Ekonomi Koçu

Aile ve toplum atomize oldu. Bireycilik, yalnızlaşma, bencilleşme, nankörlük, olmadan görünme ve gösterişçilik hepimizin iliklerimize işlemeye başladı. Sekülerleşme en dindar toplumları bile engelleyemedikleri bir dünyevileşmeye sürükledi.

Tarih : Agustos 04, 2017
Sayı : Temmuz-Ağustos 2017
Konu : Deneme
Yazar :Işıl CINGILLIOĞLU

 

Sırat köprüsü anlatımlarını duymuşsunuzdur. Altta cehennemin alevleri, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüden geçme sahnelerini… Siz de canlandırdınız mı hiç hayalinizde? Bir arkadaşım, kurban bayramında kestikleri koçlar veya hisseye girdikleri büyük başların bu köprüde binek olacağını dinlemiş hoca hanımlardan ve hep düşünmüş:  ‘’Yedi kişi 1 düve mi? 1 Koç mu daha hızlı, dengeli, güvenli geçiş sağlar?’’

Şaka bir tarafa, eğer müminliğimizden ve insanlığımızdan  direksiyon sınavına gireceğimiz böyle ‘’köprü geçme’’ varsa, zannediyorum ki bu mal-para-servetle ilişkilerimiz alanı olur. Zaten imanımızın dünyada sınanacağını biliyoruz. Kazandıklarımız ve harcadıklarımız, kazanamadıklarımız ve kaybettiklerimiz, harcamadıklarımız ve biriktirdiklerimiz derken aslında ekonomi ile ortaya dünya hayatımızın ta kendisi çıkıyor. Yani şu ‘’ekonomi koçu’’ olayını ciddiye almalısınız.

Modern dünyamızın tablosu şu:

Aile ve toplum atomize oldu. Bireycilik, yalnızlaşma, bencilleşme, nankörlük, olmadan görünme ve gösterişçilik hepimizin iliklerimize işlemeye başladı. Sekülerleşme en dindar toplumları bile engelleyemedikleri bir dünyevileşmeye sürükledi. Tekasür krizi kimseyi teğet geçmedi, erosun oku gibi her yüreğe saplandı. Bu tabloda insan parçalandı, bedeni ve ruhu, duygusu ve düşüncesi ile ayrıştıkça hem kendine yabancılaşmaya hem de bunalıma düşmeye başladı. Ve evet… İnsan kendi cehennemini yarattı. Artık insanoğlu olarak %90 birbirimize rahmet olmaktan çok uzağız. Bu değer kaybını ve bu merhametsizliği ellerimizle biz yaptık.

RAHMANİ EKONOMİYE dönmeliyiz. Furkan 25/60’ta ‘’ Onlara:’ Rahman’a secde edin’ dense, ‘Rahman da kim? Sen istedin diye secde mi ederiz?’ derler. Bu söz onların sadece nefretini arttırır buyruluyor. Bu ayetlerde muhatap seküler müşrik araplar deyip geçelim, içimiz rahat etsin. Tabi ki hayır!

‘’O Rahman da neymiş?’’ diyenlerin bugünküler kadar Allah’lı ve secdeli olduklarını biliyoruz. Gösterişçi dindarlık, ve verememekle suçlandıklarını okuyoruz. Kazandıklarıyla şımarıp kibirlendiklerini, kendilerini müstağni görüp yoksulu doyurmama,  mustazafları  dışlama tavırları gösterdiklerini ilk inen surelerden açıkça haber alıyoruz. Bu tam bir protestan ahlakı.

Bu insanların reddettikleri 2 şey vardı;

1-      Allah aracısız kulluk edilecek kadar yakın

2-      O Allah hayata her an müdahil

Furkan suresinde bahsedilen bu rahmaniyyete şiddetle karşı çıkan tipler, Allah’ın rahmeti olan vahye de o yüzden bu kadar düşmanlık gösterdiler. Uzak tanrı inancı, yakın olana tercih ediyorlardı. Rahmanın müdahelesi ve sürekli ahireti hatırlatması işlerine gelmiyordu çünkü hesap verilir bir hayat değil, istedikleri gibi yaşamak istiyorlardı.

