Kur’an’da takva hususundaki âyetlerin içinde dikkati çeken iki âyet vardır: A’râf 7/26 ve Bakara 2/197. A’râf 7/26. âyet hayâ/utanma duygusuna dikkat çekerek takva elbisesinin takvanın ruhu olduğunu beyan etmektedir. Bakara Sûresi’nin 197. âyeti ise takvanın kazanılması için yapılan amellerin ihlâslı olmasına vurgu yapıyor. Dolayısıyla bu iki âyette görünen ile görünmeyenin birbirine uyumlu olasını hedefliyor. Bu çalışmamızda bu iki âyetin anlam deryasından inciler yakalamaya gayret sarfedeceğiz.

Takva Elbisesi

Ey Âdemoğulları! Size katımızdan, hem çıplaklığınızı örtmek hem de zerafet ve güzellik aracı olmak üzere giysi (yapma yeteneği) bahşettik;  fakat takva elbisesi var ya: işte o en hayırlı olandır (A’râf 7/26).

Takva elbisesi, bazı âlimler tarafından hayâ, salih amel, yüzdeki hoş çehre, harpte giyilen zırh ve miğfer, Allah korkusu ve haramlardan çekinme, Allah’tan sakınma, takvayı hatırlatan ve takvanın gereği olan elbise şekillerinde yorumlanmıştır. Allah, insana takvayı ve fücuru ilham ederek hem facir, hem de müttakî olma yolunu göstermiş ve onu bu iki yol arasında serbest bırakmıştır.

İnsan için yeme içme ne kadar zarurî bir ihtiyaç ise giyinmek ve toplum içinde güzel bir görünüme sahip olmak da o derece önemlidir. Vücud, ancak giyim kuşam yoluyla haricî tesirlerden korunur, ayıplardan kurtulur ve güzelliğini kemâle erdirir. Aslında örtü, zerreden küreye kâinâtın hemen her unsurunda müşâhede edilen fıtrî bir hakîkattir. Dünyanın atmosferi, ağaç ve meyvelerin kabukları, hayvanların deri ve tüyleri, anne karnındaki cenini saran plasenta zarı bir nevi elbise (tesettür) hükmünde olup bunları dışa karşı muhafaza eder ve görünüşlerini güzelleştirir.

Takva elbisesi; ruha ve akla giydirilen bir elbise, tesettür ise bedene giydirilen bir elbisedir. Ruha ve akla takva elbisesini giydirmeden, bedeni tesettüre büründürmek temelsiz bina yapmak gibidir. Elbise, insanı insanlara güzel gösterir. Takva elbisesi ise, insanı Allah’a güzel gösterir. Elbise, insanın ayıp yerlerini örtüp insanı utanmaktan kurtarır. Elbise, insanı soğuktan ve sıcaktan korur. Takva elbisesi ise, insanı Allah’ın gazabından cehennemin sıcak ve soğuğundan korur. Elbise, bazı meslek erbabını diğerlerinden (asker, polis, doktor gibi) ayırır. Takva elbisesi ile insan Allah’ın askeri olur a’râfta şeytanın memurlarından onunla ayırt edilir.

Elbisesiz veya elbisesi yırtık olanlar insanların içine çıkmaktan utanırlar. Güzel elbise insana, insanların içine çıkma cesareti verir. Takva elbisesi Allah’ın huzurunda utanmaktan kurtaracaktır. Takva elbisesi, ahirette insanın yüz akıdır.

Dünyada insanlar elbiseleriyle birbirlerini kandırabilirler. Elbiseleri güzel, içleri perişan; içleri güzel, elbiseleri perişan insanlar vardır. Dünyada her zaman iç ve dış, görünen ve görünmeyen birbirini yansıtmamaktadır. Takva elbisesini giyinmiş görünümü veren ahlakça çıplak insanlar vardır. Mevlana’nın “Nice elbiseler gördüm içinde insan yoktu” sözü bunu anlatsa gerek. Bunlar takvaya, gösterişçi dindarlık boyasını vurmuş insanlardır. Bunlar 24 ayar görünümlü, altın suyuna batırılmış tenekelerdir. Takva’nın Kur’ancasını ortaya koyan insanlarsa elbisesiz/takvasız görünebilirler. Mevlana’nın “Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu” sözü, riya elbisesini atmış yiğitleri anlatsa gerek.

