders almak nasip olmuştu. Bilahare ders arkadaşlarımızdan biriyle kendisini ziyaret ettiğimizde sordu: – Ne yaptınız çocuklar bir baltaya sap olabildiniz mi?

– Hocam balta bulamıyoruz.

– Aman bir an önce kendinize bir balta bulun, yoksa sap gibi ortada kalırsınız.

Salih Tuğ Hoca kendini ilme vakfetmiş gerçek bir üstattır.