 60 ayetin hemen ardından gelen 61 ve 62. Ayette  Allah Rahman’ın hayata karşı konulamaz ve yaşamın temeli olan müdahalelerinden  örnekleri hatırlatır. Gökteki yıldız kümeleri, ay ve güneş, gece ve gündüz, evrende sürdürülebilir bir yaşam için en ideal koşulları sağlaması ve bu yaşam döngüsünü bizim için devam ettirmesi [1]gündeme getirilir. Dahası nüzul da Furkan suresinin arkasından gelen Rahman suresi tam da ‘ rahman da kim?’ sorusunu soranlara detaylı bir açıklama niteliğindedir.

Bayraktar Bayraklı Hoca’nın anlatımıyla:’’ Rahman sıfatının içinde soğan kabuğu gibi kat kat bir takım özellikler var. Rahman deyince insanı insan yapan özelliklerle donatan, yaratan ve rızık veren özellikleri öne çıkar.’’[2] Bunu Rahman suresinin başından itibaren görürsünüz. Surenin devamında da Rahmanın her an bir işte oluşunun, sürekli yaratımının ve rızık verici oluşunun ne kadar hayati, aynı zamanda ne kadar hesaplı, özenli, işçilikli oluşunu okursunuz.

“Hangi birini yalanlayabilirsiniz?” bir serzeniş cümlesidir. Allah’ı hayattan dışlamanın ilk adımı görmemekle, görmemezlikten gelmekle, üzerimizdeki nimeti fark etmemekle başlar. Tüm varlıklar aynı amaç etrafında döngüyü sürdürürken buna itiraz eden tek varlık, bilinçli ve iradeli insan. Kendisinden bu kainat korosunun tesbihine ve secdesine teslimiyeti beklenirken, Rahman’ın ekonomisine ve kainatı kalkındırma projesine hayran olması beklenirken,  aksine burun kıvıran ve kenarda kalmayı tercih eden nankör, hırçın ve cahil insan. Kendine yazık eden kibirli cüce.

O halde rabbimizin terbiye metodunu izleyerek, ‘Rahman da kim?’ bunu insanlara göstermek ve fark ettirmek gerek. Bu zannettiğimizden çok daha büyük ve çok daha öncelikli bir ihtiyaç. Yoksa insanların şuur ve iç motivasyonu olmadan bir islami ekonomi ütopyası kurar durursunuz.

“Kendine yontmaya hevesli, benliğini sivriltmeye ayarlı, bencillik ve ben merkezcilik dışında bir menzilin daha olduğunu bilmeyen, çoğaltma telaşıyla habire o eşyadan bu eşyaya koşan insanlara Rahmaniyet tecellileri göstermek boynumuzun borcudur. Hepimizi insan olarak ağırlayan gök kubbenin kuşatıcılığını, kucaklayıcılığını, kabulleniciliğini görmek fıtrata dönmemizi sağlayabilir. Yollarda billboardlar, meydanlarda reklam panoları, sokaklarda iş yeri levhaları ’değer üretmeye’ çağırmaz insanı. ‘’Satın al’’, ‘’harca’’, ’’daha yenisi varken eskisiyle yetinme’’, ’’bak bundan sende yok yazık sana’’ der. İnsana var olduğunca değil, harcadığınca değer biçer. İnsanı cebindeki paraya göre, kredi kartı limitine göre muhatap alır bu dünya. Şehirde bir çıkara göre yaklaşırsınız yaklaştığınız yere, bir harcama beklentisiyle çağrılırsınız neredeyse tüm kapılardan içeri. ’’[3] Modernliğin insanı yakan yıkan çıkıntılarına karşı insanın bir sığınağa ihtiyacı var.

