DENEME                 

ÖTEKİSİZLİK

Işıl CINGILLIOĞLU

Benim için “şûra” ötekiyle muhatap olmak, ötekiyle konuşabilmek, ortak bir paydada buluşabilmek demek. Evet, siz de ben de Kur’an’da Şûra diye bir sure olduğunu, istişareye yönlendirme olduğunu biliyoruz. Aranızda bu konuyu çok daha derinlemesine inceleyenleriniz de vardır. Soru şu: “Peki neden bu konuda sınıfta kalıyoruz? Ortak akıl, işbirliği, büyük danışma organları, meclisler, kurullar, dayanışma platformları denilince Müslümanlar mı akla geliyor? “Biliyorum ama… ” diye başlayan cümleler dilinizin ucundan kaçtı bile. Tahmin ediyorum pek çoğunu..

O ‘ama’lı cümleler biraz kenarda beklerken biz Yunusvâri takılalım. Biraz çuvaldızı bize batıralım. Biraz kusur üstlenip, öz eleştiri yapalım.

Öteki kim? “Ben” dediğim kimse, “Biz” kimse, onun dışında kalan diğeri/diğerleri. Bizim coğrafyamız ve genel olarak İslam coğrafyası “ben” ve “biz” konusunda muhafazakârdır. Tanımlamalar katı ve kapalıdır.

“Ben” ve “biz” mümkün olduğunca darlaştırılır ve itinayla “insan”dan en uzağa, en bucağa çekilir. Nice nice hiyerarşi vardır. Bakmayın Hinduizm’e burun kıvrıldığına; bizde de adı konulmamış kastlar vardır. Mesela “Müslüman” kelimesi yetmez. Alt kümesi ne? Daha da altı ne? Alt kümeler derken de, bunlar kesişmez bizde. Yolu kesişmez ki aklı buluşsun. Etiketler çatışır, laflar çakışır, kaşlar da birbirine çatılır hep. Abese ve tevalladır bizim “bizden görmediğimize” karşı tavrımız. Yan yana gelinmez, birlikte konuşulamaz. Belki bir Kâbe’de, bir de cuma günü aynı safa girebiliriz ki, onda da birebir tanımamaya güveniriz.

Müslüman coğrafyada, tam olarak “bizden” görmediği kişiyi veya kişileri insan saymamaya, “Müslüman” hiç saymamaya yeminli bir çoğunluk var. Aynı camiye gitmeyenler var. Hayır işinde bile, derneğinde, zekatında, kermesinde, kurbanında, sohbetinde ayrılık farz gibi. Aynı istikamet üzere, aynı yolda ayrı ayrı şeritler gibi değil de, ana yoldan çıkarıp zıt istikamete götüren bozuk tali yol veya çıkmaz sokak olarak görürüz ötekinin yolunu.

Allah’ın muradı işte: İnsan soyu sopu olarak farklılık çok. Farklı zihinler ve yetenekler var. Farklı tipler, karakterler var. Görüş olarak farklılık çok. Tutumlarda ise pek bir farklılık yok. Çeşitliliğe, farklılığa, çoğulculuğa razı olan da az. Genel olarak hâkim tavır, “bize” karşı tutucu bir seçkincilik, “ötekine” karşı düşmanlık. Ötekiye tahammülsüzüz. Bilinçli olarak ötekisiziz. Ötekisiz, körler sağırlar birbirini ağırlarız.

Bu ahval ve şeraitte şûra/istişare bizim zihin ve hayat kodlarımızda ölü bir kavram. Tam da mehcur bıraktıklarımızdan. Hani şu ağız dolusu, odalar dolusu, gösteriş dolusu var olup, ama aslında hiçbir şey değiştirmeyenlerden. Çünkü aynı kişiler ve aynı tarafta, aynı zihniyetle, aynı sözleri tekrarlayan kurşun askerler gibiyiz. Benim teşhisim bu: biz “ötekisiziz!”

Çoğulculuğa ve farklıların ortak payda etrafında birleşeceğine inanmıyoruz. Bu söylemi dillendirenler bile pratikte buna emek vermiyor, yeri gelince de farklıların birbirine danışma ve dayanışma hak ve fırsatlarını engelliyor. Biz danışacaksak bile genelde “bizden” olma şartı koşuyoruz. Yani ötekisiz danışıp, ötekisiz düşünüp taşınıyor, ötekisiz buluşup, birleşiyoruz. Eğer ortada sözde bir danışma meclisi, sözde bir ortak akıl, ortak bir vicdan varsa bile bu çoğunlukla “biz eksenli” çalışır. Cinsiyet, sosyal statü, ekonomik sınıf, meslek, dini veya siyasi ekol, mezhep, meşrep… aklınıza gelen her şey ile insanlık ortak paydasına kör ve fersah fersah uzak başkaca paydalara sığınabiliriz. Onların sloganlarını atar, onlar adına bayrak açarken diğerini dışlarız. Hatta diğerini küçümser ve kötüleriz. Bireyde, evde, ailede, toplumda, ümmette bu zihniyet hakimken istişare ancak hayaldir. İstişarenin kurumsallaşmış hali “şûra” ütopyadır.

Diyorum ki, ötekisizliğe baş kaldıralım. Biz kasten ve ısrarla bize en uzaktan en yakına öteki ile karşılaşmaya ve tanışmaya çaba harcayalım. Öteki korkumuzu yenelim. Düşman, sapık, hain… kodeximizle yüzleşelim. Muhatabımızın tavrından bağımsız, ilkeli davranalım. Ona rağmen düşünce özgürlüğünü savunalım. Bilgi, insan, barış, adalet gibi maruf kavramları ortak payda bilelim. Zalimden başkasına düşmanlık olmadığına yeniden iman edelim. Sonra daha adil ve daha merhametli bir dünya için danışma ve dayanışma boykotlarımızı (varsa) kaldıralım. Mahrum kaldığımız tüm öteki akıllar, tüm öteki vicdanlar, tüm fikirler, tüm öteki sözler, tüm öteki renkler ile tanışalım. Bu ötekilik coğrafya da aşmalı. Bu ötekilik çağ da aşmalı. Biz insanlığın medeniyet, tarih, kültür, bilim, sanat, keşif ve icat, akıl ve vicdan birikimini “ötekisiz” muhatap almaya niyetlenelim.

 

Deterjan ve çamaşır suyu reklamlarında beyaz sandığımız beyazımızın aslında grilemiş olduğunu gösterirler. Ya da bazen renk konusunda tereddütte kalır; ‘bu siyah mı ve lacivert mi?’ diye sorarız. Yan yana gelince belli olur.

İşte, öyle… yan yana gelsin akıllar, fikirler, kültürler, güzel niyetler, güzel işler, güzel usuller. Gördükten, dinledikten sonra en güzeline uyarız.

En güzeli biz olur muyuz?

Yan yana gelmeden belli olur mu?

Siyah mı, lacivert mi?

Beyaz mı, gri mi?