Takva elbisesi; mümini hayra götüren iç dinamik, Allah’ın rızasını kazandıracak en büyük amildir. Takva Allah’ın en önemli değer yargısıdır. Bu hakikate Hucurât Sûresi’nin 13. âyeti işaret etmektedir. “Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı sorumluluk bilinci (takvası) en güçlü olanınızdır”. Hz. Peygamberin şu iki hadisi de bu âyetin birinci elden tefsiridir. “Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar (Müslim, Birr 33). Ey insanlar! Şunu bilin ki sizin Rabbiniz birdir, babanızda birdir. Bundan dolayı ne Arabın Aceme, ne de Acemin Araba, ne beyazın siyaha, ne de siyahın beyaza ‘takva’ dışında herhangi bir üstünlüğü vardır (Ahmed b. Hanbel, V, 411). Değer ölçüsü vahiy olmayanlar, insanları ırklarına, mezheplerine, cemaatlerine, çok tüketmelerine, zenginliklerine göre değerli veya değersiz sayabilmektedirler. Kapitalizmin gayrimeşru çocuğu olan seküler ahlak; hayata değerler üzerinden değil, fiyat üzerinden bakmaktadır.

İnziva takva değildir. Takva elbisesini çıkarmaktır. İnzivaya çekilme ve sosyal sorumlulukları kabullenmemeyi takva saymak bir akıl tutulmasıdır. Takva sorumluluk bilincine sahip olmak olduğu için bu durum sorumluluktan kaçmaktır. İslam’da inziva ve ruhbaniyet yoktur. İslam, insanlara günahtan kaçmak için inzivaya çekilmeyi ve dünyevî meşguliyetleri terketmeyi tavsiye etmemiştir. İslam, sorumluluk almayı takva vasıtasıyla kendi nefsini dizginleyip kontrol etmeyi, nefsini sapkınlık ve günahtan alıkoymasını emreder. İslam, meşru olan makamı kabullenme demiyor. Makamı heveslere ulaşmak için kullanmayın diyor. İslam, dünyayı terket ve bir köşeye çekilerek ibadet et demiyor. İnsanca yaşa, dünyayı onarmaya gayret göster. Dünyanın köle ve tutsağı olma diyor.

İslam’ın özü diyebileceğimiz “takva” tasavvuf ve tarikatların dar kalıplarından kurtarılmalıdır. Bugünkü takva anlayışımız, Kur’an’ın kastettiği anlayıştan tamamen uzaklaşmıştır. Bugünkü anlayış; kılı kırk yaran dindarlık, dini konularda ince eleyip sık dokumak, çokça ibadet etmek, çokça zikir etmek gibi dini hayatın bir bölümünü ifade etmektedir. Bu anlayışa göre; beş vakit namaz kılan, orucunu tutan, zekâtını veren, haramlardan kaçınan birisine takva sahibi denilemez. Bugün takvanın Kur’ancasını ortaya koymak da bir takva (sorumluluk) dır. Takva, Kur’an’da müslümanların ortak özelliği olarak zikredilmektedir. Bu da takvanın özel bir mertebe değil, iman edip salih amel işleyen her müslümana verilecek bir ad olduğunu gösterir (Bakara 2/177).

Takva Azığı

Öyleyse (ebedi yolculuk için) azık hazırlayın! Hiç kuşkusuz yol azığının en hayırlısı sorumluluk bilincini kuşanmaktır (Bakara 2/197).

Abdullah b. Abbas (r) anlatıyor:

“Yemenliler hacca geliyorlardı fakat yanlarına azık almıyorlardı. ‘Biz Allah’a tevekkül eden kimseleriz’ diyorlardı. Mekke’ye gelince bu davranışlarını halka sordular. Bunun üzerine Allah mezkûr âyeti indirdi:

Âyette kastedilen, sadece hacıların Mekke’ye gelirken yanlarına azık almaları gereği değildir. Bunun ötesinde âyette geçen azık, salih amel azığıdır. Burada teşvik edildiği gibi, kişinin hayır olarak ne yaptığı, birr olarak ne işlediğidir. Takva, Allah’ın gazabına karşı kişinin sakınmasını sağlayan sorumluluktur. Âyet müslümanları böyle bir azıkla azıklanmaya teşvik ediyor ve münker olan şeylerden de sakındırıyor. Bir kimsenin takvası yoksa onun azığı da yoktur. Azıksız yolculuk ihlâssız amel demektir.  İhlâssız amel Allah’a ulaşmaz. İnsanlardan Allah’a ancak takva ulaşır (Hac 22/37). Allah (c) yalnızca muttakilerin ihlâsla yaptıkları amelleri kabul eder (Maide 5/27).