Üzerinde durmak istediğim bir husus var: Kimlik sorunu. İnsana Allah’ın verdiği değer ve kimlikten ayrı kimlikler ve değerler biçilmesi ve bu kimliklerin insanı nesneleştirmesine karşı çıkmalıyız. Zengin-fakir, şehirli-köylü, İşçi-işveren, Efendi-köle, Arap-acem, Alevi- sünni vs. ‘’Bazı aidiyetler bizi eziyor, yok ediyor, mahkum ediyor. Değerin, kimliğin, onurun kaynağını insandan alıp ırk, millet, din, kültür gibi nesnel alanlara kaydırmak ve insanın bu total kimlikler altında soluklaştırmak en yaygın kimlik tahrifi. İnsanı ‘’kim’’ sorusu yerine ‘’ne’’ sorusuna verilecek yanıtlarla tanımlama çabası insanı nesneleştirmektir. Bu total verilere dayalı kimlik tanımı hegemonyalar üretmektedir. İnsanı tanımlarken ‘’ne’’liğini öne çıkarmak onu birey dışı kategorilere göre sınıflandırmak kurulu ve verili paradigmaların esiri haline getirmek ve yabancılaştırmak demektir. Bireyin belirlemediği, üretmediği nitelikler, insanı sadece o değerin taşıyıcısı kılar’’[4]

Rahman’ı ve Rahmani Ekonomiyi anlamanın girişi belki de burası. Rahman kullarını bizim gibi kategorize etmiyor, bizim taktığımız isimlerle değil,  bilinçli ve gönüllü seçimlerine, akıllı ve vicdanlı tercihlerine, fiili ve kalbi emeğine göre değerlendiriyor insanlığı. Mü’min-kafir- münafık ayırt etmeden bütün insanlara, bütün canlılara hayatı ve rızkı veriyor, çalışana emeğinin karşılığını, keşif yapması için ilhamı, zorluklarla birlikte kolaylıkları veriyor. İnsandan beklenen de buydu aslında. Bu objektiflik ve bu tarafsızlık, bu eşitlik ve adalet, bu rahmet ve kuşatıcılık…

Dar gönüllü ve dar kafalı dindarlık  Rahman’ı doğru okumadan İslam ekonomisi ideali altında  yeşil sermayeler, islami burjuvazi, abdestli kapitalistler, makyevelist Müslüman iş adamları çıkardı. Bunu inkar edemeyiz. Yatay ve dikey anlamda sınıf ve makam üstünlüğü yerine takva üstünlüğünü getiren Kur’an’ın  muradı bu değildi. Şimdi yine ayrıyız, yine üstünlerimiz var, yine dışlanan, horlananlarımız var. Ve adına islam ekonomisi denilen teorik kavram bu acıları azaltmadı. Çünkü biz şekle odaklandık, özü bıraktık, maddi güce ve iktidara odaklandık, yürek ve zihinleri ayrık otlarına bıraktık.

Prof. Dr Sabahattin Zaim İslam iktisadını anlatırken en önemli değerin iman olduğunu belirtiyor ve üç temel değer yargısı ile konuyu açıyor:

1-Tevhid

2-Eşref-i mahlukat- emanete vekillik

3-Adalet

“Bizim Allah’ı anlayışımız şudur: O yaratıcıdır, Rab’dır, Hakim’dir, Rızık verendir, ihtiyaçları karşılayandır. Her şeyi o rızıklandırır. Tevhid yaklaşımı bizi ‘’İNSAN TOPLUMU’ kavramına ulaştırır. Hayatın ve hukukun geçerliliğine, hukukun birliğine dayalı bir insan cemiyeti… Bu kainattaki kutsal modeldir. İnsan çabasının bu kutsal model içerisinde yer aldığına inanıyoruz. Her ne kadar hayatımızı kendi gayretimizle idame ettiriyorsak da, bu çaba tek başına yeterli değil. Bu katkıya ilave bir çok ilahi girdiler var”[5]

