Tüm mevcudatı bir amaç doğrultusunda yaratan Allah (c), insanın dünya ve ahiret mutluluğu için tayin ettiği yolun en önemli durağını aile, en özel anını aile, en güzel yıllarını aile sistemiyle programladı. Bireylerin aileleri, ailelerin de toplumları oluşturduğu gerçeği sarsılmaz bir savunu olarak herkesçe kabul görmüştür. O halde toplumların var olabilmesi ailelerin var olabilmesi şartına bağlıdır. Aile sistemini gereğince ayakta tutamayan toplumlar ise maddi ve manevi değerlerini tarih boyunca kaybetmeye mahkûm olmuşlardır. Bu vazgeçilmesi mümkün olmayan bir gerçektir.

Günümüzün doğu ve batı dünyasındaki tablo, ilk bakışta tezat bir duruş göstermiş olsa bile konuyu irdelediğimizde durumun böyle olmadığını görmekteyiz. Şöyle ki; batının dağılmışlığını ve çöküşünü içten içe kabullenmiş aile yapısının karşısında nasıl oluyor da doğunun batıya oranla örf ve geleneklerine bağlı muhafazakâr ve itaatkâr ailesi her yönden (refah seviyesi, bilim, teknoloji alanlarında) daha başarısız bir duruş sergiliyor? Nasıl oluyor da batı bize yanlışı ve kötü olanı, gözler önünde bu kadar bariz bir şekilde iyi ve güzel olanla ters düz edip pazarlamakta! Hayatımızın, değerlerimizin, ailemizin içine sokmakta! Bu yazıda ele alacağımız konuları bu çerçeve dâhilinde işlemeye çalışacağız inşallah. Bunun başlıca sebeplerinin yanında özellikle konumuzu da ilgilendirdiği üzere aile yapısı ile ilgili kısmını da ele alacağız.

Batının dağınık ve iletişimi olmayan aile yapısına sahip olduğundan bahsettik. Doğunun da buna oranla çok daha fazla aidiyet duygusu içinde olduğunu söylemiştik. Tabi ki bütün bunlar genellemelerden ibaret. Doğu tarihten bu yana sahip olduğu sağlam aile yapısını, maalesef ki son iki asırda çeşitli sebeplerle yitirmeye başladı. Ve bugün istisnaları tenzih ederek söyleyebilirim ki doğunun aile yapısı batının aile yapısına eş değer hale gelmek üzere. Fakat tarihten gelen bu bilinçaltı halen bizde doğunun daha muhafazakâr ve itaatkâr olan aile resmini gözler önünde tutmakta. Bizlerde çoğu zaman bu resimde ki değişiklerin, çözülmelerin farkına varamamaktayız. Son iki yüz yılda kaybettiğimiz sağlam aile sistemimizin yanı sıra, çeşitli iç sebeplerden dolayı ekonomik refahını da sağlayamayan birçok doğu ülkesi batının parasından başka hiçbir artısı olmayan gücünün karşısında naçar kalarak, kimi zaman manda olmuş sömürülmüş, kimi zaman özgürlüğünü kaybetmiş vatanını savunamaz hale gelmiş, kimi zaman da pes etme yoluna girmiştir. Evet dediğimiz gibi batının doğu ülkelerine karşı parasından başka ve bu paranın gücüyle zoraki de olsa çeşitli bilimsel ve teknolojik çalışmalarla kazanılan savunma ve gelişmişlik paranoyasından başka bir gücü yoktur. Bizler ise bu yenilgiyi daha başlardayken kabul etmiş gibi sessiz ve çaresiz bir şekilde yem olmayı beklemekteyiz.

Ve yine aile üzerine yapılan tüm anketlerde, gelişmişlik ve çağdaşlık örgüsü gölgesinde uygulamaya konulan çalışmaların sonuçları tüm dünya kamuoyu tarafından dehşetle incelenmektedir. Gayr-ı meşru ilişkilerin yüzde yetmiş-seksenleri bulması, sigara, uyuşturucu ve alkolün kullanma yaşının sekiz-on’a kadar düşmesi, psikolojik rahatsızlıkların birçoğunun aile sisteminin bozukluğu ve sevgisizliğine dayanması ve bunun gibi birçok örnek… Çok ilginçtir ama gelinen noktada; batı halen doğunun gözünde ulaşılması zor ve zahmetli bir liman… Bir hayal ülkesi… Kaliteli bir hayat merkezi olarak görülmekte.

Ben derim ki; batı batmaktadır. Ve bu bataklığa batarken kendisiyle birlikte bir dünyayı batırmak istemektedir. Aslında ne istediğini bile bilememektedir. Başında bulundukları yapay güçlerin her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünüp böylece her şeyi halledebileceklerini ve tüm dünya düzenini kendilerinin kuracağını sanmışlardır.

Unutmayalım!..

Öyle bir yaratan var ki, seslenip duruyor ilahi kelamıyla bizlere… İnsanlara… Hatta tüm mevcudata… Rahmet ve merhamet için… O’nun hesabının yapılmadığı O’nun rızasının alınmadığı her güç, her sistem batmaya mahkûmdur.

Ve bugün bizler batıyı taklit etmeye çalışırken, onların ne denli bir bataklıkta olduğunu göremiyoruz, belki de fark edemiyoruz fakat onlar çırpınıyorlar… Bir damla rahmet, bir tebessümlü bakış, bir kucak sevgi dileniyorlar… Gelin! Gelin de kurtarın bizi! Diye feryat ediyorlar. Anlayıp akledebilenlere…

Son olarak, biz Müslüman’ız, biz Anadolu’yuz, biz sonsuz hazineler diyarı İslam’dan aldık bu gücümüzü. Bizim inancımızda aile sistemini en güzel bir şekilde olabildiğince sorunsuz yürütmek vardır. Anne ve babaya bir ömür boyunca “öf” demek bile yoktur. Bizim aile sistemimizde aldatmak yoktur. Gayr-ı meşru ilişki yoktur. Saygı vardır, merhamet ve nezaket vardır. Aşk vardır. Bizim özümüzde bütün dünyayı kendi ailemiz gibi görmek vardır. Yaratılanı sevmek vardır yaratandan ötürü. Merhamet vardır.

Merhamet dilenene avuç avuç merhamet ve sevgi sunmak vardır…

Ömer NOYAN