İnsan; ana rahmi, bebeklik, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, kabir ve haşir meydanı konakları olan bir yolcudur. Şehirden şehire yolculuğa çıkan bir insana yolculuk azığı nasıl gerekli ise, ahiret yolcusu olan insana da yol azığı lazımdır.  Hayat onun için bir yoldur. O yolda yürürken ona yol haritası, kılavuz ve yol arkadaşı lâzım olacağı gibi azık da lâzımdır. Dünya yolculuğunda elde edebileceği azık, mahşere doğru olan yolculuğunda da işine yarayacaktır.

İman ahlakın, takva imanın zirvesidir. Maddî gıdalar nasıl bedenimizi besliyorsa, “azığın en hayırlısı” olan takva da ruhumuzu besler.  Hz. Ali şöyle buyuruyor: “Doğrusu takva, kalplerinizin hastalığının devası, kalplerinizin körlüğünün basireti, bedenlerinizin hastalıklarının şifasıdır. Göğüslerinizdeki fesatların salâhı, nefislerinizin pisliklerinin temizleyicisi, gözlerinizin paslarının cilası, içinizdeki ızdırap ve huzursuzlukları yatıştırıcı, zulmetlerinizin karanlığının aydınlığıdır.” (Nehcül Belaga, 198. hutbe). Ey Allah’ın kulları! Size takvayı tavsiye ediyorum. Çünkü takva nefis için onu iyiliklere doğru çeken bir yular gibidir. Bu yüzden takvanın iplerine sımsıkı tutunun ve takvanın hakikatlerine sıkıca yapışın ki sizi mutluluk diyarlarına, genişlik ülkelerine, sığınak kalelere, izzet ve şeref evlerine götürsün.” (Nehcü’l-Belağa, 195. hutbe).

Takva, Kur’an’da ahkâmın vaz’ olmasının hedefidir. Mesela:

Ey insanlar sizi de, sizden öncekileri de yaratan rabbinize ibadet edin de takva sahiplerinden olun (Bakara 2/21). Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi, size de yazıldı (farz kılındı), umulur ki sakınırsınız (Bakara 2/183). Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız (takva sahibi olursunuz) (Bakara 2/179). Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak sizden ona takva ulaşır (Hac 22/37). Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır (Bakara 2/197).

Görüldüğü gibi, ibadetlerin, hatta ibadetin kendisinin konulmasının hedefi, o amelleri yaparak insanların takvalı olmasıdır. Takva İslam’ın nazarında o kadar önem taşımaktadır ki, diğer amellerin kabul edilmesi için takva şart koşulmuştur. Bu bakımdan takvasız bir amel Allah indinde kabul edilmez. Çünkü Kur’an şöyle buyuruyor:  Allah ancak korkup takvalı olanlardan (sakınanlardan) kabul eder (Maide 5/27).

Mezheblerinin teferruat meselelerinde ona uymayanları dinden çıkarmak;  dinin temel ilkelerini yok sayarak, müslümanların hayatını şer’i ruhsatlar, siyasi menfaatler üzerine bina etmek; gerçek dinin yerleşmemesi için hileler icat etmek takva değildir. Bütün gayretlerini müslümanlara düzenin emri altında “İslami Yaşayış” planı çizmek;  dini belirli zaman ve mekâna hapsederek halkı böyle dar bir alanda dini hayatlarını sürdürebileceklerine inandırmak muttakilik değildir. Bu takva görünümlü fücurdan başka bir şey değildir.

Kur’an, hayatı birbirinden koparmayan ya da özerk alanlara bölmeyen bir yaklaşımı öngörür. Kur’an dini hayatı ahiret-dünya ve inanç-amel ikilemi içinde sunmaz. Böyle bir yaklaşım,  Kur’ani bir ölçüden beslenmemektedir. Takva elbisesini giymek ve takva azığıyla rızıklanmak, takva âyetlerinin gösterdiği anlam sahasının gerektirdiği davranışların oluşturduğu imanın zirvesine talip olmaktır.