Gerek akidevi anlamda tevhid; Allah’ın bir oluşuna ve onun kainattaki eşsiz düzenine ve birliğine iman, gerekse tevhidin sosyal tezahürü olan vahdete iman olmadan İslami ekonominin i’sini  anlatamazsınız. Ancak ortaya iğreti, minarenin kılıfı cinsinden ucube teoriler çıkar. Tasavvurdan  başlamalısınız. Sabahattin Zaim’in de gösterdiği gibi temel değer olan tevhid hakikatine ihtiyacımız var. Bugün bizim yaşadığımız pek çok problem kazandıklarımıza ve harcadıklarımıza tevhid eksenli bakamamamız. Kainatta rahmetle kuşatılmış mükemmel yaşam döngüsü içinde kazandıklarını ve harcadıklarını anlamlandırmasını anlatmalıydık insanlara. Tevhidden kopuk, Allah’sız bir kayıp-kazanç hesabı, Allah’sız bir ekonomi, Allah yokmuş gibi düşünme, Allah’a minnet ve şükür duygusu içinde hesap verebilir kazanma ve harcama bilincini kaybetmiş olmanın faturasını öderken, tebbet suresinin işaret ettiği kendi ateşimizi taşıma durumuna geldik bile.

Bir Olan’a inanmanın yeryüzünde şahitleri olmakla yetinmeyip sahip olma hırısına kapıldık. Çoklukta ezilmeye, kesrette boğulmaya karşı bir duruş ve şahsiyet sahibi olmamızı öğreten vahyin öğretilerinden uzaklaştıkça, seldeki çer çöp misali sürüklendik tekasür dünyasında, güç yarışlarında, bencillik ve benlik kavgalarında. Büyüklenme kayalarını parçalayan, kibir balonlarını parçalayan o büyük haber bize gelmişti. Vahyin insan kalbine dokunan  aydınlığına, Bir’i bilmeye hepimizin ihtiyacı vardı. ’’Daha çok’’ların peşinde sürüklenirken kan revan içinde kalan kalbimizin ilacıydı tevhid sadeliği ve duruluğu, rahmani nezaketle paylaşmanın serinliği.[6] Halbuki biz bugün islam üzerinden bile sahiplenme, dışlama, çoğaltma, taraftarlık üretip duruyoruz. Ve bunu adına islamı dediğimiz inancımızı manivela ederek yapıyoruz.

Ehad ve vahid ne demek anlamadık. Aynaya dönen her yüzde okunan Yaratıcının birliği ve yaratılanın biricikliği, her varlığı biricik eyleyen sonsuz özeni ve ihtimamı dünya albenisiyle kamaşmış gözlerimize görünmez olmuş. Herkes herkesi ve her şeyi kolay harcıyor. Her şey ucuza satılıyor. Biraz baksak görürüz: insan tek doğuyor, tek ölüyor, tek hesaba çekiliyor. İnsan tekil olarak haklara sahip. Hiçbir toptancılık altında bu hakları yeme. İnsan etiketleme. Allah’ın kulunu, Allah’ın  emeği olarak gör ve her emeğin esas kaynağı ve sahibi Allah’a saygı duy.

Tevhidden sonra Sabahattin Zaim’in ikinci temel değer yargısı dediği ‘’insanın eşref-i mahlukat oluşu ve Emanet bilinci. İnsan davranışlarında hür ve  sorumlu çünkü akıl sahibi. İnsan makinadaki bir dişli değil. Ve insan mutlak hakim değil, sadece vekil, kainatta ve dünyada ne varsa ona emanet edilmiştir. bunları kötüye kullanma hakkına sahip değil. Bu yüzden insan dünyadaki bir davranışının kendisi ve insan cemiyeti için, dünyadaki ve ahiretteki neticelerini düşünmek ve ona göre hareket etmek zorunda.

Üçüncü değer yargısı ise Adalet. Bütün insanlığında ortak amacı bu. Ferdi ve sosyal davranışların hedefi’’[7]

İnsan kazandıkları ve harcadıkları ile bir sürüş testinde. ‘’Ne kadar harcadı?’’ değil soru, ‘’nereye, nasıl, niçin harcadı?’’ Sorumlu mu, sorumsuz mu? Akıllı mı akılsız mı? Vicdanlı mı vicdansız mı  harcadı? Biriktirdi? Kazandı? Tüketti? Paylaştı?  Yani hepimizin bir ekonomi koç/una ihityacı var. Kur’an bu konuda da mubin bir kitap.

