Emanet, sözlükte eminlik, başkasının hukukunun emniyet ve güvenliği, emniyet edilip inanılan şeyin ismi olarak tanımlanır. İster maddi, ister manevi, bir kimseye emanet edilen herhangi bir şeyi gösterir.

Bazen eman, insanın güven içinde olduğu bir hali, durumu anlatmak için kullanılır. Bazen de insanın tam emin olmadığı bir hal anlamına gelir.

Yüce Allah’ın “Bildiğiniz halde emanetlerinize ihanet etmeyiniz” (Enfal, 27) âyetinde söz ettiği ihanette, emanet edilen şeyler konusundaki ihanettir. “Biz emaneti göklere ve yere arz ettik” (Ahzab, 72) âyetindeki emanet ise tevhid, adalet, harfler ve akıl diye değişik anlamlara alınmıştır ki bunların hepsi de doğrudur. Çünkü akıl olunca, insan onunla tevhidi öğrenir, adaleti gerçekleştirir, alfabeyi öğrenir hatta onunla insanın, öğrenebileceği her şeyin öğrenilmesine, yapabileceği bütün güzel işlerin yapılabilmesine imkân sağlanmış olur ve bu yönleriyle insan, yaratılmışların pek çoğundan üstün kılınmıştır.

Şüphesiz ki yaratılışın, kâinatın bir anlamı vardır. Yaratılmışlar içinde en şereflisi olan insanın yüklendiği emanet en ağır ve en onurlu emanettir. Dağların bile yüklenmekten kaçındığı emaneti, insan yüklenmiştir. Bu ağır ödevi insan kendi iradesiyle kabul edip, sorumluluk sahibi olmuştur.

Emaneti ehline vermek, aslında bir felah, kurtuluş, adalettir. İnsanlığın ayağa kalkması, insanlık faydasında toplumun eşitlenmesidir.

Emanet şuuru, insanlık zaferinin ayak sesleridir. Yaratılışın amaç ve gayesine “dönüş”tür. İlahi iradenin topluma, toplumlara tahakkuku noktasında atılan adımların kararlılığıdır.

Emanet şuuru, adaletin ve erdemin yanında olmayı gerektirir. İnsanlığın kurtuluşu için mücadele etmek gibi bir kararlılık çizgisinde olmayı sağlar.

Emaneti ehline vermek, hayatın her alanını kuşatır. Siyasetten kültüre, ekonomiden edebiyata kadar ilahi ölçüleri gözetmektir.

Emaneti ehline verirken madde planında, güç kuvvet oranında bir gözetim ve seçim değil, takva planında, ilim ölçeğinde insanları değerlendirmek gerekir. Maalesef günümüzde tek ölçü ve faktör maddi güç olmuştur. Ahlâksız bir güce tapanlar, Allah nezdinde sorumludurlar, sonuçlarına acı bir şekilde katlanacaklardır.

Emanet şuuru, kirletilmiş bir dünyada tertemiz kalmanın mücadelesini, azim ve kararlılığını insana kazandırır. Bize emanet edilen ruhumuzu tekrar sahibine, Yüce Allah’a pak ve temiz olarak son nefesimizde teslim etmenin yolunu, yöntemini kazandırır ki esas sorumluluk da budur.

Emanet şuuru, zamanın kıymetini bilmemizi ve zamanı diriltmemizi sağlar. Öldürülen zamanlar ömür sermayesinin israf edilmesi, harcanmasıdır ki bu da ihanettir.

Emanet bilinci, kalplerimizdeki, düşüncelerimizdeki, düşlerimizdeki irili ufaklı putların kırılmasını sağlar. Bize verilen Tevhid emanetinin, kirletilmeden, şirk bulaştırılmadan korunması bu bilinç sayesindedir.

Emanet bilinci, her türlü diktatörlüğe, vahşi kapitalizme, emperyalizme ve tüm ideolojilere karşı dik ve onurlu duruşumuzu sağlar. Varoluş problemimizi kuşkuya yer bırakmayacak şekilde çözüme kavuşturur.

Emanet şuuru, insanı cehalet ve zulmün karanlığından çıkararak, vahiy ışığında bir miraç yokuşu gibi yol almasını sağlar.

Bize emanet olarak verilen ruhun gıdasını ancak ve ancak emanet bilinci sağlar. İnsanın üstlendiği vahiy emanetinin hayatımıza ve ruhumuza karışması bizim aşk kanatlarımızla uçmamızı sağlayacaktır.

Emanet bilinci, inanç ve eylemlerin, ilahi yerine dünyevi hedeflere yönelmesini engeller. Dünyada ahlâka konu olan ne varsa dini bir çerçeve içinde yaşamayı, imtihan esprisi içinde, yeryüzünü imar (Hud, 61) ve ahlâki anlamda ıslah ederek emr bilmaruf nehy anilmünkerin yerine getirilmesini sağlar.

Emanet şuuru, bu dünyada durumumuzu, düşüncelerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı yaratılış maksat ve amacına uygun olarak değiştirmemizi sağlar.

Emanet şuuru, kendimizi, savunduğumuz hakikatle tanımlamamızı sağlayarak hakikatle örtüşmemizi, kendimizi hakikatin güzelliğiyle uyumlu kılmamızı gerektirir. Bu bilinç aynı zamanda Allah ile karşılıklı güven duymamızı pekiştirir. Sadece ve sadece emanetin sahibi olan Allah’a rağbet etmemizi sağlar.

Kısacası emaneti ehline vermek, değil insanın, insanlığın kurtuluşudur. İnsanı insan eden, değerli kılan sorumluluk sahibi olmasıdır. Toplumsal dönüşüm, birey olarak insanın sorumluluk bilincine sahip olmasıyla başlar.

Bünyamin DOĞRUER