Allah’ın, insanı bir yolcu olarak yaratıp ona yol azığı belirlememesi mümkün değildir. Bu yolun azığı da takvadır. İnsanı imanın zirvesine çıkarıp takva azığını elde kazandıracak amellerin zikredildiği âyetler şunlardır:

– Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanırlar (Bakara 2/4, 177),

– Affedicidirler (Âl-i İmran 3/134, Nisa 4/149, Şura 42/37, 40 ve 43),

– Allah için mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler (Tevbe9/44),

– Allah yolunda infak ederler (Bakara 2/3, Âl-i İmran 3/134, Teğabün 64/16),

– Boş şeylerden yüz çevirirler (Furkan 25/72, Lokman 31/5, Mü’minûn 23/3),

– Doğru söz söylerler (Ahzab 33/70),

– Dosdoğru olurlar (Tevbe  9/7),

– Gaybe iman ederler (Bakara 2/3, Fatır 35/18, Yasin 36/11),

– Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dilerler (Zariyât 51/17 ve 18),

– Hesap gününden korkarlar (Ra’d 13/21, Me’aric 70/26-27, İnsan 76/7),

– Hidayet üzeredirler (Bakara 2/5),

– Irzlarını korurlar (Mü’minun 23/5-7),

– İnsanlara iyilik yaparlar (Âl-i İmran 3/134, Maide 5/93, Yusuf 12/90),

– İyilik etmeleri nedeniyle Allah’ın sevgisini kazanırlar (Al-i İmran 3/134),

– İyilikte yardımlaşırlar (Maide 5/2),

– Kötülüğü iyilikle savarlar (Ra’d 13/22),

– Kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayarak tevbe ederler ve günahlarının bağışlanmasını dilerler, kötülükte ısrar etmezler (Âl-i İmran 3/134),

– Mallarından isteyenlere ve yoksullara verirler (Zariyât 51/19),

– Muhsin (iyilik yapan) kimselerdir (Hud 11/90, Zümer 39/33-34),

– Namazı kılarlar (Bakara 2/3 ve 177, Enfal 8/3),

– Öfkelerine hâkim olurlar (Âl-i İmran 3/134),

– Rablerinin davetine icabet ederler (Şûrâ 42/38),

– Sabır sahibidirler (Bakara 2/45 ve 177, Âl-i İmran 3/17-20, 186, Hud 11/115, Kehf 18/28),

– Salih amel sahibi kimselerdir (Meryem 19/60-63),

– Verdikleri sözü yerine getirirler (Bakara 2/177),

– Yakın akrabaya, fakirlere, yetimlere, yolda kalmışlara yardım yaparlar (Bakara 2/177),

– Yapacakları işleri aralarında istişare ederler (Şûrâ 42/38),

– Zekâtlarını verirler (Bakara 2/177),

– Zulme uğradıklarında -haddi aşmadan- yardımlaşarak haklarını alırlar (Şûrâ 42/39).

Takva sahiplerinin vasıflarını anlatan yukarıdaki âyetleri incelediğimizde takvayı imanı yaşamanın bir simgesi olarak tanımlayabiliriz. İşte bu sıfatlara sahip olanlar takva sahibidir ve onlar bu özellikleriyle takva elbisesi giymişler, Allah’ın rahmet ve sevgisine de ulaşmışlardır.

Özetle: Allah sadece hayâ duygusu verdiği insanı çıplak yaratmıştır. Böylece insan dünyadaki halifelik görevini ispatlamaktadır. Yani gerçek takva elbisesi insanın utanma duygusuna sahip olması, gerçek takva azığı ise utanma duygusunu bütün ömre yaymaktır. Kur’an’ın anlaşılması ile takva arasında da sıkı bir münasebetin olduğu bir gerçektir. Zira mana ve muhteva itibariyle takvada öyle bir büyü var ki, ona sığınmadan Kur’ân’ı tam anlamak ve Kur’an yörüngesinde yürümeden ona ulaşmak mümkün değildir. Takva elbisesi de takva azığı da gerçek anlamda Kur’an’dır.

Haydar ÖZTÜRK