Bayraktar Bayraklı’nın Vahyin Hedeflediği Toplum kitabında ideal toplumun güçlü ekonomisinin nelere dayandığına dair tezinde 6 başlık var:[8]

1-      Rızkın nerede aranacağının bilinci ( Zariyat 22)

2-      Güçlü maneviyat. Kimlere, hangi davranışları sebebiyle rızkın kapılarını açacağı yönlendirmesi ( Araf 96)

3-      Çalışmanın şükür ibadeti olduğu (Sebe 13)

4-      Güçlü eğitim güçlü ekonomi doğru orantısı (Yunus 88)

5-      Manevi değişimin, Af ve Tevbenin, özeleştirinin Ekonomi ilişkisi ( Hud 52)

6-      Fakiri doyurmanın ekonomiye girdisi ( Bakara 245, Hadid 11, Hadid 18, teğabün 17, Müzzemmil 20)

Bayraktar Bayraklı: ‘’Bu amellerle hem kendi ruhlarını arındırırlar, hem de toplumu fakirlik kirinden temizleyerek güvenli ve huzurlu bir toplum oluştururlar diyerek tevbe 103. Ayete de dikkat çekiyor. İdeal toplumun halkı çalışır, ter akıtır, emek sarf eder, helal yoldan kazanır, ölçüye adalete dikkat eder, nasıl kazanacağını bildiği gibi nasıl harcayacağının da bilgisine ve bilincine sahiptir.’’ Diyor.

Sosyal mobilite” Bayraktar Bayraklının ideal toplum için özellikle gündeme getirdiği noktalardan biri. Hucurat 11. Ayeti esas alarak,’’ ne yatay  olarak toplumda tefrika oluşturacak gruplaşmalara, ne de dikey olarak aralarında yıkılmayan duvarların olduğu  sınıflaşmalara gidilmemeli’’ ilkesini hatırlatıyor. Yatay olan gruplaşmaların tefrika, dikey olan gruplaşmaların sömürü, ezme ve köleleşme getirdiğinin altını çiziyor.’’Mü’minler Kardeştir’’ ilkesine aykırı hiçbir etiketleme, ayrım, üstün görme veya aşağılama islama uygun değildir. Bu tevhidin sosyal hayatta karşılığı olan vahdet için elzemdir. Bunun pratikteki bir numaralı uygulama alanları; güzel borç, sadaka, zekat, infak, fakire vermedir. Toplumun zengin-fakir tabakaları arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak üzere konulan bu farzlar yerine getirilince ideal  bereketli bir toplum oluşacaktır, Bayraktar hoca Kur’an’ı bize bu konudaki rehberliğini de detaylı açıklıyor.

“Rahman da kim?” diye sor sen kendine. Vakit varken, ve sen o Rahmaniyetle kucaklanırken. Hissene düşen ekonomi koçu ile bu zorlu  mal-servet  köprüsünden dengeli ve güvenli geç. Kur’an’ın Sana iktisadi anlamda koçluk yapmasına izin ver. İnan daha garantili bir yatırım danışmanlığı bulamazsın.


[1]İstev 114 keşif Ala esintisi videosu.

[2]Bayraktar Bayraklı Rahman suresi Tefsiri video (1-5)

[3]Senai demirci Zürihte 6 Minare makalesi

[4]Şaban Ali Düzgün, Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan Otto yayınları  syf 49

[5]Sabahattin Zaim İslam-İnsan-Ekonomi Yeni Asya Yayınları syf 51

[6]Senai Demirci Zürihte 6 minare yazısı

[7]Sabahattin Zaim İslam-İnsan-Ekonomi Yeni asya yayınları 51-53

[8]Bayraktar Bayraklı Vahyin Hedeflediği Toplum, Düşün Yayıncılık syf-292-301