“De ki; ihtiyacınızdan artanı (verin)!”

Bu yükle yokuşu nasıl çıkacaksın, hafifletici ritüellerin mi var? Sakın sırtındaki maun sandıkta biriktirdiklerin tekâsürün olmasın! Çokluğa müptela olmak kanaatini kırar. Yol uzun, nedir bu yük tutma telaşın, infaksız ne kadar yürüyebilirsin? İmkânsız! Birikintinin edineceği ilk sıfat kokudur. Hayırdan uzaklaştıran bir hüsran kokusu… Hayret! Bir hayat boyu istif edip ömrünü kısaltanlara… Bir köstebek gibi masal değil, bir arı gibi mesel olmak gerek: Başkasının ürettiğini alıp biriktiren değil, kendi emeğini başkasıyla paylaşan…

* * *

Gönüllere sığdırılan yerküreselköy, ezilenlerin pedagojisinin mihnet ile ezenlerin ezberinde olduğu bir dünyadır artık… Her şey tecime elverişli, tüketim çılgınlığı diz boyu. Doğu’da yığma tutkusu, Batı’da talan seferberliği…

Bu kısırdöngünün içinden çıkışın hangi tünelden? Zulmetten kaçıp sığınacağın mağara var mı? Güçlüklere göğüs germek, sadece darda olanların mı imtihanı?

Ah sünnet alfabesi! Meta‘ya karşı bir ihtilâl. Ah vahiy muhasebesi! Emperyale karşı bir kalkan.

Uzağa bakma. Zarif bir âyetsin. Her bir insan senin için felahın penceresi… İnfak, bu pencereleri aralama ameliyesi. Zekâtı açıktan; arınarak, sadakayı gizliden; korunarak… İyilik dairesini atlama! Sen ki Yaradan’a güzel bir borç sunmadasın…

Geçmişsen vahiy ikliminden Kur’anî bir muhacirsin. Ey muhacir! Âlemden nâs’a, sevgi’den mizan’a bir yol üzeresin. Yol azığın verdiklerindir. Örtündüğün ya da üzerini örttüğün ateş olmasın!

Hırstan, ihtirastan sıyrıl, aşka yönel. Yoklukta hamdini, varlıkta şükrünü artır. Bil ki yakîn, kenz ile sa’y arasındadır.

* * *

Habil ve Kabil infakın zamanüstü modelleri: Ruh infak’a, nefis buhl’a çeker. Mekke’de, işkence ile fakirler, boykot ile zenginler sınanmıştır. Mekke Medine’nin anası, Medine Mekke’nin fatihidir.

Fetih’ten önce infak edenlerden ol ki, mahşer günü hem malın elinden alınmış olacak hem de o malının hesabını vereceksin.

Hayat daire içinde daire, kâinat zerresine varana dek bu döngünün tecellisi… Düşünceler ve insanlar da böylecedir… Keza fuadın deveran ettiği hep adalet dairesi olmalı değil mi?

İnfak, kâmil bir sorumluluk duygusudur: Sağ elinin verdiğini sol el duymayacak, riyâ olmayacak, başa kakılmayacak… Ve öyle bir adanış potasıdır ki insanı nedâmetten temizler. Cömertlik, bilgelik ağacının; cimrilik, cehalet ağacının meyvesidir. Arayışta olana hâlâ aynı erdem pınarı akmaktadır.

* * *

Tarihin içinde ve insanların arasında ol, yüzünü sokağa çevir… Ekmeğini böl, zor günlerde kapını ardına kadar aç. Nefsin pençesinden iradenin sıyrılması için eşyaya bakış açını hikmete ayarla. İnfakla erit nefsinin en çirkin yanlarını. Her an son nefesin yaklaşıyorken cürme/curûfa bulanmış gönlünü yıka. Hesabını kolaylaştır.

Hayatın nafakası, insanlığa kendine nazar eder gibi nazar etmek olsa gerek. Kapı kapı dolaşıp helallik dilemek, ne güzel bir hidayet coşkusudur. Payına düşenden dağıtan ne büyük şefaatçidir. İnsan kendisine ait olmayanı yanında tutmakta hayâ etmelidir. Emaneti iade etmeli ki, ni’met itmam bulsun! Nihayetinde mülk Allah’ındır.

Ey merhamet yumağı, şehrin kalbi öksüzün göğsünde atıyor. Sevgiliye ulaşmak için sevdiklerini amel et, inşiraha bir yol bul. Tebessüm dahi sadakadır.